14 Mayıs 2021, Cuma
Son Dakika

Anadolu Evliyaları/28 – Manisa / MECNUDDİN İSA 

Anadolu Evliyaları yazı dizimizin 28’incisinde şehzadeler şehri Manisa’dayız. Kadim bir tarihe sahip Ege’nin şirin ili Manisa’da Anadolu’yu aydınlatan birçok evliya yetişmiş.
16.04.2021 17.22.39

ÖMER FARUK ÇAĞLAR

Manisa'da yetişen evliyânın meşhurlarından biri de Mecnuddin İsa Hazretleridir. Saruhan Beyin Akhisar'ı fethinden sonra oraya yerleşen Taşgunoğulları namıyla bilinen bir Türk âliesine mensubdur. Babası İlyas, annesi İnci Hâtundur. Şeyh Îsâ veŞeyh Mecdüddîn Îsâ isimleriyle tanınmıştır. 1447 (H.851) senesinde Akhisar'da doğdu. 1530 (H.937) de vefât etti. Türbesi Akhisar'da kendi ismiyle anılan Şeyh Îsâ Camii bahçesindedir. Türbesinin bulunduğu mahalleye Şeyh Îsâ mahallesi adı verilmiştir. Devamlı ziyâret edilen bir yerdir.

Mecdüddîn Îsâ daha küçük yaşta fıtraten kâbiliyetli ve zekî idi 

Küçük yaşta babasından ilk bilgileri öğrendi ve iyi bir âile terbiyesi aldı. Yedi yaşında Kur'ân-ı kerîmi ezberledi. Bir müddet Akhisar'da tahsil gördükten sonra Bursa'ya gidip medrese tahsilini tamamladı. Yirmi dört yaşında icâzet (diploma) aldı. Uzun süren seyahatlere çıkmış; gittiği yerlerde görüştüğü âlim ve velîlerden istifâde etmiştir. Konya, Sivas, Musul, Hemedan, Bedahşan, Bağdat, Halep, Şam, Trakya, Mısır üzerinden Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevvereye gitti. Şam'da Muhammed Bedahşanî hazretlerinin sohbetinde bulunup ondan istifâde etti. Yine seyahati sırasında Dicle kenarında bir köyde Baba Ahmed isminde bir zâtın üç ay kadar sohbetinde ve hizmetinde bulunup ondan bâzı ilimleri öğrendi. Seyahatden sonra Akhisar'a dönünce tasavvufta yetişmek arzusu arttı. Bu sebeble Alaşehir'e gidip Bayramiyye yolunun rehberlerinden Cânullah Efendinin sohbetlerine devam etti. İki sene bu hocasının hizmetinde bulunup icâzet aldı. Memleketi Akhisar'a dönüp dört sene insanlara vâz ve nasihatla meşgul oldu. Tasavvuf ehlinden Eşrefzâde Abdullah Rumî'nin tavsiyesi ile Kayseri'ye gidip orada bulunan velîlerden Şeyh Kâsım Efendinin üç ay sohbetinde bulundu. Dönüşünde Ankara, Sivas, Demirci, Gördes ve Kayacık kasabalarına uğradı. Akhisar'a dönüp zâhirî ve bâtınî ilimleri yazmakla, insanlara İslâmiyeti öğretmekle meşgul oldu.

1511 senesinde Hicaz'dan İskenderiyye yoluyla Antalya'ya geldi

O sırada Celâli eşkıyâsının Alaşehiri ve Saruhanlıyı harap etmesi üzerine Antalya kalesine gidip iki ay kadar kalede kaldı. Sonra Aydın tarafına geçip Nâzilli civârındaki Kestel'de Tandurlu köyünde bir müddet ikâmet etti. Bu sırada halkı irşâd ile meşgul olup vâz ve nasîhat etti. Sonra Ödemiş'in Köşk nâhiyesine gidip beş sene orada kaldı. Nâzilli, Arslanlı, Aydın, Tire ve Kızıltepe kasabalarını ve köylerini gezerek halka Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirdi. Son olarak Köşk nâhiyesinden Tire'ye gitti. Orada Hacı Müderris ismindeki bir zâtın vefâtı sırasında vasiyeti üzerine onun yerine medresesinde bir sene müderrislik yaptı. Bu vazifeden sonra ilimde yetiştirdiği oğlu İlyâs Çelebi ile birlikte memleketi Akhisar'a döndü. Mecdüddîn Îsâ hazretleri Ehl-i sünnet îtikâdının ve doğru din bilgilerinin yayılması için çok hizmet etmiş ve kıymetli talebeler yetiştirip icâzet vermiştir. Talebelerine ve sevenlerine muhakkak ilim ve sanat öğrenmelerini emrederdi. İlim ve sanat öğrenen başkalarının minneti altına girmez minnetsiz yaşar derdi. Yetiştirdiği talebeleri irşad için çeşitli memleketlere göndermiştir. Bâbâ Ahmed Mağribi adındaki talebesini ilimde ve tasavvufta yetiştirdikten sonra Endülüs'e gönderdi. Oğlu İlyâs Efendi de meşhur halîfelerindendir. Menkıbeleri, Menâkıb-ı Şeyh Mecdüddîn Îsâ adı verilen bir kitapta oğlu İlyâs Efendi tarafından toplanmıştır. 

