‘Ahi Mustafa Akgün’ ile ‘Maraş’ta bir 'İyilik, Sağlık' sohbeti!

Abone Ol

Mustafa Akgün Boğaziçi Üniversitesi mezunu bir muallim. BÜ mezuniyetinin ardından memleketi Kahramanmaraş’a atanan ve geride kalan 17 yıl boyunca bir taraftan memleketin evlatlarına ilim, irfan bâbında rehberlik ederken diğer taraftan da memleketindeki muhacirlerin, yoksulların, fakirlikten toprağa düşmüş olanların öksüz ve yetimlerin hâmiliğini üstlenmiş.

‘Modern zamanların Ahisi’

Mustafa Akgün kardeşimizle uzun bir aradan sonra âfet bölgesinde buluştuk… 

İkbal zamanlarında gitme imkânı bulamadığımız, 6 Şubata tarihlenen depremlerde kolu kanadı kırılınca iki hafta arayla gerçekleştirdiğimiz iyilik sağlık seferlerimizde 10 gün kaldığımız Kahramanmaraş’ta evlerinde öksüz ve yetim çocukların bulunduğu ailelerin kapılarını birlikte çaldığımız “modern zamanların Ahisi” Mustafa Akgün ile Maraş’taki hizmetleri üzerine bir e-mülakat gerçekleştirdik.

Okuyucularımız için kendinizi tanıtmanızı istirham ediyorum…

Kahramanmaraş’ta 1981 yılında doğdum, ilk orta ve lise tahsilimi burada tamamladıktan 1999 yılında önce İktisat bölümünü kazandım, daha sonra 2001 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünü kazandım, 2006 yılında mezun oldum ve yine kendi üniversitemde yüksek lisansa başladım. Aynı zamanda MEB bünyesine rehberlik öğretmeni olarak atandım. Halen bir ilkokulda çalışmaktayım. 2006 yılında evlendim. Yaşları 3-13 arasında değişen 5 kız ve 2 erkek evladım var. 2012 yılından bu yana Kahramanmaraş merkezinde yaşıyorum.

BÜ mezuniyetinizi müteakiben memleketinize geldiniz zamandan bugüne; geride kalan 17 yıla nazar ettiğinizde neler görüyorsunuz?

Üniversiteden mezun olup iş hayatına başlamak insan hayatının dönüm noktalarından birini oluşturuyor. Çoğu zaman bu süreçyine hayatınızın geri kalanını beraber geçireceğimiz eş seçimi kararıyla aynı döneme geliyor ki; bu denli iki kritik karar hayatımızın geri kalanını da büyük oranda şekillendiriyor. Geriye nerede yaşamımızı sürdüreceğimize karar vermek kalıyor. 

“Büyükşehire Uyum Güçlüğü Sendromu”

Modern zamanlarda üniversite mezuniyeti sonrası, çocukluğunu ve ilk gençliğini  Anadolu’da geçirenlerde gördüğüm ve oldukça yaygın olan “Büyükşehire Uyum Güçlüğü Sendromu”nu birkaçyıl ben de yaşadıktan sonra memleketime dönmeye karar verdim. Aslında burada yaşanılan bir çeşit ‘benlik kaygısından’ kaynaklanıyor. 

Nasıl bir benlik kaymasından söz ediyorsunuz?

Şöyle ki; az önce dile getirdiğim üçbüyük kararın sonuçları, o güne kadar eğitimimiz, değerlerimiz, tecrübelerimizle oluşturduğumuz ‘ideal benlik’ şemamızla ‘gerçek/yaşanılan benliğimiz’in ne kadar uyumlu olup olmayacağını da etki ediyor. İdealleştirdiğimiz yaşam tasavvurumuzla, sürdürdüğümüz hayat arasındaki bu örtüşme arttıkça; geri kalan yaşamımızdaki başta sağlığımız olmak üzere üretkenliğimiz, hayat karşısındaki maddi manevi bağışıklığımız, dahası mutmain bir kalp ve hayata sahip olmanın farkındalığı da artıyor. 

İnsanlığa fayda üretme çabası

İşte bu kaygılar ve arayışlarla geldiğim memleketimde; büyükşehirde su üstünde kalma çabasından arta kalan zamanların yetmediği “insanlığa fayda üretme” gayeme nispeten de olsa yakınlaştığımı görüyorum.

“Kariyer Planım gariplerin, muhtaçların hizmetinde bulunmaktır” cümleniz çerçevesinde “Yardım İşleri Kariyeriniz” nasıl başladı, bize biraz bu süreçten bahseder misiniz?

Gerek mezun olduğum bölüm gerekse de Boğaziçi Üniversitesi’nin kendisi “kariyer, gelecek planı, kendini gerçekleştirme vb. ” konularda birçok seçenek sunuyordu. Bu seçenekler aslında insana Rabbimizin verdiği en büyük nimetlerden olan “taakkul”e yani “akletme”ye dayalı “karar verme” yetisi, kendini tanıma sürecinde ‘kul’un işini kolaylaştırıyor. 

Rehber Psikolojik Danışman Mustafa Akgün: İnsan odaklı bir iş yapmalıyım.

İlk yerleştiğim İktisat bölümünü değiştirme kararımda da kendimle ilgili “insan odaklı” bir iş yapmalıyım arayışı etkili olmuştu. Kariyer planımda kendini bilme/tanıma çabam; beni, içimdeki sorumluluk bilinciyle, muhtaçinsanlara yardım edip, hayatlarına dokunabileceğim işler yapabileceğim tercihlere itti. 

 “Başta Yetimler olmak üzere muhtaçlara destek olmak…”

Elbette her kararın bir “fırsat maliyeti” olduğunu da biliyordum. Memleketime döndüğümde benim kariyerimin, “Başta Yetimler olmak üzere muhtaçlara destek olmak” üzerine şekilleneceğini bilmiyordum. Şüphesiz “cari şartlar”, bireylerin kariyerlerini yönlendiren temel unsurlar olmuştur…

Sizin cari şartlarınız?

