DOLAR
5,6913
% 0,59
EURO
6,3238
% 0,90
ALTIN
272,3742
% -0,13
BİST100
103.072
% 0,61

Anaların direnişi Kandil'deki kan tüccarlarına diz çöktürecek

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ciğerpareleri dağa kaçırılan anaların direnişi, Kandil'deki kan tüccarlarına diz çöktürecektir." dedi.
08.09.2019 17.21.37

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Malatya İnönü Üniversitesi’nde düzenlenen “Önder İmam Hatipliler Buluşması”nda konuştu. Konuşmasına tüm katılımcıları selamlayarak başlayan Erdoğan, "Buradan ülkemizin dört bir yanındaki imam hatipli kardeşlerime selam ve sevgilerimi gönderiyorum." ifadesini kullandı. Erdoğan, İmam Hatipliler Kurultayı vesilesiyle bir kez daha imam hatip nesliyle ve imam hatipli dostlarla bir araya gelmenin bahtiyarlığı içinde olduğunu dile getirerek, 16'ncısı düzenlenen kurultayın başarılarla dolu olmasını temenni etti. Kurultaya davet edenlere şükranlarını ileten Erdoğan, "Bu vesileyle imam hatip okullarının temelini atanlar başta olmak üzere 10 yıllardır bu okulların kuruluşunda, gelişmesinde, sayılarının artmasında emeği olan vakıf insanlarımıza ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum." dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, imam hatiplerde görev yapıp ahirete irtihal eden öğretmen ve yöneticiler ile fedakarlıkları ve destekleriyle bu müesseseleri yaşatan hayırseverleri rahmetle anarak, "Tek parti döneminde kapatılan bu okulları 1951 yılında tekrar açan şehit Başbakan Adnan Menderes'e, onun Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri'ye bir kez daha yüce Mevla'dan rahmet ve mağfiret niyaz ediyorum. Son nefesine kadar imam hatip okullarının kök salması için mücadele eden büyük dava, ilim ve hikmet erbabı Celaleddin Ökten hocamızı, Hacı Veyiszade Mustafa Efendi'yi, Ahmet Muhtar Büyükçınar'ı, Mahir İz'i, Ahmet Hamdi Akseki'yi ve diğer tüm alimlerimizi de tazimle yad ediyorum." diye konuştu. 

"Gönül insanlarına mahsus yüce bir ruhla çalıştılar"

Tüm imam hatip gönüllülerine şükranlarını sunan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:"Onlar öncüler, önderler olarak vesayetin ufkumuzu kapladığı o karanlık günlerde mücadeleleriyle yolumuzu aydınlattılar. Onlar bizim için gelecek nesiller için gerçekten zor zamanlarda sadece Hakk'a ve halka sığınarak çok büyük işler başardılar. Onlar merhum Nurettin Topçu'nun '40 yıllık öğretmenim hiçbir derse abdestsiz girmedim, gitmedim.' diyerek ifade ettiği bir hassasiyetle gönül insanlarına mahsus yüce bir ruhla çalıştılar. Onlar köy köy, ilçe ilçe gezerek, gerektiğinde sırtlarında tuğla taşıyarak imam hatipleri kurmak için çetin mücadele verdiler. Onlar her türlü engele, her türlü imkansızlığa rağmen manevi kalkınmanın öncüsü bir nesil idealinden asla vazgeçmediler. Onlar sadece okuyan değil, kendilerinden sonrakileri de okutan her biri vakıf çeşmesi misali kıraç gönülleri yeşerten idealist insanlardı. Rabbim tek tek hepsinden razı olsun, onları rahmetiyle, merhametiyle, şefaatiyle kuşatsın diyorum."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendilerinin de imam hatipli olarak bu yapıyı hiçbir zaman öksüz bırakmamak ve boynu bükük koymamak için çalıştıklarını belirterek, şunları söyledi:

