27 Eylül 2021, Pazartesi
Son Dakika

Anadolu Evliyaları 38/Denizli - AVDAN BABA HAZRETLERİ

Denizli'nin bir Türk yurdu haline gelmesini sağlayan, vatansever ve yiğit evliyaların başında Avdan Baba hazretleri gelir. Anadolu Evliyaları yazı dizimizin 37’incisine Avdan Baba Hazretleri’nin ibret dolu hayatıyla başlıyoruz..
19.08.2021 17.55.10

ÖMER FARUK ÇAĞLAR 

On birinci yüzyılda yaşayıp Anadolu'nun Türkleşmesinde ve İslâmlaşmasında rol oynayan mücâhid velîlerden Avdan Baba Hazretleri’nin doğum ve ölüm târihleri bilinmemektedir. 1071 Malazgirt Meydan Muhârebesinden sonra Oğuzların o târihe kadar Anadolu'ya yapmış oldukları akınlar ondan sonra yerleşme şeklinde kendini göstermeye başlamıştı. Anadolu'ya gelen Türkmenler, bozkır kültürü ile yetişmiş olduklarından, daha ziyâde kendilerinin yaşadıkları şartlara elverişli toprak arayarak dağlık bölgeleri bırakıp ovalara yerleşiyorlardı. Başlangıçta Kızılırmak kaynaklarından Kütahya'ya kadar uzanan Orta Anadolu'nun geniş ovası, Türklerin yerleşme yeri oldu. Akabinde bu fetihler Ege bölgesini de içerisine aldı. Yirmi dört Oğuz boyuna mensup insan kümeleri, Anadolu'nun dört bir yanını yeni köy ve kasabalarla süsledi. Yıllarca zulüm altında ezilmiş olan Anadolu'nun yerli halkı, İslâmiyetin güzel ahlâkı ile bezenmiş bu yeni misâfirlerine karşı öyle pek sert davranmadı. Onlara yalnız halkı soyan ve menfaatlerine halel gelen derebeyleri ile, bunlara bağlı adamlar karşı çıkıyorlardı.

Türkmen cemâatlerinden biri de Avaraslar idi

Rivâyete göre Denizli bölgesine gelen bu Türkmen cemâatlerinden biri de Avaraslar idi. Avaras Obasının başında asıl adı Ali olan ve Avdan Baba denilen mücâhid bir zât bulunuyordu. Avdan Baba, obanın savaşta lideri, dînî konularda da rehberi idi. Herkes bilemediği mevzûu ondan sorup öğrenirdi. Avdan Baba, Denizli'nin Tavas ilçesi yakınlarına geldiğinde kalabalık bir hıristiyan birliğine rastladı. Oymağına bir kez daha cihâdın öneminden bahsetti. Sonunda savaşta ölürse buraya defnedilmesini ve sebât edip geri çekilmemelerini, nihâî zaferin kendilerinin olacağını bildirdi. Oymağı, bu konuşmayı ağlayarak dinledi. Çünkü bu sözler onun şehîd olacağını belirtiyordu. Gerçekten Avdan Baba bu çarpışma sırasında şehîd düştü. Ancak müslümanların sebat ve gayretiyle zafer kazanıldı.

Avdan Baba'nın şehîd düştüğü yere derhâl bir türbe ile bir zâviye yapıldı ve burada bir köy vücuda geldi 

Nitekim kurulan bu köy de Avdan adını aldı. Bugün türbesini ziyâret edenler, Avdan Baba'nın rûhunu vesîle ederek cenâb-ı Hakk'a duâ etmekte ve nice arzularına nâil olmaktadırlar. Bir gün türbenin bahçesinde yer alan ağaçların tutuşması ile büyük bir yangın çıktı. Avdan Baba'nın türbesinin de yangından kurtulmasına imkân yok gibiydi. Köylüler büyük bir üzüntü ile yangını seyrederken diğer tarafdan da kerâmetini görsek diye ümitli bir bekleyiş içerisindeydiler. Tam bu sırada ters yönden esen bir rüzgâr yangını türbeden uzaklaştırdı ve yangın zarar vermedi.

