DOLAR
5,8351
EURO
6,5639
ALTIN
240,0134
BİST100
96.216

Cerraha teşekkür edilirken unutulan fizyoterapistler

15.04.2019 00:00

Değerli okuyucularım,

Biz sağlık çalışanlarının da kendilerini ifade etmeye, duygu ve düşüncelerini hastalarıyla, okurlarıyla paylaşma ihtiyacı vardır…

Geçtiğimiz hafta bir ünlü cerrah hocamızın gazetede yayınlanan bir röportajını okurken bu duygular doldu içime…

Öyle güzel ve samimi anlatmış ki duygularını… Hatta bunları kendisi kaleme almış… Dediğim gibi o da kendisini ve duygularını paylaşmak ihtiyacı hissetmiş… Çok sevindim böyle kıymetli hocaların meslekte olmasına…

Bir gün kendisi henüz öğrenci iken bir yakınının kalp krizi geçirmesi vesilesiyle gittikleri hastanede doktora akrabasının durumunu soruyor ve doktorun verdiği cevaptan bir şey anlamıyorlar.

Meğer doktor, tıp dilinde cevap veriyormuş. Tekrar anlamadıklarını sorduğunda da doktordan fırça yiyorlar. Bunun üzerine kendisinin insanlara empati yaparak onların anlayacağı dilden konuşmaya söz veriyor.

Bir de çok duygulandığım şu yaklaşımı dile getiriyor.  Doktorlukta Allah korkusu olması lazım… İşini sevmek lazım... İnsanı sevmek lazım... Doktorluk sadece hastaya bakıp ilaç yazmak değil…

Ve sözün bittiği noktaya geliyor:

Kendilerine çoğunlukla yaşlı hastalar geldiğinden söz ederek onları kendi annem, kendi babam yerine sayarım, diyor… Bunu söylerken birçok meslektaşa mesaj da gönderiyor… Çünkü şöyle bir algı da gelişiyor yavaş yavaş:

“Nasıl olsa yaşlı”

Nasıl olsa yaşlı diyen bir kimse kendi annesine kendi babasına da böyle diyebilir mi?

İşte bu cerrah da bu insani durumu dile getirmiş ve kendisinden örnek vererek genç meslektaşlarına vicdan ve merhamet konusunda empati yapma konusunda bir çağrıda bulunmuş…

Sağlığın gizli kahramanları

İşte bu acı gerçeğin yaşandığı birçok noktada ülkemizdeki öğrenci sayısı ile birlikte yaklaşık 36 bin fizyoterapist böyle düşünmüyor…

“Nasıl olsa yaşlı” demiyor…

 “Nasıl olsa felçli, iyileşmez” demiyor…

 “Nasıl olsa yatalak bu” demiyor…

Aksine bir şekilde yaşam kalitesi düşmüş, ya da hayata tutunmaya çalışan binlerce insanın hayatına kendilerini adıyorlar…

Onları hayata tutundurmak için kendi hayatlarını gerçekten ikinci plana koyabiliyorlar…

Ne acıdır ki kendilerini, rehabilitasyona ihtiyaç duyan hastalara adayan bu sağlık kadrosu şu anda mağduriyeti yaşayan ve sosyal statüden tutun da cümle haklarına hukuklarına kavuşmak için bekleyen sağlığın gizli kahramanları…

 “Gizli kahraman mı? Niye öyle söylediniz ki” dediğinizi duyar gibiyim.

Evet fizyoterapistler sağlığın gizli kahramanlarındandır… Sağlığın nice gizli kahramanları vardır. Her birine saygılarımızı sunuyorum. Ve diyorum ki onlardan biri de fizyoterapistlerdir.