Benimkinde de benzer şekilde etkili oldu. Suriye içsavaşı, yaşanan çatışmalardan kaçan muhacir mülteciler ülkemize gelmeye başladıklarında sınır illerine yakın yerler dışında önce birkaçaileyle başlayan kontrollü misafirlik süreci 2017 yılına kadar kontrolsüz bir şekilde devam etti. Bir gün bu mülteci ailelerden birini ailecek ve çaresizce kaldırımda otururken gördüm ve “nasıl yardım edebilirim?” diye düşünüp tanışmamla kariyerim başlamış oldu. 

İşe nasıl ve nereden başladınız?

O aileye önce ev bulup, dayayıp döşeyip, babalarına da iş bulunca tarif edilemez bir huzur, meslekî doyum aldım. Ardından, sorumluluk sahibi birkaçarkadaşımı da sürece katarak, o günkü imkânlarımız doğrultusunda yetimi olan 5 aileyi kardeş aile edinmek amacıyla BYV grubumuzdaki Mehmet Can Ural abinin paylaştığı bir mail sonucunda şehrimizdeki yetimlere destek olan bir abimiz vesilesiyle 15 Aralık 2013 yılında yetimi olan 5 aileyle tanışmamız kariyerimin yönünü belirledi. 

Sonra…

Akabinde yalnızca “Yetimi olan ve şehre yeni iltica edip şehirde ilk günü olanları” merkez alarak başlattığımız, yoğun bir öğrenme ve çaba gerektiren yardım süreci beni, 11 yılın sonunda binlerce yetim ve muhtaç/mazluma hizmet etme tecrübesi kazanmış, Rabbimin de inayet ve istihdamıyla, şehirde “yetim” deyince akla ilk gelen hâdimlerden biri olma şerefine nâil eyledi. 

11 yıl önce kaldırımda oturan bir aileye destek olmakla başlayan bu kariyer yolculuğu tıpkı meslekî kariyerler gibi fazlasıyla çalışma, emek, gayret ve dirayet gerektirdi. 

Yol arkadaşınız Aişe Demet Hanım bu süreçte nerede konumlandı?

Kıymettar ve müstesna bir eş olarak Aişe Demet Hanım; bu kariyerimde gerekli sabrı göstermeyip desteklememiş olsaydı, başta dünyalık kariyerim, yavrularımızın bakımı ve ihtiyaçları konusunda eksiklerimi kendisi tamamlamamış olsaydı,  mal ve makamım konusunda daha fazla talepkâr olsaydı, belki böylesine bir kariyerim daha başlamadan biterdi.

Kahramanmaraş’ta öksüz/yetimler başta olmak üzere mazlum ve muhtaçlara  yönelik hangi hizmetleri götürüyorsunuz  günlük, aylık ve yıllık bazda detaylandırmanızı istirham ediyorum…

Öncelikle; âlicenap milletimizin “karşılıksız verme” konusunda eşi benzeri yoktur. Mazluma, mağdura, muhtaca, hele hele öksüz ve yetime karşı duyarlılığı tarifsizdir. Yeter ki “Güven” kazanılsın ve korunsun. Kısaca milletimizin infak etme konusunda sorunu yok, tıpkı hayatın diğer alanlarında olduğu gibi “GÜVEN” sorunu var. İlk günden bu yana temel gayem “GÜVEN” tesis etmek olduğundan hem yardım alana hem de yardımda bulunana karşı kendimi sorumlu hissettim. Bu durum beni, takıntı düzeyinde ‘hesap verilebilir ve şeffaf’ bir sistem kurmaya itti.  Sistemin temel ilkeleri doğrultusunda şu hizmetleri vermeye gayret ediyoruz.

Aile Ziyaretleri (aylık):  10 yıllık bu süreçte her ay düzenli olarak (114 Aydır ) yaklaşık 400 aileden oluşan Yetim Aile havuzumuzdan en çok muhtaçolan, çoğunluğu yetim ya da ağır engelli; Türk, Suriyeli, Afgan, Iraklı ve Afrikalı  ortalama her ay 60 aileye,  ailedeki fert sayısına göre 300 ilâ400 TL. arasında nakit ve 350 TL’lik Bimcard Alışveriş kartı ulaştırıyoruz.

Yakacak Desteği:  Her yıl Kasım–Mart ayları arasında beş aylık kış döneminde aile havuzumuzdaki isteyen HER aileye Aylık 200 kg. odun ve 150 kg. kömür desteği veriyoruz. Yıllık yaklaşık 50 ton odun 20 ton kömür dağıtıyoruz. Örneğin; 2023 yılı kış döneminde 120.000 TL.’ye mukabil gelen odun ve kömürü ihtiyaçsahibi ailelere ulaştırdık.

Bayramlık Alışverişi: Her yıl Ramazan ayında (imkân oldukça bazen Kurban Bayramlarında da) yaklaşık 750 yetim çocuğa “Baştan Ayağa Bayramlık” kampanyamız çerçevesinde şehirde anlaştığımız büyük bir mağazadan kendi istedikleri Bayramlıkları (ayakkabı da dâhil olmak üzere) alıyoruz. 

Örneğin 2022 Ramazan ayında 636 YETİM çocuğa kişibaşı 350 TL. üzerinden yaptığımız alışverişe 200.000 TL. civarında ödeme yaptık. Yine, 2021 yılının Ekim ayında bir hayırseverin bağışıyla LCW mağazasından 288 çocuğun -kişibaşı 350 TL.'lik olmak üzere toplamda 100.000 TL.’lik- kışlık alışverişine aracılık ettik. Yine, uluslararası bir yardım derneğimizin talebi üzerine sistemimizde kayıtlı 700 aileden 3.500 kişiye 70.000 parça kıyafet desteği yardımına aracılık ettik.

Piknik ve İftar Organizasyonları: Her yıl Ağustos ayında listemizdeki muhtaçailelerden katılmak isteyenleri yılda bir defa şehrimizdeki Başkonuş yaylasına götürüp güzel vakit geçirmelerine vesile oluyoruz. Yine pandemi sürecine kadar her yıl Ramazan ayında  bayramlık alışverişi yaptıktan sonra aileleri topluca şehrin nezih mekanlarına iftara götürüp akabinde tüm çocuklara ve ailelerine hediyeler veriyorduk. Bu yıl deprem felaketi nedeniyle bu çalışmamızı iptal ettik.