"Büyüklerimizin, abilerimizin, Celal hoca gibi dava adamlarının emaneti olan bu okulları 3-5 kendini bilmezin insafına terk etmedik. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığımızdan Cumhurbaşkanlığımıza kadar üstlendiğimiz tüm görevlerde imam hatip neslinin yetişmesine özel önem verdik. Çünkü biz harcı 'Bismillah' denilerek karılan, her tuğlası yine 'Bismillah' denilerek konulan o güzel çatı altında önce vefayı öğrendik. Bu çatı bize dürüstlüğü, samimiyeti, hasbiliği, diğergamlığı, ülkesine, milletine, bayrağına yürekten bağlı olmayı öğretti. Biz bu okullarda mücadeleyi, sabrı, dirayeti, cesareti öğrendik. Biz imam hatiplerde ahlakı, dayanışmayı, sadece varlıkta değil, yoklukta bile ekmeğimizi muhtaçlarla paylaşmayı öğrendik.

Biz bu okullarda kardeşliğin, muhabbetin, birbirini sadece Allah için sevmenin eşsiz lezzetini tattık. Biz o kutlu çatı altında Afrikalı, Filistinli, Türkistanlı mazlumların dertleriyle dertlenmeyi öğrendik. Hepsinden önemlisi bu okullarda hayat karşısında soylu bir duruş sahibi olmayı öğrendik. Bundan dolayı dört evladımın dördünü de imam hatip okullarına gönderdim, eğitim öğretimlerini de imam hatip okullarına emanet ettim, bundan da çok çok huzurluyum. Kendim de imam hatip lisesi mezunu olmayı hayatım boyunca büyük bir gurur vesilesi olarak hep yüreğimde taşıdım. Allah'ın izniyle son nefesimi verinceye kadar da imam hatipli olmanın onurunu bir şeref payesi olarak üzerimde taşımaya devam edeceğim." 

İmam hatiplere ve gönüllü kuruluşlara yönelik tacizlerin arttığı son günlerde bu buluşmanın anlamlı olduğuna inandığına vurgu yapan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Son seçimlerde kimi şehirlerimizde ortaya çıkan seçim sonuçlarının belli çevrelerdeki imam hatip hazımsızlığını tekrar nüksettirdiğini görüyoruz. Özellikle İstanbul Büyükşehir gibi uzun yılların ardından el değiştiren bazı belediyelerde 28 Şubat dönemini hatırlatan uygulamalara imza atılıyor. Adeta bir öç alma duygusuyla, intikam hissiyle, asılsız ve çarpıtma bilgilerle gönüllü teşekküllerimiz hakkında iftira kampanyaları yürütülüyor. FETÖ vari taktikler kullanılarak üniversiteli kız çocuklarımıza güvenli yurt imkanı sunan vakıf ve derneklerimiz hedef haline getiriliyor. Basın yayın organlarında, özellikle sosyal medyada millete ve gençlere hizmetten başka hiçbir gayesi olmayan kuruluşlarımıza yönelik itibar suikastları düzenleniyor. Seçimlerden önce öğrencilere burs vermekten, ücretsiz yurt sağlamaktan bahsedenler koltuğa oturur oturmaz işe öğrenciye hizmet veren vakıf ve derneklere saldırmakla başladılar." 

İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri Genel Müdürlüğüne (İETT) ilişkin eleştirilerde bulunan Erdoğan, "Seçim döneminde inançlara saygıdan dem vuranlar şimdi milletin saçıyla, sakalıyla, kılık kıyafetiyle uğraşıyorlar. İstanbul'da İETT'de de şu anda sakallar... Bunlarla uğraşmaya başladılar. Bunu biz 12 Eylül'de yaşadık." diye konuştu.

Kendisinin de o zamanlar İETT'de de olduğunu anlatan Erdoğan, "Göreve o zaman bir albay getirilmişti. Ne kadar İETT'de de sakallı varsa hepsini çektiler, sakallarını kestiler. O zaman benim de sakalım vardı, en son ben kalmıştım. Beni de çağırdı, dedi ki 'Ya sakal ya istifa.' Ben de ertesi gün istifamı verdim ayrıldım." ifadesini kullandı.

