16 Temmuz 2020, Perşembe
Son Dakika

Araştırma ruhu ve keşif zevki üzerine

07.05.2020

Bizde, bugünkü eğitimde öğrencilere araştırma ruhunu kazandıracak bir öğretim usulü ile eğilindiğinin bulunduğunu söylemek imkânı yoktur. Bunun tek sebebi vardır, o da öğrencide olguların farkına varma yeteneği üzerinde işlemekten âdeta kaçınıyor olmaktır. Eğitimde devlet bakışı bu kadar yanlıştır. Keşif zevki geliştirilmeyen bir çocukluk ve gençlik, ileride bilim dünyasına bir türlü girememenin sıkıntısını duyarak yaşamaya devam eder.

Yetenek sonradan kazanılan bir şey değildir. Doğru bir öğretim, “yeni gelen”i, içinde taşıdığı; yaradılışında bulunan özellikleri sabırsızlıkla bekleyen bir eğiticilikle birlikte olmalıdır.

Çocuğu kesin bir ezbercilik şartlarına kabul ediyor bugünkü Türk eğitimi. Yanlış ve yetersiz bir eğitim anlayışıdır bu.

Araştırmacılığın gelişmesi fikrine açık olmayan bir (millî) eğitim ise elinde tek bir usul ile çocuğu karşılamaya mahkûm etmiş demektir elindeki imkânları.

Bu durumdaki eğitim kendi kendini sınırlamış demektir. Bu bir çelişmedir. Gelen yeni kuşakları değerlendirememek, nasıl olur da, bir esas olarak kabul edilir?

Bütün dünyada oto-eğitim’e gidiş vardır. Toplumların çoğu bunu sağladılar ve ilerleme kaydettiler. Oto-eğitim, öğrencinin kendisi tarafından yürütülen eğitim faaliyetinin adıdır. Okulda, eğitimcilerin, bilgi ve yetişme talebiyle (talebe) başvurmuş olana elverişli bir ortam sağlaması yeterli bulunur bu anlayışta. Eğitici, kararlı olduğu için, gerekeni temin etmiş ve yaptığından emindir.

Türkiye’de özel okulların bile çok azının böyle bir hedefi vardır. Devlet, eğitimde yetersizliği bir alınyazısı gibi mi algılamaktadır acaba? Fazlalıklardan arınmış bir Eğitim düşüncesi bu kadar mı çözümsüzlük noktasındadır?

Tâ Grek medeniyetinin parlak günlerinden beri “dolu bir kafa” değil, “düzenli bir kafa” esası, hayatta yerini almıştır. İslâm medeniyetinde ise, sanıldığı hatta bu sanının propogandasına girişildiği halde ezbercilikden söz edilemez. Gerekli bilginin çocuk tarafından anladıktan sonra, ömür boyu kazanılması anlamında ezberleme vardır. Ezbercilik ile farkı var.

Ezbercilikte tehlike vardır; öğrenci karşılaştığı bilgi ile yürek yüreğe bir alış-verişe giremediği halde, sistemin dikte’yi kullanması yüzünden sadece günü, dönemi kurtarmak noktasına gözünü diker, dikiyorlar.

Eğitimciler herşeyden önce kendi çocuklarını bir gözlemeliler. Daha okul öncesinde, bir şeyleri sezip, elindeki malzeme ile ona doğru bir oluşturma eğilimi gösteriyor mu, göstermiyor mu? Oyun dünyası, zengin bir gözlem fırsatı demektir büyükler için. Çocuk, denenmemiş olanının peşinde mi, değil mi? Çocuk, farkında olmadığı bir yücelikle birlikte mi, değil mi?

Sürmanaj, aşırı yorgunluktan ileri gelen bir zihinsel iflâs halidir. “Aşırı derecede çalıştırılmanın, ya da çalışmanın verdiği, giderilmesi güç yorgunluk olarak tanımlanır.” Örneği de “Sınav dönemleri sürmanajı” olarak verilir.

Peki? Bir öğrencinin, doğuştan taşıdığı yeteneklerle, ortaya çıkmasını beklediği, ruhunun umduğu özellikleri?

Her insan dünyaya bir katkısı umularak karşılanmalı değil midir? Mânevi boyutlar? İçerdiklerimiz?

Açınız bir pedagoji süzlüğünü; surmenage (Fransız); sur [önek] ve mener (geç-Latince minare’den hayvanların korkutularak idare edilmesi, güdülmesi) kelimelerinden... Madde devam eder: “Eskiden atların veya diğer yük hayvanlarının çok hızlı ve çok uzun süre sürülerek uğratıldığı aşırı yorgunluk. Günümüzde daha çok insanlar için kullanılmaktadır.”

Acı gülümsemenin yeridir; lise ve üniversiteye girebilme telâşındaki çocuklarımızın bunaltısını gördükçe: “Çocuklarımız birer yarış atı değildir” deyip durmuyor muyuz?


Yorum Ekle