MAİDE Aşevi Çalışması:  10 Eylül 2021’den bu yana haftanın 6 günü, ortalama günlük 50 muhtaçaileden (3’ü öğrenci evi)  250’den fazla kişiye sefer taslarıyla 3 çeşit sıcak yemek, ekmek ve sebze/meyveyi evlerine en yakın noktada ulaştırıyoruz.

Kurban Kesimi: Dileyen hayırseverlerin Vacip, Adak ya da Şükür kurbanlarının canlı hayvan pazarında uygun fiyat ve güvenilir şekilde kesilmesine aracılık ediyoruz. Ayrıca bu kurbanların etlerinin paylaştırılarak ya aşevindeki yemeklere ya da dileyenlerinkini doğrudan aylık dağıtımlarda para ve Bimcard alışveriş kartlarıyla birlikte muhtaçailelere ulaştırılmasını sağlıyoruz.

Kullanılmış Eşya Temini:  Şehrimizde kullanılmış, özellikle beyaz eşya, mobilya, yatak, halı vb.  malzemeleri alıp gerekli bakımlarını yaptırarak ihtiyaçlarını önceden tespit ettiğimiz ailelere ulaştırıyoruz.

Kırtasiye Desteği: Her yıl okulların açılmasıyla şehrimizdeki anlaşma yaptığımız bir marketten okula devam eden yetim ve muhtaçöğrencilere kırtasiye ihtiyaçlarını kendi elleriyle alabilecekleri bir kampanya yapıyoruz. Örneğin 2022 yılının Eylül ayında 210 Yetim ve Muhtaçöğrenciye 42.000 TL.’lik kırtasiye desteği verdik.

İdlib Bölgesi Desteği: 2021 yılının Ocak-Nisan döneminde üçsefer bizzat kendimizin organize ettiği ve kırsaldaki çadırkentlere ve yetimhanelere ulaştırdığımız 3 Tır  (80 Ton) un ve 10 Tır kömür ulaştırdık. Ayrıca oraya hemen her ay giden arkadaşlarımız aracılığıyla özellikle Ramazan ayında kurban, hazır su, iftarlık, nakit yardım ve gıda ürünlerinin gönderilmesine aracılık ediyoruz.

Başta yetimler olmak üzere TÜM muhtaçve mazlumlara, kamu ve STK’lardan faydalanabilecekleri ekonomik, sosyal, manevi destekler için gönüllü danışmanlık ve aracılık desteği veriyoruz. Örneğin; göçidaresine kayıt, Aile Bakanlığı, Kızılay vb. kurumların ekonomik desteklerin alınmasına rehberlik gibi.

Maşallah. Devlet; Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı gibi çalışıyorsunuz. Bu çalışmaları sürdürürken dikkat ettiğiniz husus ve ilkerinizden biraz bahsedebilir misiniz?

Aslında az önce değinmeye çalıştığım yardım alanla veren arasındaki güven köprüsü sürecini biraz açarak sözlerime devam edebilirim. 

Lütfen…

Buradaki gayem okuyucularımızdan da bu tarz faaliyetlerde bulunan/bulunacaklara destek olabilecek hususlara değinmek istiyorum.

Hedef Kitlenin Doğru Belirlenmesi: Bizim gibi sınırlı kaynaklara sahip yardım işleri gönüllülerinin tüm ihtiyaca, her zaman ve mekânda karşılık veremeyeceği bir gerçek. Bu yüzden tarihimizde de güzel örnekleri bulunan bir alan belirleyip o alanda hizmette uzmanlaşmak örneğin; yetimler, engelliler, öğrenciler, yaşlılar vb. alanlarda faaliyet göstermek, etkinlik ve verimliliği artıracak, bereketlendirecek bir unsur olacaktır. 

Bir alanda uzmanlaşmak, o alanın geneline hâkim olmayı kolaylaştırıyor.

Bir alanda uzmanlaşmak, o alanın geneline hâkim olmayı kolaylaştırıyor. 

Yardım Alan Muhtaç/Mazluma Yaklaşımımız

Yardım Alan Muhtaç/Mazluma Yaklaşımımız: Başta yetimler olmak üzere muhtaçlara bakış açımız: “Rabbimizin bize salihlerden olma imkânı verdiği birer fırsat” olarak görmekle başlıyor. Aslında burada veren başkasına değil, kendine vermiş, katmış, biriktirmiş oluyor. Tıpkı peygamberimizden (sav) rivayet edilen  şu anekdotta olduğu gibi: 

“Ya Aişe kurbandan bize geriye ne kaldı?”

“Ya Aişe kurbandan bize geriye ne kaldı?” sorusuna, Aişe (r.anha) annemizin “Sadece bir kürek kemiği” cevabına müteakip “Desene ya Aişe (r.anha) bir kürek kemiği hariçhepsi bize kaldı” yaklaşımı ilkesinde olduğu gibi bağışlayan ve buna aracılık eden bizlerin de tavrı bu şuurla olursa muhtaca ve mazluma, cennet vesilemiz olacak bir fırsat, imkân olarak bakarız. İnsan da elindeki fırsatı kaçırmamak için ne kadar özenli davranırlarsa biz de aynı özen ve ihtimamı karşımızdaki mazlum ve muhtaçlara göstermeye çalışıyoruz.

Mazlum ve muhtacın mahremiyetine azami özen gösteriyoruz.

Öte yandan; mazlum ve muhtacın mahremiyetine azami özen göstermeli… Bize ulaşan/ulaştırılan yardım talebinde takip ettiğimiz protokol şu şekilde oluyor. Evlerine ilk ziyareti haber vererek, en az iki kişilik ekiple, gündüz vaktinde yapıyoruz. İlgili aileyi destek  sistemimize kayıt edip etmeyeceğimize; bize istenilen evrakların sunulması, görüşmedeki cevaplar/izlenimlere göre karar veriyoruz. Ayrıca mağduriyetin mutlaka civardaki komşular, tanıdıklar ve mümkünse kurumlara sorulması yoluyla teyidini alıyoruz. Süreçiçinde birkaçkez yaptığımız sürpriz ziyaretlerle ailenin yardım listemize girip girmeyeceğine karar veriyoruz. 