Erdoğan, o dönemde 12 bin 500 lira aldığını aktararak, istifasının ardından özel sektörde işe başladığını belirterek, "Özel sektörde bir işe başladım, 4 kat fazlası maaşla işe girdim ve 50 bin lira... Bütün tasarruf sahibi olan rezzakul âlem olan Allah bir yerden kapılar kapatılıyorsa işte birçok yerden farklı kapılar açılıyor ve açıldı." dedi. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şunları kaydetti: "Seçim döneminde takılan özgürlük maskesi, yerini bugün baskıya, fişlemeye, faşizmi aratmayan bir tahammülsüzlüğe bıraktı. Seçim öncesinde 'hiç kimsenin aşıyla, ekmeğiyle oynamayacağız' diyenler, daha şimdiden binlerce insanı kapı dışarı etti. Sevgi ve kucaklaşma sözlerini Suriyeli yetimlere verilen bir tas çorbaya göz diken, kimsesiz çocukları kapı dışarı eden, bölücülere gösterdiği empatiyi evladı dağa kaçırılan analardan esirgeyen vicdansız, insansız, nobran bir zihniyet aldı. 

Hatırlayın, cumartesi annelerini. Cumartesi anneleri için her cumartesi Galatasaray'a gidenler yok muydu? Sanatçılar, şunlar, bunlar Galatasaray'a gitmiyorlar mıydı? Peki, cumartesi anneleri için oraya giden bu sanatçılar, yazarı, çizeri, şusu, busu vesaire... Şimdi Diyarbakır Belediyesinin önünde evlatları dağa kaçırılmış olan annelerin yanına niçin gitmiyorlar? Çünkü bunlar iki yüzlü, bunlar dürüst değil. Aynısı Taksim'de '12-13 ağacın yeri değiştiriliyor' diye kıyametler koparanlar...Ormanlarımız yakıldı. PKK bu ormanların yakılışını üstlendi mi, üstlendi. Peki bu ormanların yakılışını üstlenen PKK'ya karşı acaba şu anda çevre dostları niçin kalkıp da bunlara karşı 'durun' demiyorlar? Dürüst değiller, samimi değiller ama biz elif gibi dimdik duracak ve yolumuza devam edeceğiz. O anaların yanındayız, devlet olarak elimizden geleni yapıyoruz, takipçisiyiz, kovalamaya da devam ediyoruz. Bu terör örgütü kaçacak, biz kovalayacağız. Er veya geç bu işin de hesabını soracağız."

"İdeolojik saplantı adeta devlet politikasına dönüşmüştür"

Şu anda bazı sanatçıların Diyarbakır'a gideceklerine ve gittiklerine ilişkin haber aldığını ifade eden Erdoğan, bazı köşe yazarlarının da gittiğini öğrendiğini söyledi. 
 Erdoğan, "Ben de şahsım ve milletim adına onlara teşekkür ediyorum." ifadesini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "Çünkü burada milletimizin uyanışı çok önemli. PKK terör örgütünü arkasına almış olan bu siyasi partinin bugüne kadar neleri nasıl istismar ettiğini milletimizin bilmesi lazım. Milletimize de bunları anlatmamız lazım. Bunlar, bizim üzerimizdeki büyük yüklerdir ve biz bu işin arkasını bırakmayacağız. Biz milletin değerlerini, kurumlarını hedef alan saldırılarla ilk defa karşılaşmıyoruz. Modern Türkiye'nin tarihi azgın azınlığın, sessiz çoğunluğu sindirmeye, baskı ve tahakküm altına almaya yönelik tacizleriyle doludur. Milletin kökleriyle bağını koparmak, insanımızın hayat pınarlarını kurutmak için daha önce de pek çok teşebbüs yapılmıştır. İlim, irfan ve hizmet yuvalarına tahammülsüzlük maalesef toplumun belli bir kesiminde ideolojik saplantı halini almıştır. Tek parti döneminde ise bu ideolojik saplantı adeta bir devlet politikasına dönüşmüştür."

