07 Aralık 2022, Çarşamba
Son Dakika

Doç. Dr. Kaya Üçer ile bir MSGSÜ sohbeti…

23.11.2022

Ülkemizin önde gelen sanatkârlarından, ‘hocaların hocası’ tezhip ve kalemişi üstadı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Kaya Üçer ile öznesinde 140’ıncı yılını kutlayan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan bir sohbet gerçekleştirdik,


Doç. Dr. Kaya Üçer ve İbrahim Ethem Gören

İbrahim Ethem Gören: Kaya Hocam, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 140’ıncı yılını kutluyor. Medreset’ül-Hattâtîn’den MSGÜ’ye Türk tezhip sanatı yolculuğunun hikâyesini nasıl anlatırsınız?


MSGSÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kaya Üçer

Doç, Dr. Kaya Üçer: Enderun-ı Hümâyun’dan sonra ilk olarak 1915 yılında, Medresetü’l- Hattâtîn adı altında hat, tezhip, minyatür, cilt, ebru, âhâr, halı ve çini desenleri eğitimi verilmeye başlanmış, medreselerin kapanmasıyla bu okul Hattat Mektebi adıyla öğrenci yetiştirmeye devam etmiş ve 1929 yılında Şark Tezyîni Sanatlar Mektebi adını almıştır. 

1936 yılında Şark Tezyîni Sanatlar Mektebi, Türk Tezyini Sanatlar Şûbesi olarak, (daha sonra Türk Süsleme Bölümü adını alacaktır) Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlanmıştır. 

Osmanlı Devleti’nin son resmî Reîsü’l-Hattâtîn’i olarak bilinen Hattat Kâmil Akdik, Atatürk’ün harf devrimine kadar olan tüm resmî yazışmalarını yapan Tuğrakeş İsmail Hakkı Altınbezer, hat, ebrû ve cilt ustası Necmeddin Okyay, Süheyl Ünver, Rikkat Kunt, Kerim Silivrili, Emin Barın gibi alanının önemli isimleri Bölümün öğretim kadrosunda yer almıştır.

1982 yılında Mimar Sinan Üniversitesi adını alan akademik yapı, daha sonrasında da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi adını alarak yaşamını sürdürmektedir. 


Doç. Dr. Kaya Üçer ve Prof. Dr. Münevver Üçer

Günümüzde Geleneksel Türk Sanatları Bölümü ise, sanatımızın duayen isimlerinden Prof. Faruk Taşkale, Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Gündüz, Doç. Timur Bilir, Doç. Dr. Didem Çuhadar Öz ve Prof. Münevver Üçer ve  Dr. Öğretim Üyesi Ali Rıza Özcan gibi hocalara sahiptir. 

Üniversitenin hemen hemen tüm bölümlerinde bir silkinip ortaya çıkma, kendilerini sanatları ile ifade edebilme sancısı mevcuttur. İmkânların sınırlı oluşu sanatçıları muktedir olmaktan uzaklaştırmaktadır. Üniversitemizin daha atak, daha istekli, kavrayan koruyan ve kullanan günlere doğru gelişim göstereceğimiz günler oluşturulmalıdır. 


MSGSÜ 140. Yıl Logosu

140 yıllık eğitim geçmişimiz aslında Orta Asya’dan çıktığımızda başlamış olan sanat yolculuğumuzun aslında sadece rakamsal ifadesidir. Gelenekselin yapı taşları “nakkaşhaneler” geleneği ile aslında yüzyıllar öncesine dayanmaktadır.

MSGSÜ Geleneksel Türk Sanatları Bölümünde eğitim, öğretim, uygulama ve araştırma alanlarında hangi çalışmalar yapılıyor? 

“Geleneksel Türk Sanatları” adı ile nitelediğimiz kavram aslında birçok sanat kolunu içerisine alan geniş bir olgudur. Kalemişi, çini, tezhip, hat, halı, minyatür, cild ve ebrû, akademik eğitim verilen kolları ifade etmekte olduğu gibi, maden, ahşap, deri, taş, mermer, bağa, fildişi, abanoz gibi birçok alanı da ifade eden bir adlandırmadır. Bu sebeple geniş bir alanın adı olarak kullanılmaktadır. Bu kavram kargaşası “sanat-zanaat” kavram kargaşasını da beraberinde getirmektedir. Akademik eğitim ile süregelen sanat kollarıyla usta-çırak ilişkisiyle süregelen sanat kolları aynı başlık altında adlandırılmaktadır. Bu bir diğer kavramsal sorunu da beraberinde getirmektedir. Diploma ve icazet tanımlaması da bu durumun bir diğer adıdır. 