Yardım Edene (Bağışçıya) Yaklaşımımız

Aslında bu konuda sadece empati yapmak yeterli. Müslümanlar olarak yeryüzünün en cömert ve fedakâr topluluğu olmamızın yanında yardım/bağışımızın akıbeti konusunda titiz davranıp akıbetini sorgulamak da temel sorumluluğumuzdur. Bilakis bu sorgulamalar, aracılık edenlerin de sistemlerinin tekâmülü konusunda teşvik edici olacaktır. İlk günden bu yana kim bir bağışta bulunmuşsa bu bağışın; ne zaman, nerede, nasıl ve kime kullanıldığını bana soracakmış gibi kayıt tutmaya, müşterek hareket etmeye özen gösteriyorum. Bunun için asla şahsî hesap bilgilerimi öz kardeşim de dâhil kimseye vermedim. Kimseden para almadan, malı veya hizmeti kimden alıyorsam doğrudan bağış yapanı oraya yönlendirip takibini yaptım. Bu bazen odun/kömür, bazen kurbanlık bazen Bimcard alış veriş kartı olmuştur. Bağışçı, ödemesini yaptıktan sonra bana haber verir, kullanımı sürecinde de kendilerine adım adım bilgi vermeye gayret ederim. Bağışçı her ne kadar güvendiğini, tasarrufunu bize bıraktığını söylese de bu ilkemden hiçvazgeçmedim. 

Güveni korumak temel unsur.

Güveni korumanın temel unsur olduğunu hiçunutmadan çalışmalarıma devam ediyorum. Bunu tesis için şu örneği vereyim…

Lütfen, buyurunuz…

Covid salgını sürecinde her yıl yaptığımız Yetime Baştan Ayağa Bayramlık alışverişi programımıza fiziken katılamayacak bağışçılarımız için Youtube üzerinden bir kanal açarak iki gün boyunca bu kanaldan alışveriş yapan aileleri canlı izlemelerini sağlayacak altyapıyı oluşturdum. Bu ve benzeri tüm örneklerde gayem; şeffaflığı tesis ederek, hayırseverlerin güvenini devam ettirmek oldu.

Öte yandan mümkün olduğunca herkesin bizzat kendi yardımlarını kendi elleriyle yapmalarını sağlayacak alt yapıyı kurdum. Bu yardım süreçlerinin hayırseverler ve aileleri için eğitici bir sürece dönüşmesi için kardeş aileler oluşturarak, alanla-veren arasında yalnızca maddî değil mânevî bir köprünün oluşmasına da gayret ettim.

Süreçilerledikçe bu ilkeler işimizi fazlasıyla kolaylaştırdı. Netice itibariyle ortaya çıkan ilkelerimden bazılarını şöyle sıralayabilirim:

-Mazlumun/muhtacın dini, dili, cinsiyeti, ırkı, mezhebi vb. her hangi bir sıfatına değil ne olursa olsun sadece ihtiyaçsahibi olmasına odaklanıyoruz. Bu muhtaçlar bize; bazen bizim özellikle YETİM ailelerle ilgilendiğimizi bilen STK temsilcileri/sahada çalışanlar aracılığıyla bazen de  yardım alanlar aracılığıyla ulaşmaktadır.

-Özellikle aylık rutin ziyaretlerimizdeki ailelerin; YETİM (Babaları savaşta ya da ülkemizde ölenler)  olan aileler olmasına, evin herhangi bir gelirinin olmamasına ya da en düşük gelirlilerden oluşmasına dikkat ediyoruz. Evde çalışan, 16 yaşından büyük erkek ya da başka bir yakınlarının olup olmadığını kontrol ediyoruz. Bekâr olan kız çocukları ve yetişkinleri için yaş sınırı uygulamıyoruz.

-Bu organizasyona destek veren hiçbir kimseye 11 yıldır şahsi hesap vb. bilgileri paylaşmadan yani parayı şahsımızda toplamadan mümkünse bağış yapanın bizzat kendi eliyle ihtiyaçsahibine, değilse de ona ulaştırılan Bimcard, kıyafet, odun, kömür, erzak ve her türlü alışverişi kiminle yapıyorsak (kestirilen kurbanlar da dâhil olmak üzere) doğrudan, o işyerlerinin hesabına ulaştırılmasını sağlıyoruz. 

Örneğin…

Aylık rutin dağıtımlarımızda verdiğimiz Bimcard'lar için BİM'in genel merkezindeki IBAN numarasına ya da Bayramlık için LCW'nin merkez hesabına ödeme yapılmasını isteriz.  Ayrıca en baştan bu yana çalıştığımız odun-kömürcü, sobacı, kurbancı, battaniye/halıcı hep aynı kişiler… Bu işyerleriyle dönemlik en uygun anlaşmaları yapıp bize destek olmak için soranlara duyuruyoruz. Onlar da nereye isterlerse oraya gönderip sadece hesabını tutabilmemiz için ödeme dekontunu bize gönderiyorlar. En yakın akraba, arkadaşlarımızla dahi şahsî para alışverişimiz olmuyor. 

Kahramanmaraş’ta muhtaçla hayırsever arasında naif bir köprü…

Kısaca muhtaçla hayırsever arasındaki köprüyü kuruyoruz. İlk günden bu yana ‘güven'in tesisi için şeffaf ve herkese açık bir hesap tutarız. Hem o ay bağış yapanlarla hem de şehirdeki diğer organizasyonlarla/isteyenlerle,  destekte bulunulan ailelerin bilgilerini paylaşarak mükerrer yardımların önüne geçip daha fazla muhtaca ulaşılmasını önceleriz. Geçici kimlik, telefon ve adres bilgisi olmayan kimseye yani kayıtsız hiçkimseye destekte bulunmayız.