Bazı menkıbeleri şöyle anlatılmıştır

Bir gece rüyasında; "Kalk yola çık" diye bir ses duydu. Bu işâret üzerine kalkıp yanına bir kaç dervişi de alarak çarşıya doğru yürüdü. Çarşıda Çanakkale yoluyla Trakya'ya gitmekte olan bir kervan gördüler. Bu kervana katılıp yola çıktılar. Malkara kasabasına varınca vaktiyle Bursa'da ders aldığı, kendisinden ilim öğrendiği bir hocasının oralı olduğunu hatırlayıp ziyaretine gitmek istedi. Arayıp sordu ve evini buldu. Bu hocası bir haftadır hasta yatmakta ve son anlarını yaşamakta idi. Şöyle vasiyet etmişti: "Vefat edince cenâze yıkanması ve namazın kılınması vazîfesini talebem Şeyh Îsâ yapsın." İçeri girince vefât etmek üzere olan hocası gözlerini açıp; "Evlâdım Îsâ nerede kaldın, bir haftadan beri seni bekliyorum" dedi ve helallaşıp ruhunu teslim etti. O da hocasının vasiyetini yerine getirdi.

Mecdüddîn Îsâ hazretleri Malkara'ya giderken Bergama'ya uğramıştı 

Orada bir handa konaklamıştı. Yanında bulunan talebeleri müsade isteyip çarşıya çıktılar. Dönerken hocalarının iki hanımına hediye olarak birer yemeni aldılar. Hocalarına verecekleri sırada yemeninin birini kaybetmiş olduklarını görüp telaşlandılar. Mecdüddîn Îsâ hazretleri kerâmetiyle bu hâli anlayıp; "Telaş etmeyiniz! Benim Meryem ananıza çok muhabbetim var. Onun vefât hâlini bana göstermemesi için Allahü teâlâya duâ etmiştim. Allahü teâlâ bilir Meryem ananız vefât etmiş olsa gerek!" dedi. Akhisar'a döndüklerinde hocalarının bu hanımının vefât ettiğini öğrendiler.

Sohbet ve zikir meclislerinde şu şiiri çok okurdu:

Sultânımız sübhânımız
Can bedenden ayrılacak
Rahmetindendir cânımız
Ayırma dost îmânımız

Bîçâre yüzü kara
Meğer ki çalabım bana
Hazretine nice vara
Nasuhleyin tevbe vere

Allah desem ar olmaya
Allah diyen âşıklara
Mü'min gönlü dar olmaya
Senden özge yar olmaya

Estegfirullah sırren ve çehren
Estegfirullah çoktur günâhım
Estegfirullah kavlen ve fiilen
Velhamdülillah sensin penâhım

Hızır, Abdullah ve İlyâs adlı üç oğlu olup, bunlardan ilyâs hâriç, diğer ikisi sağlığında vefât etti.

TAŞKESENLİ İBRAHİM EFENDİ

Anadolu’da yetişen velîlerden olan Taşkesenli İbrahim Efendi, 1855 (H.1272) senesinde Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Hacılar köyünde doğdu. Babası Molla Muhyiddîn Efendidir. Küçük yaşta tahsil hayatına başlayan İbrâhim Efendi, çeşitli medreselerde eğitim gördü. Amcasının oğlu Şeyh Ahmed Efendinin sohbetlerinde kemâle geldi. Hocası Ahmed Efendi ile Erzurum’a gidip, Taşkesen köyüne yerleşti. İbrâhim Efendi 1914 Rus harbinde Kafkas cephesinde talebeleriyle birlikte savaştı. Sarıkamış yakınlarında harp esnâsında bir şarapnel parçası ile ayağından yaralanarak gâzi oldu. Bu yaradan dolayı topal kaldı ve Topal Şeyh olarak da anıldı. Birinci Dünyâ Harbi, Erzurum’un işgâli, Ermeni zulmü ve Cumhuriyetin ilk yıllarında meşakkatli bir hayat sürmesine rağmen, talebe yetiştirmekten vazgeçmedi. Bâzı gereksiz sebeplerden dolayı 1926 senesinde tutuklanarak Hınıs mahkemesince, Harput (Elazığ) İstiklâl Mahkemesine sevkedildi. Yaralı ayağına ve Şubat ayının çetin kış şartlarına rağmen yaya olarak Elazığ’a gönderildi. Elazığ İstiklâl Mahkemesi tarafından, İzmir’de mecbûrî ikâmete tâbi tutuldu. Bu arada köydeki evi, eşyâsı, hayvanları ve kütüphânesine, devlet tarafından el konuldu. Hanımı ve çocukları parasız ve açıkta kaldı. Erzurum ve Pasinler'de akrabâ ve dostlarının yanına sığınmak mecbûriyetinde kaldılar.

