DOLAR
5,9249
%0,14
EURO
6,5470
%0,26
ALTIN
282,76
%0,37
BİST100
95.258
%1,36

Dalkavuk Kulları’nın bir dilekçesi

09.02.2019 00:00

Dalkavukların örnekleri günümüzde elbette çoktur. Fakat geçmişimizde de bu dalkavuklar hep vardı. Kuşkunuz olmasın bundan sonra da hep varolacaklardır. Hayat Tarih Mucmuası’ Reşat Ekrem Koçu’nun Dalkavuklarla alakalı yazısını okumuştum. Aslında bir meslekmiş dalkavukluk. Dalkavukluğu şöyle anlatıyor: Dilimizde bugün mecazi manada bir tıynet(yaradılış, huy) ruh haletini belirten isim olarak kullandığımız ‘dalkavuk’ sözü “menfaat için bir zengine veya devlet kapısında bir yüksek mevki sahibine yardakçılık eden adam” manasındadır.

Cemiyet hayatımızda Tanzimat’tan önceki devirde bugünkü mecazi manasıyla dalkavuklar mevcut olmakla beraber, onlardan tamamen ayrı, kelimenin basit lügat manasına göre isim almış, loncası ile kahyası ile ve efradı ile işleri kibarları ve zenginleri ve onların konaklarındaki meclislere katılanları eğlendirmek olan bir ‘dalkavuk esnafı’ vardı.

Tanzimat’tan önce, başa, ya külah ya kavuk giyilirdi. Külahı, külahın çeşidini, ayak takımı ile esnaf ve asker ocaklarındaki efrad giyerdi. Külahın üzerine, işlerinin, mesleklerinin alamet-i farikası (tanıtım işareti) olarak beyaz tülbent, yahut renkli çember sararlardı. Bazı gençlerle bilhassa askerler ‘dalkülah’ olurlardı, yani külahlarını üzerlerine herhangi bir şey sarmadan giyerlerdi. Kavuk ise tüccarın, memurun, kibarın, ricalin, ulemanın serpuşu idi.

İşleri, meslekleri, başkalarını eğlendirmek olan dalkavuk esnafı, zelil(aşağılık) adamlar kabul edilmiş ve onlara serpuş olarak ayak takımının, esnafı ve askerin serpuşu olan külahı giydirme imkanı bulunamamıştı. Zira, külahlarına ne sararlarsa sarsınlar veya dalkülah da olsalar, muhakkak asker veya esnafla karıştırılacaklardı. Kavuk ise daima üzerine bir şey sarılarak giyilen serpuş olduğu için o zelil adamlara da serpuş olarak kavuk seçildi; cemiyet içinde derhal seçilmeleri için de ‘dalkavuk olmaları’ yani kavuklarına hiçbir şey sarmamaları emrolundu. Bu suretle, kendileri de alamet-i farikaları serpuşlarına nispetle ‘dalkavuk’ adını aldılar.

Dalkavuk esnafı, zamanımızın mecazi manası ile isim almış dalkavukları yanında yedi sefer zemzemle yıkanmış birtakım biçarelerdi; başkalarını, türlü yollarla eğlendirmeyi açıktan açığa iş, meslek edinmişlerdi. Nizamnameleri (içtüzükleri) vardı; iş ve hizmet karşılığında alacakları ücretler resmen belirtilmişti.

Dalkavukların fiyat tarifesi ise şöyle idi: Dalkavuğun burnuna fiske vurma 20 para, başına kabak vurma 20 para, yüzünü tokatlama 30 para, oturduğu minderden yuvarlama 30 para, yüzüne mürekkep veya kömür sürme 37 para, bir salkım üzümü sapıyla yedirme 40 para, çıplak başını tokatlama 45 para, merdivenden yuvarlama 180 para, sakalının yarısını kırkma 90 kuruş, bir fındık faresini ağzına sokma 400 para.

Topkapı Sarayı Müzesi'nin eski Müdürü Tahsin Öz tarafından müze arşivinde bulunan kıymetli bir vesikada ise dalkavuk esnafının mahiyeti anlatılıyor. 1. Mahmut devrine ait olan, ancak kime hitap ettiği belli olmayan bu dilekçede şöyle deniliyor: "Devletli, inayetli, merhametli efendim! Kimsesiz dalkavuk kullarınızın arzuhalidir. Her sene Ramazan-ı Şerif geldiğinde İstanbul'da davetli, davetsiz iftarlara gideriz. Ulemanın, ricalin ve devlet büyüklerinin sofralarında çeşitli nefis yemekler, türlü türlü reçeller, süzme aşureler, tavuk göğüsleri, helvalar, kaymaklı baklavalar yer içeriz. Lakin içimizde bazı terbiyesizler bulunup, edebe uymayan tavırlarıyla velinimetimiz efendimizi gücendirmekte, zararı hepimize dokunmaktadır. Dalkavukluk, sağlam bir nizama bağlanmazsa, cümlemizin açlıktan öleceğimiz aşikardır. Yeni bir nizama bağlanmamızı, içimizden uygunsuzların tart edilmesini, Şakir Ağa'nın cümlemize kahya tayin olunmasını ve eline memuriyetini bildiren bir kıt'a ruhsatname ihsan buyurulmasını niyaz ederiz. Emir ve ferman, devletli, inayetli sultanım hazretlerinindir.

İmza: Dalkavuk Kulları

Bu dilekçenin altında ise, dalkavukların mesleklerini ne şekilde icra ettiklerine dair şu satırlar yer alıyor: "Dalkavuklar, kibar rical huzuruna girdiklerinde el etek öperler. Oturacakları yer, trabzan yanındaki küçük minderdir. Vazifeleri, hane sahibinin mizaç ve tabiatına uygun şekilde konuşmak. Hane sahibi ne söylerse, fevkalade yardakçılıkla tasdik edecekler ve asla aykırı söz söylemeyeceklerdir. Verilen ihsanı gizlice alacaklar, verilen paranın çokluğuyla meslektaşları arasında övünmeyeceklerdir."

Dalkavuklar bazen kendi isimleriyle anılmışlar, ancak genellikle 'Şapur Çelebi, Hande Çelebi, Letaif Çelebi, Kahkaha Molla, Burmaz Ağa, Sansar Ağa, Çıplak Kadı, Kabarankulak Ağa, Kız Pehlivan, Hacı Fışfış, Hacı Şamandıra' gibi takma isimler taşımışlardır.


Yorum Ekle