YETİM ve muhtaçolma şartı için ölüm belgesinin doğruluğunu yıllardır güven ilişkisi içinde olduğumuz Aile Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’yle, Göçİdaresi’yle, belediyelerin Sosyal İşler Daireleriyle, Kaymakamlıklarla, muhtarlarla  ve ilgililerin komşularıyla teyit ettirmeden destekte bulunmayız. Ayrıca bize yardım için ulaşan gerçek ihtiyaçsahiplerinin kamu ya da STK'lardan  da yardım alma hakları varsa öncelikle oralardan alması için kendilerini yönlendiriyoruz, onlar adına o kurumlardan destek istiyoruz. Çünkü bizim desteğimiz çok kısıtlı oluyor. Destek verdiğimiz ihtiyaçsahipleri bizim adımızı, kimliğimizi bilmez sadece uzun zamandır yanımızda olan tercümanımızı tanır ve taleplerini ona iletirler. Ailelere ulaştırılması için yapılan hiçbir alışverişe, anlaşmaya ve ihtiyaçsahibine yapılacak ziyarete yalnız başına ve gece vakti gidilmez. İlk 1-2 sefer dışında evin içine kesinlikle girilmez. Ölüm, hastalık, engellilik, borçluluk, boşanmışlık vb. durumlar için mutlaka ilgili evraklar istenir ve teyidi alınır. Herhangi bir yere ödeme yapmak isteyene hesap bilgileriyle işyerinin iletişim bilgileri de gönderilir ki farklı kanallardan soruşturularak güven tesis edilebilsin.

Yapılan hiçbir çalışma; basında, sosyal medyada vb. mecralarda reklam amacıyla paylaşılmaz, duyurulup ilan edilmez. Sadece şahsî telefonumdan rehberimdekiler Watsup uygulamasının “Durum” paylaşımı yaptığım zaman görülebilir. (Bunu da her ay dileyenlerin haberdar olması, çalışmaları ve ihtiyaçları görmesi için son 1-2 yıldır yapmaktayım.) Hiçbir ihtiyaçmalzemesi alınmadan yani borçlu olmadığımız hiçbir yere afaki/önden bir ödeme yapılmaz. Yani muhtaca ulaştırılmayan hiçbir şey için bağış ödemesi yapılması istenmez.

Sonuçolarak; bu çalışmaları yapan gönüllü aracılar olarak; sadece Allah rızası için, gerçek ihtiyaçsahipleriyle müşfik hayırseverler arasında birer köprü olma gayretindeyiz.

Maşallah. Bârekallah… Kahramanmaraş’ta pek çok STK’da aktif görev alıyorsunuz. STK hizmetleriniz ve gönüllülük çalışmalarınız için bir paragraf açalım…

Hasbihalimizin başında da belirttiğim üzere memleketime  gelmemdeki temel amaçlarımdan biri de imkânları kısıtlı olan bölgelerdeki çocukların büyükşehirdeki akranları arasındaki fırsat eşitsizliğini azaltıp bazı eğitimler aracılığıyla kendi yetenek ve becerilerini geliştirebilecekleri imkânları oluşturmaktı. 

Dulkadiroğlu Gençlik Merkezi Projesi

Bunun için gerek muhafazakâr camiamızın geleneksel STK’larında gerek, İmam Hatip Okullarında gerekse de şahsî inisiyatifimle başvurusunu yapıp yürüttüğüm kamu destekli projelerde görevler aldım. 2014 Yılında yürüttüğüm bir PRODES projesi olan “Dulkadiroğlu Gençlik Merkezi” çalışması çocuklarımıza ve gençlerimize müteveccih yepyeni ufuklar açtı. Bu proje için açtığımız gençlik merkezimiz; şehirde ilk defa mültecilerin düzenli bir eğitim alabildikleri ‘okul’ kurumuna dönüştü. 2018 yılında Milli Eğitim Müdürlüğüne devredene kadar 6 farklı yerde yıllık 800-1000 arası mülteci öğrenciye birçok alanda eğitim veren okullara dönüşen bu projemiz; BM UNİCEF ve Kamu Denetçiliği Kurumu vb. birçok kurum tarafından taltif edildi. 

Bunun gibi STK’larda yaptığımız basit projeler, ön göremediğimiz devasa hayırlara vesile olabiliyor, birçok açıdan toplumun çok farklı kesimleri tarafından istifade edilen çalışmalara dönüşebiliyor. Yani Rabbimizin -rızasını kazanmaya yönelik- iyi niyetle, karşılıksız başlattığımız basit amellerimizi nerede, nasıl ve ne zaman “bereketlendireceğini” hiçkestiremiyoruz. 

Postmodern çağda yoksulların, öksüzlerin ve yetimlerin âvâzı ne kadar işitiliyor?

İbrahim Ethem ağabeyim, maalesef çok ızdırap duyduğum bir mevzua parmak bastınız. Her geçen gün, başta ekonomik nedenler olmak üzere, sosyal ve ahlâkî bozulmanın neden olduğu gelir adaletsizliği, savaşlar, salgınlar gibi sebeplerle bireysel ve toplumsal duyarsızlığımızdaki artış; toplumun en zayıf halkası olan başta yetim ve öksüzler olmak üzere yoksulların, engellilerin, tutunamayanlarının sessiz çığlıklarına bizi kör, sağır ve dilsiz ediyor. Öyle ki bırakın aynı şehri, aynı sokaktaki muhtaçlara dahi bigâne kalıyoruz. Oysa zekât ve infak gibi toplumsal kurumlarıyla İslâm medeniyetinin baş tacı edilen mahzun ve masum muhtaçları, bu her şeyin sentetik olduğu çağda, bırakın korunup kollanmayı gündeme bile alınmıyor. Yapılan günü birlik, geçici yardımların bırakın sadra şifa olmasını orman yangınını oyuncak su tabancasıyla söndürmeye benziyor.  Mezkur kesimin ihtiyaçları görmezden gelindikçe uyuşturucu, fuhuş, kumar, mala ve insana karşı suçlarda artış gibi  yeni toplumsal yaralar açılıyor.  Başta, yardım faaliyetlerinde görevli her bir ferdin olmak üzere tüm Müslümanların; ekmek ve su gibi hayati bir görevi de bu kesimin sorun ve taleplerini her platformda dile getirerek onlara bir ses, bir nefes olmaktır.

