13 Temmuz 2020, Pazartesi
Son Dakika

Akif Ahlakına Muhtacız..

13.03.2020

Yirminci ve halen yaşadığımız yirmi birinci yüzyılda farklı ideolojik görüşlere sahip kalem erbabının hakkında konuştuğu, yazdığı ve düşündüğü yegâne insan Mehmet Akif Ersoy’dur. Farklı ideolojik, düşünsel ve siyasal gruplara mensup ve toplumu etkileme gücüne sahip olan binlerce yazar, akademisyen ve düşünür Mehmet Akif Ersoy hakkındaki düşüncelerini yazıya dökmüşlerdir. Nurettin TOPÇU, Sezai KARAKOÇ, Muhittin NALBANTOĞLU, Ahmet KABAKLI, Süleyman NAZİF, Cemal KUTAY, Kerim SADİ, Hasan Basri ÇANTAY, Eşref EDİP, Mehmet Emin ERİŞİRGİL, Neriman Malkoç ÖZTÜRKMEN, Fevziye Abdullah TENSEL, Zahir GÜVEMLİ, Cemil Sena OLGUN, Mithat Cemal, Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ, Nurullah ÇETİN ve Nuran ÖZLÜK Akif’le ilgili kitap yazanların bir kısmını oluşturmaktadır. Yüzlerce dergi de Mehmet Akif Özel Sayısı hazırlayarak onu hatırlamışlardır. Hakkında Türk Üniversitelerinde elli civarında da yüksek lisans ve doktora tezi hazırlanmıştır.

Birkaç cılız yazının dışında çok farklı kesimlerden insanların Akif üzerinde düşünmeleri ve yazmalarının nedeni ne olabilir? İstiklal Marşı, Çanakkale Şehitleri ve Safahat’ı bu ilgide başı çekmektedir. Ancak Akif’in yazdıklarından ve onun hakkında yazılanlardan çıkarttığımız sonuca göre Mehmet Akif Ersoy’un ahlakı da bu ilgide başı çekmektedir. Akif yazılarıyla, düşünceleriyle, davranışlarıyla ve eylemleriyle tam bir ahlak abidesidir. Faruk Nafiz Çamlıbel onun için: “Türk ruhunun büyüklüğünü kalemiyle ruhlarımıza aşılayan büyük şair” demektedir.

Tepedenli Nizametin Nazif çocuktur ve Akif ile aynı mahallede oturmaktadır. Yıllar sonra Akif’i şöyle değerlendirir: “O bir hayli Müslüman’dı. Ben bir hayli ate idim. Buna rağmen kelimelere verdiği ahenk, söze verdiği güzellik, ifadeyi ulaştırdığı yükseklik Akif’i idrak etmemi zaruri kılmıştı”

Gazeteci Şahabettin Süleyman’ı Akif pek sevmezmiş. Bir gün Şahabettin’i anlatırken kardeşi Rıza Çavdarlı da dinleyiciler arasındadır. Daha sonra Rıza Çavdarlı: “Şimdi hatırama ne zaman Şahap gelse Mehmet Akif’i işitiyor ve Şahap’a acıyorum. Mehmet Akif kardeşin kafasından kardeşi silip bir başka kardeş yaratan maveralı bir sanatkârdır” diyecektir. Hüseyin Cahit Yalçın ise; “Akif’e fikir ve kanaatleri bize uymadığı halde hürmet ederim. Çünkü yalan söylemedi, riyakârlık yapmadı, fenalık yapmadı” demektedir.

Haftalık Yeni Adam mecmuası Mehmet Akif ile ilgili bir anket başlatır.11 Mart 1937 tarihli 167. Sayıda başlayan anket yedi sorudan oluşur ve 15 Nisan 1937 tarihli 172. Sayıda sona erer. Dönemin birçok simasının cevap verdiği bu anketin yedinci sorusu “Akif’in insani tarafları var mıdır?” şeklindedir. Bu soruya Nihal Atsız: “Hırsız ve dalkavuk olmayışını kâfi bulmuyor musunuz?” şeklinde soruyla cevap vermektedir.

Akif hakkında ilk kitabı yazanlardan birisi de Esat Adil Müstecabi’dir. Kendisi daha sonra Türkiye Sosyalist Partisi’nin Kurucusu ve Genel Sekreterliğini yapacak olan Esat Adil, Akif’in vefatından hemen sonra 1937’de yayınladığı Mehmet Akif’in Hayatı, Fikirleri, Vatanseverliği ve Milliyetçiliği isimli kitabı yayınlamıştır. Kitabında Akif’i çok önemsediğini ifade etmekte ve ona yöneltilen “aşk, kadın ve tabiat olmadığı” yönündeki eleştirilere de; “Bunlara göre Akif’in Süleymaniye’sinde şiir yokmuş. Sebep? Çünkü mevzu, dini imiş. Peki, Rafeal’in, Mikelanj’ın, Şopen’in, Victor Hugo ve Lamertine’nin eserlerindeki dini motiflere ne demeli?” (ss.40.) şeklinde cevap vermektedir.