Aslında doğru olanı; usta çırak ilişkisiyle “alaylı” eğitimin akademik eğitimle bir arada harmanlanıp uygulanabildiği anlayış olmalıdır. Bu uygulama ve eğitim şekli mutlak başarının esas anahtarı olacaktır. Bu durum sosyolojik olarak bir başka konuyu da gözler önüne sermektedir. Bu da sanat eğitimi konusunda Cumhuriyet tarihimiz içerisinde bir geçiş döneminde olduğumuz gerçeğidir. 


'Alem'in âlimi Doç. Dr. Kaya Üçer

“Geleneksel Türk Sanatları” teriminin kullanımındaki bir diğer durum da yaptığımız çalışmaların geleneksel olduğu gerçeği ile birlikte aslında sadece bugün kullandığımız “Türk” nitelemesi dışında yüzyıllar öncesine dayanan bir geçmişinin olduğu gerçeğidir. Bu bağlamda çağdaş veya modern sanat anlayışlarından ayrıştırılmaya çalışılan “Geleneksel Türk Sanatları” sanat olgusunun adlandırma olarak “klasik sanatlar” olarak nitelendirilmesi daha da doğru olacaktır. 

Akademik sanat eğitimi içerisinde geleneksel sanatlarla uğraşanların “zanaat”; resim, heykel vb. uğraşı alanlarında faaliyet gösterenlerin ise “sanat” yaptığı tartışması da süregelmektedir. Hâlbuki toplumları millet yapan kendi öz kültür, örf, âdet, din ve dil gibi öğeleri ve bu öğelerin beslediği sanat anlayışlarıdır. Yerelden beslenemeyen hiçbir sanat gittiği coğrafyada var olma savaşını kazanamaz. Bu nedenledir ki, güncel sanat yapan uygulayıcıların sanat yapmak için geleneğinden beslenen bir yapı içinde olması gerekmektedir. Bu sanat üreticisini dünya üzerindeki emsallerinin önüne geçirecektir.


Yazarımız İbrahim Ethem Gören ve Doç. Dr. Kaya Üçer

Sözün bu yerinde eğitim ve eğitici perspektifini de konuşalım dilerseniz…

Hay hay, İbrahim Ethem bey, mühim bir meseleye değindiniz. Eğitim ve eğitimci perspektifi de oldukça önemli bir konumuz. Alanında yetişmiş sanat erbâbının akademik denkliğinin olmaması bu usta sanatkârların akademik eğitim alanında istihdamını zorlaştırıyor. Bu mesele, az önce değindiğimiz geçiş döneminin eğitim alanı sıkıntısına tekâbül eden konularından bir diğeridir. Bu sebeple usta-çırak ilişkisinin akademik eğitim sürecindeki kısa süreli yansıması olan “staj” konusu geleneksel sanatlar alanında eğitim alan öğrenciler için önemli bir konudur. “Staj” teorik alınan eğitimin sahaya yansıyan ve masa başında öğrenilenin saha ortamında ustalar eşliğinde vücut bulan halidir. Ayrıca işveren ile eğitilmiş öğrencinin mezuniyet sonrasında yapacağı çalışma ortamının da temellerinin atıldığı yerdir. İşveren bu süreçte ileride çalıştıracağı kişileri iş ortamında izleme ve fikir edinme imkânına kavuşmaktadır. Eğitim alıp mezun olan öğrencinin kendini gösterebileceği ilk platform da bu staj alanlarıdır. Staj sayesinde akademik eğitim alan kişi sahada işin alayından yetişmiş tecrübeli ustalarından bilgi ve tecrübe alabilmekte ve bu ustalardan usta çırak ilişkisinin temelini oluşturan ustaya saygı kavramını gözlemleyebilmektedir. Bizim gibi eğitim sistemini usta-çırak ilişkisinden akademik düzeye taşımakta olan eğitim düzenlerinde bu çok önemli bir konudur.