2012 yılında yardım faaliyetlerine başladığımda aslında belediyelerin, kamunun ve belli başlı kamu destekli STK’ların (Kızılay vb.), yoksulların ve yetimlerin seslerini duyurup sorunlarının çözümü için etkin bir şekilde mücadele ettiğini zannediyordum. Bu 11 yıllık süreçte gördüğüm kadarıyla bu sorunun kökten çözülmesini kimse istemiyor, ekonomik ve sosyal anlamda yeterli etkiyi oluşturamayan STK’larımızın çalışmaları ise günü kurtaracaktan cinsten. Ecdadımızın kurduğu vakıfların, oluşturulan destek sistemlerinin yoksullukla mücadelede çağlarının çok ötesinde çözümler sunduğunu müşahede ediyorum.

” …Bu problemin hallinde Osmanlı toplumunda vakıflar, yetimhaneler ve benzeri kurumlar vasıtasıyla verilen hizmetlerin yanında doğrudan yetimlere yönelik kendine özgü bir kurum geliştirilmiş, kimsesiz ve bakıma muhtaççocukların ihtiyaçlarının karşılanması, yetiştirilmesi ve topluma kazandırılması için önemli miktarlara ulaşan fonlar oluşturulmuştur. Eytam Sandıkları olarak adlandırılan bu fonlar, başlangıçta ferdi olarak uygulanırken zamanla kurumsal bir hüviyet kazanmıştır. Bu fonlarda toplanan paralar işletilmek suretiyle elde edilen gelir, yetimlerin ihtiyaçlarına sarf edilmiş, anaparanın muhafaza edilmesi suretiyle de hizmetin sürekliliği sağlanmıştır. Eytam Sandıkları konusunda Osmanlı arşivlerinde oldukça zengin kayıtlar bulunmasına rağmen bunlar henüz yeterince değerlendirilmemiştir. Dolayısıyla Eytam Sandıklarının ortaya çıkışı, tarihi gelişimi ve işleyişi ile ilgili bilgilerimiz sınırlıdır.”  

Prof. Dr. Tahsin Özcan’ın bir makalesinden alıntıladığım bu pasajda değinilen “Eytam Sandıkları” ya da yetimlerin sahiplenilerek/eğitilerek topluma kazandırılması gibi çözüm önerileri konusunda henüz yolun başında olduğumuz kanısındayım.


Ahi Mustafa Akgün ve İyilik Sağlık Vakfı YK Başkanı, yazarımız İbrahim Ethem Gören Kahramanmaraş" ta="" öksüz="" ve="" yetim="" çalışmalarında

Kahramanmaraş’ta yoksulluk ve yoksunlukla mücadelede sahada kimleri görüyorsunuz?

Ağır aksak da olsa gün geçtikçe iyileşen sosyal ve ekonomik yardımlarıyla başta kamu kurum ve kuruluşlarımızla, inancının gereği yetimlere ve yoksullara sahip çıkmaya çalışan STK’larımız dışında sahada maalesef pek kimse görünmüyor. Hele hele kanımca iki kere mazlum olan mültecilere olan kin ve öfkenin her geçen gün artması yoksullukla olan mücadeleyi daha da zorlaştırıyor.

6 Şubat depremlerini Kahramanmaraş’ta yaşadınız… Deprem anında ve ilk günlerde neler yaşadınız? Mezkûr günlerde Kahramanmaraş özelinde bir durum değerlendirmesi rica ediyorum.

Depreme kendi evimizde yakalandık, geniş aile olmamız nedeniyle 7 yıllık çabamızın sonucunda 8 ay önce taşındığımız müstakil evimizde her hangi bir hasar olmadığını görüp, 1. dereceden akrabalarımdan enkaz altında kalan ve evi yıkılanların olmadığını öğrenince doğrudan saat 10.00 gibi Kriz Yönetim Merkezi’ne geçtim. Tam bir kaosun hâkim olduğu âfetin ilk saatlerinde aklıma beslenme ihtiyacı geldi. Çünkü ne enkazda çalışacak gücüm ne de aletlerimiz vardı. Elimden geleni yapmak için yıllardır yaptığım işi yapmaya karar verdim. Hemen -aşevi işlettiğimizden dolayı- irtibatlı olduğum tüm marketleri aradım ve saat 14.00 gibi büyük bir marketten meyve suyu, kek vb. ne kadar paketli hızlı tüketilecek ürün varsa aldım. Bu esnada şehirde doğalgaz ve elektrik olmadığından elimizdeki ocaklar çalışmıyordu.  6 Şubat günü saat 18.00’a kadar 4 adet tüplü ocak, 6 adet tüp ve aşçıyla birlikte yardımcıları organize ederek saatte 1.200 bardak çorba hazırlayabilecek mevcut mutfağımızı faaliyete geçirdik. Aynı saatlerde odun fırınlarına un tedarik edip, ekmek yapımını da başlattık ve gece saat 02:00’a kadar insanların topluca bulunduğu alanlarda sıcak çorba ikramında bulunduk. 

İkinci gün!

İkinci günün akşamına doğru şehrimize gelen yardım tırlarının organizasyonunda gördüğüm aksaklık nedeniyle, çorba ikramına devam ederken, merkezi konumda bulunan yaklaşık 3.000 m2’lik iki adet kapalı sahayı ve 1.000 m2’lik bir depoyu lojistik merkezine dönüştürdük. Bir yandan buraya il dışından yardım işlerimizden dolayı bizleri tanıyanların sevk ettiği tırlardaki malzemeleri indirirken diğer yandan da gönüllülerden oluşan araçlı dağıtım ekipleriyle vatandaşların kaldıkları yerlere acil ihtiyaçları ulaştırdık. Depomuz kısa sürede -özellikle kırsal kesimin yoğun olarak kullandığı yollara yakın olması sebebiyle- hemen tüm ihtiyacın tedarik edilebileceği bir ‘sosyal markete’ dönüştü. 

5. gün…

5. gün bireysel ihtiyaçların nispeten giderilmeye başlanmasıyla, halkın mükerrer ve ihtiyacından fazla malzeme alması beni yeni bir arayışa sevk etti. Bu süreçte enkazların ve yıkımın yoğun olduğu mahallerde fark ettiğim misafir aşevlerinin çokluğu ve çeşitliliği bir yandan beni sevindirirken diğer yandan yeni bir hizmet kapısı fikrini doğurdu. 

