21 Eylül 2020, Pazartesi
Son Dakika

Atatürk ve Çocuk Bayramı…

24.04.2020

Prof. Dr. Oktay Aslanapa doktora derslerime geldiğinde 95 yaşındaydı. 2013 yılında vefat ettiği zaman tam tamına bir asır ömür yaşamıştı. Oktay Hoca Türkiye’nin yetiştirdiği ilk sanat tarihçisi olarak Atatürk ve Sanat dersini bize anlatmıştı.

Oktay Hoca’nın başkanı olduğu ekip ile 1995 yılı yazında Van’da kazı yapmışlığım da olabilir. Olabilir diyorum çünkü Van ilimizde sigortalı çalıştığım kayıtlarda yer almıştı. Hâlbuki Van ilimize ben ilk defa çalıştığım tarihlerden on beş yıl sonra gitmiştim. Tam da Van’ı ziyaret ettiğim yıl olan 2009’da Oktay Hoca’dan Atatürk ve Sanat konularını dinlemiştik.

95 yaşında olmasına rağmen derslerinde Atatürk’ün sanata verdiği önemi hem çok iyi temellendiriyordu, hem de kaynakları çok sağlamdı. Hoca’nın Atatürk ve Sanat konusundaki iki dersini de izin alarak fotoğraf makinesi ile kayda almıştım. Bu yazı vesilesiyle o kayıtları da tekrar izledim.

Oktay Aslanapa kayıtlarında, derslerden birisinin bitiminde ona; “Atatürk’ü şahsen gördünüz mü hocam?” şeklindeki soruma verdiği cevabı arıyordum. Ama bulamadım. Doktora derslerinde yazdığım notlarıma baktım. Not da almamışım. Bu durumdan hareketle kayda almış olma ihtimalim daha fazla ama arşivimde şu an için bulamadığım da bir gerçek.

Oktay Hoca Atatürk ile iki defa karşılaşmıştı. Bunlardan birisi Atatürk’ün Oktay Hoca’nın memleketi olan Kütahya’yı 1933 yılındaki ziyaretinde idi.  Hoca lisede öğrencidir. Atatürk’ün Kütahya’ya üçüncü defa gelişidir. Kütahya halkı ile birlikte öğrenciler tren istasyonunda atalarını karşılamaya giderler. Atatürk istasyonda Oktay Hoca’nın da içerisinde bulunduğu öğrenci ve öğretmenlerle de görüşür. Tam o sıralarda tren istasyonu görevlilerinden bir genç atasını görmüş olmanın heyecanından olsa gerek bir hata yapar. Görevli genç daha da heyecanlanır ve panikler. Atatürk’ün tavrının ne olacağını da kestirememekte ve bu nedenle de korkusu yüzüne vurmaktadır. Herkesin hayret dolu bakışları içerisinde Atatürk sakin, güven verici ve kucaklayıcı bir ses tonuyla gence; “Sen de pişeceksin çocuk” der. Hata yapan görevli genç dâhil orada bulunan herkesin Atatürk’e hayranlığı daha da artar.  

Atatürk’ün çocuk ve genç algısını somut olarak gösterdiği için Oktay Hoca’nın anlattıklarını da buraya ilave ettim. Nitekim Büyük Nutuk’un en sonunda yer alan ve Gençliğe Hitabe olarak bildiğimiz metnin birinci paragrafında “genç” vurgulanırken son paragrafta da “evlat” kavramı kullanılarak “çocuk” vurgulanmıştır.

TBMM’nin açılışından yedi yıl sonra kutlanmaya başlanan Çocuk Bayramı da Atatürk’ün birinci derecede kol ve kanat germesiyle gürbüzleşmiş ve olgunluk düzeyine erişmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış tarihinden bir yıl sonra 23 Nisan 1921'de Milli Bayram olarak kutlanmaya başladı.

23 Nisan'ın Milli Bayram Kabul Edildiğine Dair Kanun, Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açılışından tam bir yıl sonra, 23 Nisan 1921 yılında kabul edildi. Kanun, 2 Mayıs 1921 günü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

İki maddeden oluşan kanunun birinci maddesinde, "Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk yevmi küşadı olan 23 Nisan günü Milli Bayram’dır."; ikinci maddesinde ise "Tarihi kabulünden muteber olan işbu kanunun icrasına Büyük Millet Meclisi memurdur" ifadesi yer alıyor.

