21 Eylül 2020, Pazartesi
Son Dakika

Allah’ın dediği olur…

18.05.2020

Hüsn-i hat sanatını kültür karakışının yaşandığı yıllarda biiznillah ‘basübadelmevt’e kavuşturan Hattat Hamid Beyi 38’inci vefât yıldönümünde hayır ve minnetle yâd ediyorum. Cenab-ı Hakk yazdığı hurufat adedince mağfiret buyursun, mekânı âlî, makamı Firdevs olsun.

Allah’ın dediği olur…

Allah’ın dediği olur… Mushaf yazmaya başlayacak olanlar hattat Hamid Aytaç gibi önce niyetini; sonra kalbini düzeltir… İbadetlere râm olarak gönlü yufka gibi incelir… Sonrasında kamış kalemini Mushaf-ı Şerif kitâbetine naif bir zevkle, âlâ bir özenle hazırlar… Önce kalemini eûzü besmeleyle alır eline; ardından kalemtıraşını… Kalemin; ayet-i kerime yazacak kamış kalemin ucunu incitmeden, büyük bir dikkatle açmaya başlar… Kamış kalemin ucu mahir bir hattat hassasiyetiyle açıldığında vakit, kalemin mürekkeple buluşma vaktidir… Kamış kalem yine besmeleyle hokkanın içine girerken hattatın gönlü öteler ötesiyle irtibat kurmaya başlar… Kalem hokkadan nasibi kadar mürekkep alır ve kâğıdın müşfik yüzünde hattın zikir sesi duyulmaya başlar… Allah’ın dediği olur…

Usta yazma aşkını kamış kalemine şahit tutar.

Usta; hakiki usta, yazma aşkını kamış kalemine şahit tutar. Furkan-ı Hâkim’e, orada yazılı bulunanlara, kaleme ve kalemden neş'et edenlere teslim olur...

Hakikatli usta, göz kapaklarını fena âlemine kapar, beka âlemine açar... Böylelikle kalpleri mutmain eden ne ise usta hattatın yazdığı da o olur... O demde hat mahza zikir olur. Hattatın tüm letâifleri “Allah” demeye başlar.

Hattat, âyet-i kerimeleri, hadis-i şerifleri, hilye-i nebevileri, güzel sözleri yazar… Ve muhakkak her hattat Mushaf-ı Şerif yazma rüyasını görür. Mushaf yazmaya başlayacak olanlar hattat Hamid Aytaç gibi evvelemirde niyetini; sonra kalbini düzeltir… İbadetlere râm olarak gönlünü yufka gibi inceltir. Sonrasında kamış kalemini, Mushaf-ı Şerif kitabetine naif bir zevkle, âlâ bir özenle hazırlar…

Böylesi ulvî bir hazırlığından ardından hattat önce kalemini eline alır; ardından kalemtıraşını… Kalemin; ayet-i kerime yazacak kamış kaleminin ucunu incitmeden, büyük bir dikkatle açmaya başlar… Kamış kalemin ucu mahir bir sedefkâr hassasiyetiyle açıldığında dem, mürekkeple buluşma vaktidir…

Usta hattat, mürekkebini tam bir ihlâs ile hazırlar, hamuruna, suyuna, isine, samimiyetini ekler. Ve böylelikle kamış kalemin ucunda beliren zikir, asırlar sonrasına sarkaçlanır.

Hattın kara sevdalıları “vav”ların, “mim”lerin gözünden içeriye girdiğinde kendilerini Medresetü’l-Hattatîn’in yazı odasının tam orta yerinde bulur... Necmeddin Efendi, hattın hâdimlerine “Hoş geldin evlat” derken; Mehmed Hulusi Efendi sedirde oturacağı yeri işaret eder.