6. gün…

6. günden itibaren kurduğumuz depodan bireysel dağıtımları en aza indirirken kurulan misafir çadırlarının başta temiz su, tüp, et ve ekmek olmak üzere kuru gıdadan hijyen ürünlerine varana kadar tüm ihtiyaçlarını karşılayacak alt yapımızı oluşturduk. Bir yandan da her gün yeni aşevleriyle tanışıp kurduğumuz sisteme katarak oluşturduğumuz iletişim gruplarıyla hızlıca ihtiyaçların giderilmesine başladık. 

8. gün…

Depremin 8. günü yani 14 Şubatta şehrin genelinde hizmet veren yaklaşık 20 aşevinin temsilcileriyle yüz yüze toplantı yapıp, kimin ne kadar hizmet verebileceği, âfet bölgesinde ne kadar kalabileceği, neye ihtiyacı olduğu gibi konularda istişaremizi yapıp yeniden harekete geçtik. 

21. gün…

Depremin 21. gününe kadar sayıları 40’a ulaşan mezkûr aşevlerine bir yandan sabahları tüpten yağa, kuru gıdadan suya tüm sarf malzemelerini koyup bulundukları yere servis yaparken diğer yandan da depoya kendi araçlarıyla gelen depremzedelerin ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştık. Aynı süreçte başta temiz su, kumanya ve temizlik paketi olmak üzere, kıyafetten oduna, sobadan taze sebze meyveye kadar birçok ürünü hem tekil hem toplu yaşam alanlarının taleplerinin karşılanmasında tedarik etmeye çalıştık. 

Son bir ay…

Son bir aydır ise bir yandan şehrimizde çoğunluğu Ramazan sonuna kadar hizmet verecek aşevlerinin et ve tüp gibi ihtiyaçlarını karşımaya çalışırken diğer yandan depremde anne/babasını ya da her ikisini kaybetmiş yetim ve öksüzleri farklı kanallardan tespit ve teyit etmeye çalışıyorum. 

11 yıldır oluşturduğum mevcut 400 yetim ve muhtaçaileden oluşan listeme depremde öksüz ve yetim kalanların bilgilerini eksiksiz kaydedip bu ailelere destek vermek için şehrimize gelen Kamu ve STK’lara mihmandarlık etmeye çalışıyorum.  

Toplamda 600’den fazla yetim ve muhtaçailede yaklaşık 2.000 kişilik bir listeyle ekonomik, eğitim ve psikososyal destek vermek isteyenlere yardımcı olma gayretindeyim.

Rabbim gayretinizi dâim kılsın… Geride kalan iki aya yakın zaman diliminde depremzedelerin yaralarının sarılmasına mâtuf gözlemleriniz…

Deprem sonrasında hâkim olan kaos ve çaresizlik hissi başta STK’larımızın ve gönüllü yardımseverlerin faaliyetleri sayesinde 3. günden itibaren azalmaya başlamakla birlikte devletimizin kamu düzenini oluşturmak için aldığı önlemler, arama kurtarma ve enkaz kaldırma, yeniden inşa ve ihya çalışmaları acıların hafifletilmesinde önemli rol oynuyor. 

Başta binaların oluşturduğu enkazın kaldırılarak psikolojik yıkımın da etkilerinin azaltılması, şehirde “yeni normal”e dönüşün hızlanması ve hissedilen travmanın hafifletilmesi için şehirden ayrılanların azalan artçılar sonrasında Bayramı müteakip okulların da açılmasıyla dönüşlerinin hızlanması moralleri yükseltecek ve inşa/ihya sürecini hızlandıracaktır.

Burada özellikle İslami STK’larımızın bu normale dönüşe yaptıkları yardımlarla katkılarına değinmeden geçemeyeceğim. İslami şuur ve sâiklerle verilen hizmetin, tıpkı bir vücudun âzâları gibi gösterilen dayanışma örneklerini bizler unutsak tarih unutmayacaktır.

Bugünkü günde durum nasıl? Depremzedelerin, çadırlarda ve koyteynır kentlerde ikamet eden kardeşlerimizin genel ihtiyaçve talepleri neler?

İlk günkü şokların hem halkta hem de devletimizde gün geçtikçe azaldığını gözlemlemekteyim. İnşallah enkazların tamamen kaldırılması ve bir yandan da konteynerlerin evi yıkılan/yıkılacaklara daha fazla sunulmasıyla birlikte barınma, ısınma ve temizlik ihtiyacı azalarak bitecektir. 

İnşallah…

Öte yandan işlerini ve iş yerlerini kaybeden esnaf ve sanatkârların mutlak surette maddî mânevî desteklenmesi elzemdir. Bu kapsamda daha önce aynı imtihana maruz kalmış 1999 depremlerinin âfetzedelerinin -hiçbir şey getirmeseler de- şehre gelerek mezkûr zümreye, işlerin yoluna gireceği konusunda kendi tecrübelerinden mülhem tavsiye ve telkinlerine ihtiyaçduyulmaktadır.

Yine Ramazan süresince aşevi hizmeti veren tüm kurum ve STK çalışanları gerek malzeme tedariki zaviyesinden ve de gerekse ekonomik açıdan desteklenmelidir. Kahramanmaraş’ta yaz aylarına kadar düzenli olarak yemek yapılan sabit aşevlerinin bulundurulması, evlerine geçmede tereddüt yaşayanların ihtiyacını gidermelerine fayda sağlayacaktır.   

Depremden en çok çocuklar etkilendi. Kahramanmaraş’ta oldukça gençnüfusa sahip gleceğimizin teminatı gençlerimizi, çocuklarımızı, bebeklerimizi kaybettik. Bu meyanda hissiyatınız nasıl şekilleniyor?

Az önce bahsettiğim üzere depremin hemen sonrasında yaşadıklarım -anlattığım kısımdaki günlük 20-22 saatlik çalışma temposu- beni fiziken zorlasa da hiçbiri bir yetimin bulunduğu evi ziyaret etmek kadar zorlamadı. Bu işlere her ne kadar alışık olsam da ‘profesyonel’ yaklaşmam gerekse de, sayılarla ifade edilen her bir kayıp beni derinden etkiliyor. Bir kuşun, böceğin bile yaşamına empatik yaklaştığımdan, hepsi küçük yaşta olan 7 evladımın ya da eşimin benzer durumda verecekleri tepkileri düşünmek bile beni derinden, çok derinden etkiliyor.