Esat Adil’e göre; “Türkiye’nin geçirdiği siyasi ve sosyal değişikliklerin Mehmet Akif’in hüviyetindeki izlerini Safahat’ında sıra ile takip edebiliriz. Osmanlı camiası duygularının sadık bir ifadesi olan Hakkın Sesleri, Fatih ve Süleymaniye ile kendi benliğini duymaya çalışan bir millet sesi olan Asım arasında farklar vardır” (ss.18–19)

Nurettin Topçu’ya göre; “Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’nı dâhil etmediği yedi ciltlik Safahat’ı bir volkanı andıran iç hayatının mecrasıdır. Ruh dünyasının, cemaatin acılarından başlayıp ilahi denemede nihayetlenen dramıdır. Bir kelime ile büyük ruhun romanıdır.” (ss.14)

Yedi ciltlik Safahat adlı eserinde bütün şiir kudreti ve bütün temiz Türkçesiyle dim dik ayakta duran Akif’i ve Safahat’ı Sezai Karakoç sosyolojik bir anlayışla tasnif etmektedir. Karakoç’a göre; “Akif, şiirle düşünmeyi edebiyatımıza sokan hemen hemen tek şairdir. Türk devleti Akif’te şiir ölçüleri içinde düşünmüş, ağlamış, haykırmış, umutsuzluğa batmış ve umutla çırpınmıştır. Akif’in şiiri göz önüne alındığında hiçbir şair Türk şiirinin realizmine yeni ve fazla bir şey katamamıştır.” (ss.42–43)

Akif hakkında yazılan önemli kitaplardan birisi de Mehmet Emin Erişirgil tarafından kaleme alınan Bir İslamcı Aydının Romanı isimli eserdir. Mehmet Emin Erişirgil. Son Osmanlı Meclis-i Mebus anı’nda Niğde milletvekili olmuş, Edebiyat ve İlahiyat fakültelerinde felsefe profesörlüğü yapmış, tek parti döneminde, 1942 yılında Zonguldak milletvekili olmuş, Hasan Saka hükümetinde Gümrük ve Tekel, Şemsettin Günaltay hükümetinde İçişleri Bakanlığı yapmış. CHP''de bakanlık yaptığı düşünülürse Mehmet Akif''in görüşlerini benimseyen biri değil. Bu sebeple olsa gerek ki, 1956 yılında bu kitabı yazınca yakın çevresinin, "A birader buldun da bu softayı mı buldun?" kabilinden itirazlarına, "Nereden buldun bu softayı?" tarizlerine muhatap olmuş.

Erişirgil, Akif ile bir müddet birlikte çalışmışlar.

Sene 1911. Baytar Dairesi''ne imtihanla en az idadi (lise)mezunu bir müsevvit (yazıların müsveddesini hazırlayan kâtip yani sekreter) alınacaktır. Bu imtihanı Mülkiye''ye devam etmekte olan Mehmet Emin Erişirgil kazanır. Erişirgil'e o zaman Baytar Dairesi’nde müdür muavini olarak çalışan Akif''in odasında bir yer gösterilir. Akif ona Mülkiye''ye devam etmesi için kolaylık da gösterir.

Erişirgil'in genç yaşında böylesine bir memuriyete tayinini çekemeyenler, onun imtihan kâğıdını Akif in yazdığını Akif’in Mülkiye'ye devamına da göz yumduğunu ihtiva eden bir ihbarda bulunurlar. Bakanlık da görevine henüz 10 gün önce başlayan Erişirgil'in işine son verir. O gün Akif rahatsızdır ve daireye gelmemiştir. Akif nezlesi geçip de daireye geldiğinde olup bitenleri öğrenir. Bu haksızlığa tavır koyarak bir istifa mektubu yazar ve "Nazır (bakan) denilen adama gönderin" diyerek kapıyı çeker gider, Bakan istifayı okuyunca telaşlanır ve Erişirgil'i göreve iade, Akif''i geri dönmeye ikna ederler.

Kitapta "İstifalar" diye bir bölüm var. Akif'in haksızlıklar karşısında nasıl abideleştiğini sergiliyor. İttihad ve Terakki'nin bakan yaptığı zat Baytar Dairesi Müdürü''nü haksız yere görevden alınca, "Umuru Baytariye Müdürü Abdullah Efendi'nin yerden göğe kadar haklı olduğu Bakteriyolojihane meselesinden azli üzerine, acizleri de memuriyetten suret-i katiyyede istifa ediyorum." diyerek istifayı basmış ve bu göreve geri dönmemiştir.

Hâlbuki Akif, Abdullah Efendiden de pek haz etmezdi.

Mehmet Emin Erişirgil Akif''in vefatını haber alınca müdürü olduğu yüksek okulun bir sınıfına girer ve “Gençler şimdi size iki ad yazdıracağım. Biri politikacı ve bakan diğeri bir yazar. Hangisinin adını işitmemişseniz onu sileceksiniz. Size on dakika" der, peşinden Akif'in ve istifa ettiği zaman bakan olan zatın ismini yazdırır. Sınıftaki 38 talebeden hiçbiri bakanın adını duymamışlardır ama hepsi Akif''i tanır!

Erişirgil; "Zavallı bakan bey, işte seni unuturlar, seni kimse hatırlamaz ama Mehmet Akif'i nesiller ve nesiller bilirler" diye mırıldanır.

İşte Mehmet Akif Ersoy böyle bir ahlaka sahip şahsiyetti.

Ahlakı ve erdemi anlatmakla ve yazmakla bitmez.

Günümüzde her zamankinden daha fazla Mehmet Akif Ersoy ahlakına muhtacız…

 


Yorum Ekle
Nazif Ozaslan
16.03.2020 08.25.55

Akif’in ahlakıyla yaşayamaz toplum. Bu kadar yandaşlık, hırsızlık, yolsuzluk, particilik, ötekileştirme.... varken, nasıl yaşanacak Akifçe?