Az önce mufassalan değindiğimiz Geleneksel Türk Sanatları Bölümünü husûsen konuşalım… 

Bölüm, Hat Sanatı, Tezhip Sanatı, Cilt Sanatı, Halı-Kilim ve Geleneksel Kumaş Desenleri ile Çini Tasarımı ve Onarımı olmak üzere beş anasanat dalından oluşmaktadır. Anasanat dallarının programlarında minyatür, kalemişi ve ebrû dersleri de yer alır. Ortak bir programın ardından öğrenciler, ilgi ve yeteneklerine göre anasanat dallarından birine yönlendirilir. Geleneksel sanatların süregelen klasik eğitimine ek olarak programda bilgisayar destekli tasarım programları da öğretilir. Öğrenciler, sanatsal üretimlerinde klasik ve çağdaş yöntemlerini kullanabilecek teknoloji ve donanıma sahip olacak şekilde yetiştirilir. Geleneğin, geleceğimizin yapıtaşları olduğu öğrencilerimize öğretilmeye çalışılmaktadır.


Yeşil Vadi Camii kalemişi uygulaması-Uygulama ve tasarım Doç. Dr. Kaya Üçer

Türk toplumunun sosyal, kültürel ve günlük yaşamında belirleyici bir öğe olan sanat, toplumu bir arada tutan örf, âdet, gelenek, görenek ve kültürel yapı ile bir bütündür. Kültürü oluşturan, geliştiren ve gelecek nesillere aktaracak olan sanat, bu varoluşla birlikte toplumun yapısına has bir tarz da oluşturur. Orta Asya’dan Anadolu coğrafyasına göç eden bu kültür, Tezhip, Hat, Minyatür, Cilt, Çini, Kalemişi, halı ve dokumacılık gibi pek çok çeşit kadim sanatı da meydana getirmiştir. Türklerin geleneklerine, kültürüne, yaşam tarzına ve inanışına göre şekil alan bu sanatlar; geniş topraklara yayılarak gelişmiş ve yüzyıllarca varlığını sürdürmüştür. 

Ya tezhip?

Geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan tezhip sanatında, birçok sanatkâr, ortaya koymuş oldukları nadide eserler ve ekoller ile bu sanatın yaşamasını, gelişmesini ve günümüze gelmesini sağlamışlardır.  

El yazması kitapların, albümlerin, fermanların ve hüsn-i hat levhaların altın ve boya ile yapılan kenar süslemelerine verilen isim olan tezhib, stilize ve yarı stilize, doğadan yorumlanmış motiflerle yapılan süslemelerdir. Motifler, renkler ve altın, tezhib sanatını oluşturan desen ve kompozisyonlar üzerine yüklenen anlamlar simgesel olarak pek çok mâna içerir. Tezhib sanatında ullanılan mavi renk sonsuzluğu ve huzuru, altın güneşi, rumî motifi genel anlamı ile kuşun kanadı olarak yorumlanır. Hataî, penç bitkileri yuvarlak kompozisyonlar dünyayı, motiflerin kompozisyon içindeki devamlı tekrarı da dünyanın devamlılığını ve ritmini temsil eder. Tezhib, yüzyıllar boyunca bir kitap süsleme sanatı olarak itinayla yapılmıştır. 

Gelecek nesillere bu sanatı aktaracak olan, günümüz genç sanatçılarına bu sanatın klasik tüm kurallarını aktarmalıyız. Bu sebepledir ki, klasik sanatlarımıza katkıda bulunan her bireye sonsuz şükran borcumuz vardır.  Bizi biz yapan, geçmişten günümüze, günümüzden geleceğe bizi anlatacak olan kendi öz kültürümüz ve özümüze ait olan sanatımızdır.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin Geleneksel Türk Sanatlarına yaptığı katkılar ve ürettiği katma değerler için neler söylemek istersiniz?

Geçmişte olduğu gibi bugün de sanatımızın kural koyucu noktası bütün geleneksel sanatlar bölümleri için Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’dür. Yetiştirdiği öğrenciler sanat platformlarında aranılan kişiler haline gelmektedir. Geleneğin getirdiği metodsal eğitim, sonuçlarını vermektedir. Ama genç neslin, bilgisayarın pratik dünyasına meyletmeleri, el işi sanat çalışmalarından uzaklaşmaları bizlerin sorumluluklarını daha çok arttırmaktadır. 