AHİ SİNAN HAZRETLERİ 

Denizli velîlerinden olan Ahi Sinan Hazretleri ondördüncü asırda yaşadı. Doğum ve ölüm târihleri belli değildir. Cömertlik ve misâfirperverliğin timsâli olan Ahî Evran'ın kurduğu ahîliğin Denizli'deki kurucusu Ahî Sinan hazretleridir. Denizli'de doğan Ahî Sinan küçük yaştan îtibâren burada çok iyi bir tahsil ve terbiye gördü. Mert, özü sözü doğru bir kimseydi. Helâl rızık kazanmak için dericilik yapardı. Ahî Evran'la görüşerek ona talebe oldu. Sohbeti ile bereketlendi. Sonra Denizli'de insanların îmânlarının olgunlaştırılmasını ve iş ahlâkının verimliliğinin ve kalitesinin yükselmesini hedef alan ahî teşkîlâtını kurdu. Böylece Denizli'de iyi ahlâklı, çalışkan ve mert insanların yetişmesinde çok büyük rol oynadı.

Meşhûr seyyah İbn-i Battûtâ Denizli'ye gelmişti 

1333'de Anadolu'yu geçen meşhûr seyyah İbn-i Battûtâ Denizli'ye geldiğinde Ahî Sinan hazretlerinin tekkesine indi. Ramazan ayıydı. Berâberce akşam namazını kıldıktan sonra iftarlarını yaptılar. O gece sabaha kadar sohbet edip ibâdet ve zikirle meşgûl oldular. İbn-i Battûtâ, Seyâhatnâmesinde bu ahîler hakkında şöyle demektedir: "Memleketlerine gelen yabancıları karşılama, onlarla ilgilenme, yiyeceklerini, içeceklerini, yatacaklarını sağlama, ihtiyaçlarını giderme, onları ahlâksız ve edepsizlerin ellerinden kurtarma, şu veya bu sebeple bu yaramazlara katılanları yeryüzünden temizleme gibi konularda bunların eş ve örneklerine dünyânın hiç bir yerinde rastlamak mümkün değildir."

Gülşehrî de Mesnevî'sinde bunlar hakkında şöyle demektedir:

"Yüz kişi her gece onda sofra yer
Rahmet ol sultân-ı ahî cânına der 

Terbiyelerle ahîdür her biri
O ahî ki sahidur her biri 

Etmeği çok ve aşı yağlu durur
Hizmet için belleri bağlu durur 

Kocalar hizmetle oturmuş durur
Hoş yiğitler kapuda durmuş durur 

Elli yıl ben bu aradan gitmedüm
Bir acı söz kimseden işitmedüm."

Vefât târihi bilinmeyen Ahî Sinan hazretlerinin kabri Denizli merkez Deretekke mevkıinde, şimdiki Ahî Sinan caddesi üzerinde "Kocabay" işhanının bulunduğu yerde idi. Ancak işhanının yapımı sırasında inşâat sebebiyle 1968 yılında kaldırılmış olup, bugün nerede bulunduğu tesbit edilememiştir.

AHMED HULUSİ EFENDİ 

Denizli müftüsü ve Millî Mücâdelenin ilk bayraktârı Ahmed Hulusi Efendi, 1861 (H.1278) yılında Denizli'de doğdu. 1931'de vefât etti. Dedesi Veli ve babası Osman efendiler de müftü ve müderris idiler. Tahsîlini Denizli Kayalık Müftüler Medresesinde yaptı. Babasından icâzet aldı. Bundan sonra medresede dersler vermeye ve talebe yetiştirmeye başladı. Sonra Denizli Müftülüğüne getirildi. Bu görevde iken Türkiye'nin paylaşılmasını ihtivâ eden     Mondros Mütârekesi imzâlanmıştı. Şubat 1919'da Paris'te bir araya gelen Îtilâf devletleri temsilcileri Balıkesir, Aydın ve İzmir'i Yunanistan'a vermeyi kararlaştırdılar. Bu gelişmeler üzerine Nûreddîn Paşa, bölge ileri gelenleri ve din adamları liderliğinde, İzmir Müdâfaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Cemiyeti adı altında bir teşkilât kurdu. Bir kongre toplanmasını kararlaştıran cemiyet, Balıkesir, Aydın ve Denizli livâlarından delege gönderilmesini istedi. Denizli'den gönderilen delegeler arasında Ahmed Hulûsi Efendi de bulunuyordu. Kongreye İzmir vâli ve kolordu komutanı Nûreddîn Paşa başkanlık etmiş ve ilhak tahakkuk ettiği takdirde mukâvemet edebilmek için teşkilât kurulması kararlaştırılmıştı. Paşa, İzmir'in Yunanistan'a verilmesi hâlinde silâhlı bir müdâfaaya kalkışılacağını söylediği sırada Ahmed Hulûsi Efendi büyük bir uzak görüşlülükle kendisine şöyle demişti:

"Paşa! İstanbul işgâl altındadır. İşgâl kuvvetleri İstanbul hükûmeti üzerinde tazyiklerde bulunarak sizi terfian veya memuriyetinizi nakil sûretiyle İzmir'den uzaklaştırırlar. Çünkü buradaki hıristiyan unsurlar işgâl kuvvetleriyle temas hâlindedirler. Sizin burada fiilî mukâvemet için girişeceğiniz her hareketi onlara bildirirler. Onlar da hükûmete tesir ederek, bu teşebbüsü netîcesiz bırakırlar. Bakınız Rum papazlarından metropolit Hrisostomos daha şimdiden bu şehrin fahrî vâlisi gibi hareket etmeye başlamış ve Yunan işgâlinin hazırlıklarına girişmiş bulunmaktadır."