Kamış kalem yine besmeleyle hokkanın derinliklerine nüfuz ederken, hattatın gönlü öteler ötesiyle irtibat kurmaya başlar…

Kalem, hokkadan nasibi kadar mürekkep alır ve böylelikle kâğıdın müşfik yüzünde hattın zikir sesi duyulmaya başlar… Allah’ın dediği olur…

Memleketimizde harf inkılâbı olduğunda mutlaka herkes bundan az veya çok, bir şekilde etkilendi. Bin yıllık İslâm-Türk medeniyetinin birikimi bir gecede mahvoldu. Yine bir gecede milyonlar okuma yazma bil(e)mez hâle geldi… İslâm harflerinin yerini Latin harfleri aldı!

Bu keyfiyet, genç Türkiye’nin sınırları içerisinde devam ederken Balkanlardaki millet ve ümmet bakiyemiz Osmanlıcayı günlük konuşma ve yazışma lisanlarında, Arapçayı da medreselerde ve okullarda eğitim dili olarak kullanmaya devam etti. Türkiye’deki medreselerin, tekkelerin, dergâhların kapılarına birbiri ardına kilit vurulurken Balkanlardaki tekkelerde zikir sesi alınmaya devam etti/ediyor.

Muhakkak ki harf devrimden en fazla hattatlar etkilendi… Yüzlerce hattat işsiz kaldı… Sistemli baskılar neticesinde Asitane’deki hattat dükkânlarının kapılarına kilit vurulmaya başlandı, Sahaflar Çarşısı’ndaki onlarca hattat yerinden, yurdundan edildi.

Osmanlı bakiyesi en önemli hattatlarından Hamid Aytaç maişet derdinden etiketçi oldu; Halim Efendi ise bağcı… Mustafa Halim Efendi o yasaklı yıllarda Zeytinburnu Çırpıcı mevkiindeki çiftlik evinde gizli gizli talebe yetiştirip ısrarla kamış kaleminden zikir sesi almayı sürdürürken ketebeleri “Sâbıkan Hattat Bağbân Halim” şeklinde koydu.

Hamid Hoca’nın on parmağında on marifet vardı. Hattı resmiyle, resmi de yazısıyla müsabaka halindeydi. Klişecilik ve etiketçilik nispeten hattatlığa yakın bir meslekti. O dönemde rızkını temin için Cağaloğlu’nda klişeci dükkânı açtı. İlk iş olarak da kendine bir antetli kağıt hazırladı. Lacivert renk bastırdığı antetli kağıda bittabi Hattat ibaresini eklemeyi ihmal etmedi: Hattat Hamid Hâkke Müteallik Çelik Metal Klişe Madeni Etiketler ve Her Nevi Kabartma Etiketler.

“Çocuklarınıza fîsebilllah hüsn-i hat öğretebilirim.”

Dükkânına gelen iş adamı, tüccar ve sanayicilere çikolata, bisküvi, kumaş, hırdavat vb. etiketleri hazırlarken “Çocuklarınıza fîsebilllah hüsn-i hat öğretebilirim” dedi…

Sıkça yazdığı “Feizâ ferağte fensab”/”Bir işte yorulunca diğerine koyul” ayet-i celîlesi uyarınca etiket işinden yorulunca yazı meşkiyle dinlendi. İşte böylesi bir esnada bu sayfada gördüğünüz “Allah’ın dediği olur” sülüs istifini antetli kağıdının üzerine kamış kalemden çıktığı gibi meşk etti. Sair bir zamanda da bu etiketin arka yüzüne kurşun kalemle Fatiha-i Şerif meşki yazdı.

Vakti merhûnu geldiğinde Hamid Bey hastane köşesinde bir başına, yazdığı hurufatın nurlarıyla Hakk’a yürüyerek Karacaahmet kabristanlığında ebediyet yurduna sırlandı. Tesbihin ipi aniden koptuğunda taneleri nasıl dört bir tarafa dağılırsa aynı akıbete üstad-ı güzînin yazıları da duçar oldu. Bu satırların yazarı Hamid Bey’in “Allah’ın dediği olur” meşkini Ankara Kızılay’da bir kitapçı dükkânında palasparelerle dolu bir çuvalın orta yerinde buldu.


Yorum Ekle