Demirci ilçesine sürgün edildi

İzmir’de iken, bölge halkı tarafından sevilmeye başlayan İbrâhim Efendi, bir süre sonra Demirci ilçesine sürgün edildi. Talebelerinden Şeyh Muhammed şöyle anlatır: “İzmir’de iken bir gün Bitlis’ten bir telgraf aldım. Şeyh Abdurrahman Tâgî’nin âilesinin İzmir’e sürgün edildiği bildiriliyor, ikâmetleri için büyükçe bir ev tutulması isteniyordu. İzmir’in yabancısı olduğumuz için şaşırıp kaldım. Sıkıntı ve moral bozukluğu içinde hocam İbrâhim Efendinin huzuruna gittim. Durumu anlattım. Hocam biraz düşündükten sonra bana dönerek; “Rahat ol! Ev arama! Şeyh hazretlerinin âilesi İzmir’e gelmeyecek.” dedi. Ben rahatladım ve ev aramaktan vazgeçtim. Aradan birkaç gün geçtikten sonra bir telgraf daha aldım. Bu defa; “Şeyhin âilesinin yola çıktığı bildiriliyordu. Büyük bir telaşla evden çıktım. Yolda İbrâhim Efendiye rastladım. Ona bakmadan yanından geçmek istedim. O kolumdan tutarak; “Hayrola Muhammed bu ne telaş!” dedi. Ben de sinirli bir şekilde; “Siz şeyhin âilesi gelmeyecek dediniz. Bugün bir telgraf aldım. Şeyhin âilesi yola çıkmış buraya geliyormuş.” dedim. İbrâhim Efendi tebessüm ederek gâyet ciddî; “Ben Allahü teâlâya yemin ederim ki Şeyhin âilesi İzmir’e gelmeyecek. Bunun için telaşlanma ve ev arama!” dedi. Artık Şeyhin âilesinin kesinlikle İzmir’e gelmeyeceğine inandım. Ama beni bu sefer yolda başlarına bir şey gelebileceği düşüncesi kapladı. Birkaç gün sonra aldığım telgrafta şeyhin âilesinin mecbûrî ikâmetinden vazgeçildiği, bu yüzden Nurşin’e geri döndüğü bildirildi.

Sevenlerinden Agıt Bey şöyle anlatır: 

“Bir akşam bâzı sürgün arkadaşlarla birlikte İbrâhim Efendiyi ziyârete gittik. Hepimiz sıkıntılı ve geleceğimizin ne olacağı merâkı ve endişesi içinde sohbeti dinliyorduk. Bir süre sonra bizlere; “Hiç üzülmeyin, yakında hepiniz evlerinize gideceksiniz. Çoluk çocuğunuzla refah içinde yaşıyacaksınız. Ben de geleceğim, ancak ne zaman ve nasıl geleceğimi söyleyemem” dedi. Birkaç gün sonra vefât etti ve Demirci'de defnedildi. "Ben de gelirim." deyip burada kalışına, hepimiz hayret ettik. Bir süre sonra biz evlerimize gönderildik. "Ben de gelirim." sözünün mânâsını ancak yirmi yedi sene sonra naaşının nakli sırasında anladık.”

27 sene toprak altında kalan İbrâhim Efendinin kefeninde en ufak bir leke yoktu

İbrâhim Efendi 3 Kasım 1927 (H.1346) senesinde Demirci’de vefât etti ve buraya defnedildi. Sevenleri tarafından üzerine bir türbe yaptırıldı. 1954 senesinde türbenin bulunduğu yerden yol geçeceği için, kabrin nakli gerekti. Durum oğlu Abdülkuddüs Efendiye bildirildi ve izin istendi. Abdülkuddüs Efendi, babasının naaşını Erzurum’a nakledeceğini bildirerek, yola çıktı. Kalabalık bir cemâat ile kabir açıldı. 27 sene toprak altında kalan İbrâhim Efendinin kefeninde en ufak bir leke yoktu. Durum Erzurum ve Demirci'de büyük yankı uyandırdı. Taşkesenli Şeyh Ahmed Efendinin oğlu Şeyh Mehmed Sırrı Efendinin nezâretinde ve büyük bir cemâatle Taşkesen köyüne defnedildi. Kabri ziyâretgâh mahallidir.

ŞEYH SİNAN HAZRETLERİ 

Manisa evliyasından olan ve doğum târihi bilinmeyen Şeyh Sinân Efendi 1450 yılında vefât etmiş olup, hayâtı hakkında yeterli bilgi yoktur. Türbesi Manisa'nın Alaşehir ilçesinde kendi adıyla anılan câminin yanında olup ziyâret edilmektedir.

TERZİZADE AHMED EFENDİ

Manisa velîlerinden Terzizade Ahmed Efendi’nin hayâtı hakkında elde bilgi olmamasına rağmen on yedinci yüzyılda yaşadığı bilinmektedir. Türbesi, Manisa'nın Ege mahallesinde Sevinç sokağında olup, ziyârete açıktır. Türbesinin yanında bulunan zâviye ve mescidi günümüze ulaşmamıştır. İTTİFAK



Yorum Ekle