Ahmed Hulûsi Efendinin söyledikleri çok geçmeden gerçekleşti. Nûreddîn Paşa azledilerek yerine vâliliğe Kambur İzzet, kumandanlığa da emekli paşalardan Nâdir Paşa tâyin edildi. Ahmed Hulûsi Efendi ise, İzmir Redd-i İlhak Kongresinden döndükten sonra memleketin elîm bir âkıbete sürüklenmekte olduğunu görerek derhâl yoğun bir teşkilâtlanma çalışmasına girişti. 

Onun bu faâliyetlerini Denizli mutasarrıfı Fâik Bey (Öztırak) şöyle anlatmaktadır:

Ahmed Hulûsi Efendi, benimle çok uzun ve mahrem görüşmelerde bulundu. Denizli sancağının kazaları olan Acıpayam, Buldan, Sarayköy, Tavas ve Çal'da bilhassa müftüler ve müderrislerle eşrâfın rehberlik ettiği heyetlerin teşkîlini temin ettiğini söyleyip, artık mukadder olan Yunan işgâli önünde neler yapılması îcâb ettiğinin şimdiden düşünülüp lüzumlu tedbirlerin alınmasını teklif ve tavsiye etti. Bugün daha iyi anlıyorum ki, müftü efendinin sözlerinde hiç bir imkânın gerçekleşmesi şartı yoktu. Yapılması gereken vatanın istiklâli ve haysiyeti îcâbıydı. İlmi, irfânı, ahlâkı ile muhitin hürmet duyduğu muhterem şahsiyeti, sancağın her tarafında sevilen ve sayılan adamdı. Ahmed Hulûsi Efendi çok zor şartlar altında vazîfeye çağırdığı kimseleri meziyet ve husûsiyetleriyle çok iyi takdir ederek tâyin ve tespit etmişti. O müstesnâ günlerin bendeki en derin intibaı şudur: Çok güç şartlar altında girişilecek hizmetlere lâyık mânevî rehberler bulur ve onların telkinleri kalp ve vicdanlarda ümit izleri meydana getirebilirse elde edilemeyecek güzel netîceler, ufukların ardında demektir. Ben Ahmed Hulûsî Efendinin mübeccel ve muhterem varlığında bu ebedî hakîkatın en muhteşem misâlini görmüşümdür."

Denizli'de bir protesto mitingi tertipledi

Bu arada beklenen fecî âkıbet gerçekleşti. İzmir 15 Mayıs 1919 Perşembe sabahı Yunanlılar tarafından işgâl edildi. Acı haber Denizli'ye ulaştığı zaman irkilmeyen, ümitsizlikle yıkılmayan tek insan Ahmed Hulûsi Efendiydi. Çünkü o, mukadder sonucu biliyor, din, vatan ve nâmus için neler yapılması gerektiğini düşünmüş bulunuyordu. İzmir'in işgâli üzerine ilk iş olarak Denizli'de bir protesto mitingi tertipledi. Müftülük dâiresinin yakınındaki bir câmide bulunan Sancak-ı şerîfi asılı bulunduğu yerden tekbirler ve salât ü selâmlar ile indirdi. Etrafında şehrin ileri gelen şeyh ve imâmları olduğu hâlde câminin etrâfında bekleşen kalabalığın önüne geçti. Kalabalık Belediye Meydanına doğru yürümeye başladı. Tekbir seslerini işiten halk, işini gücünü bırakarak Belediye Meydanına koşuyordu. Müftü Hulûsi Efendi meydanı doldurmuş bulunan Denizlililere hitâben ağlamaklı bir sesle şöyle konuştu:

"Hemşehrilerim!.. Karşımıza çıkarılan düşman daha dünkü uşaklarımızdır. Biz onlara mağlûb da olmadık. Bu düşman her kim olursa olsun Türk'ün ve Müslümanlığın son müstakil yurdu olan topraklarımızı da elimizden almak istiyor. Bizler şimdiye kadar esir yaşamadık ve yaşayamayız. Silâhımız yoksa sapan taşıyla düşmana karşı çıkmak ve onu tepelemek her Türk ve Müslümana farz-ı ayndır. Fetvâ veriyorum. Silâh azlığı veya çokluğu mühim değildir. Birçok ülkelere hükmetmiş Fâtihlerin torunlarıyız."