Anlatayım dilim döndüğünce ve yerimiz el verdiğince…

Öncelikle bu Cerrah hocamızın anlattıkları iyi ki medyada yer buluyor. Etik değerler bu vesileyle bir kere daha hatırlanıyor. Bu vesileyle o cerrah hocamıza yürekten teşekkür ediyorum. Ederken de sağlığın gizli kahramanları olan fizyoterapistlerin durumunun hiç gündeme getirilmediğine değinmek ve yetkililerimizin hiç olmazsa belki bu defa dikkat edeceği umuduyla bir durum tespiti yapmak istiyorum. Kimseyi ötekileştirmeden, kimseyi kıskanmadan; kimseye bühtan eylemeden…

Sağlık hizmeti bir bütündür

Sağlık hizmeti doktorundan fizyoterapistine, hemşiresinden hasta bakıcısına kadar bir bütündür… Ve bir yerde yaşanan aksaklık, hastanın sağlığında başarıya ulaşmayı engelleyebilir…

Cerrah çok başarılı bir ameliyat yapar ama başarısız bir serum takımı olumsuz sonuç verebilir, başarısız bir hasta bakıcı hastanın hijyen hassasiyetini koruyamadığında oluşabilecek bir enfeksiyon hastayı hayattan kopartabilir…

İşte bu saatin dişlisi gibi bütüncül yaklaşımda cerrah ameliyatını yapar, hastayı en iyi ihtimalle iki üç saat kontrolde tutar sonra çok mecbur olunmadıkça hastayı sadece taburcu olurken görür bir daha görmez… Ama söz konusu hastaya aylarca gidip gelen bir fizyoterapist, bir insanın çocuğuna, hanımına; anasına babasına emek verdiği gibi o hastasına da emek verir… Onu yataktan ayağa kaldırabilmek için, elini kolunu hareket ettirebilmesi için, yürütebilmesi için vb. hem moral motivasyon verme anlamında ruhsal hem biyolojik dengesini koruyabilmesi için bedensel emek sarf eder… İyileşeceksin, yürüyeceksin, konuşacaksın, ağrıların azalacak tarzda telkinlerle birlikte incitmeden, acıtmadan ağrıtmadan o hareketleri yaptıracaktır… Bir gün değil, beş gün değil bir ay değil bazen bir yıl bile süren bir fedakârlıktan söz ediyoruz. Bu süreçte o hastayla en yakınından daha yakın mahremi olunmaktadır bazen… Hastanın idrarını tutamama gibi, ağız akıntısı gibi rahatsızlık sebebiyle yaşanan beşeri halleri, en yakınının bile göremediği bazı durumları fizyoterapisti, hem de hastasına moral motivasyon verme uğruna görmezden gelecektir… Çünkü o, hastasının sağlığına kavuşmaya adamıştır kendisini… Ve cerrahtan teslim alınan süreçte hastanın sağlığına kavuşmasında uzunca bir süreci omuzlar fizyoterapist…

Hiyerarşik bencillik nereye kadar?

Ne enteresandır ki bu sürecin sonunda temel olarak algılanan durum şudur. Sağlık sorunundan tamamen iyileşen bu hastayı, sadece ve sadece başarılı ameliyat yapan cerrah iyileştirmiş (!) olur. Hastanın iyileşme sürecindeki uzun ve sisli yollarda aylarca çaba sarf eden fizyoterapistin esamisi dahi okunmaz sistemde. Bilinen tek kişi ameliyatı başarılı yapan cerrahtır… Gerisi detay... Sonra o cerrah meşhur olur. Belki de büyük bir sağlık grubuna transfer filan olur... Bu ve benzeri hâller yıllardır devam eder durur…

Zaten bu algı ve bu realite sebebiyledir ki gerek maddi gerek manevi açıdan sağlıkta sosyal statü olarak en zirvede yer almaktadır değerli hekimlerimiz… Diğer mesleklerde de var mıdır hiyerarşik bencillik veya ötekileştirme veya ast üst hükümranlığı bilemem ama sağlık alanındaki hiyerarşide hekimden başkasının henüz adı yoktur tedavide ve iyileştirmede…

Hekimliğin sistemde en önde ve en tepede olduğuna kimsenin itirazı yoktur ve olamaz… Ama hekimlerimizin kendilerine destek veren diğer sağlık çalışanlarının yeri ve statüsünün belirlenmesi konusunda gösterdikleri ilginin derecesidir gündeme getirmek istediğimiz…

Bir de nedir?