Tek parti dönemi 

Bu dönemde Batılılaşma adına yapılanların milletin hafızasında çok derin yaralar açtığı değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Seksen yaş üstündeki büyüklerimize tek parti yıllarını sorduğunuzda alacağınız cevaplar sadece yokluktur, yoksulluktur, baskıdır. Camilerin emlak niyetine satıldığı, ibadethanelerin ahıra çevrildiği, Kur'an kurslarının kapatıldığı, ilim irfan merkezlerinin kapısına kilit vurulduğu günlerimiz oldu. Minarelerimizden Ezanı Muhammedi'nin 'Allahu ekber' nidalarına hasret kaldığımız dönemler yaşandı bu ülkede. Kur'an-ı Kerim'in tren vagonlarında, ahırlarda derme çatma binalarda gizli saklı bir şekilde öğretildiği süreçlerden geçildi. Milletin cenazesini yıkayacak gassal dahi bulamadığı, yazdığı kitaplardan dolayı alimlerimizin dar ağacına gönderildiği zor zamanlarımız oldu. 

Rahmetli Tahsin Banguoğlu, Milli Eğitim Bakanı ve Milli Türk Talebe Birliğinde bir konferansını dinledim. Orada nasıl oldu da bu gassallık olayı, bu imam hatipler meselesi gündeme geldi ve ne dese beğenirsin. Kendisine İnönü talimat veriyor, imam hatip okulu açma noktasında değil. Sadece cenazeleri yıkayacak gassal yok. 'Ben senden sadece cenazeleri yıkayacak gassal yetiştirmek için okullar açmanı istiyorum.' diyor. Yani imam hatiplerin açılışı da böyle. Onun için de imam hatip de bize bazı hocalarımız şunu derdi, 'Siz ölü yıkayıcısı mı olacaksınız?' Bunu bize dediler ve bizim onurumuzla bu şekilde oynamaya çalıştılar ama ne oldu? Onların gassal diye düşündüklerinden cumhurbaşkanı çıktı, başbakan çıktı...." 

"Bizim birliğimiz, bizim beraberliğimiz, bizim kardeşliğimiz çok ama çok önemlidir. Bunun için bizi bölmek, parçalamak gayreti içerisinde olanlar olabilir. Bu oyunu işte bu kadrolar bozacak." ifadelerini kullanan Erdoğan, şöyle devam etti: "Türkiye, üstadın ifadesiyle 'Allah ve ahlak' demenin yasak olduğu, din adına ne varsa her şeyin yer altına itildiği ızdırap dolu günlere şahitlik etti. Daha sonra da bu baskıların tırmandırıldığı dönemler yaşandı. Bu ülkede insanlar, sakalından kılık kıyafetinden dolayı polis tarafından sokaklardan toplandı. Anadolu insanını, 'takunyalı, mülteci' diyerek aşağıladılar. Yeri geldi, 'göbeğini kaşıyan adam, makarnacı, kömürcü, patatesçi' diyerek insanımıza kan kusturdular. Yeri geldi, 'ölü yıkayıcısı' dediler. Başörtülü kızlarımıza, 'sıkma baş' diyerek hakaret ettiler. Anadolu'nun zeki çoçuklarının okuyup diplomat olmasına tahammül edemediler. Ne dediler? 'Sen git temizlikçi ol, sen git tarlada çalış.' Niye? Başörtülüden hakim, savcı, doktor olamaz. Bunu yakıştırdılar ama hesapların üzerindeki hesap Rabbimizin hesabıydı. Bu tecelli etti, bunun karşısında da dayanamadılar, duramadılar. Bu ülkede onların kabullenemediği bu makamların hepsine de imam hatip mezunları da geldi."

