29 Mayıs 2020, Cuma
Son Dakika

Andre Gide’nin Günlüğünden…

22.05.2020

Bu yazıda, 1947 yılının Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Andre Gide’nin Günlüğünden (Günlük, MEB, Çeviren: Fuat Pekin,1962,279 s.) seçmelere yer vereceğim. Fransız olan Andre Gide (1869-1951) edebiyatın hemen hemen her alanında eserler vermiştir: Roman, Şiir, Hikaye, Deneme, Tiyatro, Anlatı, İnceleme ve Eleştiri, Gezi Yazısı, Anı, Yergi, Diyalog, Otobiyografi vb. alanlarda yüzün üzerinde eser kaleme aldı. Eserleri onlarca dünya diline çevrildi. Ayrıca dergi de çıkarttı. Katolik Kilisesinin hışmına uğradı ve 1952 yılında kitapları yasaklılar listesine konuldu.

Gide ve yapıtları de birçok edebiyatçı gibi belleğimizde güzelliklerden başka bir şey bırakmıyor.

“…Zihnim, önce var olmak sonra görünmek mi, yoksa, her şeyden önce görünmek, sonra da göründüğümüz gibi olmaktan mı gerektiğini kestirebilmek için, kendi kendine, bir tartışmaya girişmişti.” s.18

“… nereye gitmeye karar verirsem beni yalnız oraya ulaştıracak olan güvenli yollarda yürümek istiyorum.” S.21

“…Bütün ömrümüz kendi kendimizin silinmez bir portresini çizmekle geçer.” S.22

“…Sanatçı hayatını yaşadığı gibi anlatmalı, ama sonra anlatacağı gibi yaşamalı.”S.23

“…En güzel şeyler, bize, çılgınlığın fısıldadığı ve aklın yazdırdığıdır. Hülyaya dalınca çılgınlığın, yazınca da aklın yanında, her ikisinin ortasında durmak lazım.” s.45

“… İnsan, sahip olmakla değil hakikati aramak yoluyla gücünü artırır ve olgunluğa ulaşır.Hakikat Tanrı’nındır; düşünce insanın. Bazıları düşüncelerle hakikatleri birbirine karıştırırlar.“ s. 48

“… Mümkün olduğu kadar çok insanlık yüklenmek. İşte en güzel düstur.”s.54

“…Her şey ancak sevgi ile satın alınabilmelidir. Her kim olursa olsun, her ne olursa olsun, o kimse, o şey, hep onu en çok sevenin eline geçmeli.” s.73

“… Baş başa kalınca Jacques Blanche’la birlikte müşterek dostlarımızı şöyle bir gözümüzün önüne getiriyor ve bazı çehrelerin tozunu alıyoruz.” S.93

“… Beni nasıl okumalarını istiyorsam, ben de öyle okuyorum; yani yavaş yavaş. Benim için, bir kitap okumak, yazarı ile baş başa on beş gün ortadan kaybolmak demektir.” S.103

“…Bana göre, söylenmemesi gereken şeylerin sayısı, her gün artıyor.” s.109

“…İyi bir övgü ile benden her şey elde edilebilir.” s.122

“…İnancı sağlam bir Müslüman’ın (Allah, Allah’tır) diye seslendiği gibi ben de ‘Sanat sanattır’ diye bağırmak istiyorum. Gerçek oradadır, gerçek olan ona hükmetmek değil, aksine ona hizmet etmektir. Yavaş yavaş elde edilen, ey değer!” s.122

“…İlahi bir sabır olmadan hiçbir şey yaratılamaz.” S.124

“…Wagner’in şahsından ve eserinden nefret ediyorum; bu şiddetli kin çocukluğumdan beri durmadan artmıştır. Bu harikulade deha insanı takatsiz bırakır, coşturmaz. Bir çok züppeye, yazara ve aptala musikiyi sevdikleri, bir kaç Sanatçıya da dehanın öğrenmekle elde edildiği zannını verdi. Almanya belki de hiçbir vakit, aynı zamanda bu kadar büyük ve bu kadar barbar bir şey meydana getirmedi.” S.162

“… Bir mizahçı ne kadar zeki olursa, gerçeği, manalı kılmak için, o kadar az değiştirmek ihtiyacını duyar.” S.176

“…Çiçekleri dökülmüş bir ‘Heracleum’, kocaman dallarının bir şemsiye gibi olan uçlarını sarkıtır. Tohumları olgunlaştıkça dökülür, Sümeyre’nin ağırlığı ile bal verir gibidir. Hiçbir aracın havada dolaştıramayacağı, taşımayacağı ve yere bırakacağı bu tohumları ihtişamlı bir hareketle dibinden kabil olduğu kadar uzağa atar.” S.185-186

“…La Fontaine’nin dediği gibi ‘Eğer su sopayı kırık gösterirse zihni onu düzeltmez.” S.172

“…Jüri heyeti sıralarında yeniden meslektaşlarımı seyrediyorum. Kötü giyinmiş, kötü tıraş olmuş, iyi yıkanmamış, saçları karma karışık, çamaşırları kirli veya büsbütün çamaşırsız; kuşku ile yorgunluğun hep birden sebep olduğu o korkulu, gizlenecek yer bulamayan, sinmiş bakışlar, nasıl surat asacaklar? Onların yerinde olsam benim de suratım nasıl olur? Hatta yargıç böyle çirkin ve iğrenç kılık kıyafetle ‘namuslu adamı’ kötü adamdan ayırabilir mi? Katili jüri üyelerinden ayırt edene aşk olsun.” S.204

“…Simon, (Federal müzeye beraber giderken) Almanya’nın saplandığı barbarlıktan uzun uzadıya bahsediyor. ‘Şehvetlerinin ülküsü, bir şampanya şişesidir, diyor. Şimdilik imparator onları saldırmaktan alıkoyar ama, Guillaume’un ölümünden sonra kımıldanmaya başlayacaklardır. Güçleri ve sağlıkları aptallıklarıyla birlikte artmaktadır. Sizi temin ederim ki; cümlelerimi şişirmiyorum; kendilerini pek yakından gözleme fırsatını buldum; bu adamların aptallıklarını tasavvur edemezsiniz. Ama işinden gücünden başka bir şeyle ilgilenmemek ne büyük bir kuvvet! O harikulade Alman metodundan çok bahsedilir; bu metodun kendisinde bir fevkaladelik yok; çocukça bir sadeliktir. Harikulade olan metot değil, onu uygulamaktır… Pazar akşamı kör kütük olan bir Alman (bu onun için sefahatin ne yüksek kertesidir) pazartesi sabahı, kendisini gene bürosunun önünde sersem olarak bulur, ama, bu sersemliği her zamankinden fazla değildir; o, bir gün önce sadece su içmiş gibi, işinde eli tezdir, derli topludur. Onların en büyük meziyeti sabırdır; en büyük kuvvetleri işlerinden başka şeye bakmamaktır.” S.208-209

“…Umutsuzca kendimi, kendimden uzak hissediyorum.” S.211

“…Hakikat şudur ki, geçim maksadıyla çalışıp çabalamak zorunda kalmadıkça, ömrümüzü nasıl kullanacağımızı bilemeyiz ve gelişigüzel harcarız.” S.219

“…Onun sormak istediğini anlamak için cümlelere ihtiyacım yoktu.” S.249

“…İnsanın nefsini hor görmesi, onun varlığını tasdik etmesinin en yüksek mertebesidir.” 257


Yorum Ekle