Fizyoterapistlerin sağlık ordusundaki yerini alması için neden gerekli prosedürler bir an önce uygulanmaz? Bu konuda fizyoterapistler niçin yalnızdır hep, niçin?


Yorum Ekle
Hande
19.04.2019 15.11.06

aslında.Doktorlara performans sistemi gelince 40 50 olan muayene sayısı 100 üzerini bulmaya başladı.Sıra bekleme olayı azalmış oldu.Ama ftr için çözüm olmadı çünkü hastayı alan fizyoterapist.Doktor gerekli gereksiz hasayı ftr alması için yönlendirdi sıra birikti.Ama hastayı alacak olan fizyoterapist için değişen bir şey olmadı.Ayrıca ne icabı olan ne nöbeti olan bir meslek grubu.Yani sadece maaş + sabite çalışıyorlar.Bir çok tekniker arkadaş nöbet icap derken 4 yıllık bir mezundan yüzde 50 ücret neredeyse fazla almakta.Bu durum tabi ki meslek çalışanlarında iş verimini düşürebiliyor.Oysaki fizyoterapistlere biraz daha hak verilse hatrı sayılır bir performans verilse teşvik olarak.FTR adına bir çok problem çözüm bulabilir.FTR için söylüyorum fizyoterapistlerin bu işin ana elemanlarından olduğu tam olarak kabul görmediği sürece hep eksik kalacaktır.

Hayata küsmüş bir fizyoterapist
16.04.2019 19.52.44

Söylenecek o kadar çok şey var ki... İnsan bari bir gün adımızı ansınlar diyor 8 nisan Türkiye fizyoterapistler gününü bile önemsemiyorlar ülkede özellikle takip ediyorum 11 nisan parkinson gününü veya 11 nisan teknikerler gününü kutlayan sağlık bakanına sesleniyorum parkinson gününü kutlayacak kadar kapasiten varsa onu tedavi edecek en önemli insanlardan biri olan fizyoterapisti neden önemsemezsin bu nasıl bir anlayıştır. Umarım bir gün mesleğin kıymeti anlaşılır ama ne yazıkki hiç umudum yok... Mesleğim adına teşekkür ederim bu güzel yazınız için

Atanamayan fizyoterapist
16.04.2019 12.12.13

Biz fizyoterapistler üniversite sınavında tıp ve diş hekimliğinden sonra ki en yüksek puanlarla bu bölüme geldik. Benim girdiğim sene en kötü ftr bölümü 30binle kapatmıştı. 4 yıl boyunca okuduk ve bu süreçte o kadar fazla okul açıldı ki fizyoterapistler artık özelde iş bulamıyor ve 2000 2500 gibi maaşlarla çalışmaya zorlanıyor. 2018 KPSS sınavında Türkiye genelı ilk 1000de 200 adet fizyoterapist var.Böyle bir başarıyı sağlayan başka bir bölüm yoktur.90 puan ve üzerinde ise 700 fizyoterapist var. Sağlık Bakanlığı alımı ise 2 haneli rakamlar ve toplam 300e bile ulaşmıyor.Şu durumda 91 92 puanla Türkiye derecesi yapmış fizyoterapistler atanamıyor.Hem üniversite sınavında hem KPSSde fizyoterapistlerin başarısı cezalandırılıyor. Üstelik hastanelerde hastalar aylar sonrasına sıra alabiliyor. Artık fizyoterapistlerin sesi duyulsun ve başta atamalarımızın arttırılması olmak üzere her branştan doktorla çalışabilmek ve özlük haklarımızın iyileştirilmesini talep ediyoruz.

Ercan Koska
16.04.2019 10.13.59

Ben de bir fizyoterapist olarak trafik kazası geçirmiş bir hastayı ameliyat sonrası yatağında kafasını dahi kaldıramazken aldım ve 1 buçuk ay gibi bir süreçte bağımsız yürür şekilde taburcu ettim. Sonra bu başarı medyaya taşındı ama ne benim ne yaptığım işin adı geçmedi. Dr bey gururla konuştu.