23 Nisan'ın Çocuk Bayramı oluşu yine TBMM'nin açılışıyla ilişkili olmasına rağmen, tamamen ayrı bir bayram olarak gelişmiş ve 1981 yılına kadar da öyle devam etmiştir. Bu Bayram 23 Nisan 1927'de Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin (Çocuk Esirgeme Kurumu) o günü “Çocuk Bayramı” olarak duyurmasıyla başlamış kabul edilir. Aslında Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin 23 Nisan'la ilgili çalışmaları daha önceki yıllarda vardır ve hatta çocuklardan da söz edilmiştir. Kurum, 23 Nisan 1923'te millî bayram için pullar bastırmış ve satmıştır. 23 Nisan 1924'te Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde “Bu gün Yavruların Rozet Bayramıdır” ibaresi yer almış, 23 Nisan 1926'da da yine aynı gazetede “23 Nisan Türklerin Çocuk Günüdür” başlıklı bir yazı kaleme alınmış ve bu yazıda cemiyetin bu günü çocuk günü yapmaya çalışarak doğru yolda olduğu ve para kazanan herkesin bu gün cemiyete çocuklar için bağışta bulunması gerektiği vurgulanmıştır. 23 Nisan 1927'de ise Himaye-i Etfal Cemiyeti o günü Çocuk Bayramı olarak duyurmuştur.

 

Cemiyeti buna iten neden ise cemiyetin yetim çocukları için gelir kaydetme anlayışıdır. Böylece çocuk bayramı ortaya çıkmıştır. Çocuk Bayramı adı daha resmiyet kazanmamış olsa da, bundan sonra 23 Nisan “Millî Hâkimiyet Bayramı”nın yanı sıra “Çocuk Bayramı” olarak da kutlanacaktı.

 

1927'de ilk defa kutlanan çocuk bayramı, kaynak oluşturma başta olmak üzere, çocukların neşeli bir gün geçirmeleri amacını taşıyordu. İşte, 23 Nisan 1927'deki ilk bayram Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve dönemin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa himayesinde gerçekleştirilmiş, etkinlikler için Atatürk arabalarından birini çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu'nun konser vermesini sağlamıştı. O yıl cemiyetin Ankara'daki binalarından birine Çocuk Sarayı adı verilmiş ve burada düzenlenen çocuk balosuna İsmet (İnönü) Bey'in çocukları da katılmıştı.

 

1929 yılında çocuklara ilgi daha da artmış ve o yıl ve daha sonraki yıllarda 23-30 Nisan haftası “Çocuk Haftası” olarak kutlanmıştır. 1970'li yıllara kadar ulusal boyutta ünlenerek ve katılımı artırarak ilerleyen 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarına 1975'te TRT’de katılmış ve bir hafta çocuk programları yayımlamıştır. 1978'de Meclis Başkanlığı'nın izniyle meclisteki törenlere çocukların da katılması sağlanmıştır. 1979'da bu uygulama Ankara ilkokullarından gelen çocuklarla düzenli olarak başlatıldı. 1980'de de bütün illerden gelen çocuklarla “Çocuk Parlamentosu” oluşturuldu. 1979 yılının UNESCO tarafından Dünya Çocuk Yılı olarak duyurulması üzerine, TRT tarafından dünyanın bütün çocuklarını kucaklamayı amaçlayan bir proje hazırlandı ve 1979 yılından itibaren TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği adıyla uygulamaya kondu.

 

Bayramın en son şeklini alışı ise 1981'de gerçekleşmiştir. Millî Güvenlik Konseyi bayramlar ve tatillerle ilgili kanunda yaptığı 20 Nisan 1983 tarihli değişiklikle o güne kadar kanunen adı konmamış bir şekilde kutlanan bayrama “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adını vermiştir.

1933 yılında Atatürk'le başlayan çocukları makama kabul etme geleneği çocukların kısa süreliğine devlet kurumlarının başındaki memurların yerine geçmesi şeklinde devam etmektedir.

 

Türkiye, dünyada çocuklarına bayram hediye eden ve bu bayramı bütün dünya ile paylaşan ilk ve tek ülkedir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise bütün dünya çocuklarına bayram armağan eden liderdir.


Yorum Ekle