"Hakkın ve halkın iradesi galip geldi"

"Tek parti döneminden 27 Mayıs Darbesi'ne, 12 Mart'tan 12 Eylül'e ve 28 Şubat'a kadar demokrasinin askıya alındığı ara dönemleri, milletle ve milli iradeyle hesaplaşma aracına dönüştürdüler." değerlendirmesinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle sürdürdü: "Özellikle medeniyet birikimimizi yeni nesillere aşılayan dernek, vakıf ve kurumlarımızı hedef aldılar. Kimileri bu vakıfları kapatmayı denedi, kimileri tehdit diliyle yıldırmaya çalıştı ama hiçbirisi de hamdolsun başarılı olamadı. Her defasında Hakk'ın ve halkın iradesi galip geldi." Erdoğan, "Yaşadığımız acı tecrübeler, bize şu hakikati bir çok defa göstermiştir: Bin kere mazlum olmak bir kere zalim olmaktan iyidir. Çünkü zulüm ile abat olanın ahiri berbat olur. Dünyada zulüm ve baskıyla payidar olan kimse yoktur." dedi.

Milletin kurumları ve değerleriyle kavga edenlerin, kendilerini bekleyen akıbetten kurtulamayacağını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

"Milletimiz kendine ve evlatlarına hizmetten başka gayesi olmayan vakıflarımızın yıpratılmasına müsaade etmeyecektir. Bu millet nasıl şimdiye kadar varını yoğunu harcayarak kendi kurumlarına sahip çıkmışsa inşallah bundan sonra da dişinden tırnağından arttırdıklarıyla gönüllü teşekküllerimizi desteklemeyi sürdürecektir. Milletimizin ruh köküyle bağını tekrar güçlendirmesine kimse mani olamaz. Bu topraklardaki 1071'den 2071'e ve ötesine giden kutlu yolculuğumuza kimse set vuramaz. Bu millet, bir daha asla yeni 27 Mayıs'ların, 12 Eylül'lerin, 28 Şubat'ların yaşanmasına izin vermez."

"Seferle mükellefiz"

Türkiye'de 3 Kasım 2002 itibarıyla "vesayetin kapısı"nın tekrar açılmamak üzere kapandığının altını çizen Erdoğan, "15 Temmuz gecesi yaşananlar ise milletimizin iradesini korumak uğrunda neleri göze alabileceğini dost düşman herkese göstermiştir. Bu ülkenin sahibi, şu ya da bu kesim değildir, 82 milyonun tamamıdır. Bunun için her fırsatta işimize yoğunlaşmamız gerektiğini söylüyorum. Unutmayalım ki biz zaferle değil seferle mükellefiz. Zaferin de kaderin de zamanın da sahibi, alemlerin Rabbi olan Allah'tır. Bizim görevimiz sabırlı olmak, inancımızdan, vakarımızdan, asaletimizden, ilkelerimizden taviz vermeden mücadelemizi sürdürmektir." şeklinde konuştu.

Necip Fazıl Kısakürek'in, "Zindandan Mehmed'e Mektup" şiirinden bir mısra okuyan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: "Üstadın müjdelediği gibi ebet bizimdir, istikbal bizimdir. İstikbal, milletin emanetine canı pahasına sahip çıkanlarındır. İstikbal, saldırılar ve zorluklar karşısında yeise düşmeden, hizmet sancağını daha yüksek burçlara taşıyan gönüllü kuruluşlarımızındır. İstikbal, gece gündüz demeden imanlı, ahlak, erdemli nesillerin yetişmesi için ter döken hocalarımızındır. İstikbal, Fuat Oktay Bey'in de az önce ifade ettiği gibi 'kim var' diye sorulduğunda sağına soluna bakmadan 'ben varım' diyebilen dava erlerinindir. İstikbal, millete hizmet yolunda can veren Şehit Kaymakam Muhammed Fatih Safitürk ile Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz gibi vatanperver gibi İmam Hatiplilerindir. İstikbal, 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi gerektiğinde vatanı, ezanı, bayrağı ve bağımsızlığı uğrunda şehadeti göze alan yiğitlerindir. İstikbal, bölücülerin tehditlerine aldırmadan evlatlarını bölücü terör örgütünden kurtarmaya çalışan Diyarbakırlı cesur analarındır." İTTİFAK-AA 


Yorum Ekle