Takip ettiğim kadarıyla Bölüm “yer sıkıntısı” çekiyor!

Evet. Üniversitedeki kısıtlı eğitim alanı probleminden fazlası ile etkilenen bölümüzün tarihinde olmadığı kadar kısıtlı olan yer sorunu da inşallah önümüzdeki dönemde çözüme kavuşacaktır.

Kadim üniversitenin rektöründen öğretim üyelerine kadar tüm ilgililerin MSGSÜ’yü daha ileriye götürmeleri yönünde omuzlarına yüklenen sorumluluklara da nazar edelim…

Yıllardır devam eden yer sorunumuz artarak devam etmektedir. Tezhip ve hat gibi anasanat dallarında hocaların bir odada toplandığı yerlerde öğrenci ile ders yapılmaya çalışılmaktadır. Üniversite eğitiminde sınıfta ders bitince mekân boşalır ve bir başka grup o sınıfı doldurur. Fakat atölye bazlı sanat eğitimi veren kurumlarda öğrenci gün boyu o atölyeyi kullanır. İşte bu minvalde öğrencilerimizin yer sorunu vardır. Dolayısı ile hocalarımız da bu kısıtlı alanlar içerisinde ders vermek durumunda kalmaktadır. 

Eğitim kitaplarının üniversite eli ile basılıp sanat camiasına kazandırmak gerekmektedir. Bünyemiz dâhilinde yetişmekte olan ve canla-başla çalışan kendi hocalarımıza destekler verilerek hem markalaşma hem de sanat çalışmalarının tanıtılması sağlanmalıdır. Bu tanınırlık öğrenciler üzerinde etkili olmaktadır. Sanatımızı uluslararası platformda tanıtmak ve entegre etmek bir diğer hedefimiz olmalıdır.

Ülkemizdeki geleneksel sanatlar eğitimlerinin yeterli düzeyde olduğunu düşünüyor musunuz?

Anadolu topraklarının her katmanından beslenme şansı olan sanatımızın halihazırda yeterli düzeyde özümsenip kullanılıp, tanıtılıp yaygınlaştırılamadığını düşünüyorum. 

Bu sistematik için devlet hamiliğinin yanı sıra 5, 10, 20 ve 50 yıllık stratejik planlarının yapılarak kesintisiz uygulanması gerektiği inancındayım. Devlet kurumlarının en üst seviyesinde sanatımızın eğitimini almış kişilerden oluşan bir yapılanmaya gerek olduğunu düşünüyorum. 

Üniversitelerimize gelen öğrencilerimiz, güzel sanatlar liseleri ağırlıklı olup muhtelif kurslardan eğitim alarak sınavlara hazırlanmakta ve üniversiteli olmaktadırlar. Bu bağlamda lise eğitimine de önem vermeli MEB ile işbirliği yaparak pilot okul çalışmalarıyla sanat eğilimli ve destek gören liseler oluşturmalıyız. Tarafımızca kurulan ve çok emeğimiz geçen geleneksel sanatlar lisesinin gerekli olan itibarı göremediğini, bunun da bakanlık eli ile desteklenmesi gerektiğini düşünmekteyim… 

Bu meyanda hangi alanlarda iyileştirilmelerin yapılması vakıa mutabık olacaktır?

Gelenekten, örf ve âdetten beslenerek çağdaş bir tını yakalayan sanat anlayışına ihtiyacımız var. Yani kısacası sanatımızın anatomisini oluşturmalıyız. Kurallarına sahip çıkıp, evrensel beğeniye atıflarda bulunan gelişimler sağlamalıyız. Bu gelişme; sanatımızı dünyada olması gereken yere oturtacaktır. Yaratıcılık (ibda) ve tasarım sanat bağlamında teknolojik gelişmeler takip edilmeli ve bugünden yarına entegrasyon sağlanmalıdır.

İlginiz için teşekkür ediyorum Kaya Hocam.

Ben de teşekkür ediyorum İbrahim Ethem Bey.

Yazı No: 446


Yorum Ekle