Mustafa Akgün: Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.

Elbette her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Geride kalan her bir yavrumuza, giden anne babalarını aratmayacak şekilde sahip çıkarak, maddî ve mânevî her türlü ihtiyaçlarını gidermede destek olabilirsek bu keyfiyet yaşadığımız acıları bir nebze de olsa azaltacaktır.

Kahramanmaraş’ta zenginlik içindeki yoksulluğa bir de deprem sancısı eklendi. Hizmet götürmekte olduğunuz kardeşlerimizin hanelerine yansımakta olan âfet ve deprem gündemini de konuşalım…  

Az önce değindiğim aşevlerinin, sosyal marketlerin, giyim mağazalarının, travma sürecinde iyileşmeyi hızlandıracak etkinliklerin en azından yıl sonuna kadar sürmesini istememin sebebi; yardımların, âfetle birlikte son yıllarda yaşadığımız ve en çok da bahsettiğiniz kesim tarafından etkileri hissedilen ekonomik krizin, konut/barınma krizinin sebep olduğu “hayatta kalma” kaygısını azaltacak olmasındandır. Yine, kişinin yalnız olmadığı hissi veren bu tür destekler en az ekmek ve su kadar kıymetlidir.

Özellikle yakınlarını kaybedenlerin yaşadığı ümitsizlik ve karamsarlık; malını, evini, arabasını kısacası hayat standardını kaybedenlerin yaşadığı çaresizlik unutulmamalı. Bunların etkilerini azaltacak, ‘sabr-ı cemîl’i tavsiye edecek etkinliklerin de bundan sonraki süreçte aşevleri kadar elzem olduğu aşikârdır. Hal böyleyken seçim gündemiyle, ‘yaz tatilinin’ gelmesiyle buralardaki hizmetlerin aksaması, bu topraklarda özellikle gençlerimizin inançlarının zayıflamasına sebep olacaktır.

Son olarak okuyucularımıza nasıl bir mesaj vermek istersiniz? Sizin ilave etmek istediğiniz hususlar nelerdir?

Şu çok açık bir gerçek ki; yaşadığımız bu âfet yüz yıllarca unutulmayacak, etkisi, nesiller boyunca aktarılacak boyutta zihinsel, psikolojik ve ruhsal fay kırıklarına neden olmuştur. 

Kahramanmaraş’a çok büyük bir acı ve çaresizlik bulutu çökmüş durumda.

Şehre çok büyük bir acı ve çaresizlik bulutu çökmüş durumda. Yakınlarını kaybedenler için hiçbir zaman hayat eskisi gibi olmayacak. Uzun bir süre neşeli türküler söylenemeyecek, sevinçler hep buruk kalacak. Âfetin sonuçlarına alışsak da ruh dünyalarındaki yıkımları unutulmayacaktır. Fakat her zaman olduğu gibi böylesine bir âfet imtihanın sonuçlarıyla ancak Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye ışığında gösterilecek bir yaklaşım ve bakış açısıyla mücadele edilebilir. Bu bağlamda yaşantımızı, önceliklerimizi ve geleceğimizi yeniden değerlendirip ona göre yeniden başlayacağımız “yeni hayatımızda” şimdiye kadar yaptığımız hatalara düşmemeyi ümit ve tavsiye ediyorum. 

Bizlerin başına gelen maddî ve mânevî yıkımın İstanbul’un, İzmir’in, Adana’nın… başına gelmeden önce kendi düşünce tasavvurumuzdan başlayarak mevcut şehir yapılarını düzetmeye başlamayı, sonra bunu tüm alanlara yayarak gerekli her önlemi vakit kaybetmeden almayı öneriyorum. Günlerce rengini beğenmek için uğraştığımız mobilyaların, eşyaların, arabaların kısacası geçici olan her şeyin yeniden değerlendirilip hayatımıza, ruhumuza ne kadar sokulması gerektiğini bir kez daha düşünmeyi, hak ettiklerinden fazla kıymet verilen her şeyin bir an önce olması gerektiği ölçüde hayatımıza ve ahiretimize alınması tavsiyesinde bulunmak istiyorum.

Öte yandan böylesine bir yıkıma sebep olan “Asrın Felâketi”nin her  türlü sonucunun altından, başta inancımız, geleneklerimiz ve kültürümüz sayesinde kalkabilmemizin modern zamanlarında anlam arayışlarında kayıp olan, bitmek tükenmek bilmeyen varoluş kaygıları yaşayan, “yalnızlık”tan muzdarip, bireysel ve benmerkezci toplumlardaki tüm insanlığa bir  “ümit ışığı” olabileceği kanısındayım. Bu süreci sağlıklı bir şekilde yürütür ve tüm insanlığa aktarabilirsek, yüz yılın felâketi kabul edilen bir âfetin altından elbirliğiyle, inancımız ve kültürümüz sayesindeki “birlik oluşumuzla” kalkabilirsek,  yer yüzünde bir süper kahraman gibi kurtarıcı bekleyen tüm insanlığı da uyandırabiliriz. Belki de böylesi bir âfeti, ‘şerri’, bu vesileyle Rabbimizin de yardımıyla ‘hayr’a dönüştürebilir, insanlığın yaşanılan bu karanlık çağdan aydınlığa kavuşmasına yardımcı olabiliriz.

Sonuçolarak; Rabbimizin Bakara suresi 214’incü âyetinde: “Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenlerin benzeri size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız! Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve (öylesine) sarsılmışlardı ki sonunda (her) elçi ve beraberindeki müminler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” demişlerdi. Dikkat edin! Allah’ın yardımı yakındır.” hatırlatması gibi elbette böylesine bir güçlük karşısında karamsarlığa ve ümitsizliğe kapılmadan, Rabbimin her alanda yardımını beklemekteyiz.  

Rabbimin bu yardımlarına vesile kılıp âfet bölgelerinde istihdam eylediği tüm gönüllü ahiler, başta kendilerinin olmak üzere yardım ettikleri tüm mazlum, mahzun ve muhtaçların kurtuluşlarına da vesile olmasını niyaz ederim.

Âmin. Âmin. Âmin…