Sözü sık sık tekbirlerle kesilen ve son derece heyecanlı geçen miting, Denizli halkının düşmana mukâvemet için hazır bulunduğunu ve şehrin muhterem müftüsü Ahmed Hulûsi Efendinin emir ve direktiflerine uyacaklarını göstermişti. Fakat Ahmed Hulûsi Efendi yalnız Denizli için değil, bütün civar, vilâyet ve kazâları da içine alan bir millî mukâvemet hareketi meydana getirmek istiyordu. Bu sûretle Aydın ve Nazilli'ye emin adamlarından birkaçını göndererek onlarla temasa geçti. Müftü Efendinin faâliyetlerini yakından tâkib eden Denizli Rumları ise; "Onun sarığını başına dolayacağız." diye haber göndermekteydiler. Ancak kahraman Denizli müftüsü bu tehditlerden korkacak ve din ve nâmus müdâfaasından geri duracak bir kimse değildi. Bizzât kendisi Dinar'a ve Afyonkarahisar'a gitti. Bu bölgelerdeki diğer müftü, vâiz ve müderrislerle temasa geçerek silahlı çeteler teşkil edip, ilerleyen Yunan kıtaları karşısında bir mukâvemet cephesi meydana getirmek husûsunda onları harekete geçirdi. Bu bölgede efeler, yedek subaylar, mütekaid (emekli) subaylar ve halktan herkes mahallî müftülerin idâre ettiği teşkilâta kaydolunarak kısa zamanda harbe hazır vaziyete getirildiler.

Hazırlıklarını tamamlayan Hulûsi Efendi, Yunanlıların Nazilli'ye girmeleri üzerine emrindeki kuvvetle derhal harekete geçti 

Nazilli'de bulunan Yunan kumandanı üç-beş bin kişilik bir kuvvetin üzerine geldiğini haber alınca derhal mevziini terkederek Aydın istikâmetine çekildi. Müftü Hulûsi Efendi kumandasındaki milis kuvvetleri Nazilli'yi kolaylıkla ele geçirdiler. Fakat burada durmayarak Aydın'a doğru gerilemiş bulunan Yunan kuvvetlerinin takibine başladılar. Nazilli'de ve yol boyunca uğranılan her köyde toplanan halka, heyecanlı nutuklar îrâd eden Müftü Efendinin emrindeki kalabalık gittikçe artıyordu. Bu nûr yüzlü din adamına karşı herkes büyük hürmet, îtimâd ve muhabbet besliyordu.

Ahmed Hulûsi Efendi bu gayret, şevk ve inançla Aydın'ı Yunanlılardan geri almaya muvaffak oldu. Bundan sonra artan kuvvetlerin idâresi işini kumandanlık vasıfları iyi bilinen Demirci Mehmed Efeye bıraktı. Ancak bu sırada toparlanan Yunanlılar büyük kuvvetlerle gelerek Aydın'ı tekrar işgâl ile büyük katliamlarda bulundular. Bundan sonra bölgede tam bir ölüm kalım mücâdelesi başladı. Ahmed Hulûsi Efendi bizzât bir nefer gibi çarpışmalara katıldı. Verdiği vâzlarla da topladığı gönüllülerle milis kuvvetlerini devamlı destekledi. Böylece Denizli bölgesinde Yunan ilerleyişine set çekti. Bu müdâfaa hattı olmasaydı. Ankara'nın, düzenli askerî birliklerin kurulmasını sağlayamadan Yunan birliklerinin eline geçmesi işten bile değildi.

Ahmed Hulûsi Efendi Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra gelişen siyâsî olaylara karışmamış ve geri kalan ömrünü Allahü teâlâya tâat ve ibâdetle geçirmiş, gençlere dîn-i İslâmı öğretmeye çalışmıştır. 22 Kasım 1931'de yetmiş yaşının içinde fâni hayâta vedâ etti. Denizli kabristanındaki kabrinin sağ cephesinde "Millî mücâdelenin ilk alemdârı Denizli Müftüsü Ahmed Hulûsi Efendi burada medfûndur" diye yazılıdır. Ahmed Hulûsi Efendi'nin beş oğlu ve bir kızı vardı. Soyadı kânununun çıkmasından sonra âile "Müftüler" soyadını almıştır. İTTİFAK



Yorum Ekle