04 Şubat 2023, Cumartesi
Son Dakika

Dr. Vehbi Kara: Salavât, Allah nezdinden bir rahmettir.

25.01.2023

Değerli okuyucularımız bugünkü yazımız salavât-ı şerife ile taçlanıyor. Emekli deniz yüzbaşı, denizci, yazar, hoca, İslam âlimi Dr. Vehbi Kara ile Efendimiz Aleyhisselâm’ın şefaatini umarak salavât üzerine bir e-mülakat gerçekleştirdik. Sallallahu aleyhi vesellem.

İbrahim Ethem Gören: Vehbi Bey, öncelikle Receb-i Şerif ayınızı tebrik ederek kelâma başlayalım: Salavât Nedir ve Ne İçin Okunur?


Yazarımız İbrahim Ethem Gören ve E. Yüzbaşı, Dr. Vehbi Kara İyilik Sağlık Vakfı vakıf merkezinde.

Dr. Vehbi Kara: Ben de bilmukabele Receb-i Şerif ayınızı tebrik ediyorum. 

Efendim, “Salavât” genel manada Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’i (asm) anmak, O’na selam göndermektir. Kelime olarak ise tebrik ve dua anlamına gelir. Istılahta ise, Peygamber Efendimize (asm) yapılan özel dua ve niyaz demektir.

Salavâtla ilgili olarak bilinmesi zaruri olan hususlara değinmenizi istirham ediyorum.

“Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygambere salat ederler, ey iman edenler siz de ona salavât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.” (Ahzab, 33/56) ayet-i kerimesinde açıkça salavâtın önemi zikredilmiştir. 

Bu ayet-i kerimeden salavât getirmenin farz olduğunu anlıyoruz.

Evet. İslam âlimleri bu ayete dayanarak Peygamber Efendimize (asm) salat ve selam getirmenin emir kipinde gerekli olduğunu ve her Müslümana ömründe bir defa da olsa salavât getirmenin farz olduğu fikrine varmışlardır.

Âlimlerin çoğunluğu ise Hz. Peygamber’in (asm) ismi her işitildiğinde veya anıldığında, salavât getirilmesi gereklidir, demiştir. Nitekim hadis ilmiyle uğraşanlar, Hz. Peygamber (asm)'in hadislerini rivayet ederken, sözleriyle, halleriyle en büyük saygıyı göstermişler; öğretimi sırasında da Hz. Peygamber (asm)'in adı ne kadar çok anılırsa anılsın, her anıldıkça,"Sallallahü aleyhi ve sellem" diyerek saygılarını göstermişlerdir.

Cenab-ı Hakk bu ayetle Peygamber Efendimizin (asm) değer ve şerefini bizlere ifade ediyor ve kendi katında ne kadar yüce ve yüksek bir makama sahip olduğunu, Zatını da ifade ederek izah etmektedir. 

Hakk Teâlâ’nın Sevgili Peygamberimize (sav) salat getirmesinin mânâsına da değinelim…

İbrahim Ethem Bey, nazarları oldukça önemli bir hususa çektiniz. Allah’ın, Hazreti Peygambere salât getirmesi yardım, rahmet ve ihsan manasınadır. 

Melekler ve insanlar için durum nasıl?

Meleklerin ve insanların sâlat getirmesi dua, selam ve niyaz anlamındadır.

Bediüzzaman Hazretleri’nin salavât tetebbuatına da nazar edelim…

Hay hay… Hazret şu ifadelerle nazar ediyor: "Nebiyy-i Zîşânın (a.s.m.) makam-ı mahmûdu İlâhî bir mâide ve Rabbânî bir sofra hükmündedir. Evet, tevzi edilen lütuflar, feyizler, nimetler o sofradan akıyor. Resul-i Zîşâna (a.s.m.) okunan salâvat-ı şerife, o sofraya edilen dâvete icâbettir."

"Ve keza, salâvat-ı şerîfeyi getiren adam, zât-ı Peygamberîyi (a.s.m.) bir sıfatla tavsif ettiği zaman, o sıfatın nereye taallûk ettiğini düşünsün ki, tekrar be tekrar salâvat getirmeye müşevviki olsun." (Mesnevi Nuriye, Hubab)

Selâtin camilerinde farz namazların akabinde “salaten tuncina” okunmasına müteveccih neler söylemek istersiniz?

Muazzam bir ikram… Büyük camilerde her farzdan sonra okunan “salaten tuncina” duasında “Makâm-ı Mahmûd” İlahi bir sofradır ve bütün ihsan ve ikramlar bu sofranın üzerine iniyor. Öyle ise, nasıl Peygamber Efendimizin (asv) varlığı şu kâinatın varlığına sebep olmuş ise, aynı şekilde, şu kâinat sofrasına akan bütün ihsan ve ikramlar da onun Allah katındaki makamı hürmetinedir. Yani makâm-ı Mahmûd’un hürmetine bütün izzet ve ikramlar geliyor demektir. İlahi sofra niteliğinde olan bu makâm-ı Mahmûd’a icabet etmek ise, ancak salavât ile oluyor. Öyle ise salavâta sadece bir dua ve hatırlama nazarı ile bakmamak gerekir. Salavât Allah resulünün davetine bir icabet, Allah’ın rahmetinin celbine bir nişânedir. Kâinatı onun hürmetine yarattığı bir zatı salavât ile memnun edip, Allah’ın rahmetine intikal etmek elbette her müminin bir hedefi olmalıdır.

Sözün bu yerinde Makâm-ı Mahmûd ile köşemizi tenvir edelim…

Malumunuz makâm-ı Mahmûd bir şefaat makamıdır. Kim bu makama salavât ile müracaat etmez ise, şefaatten de mahrum kalır. Allah Resulü (asm) sırf kendi şahsi makamını yüceltmek ve yükseltmek için değil, ümmetine daha ziyade şefaat etmek için bunu istemektedir. Öyle ise biz de salavât ile Allah Resulü'ne (asm) bolca salavât ve dua etmeliyiz, ta ki, onun şefaatine hak kazanalım. Bizim getirdiğimiz salavâtlar da bize şefaat olarak dönecektir inşallah. Öyle ise salavâta karşı kayıtsız durmak akıl kârı değildir.

Bu mevzua dair hadis-i şeriflere de teberrüken nakledelim…

Maalmemnuniye… Allah Resulü'nün (asm) bu konu ile alakalı iki mübarek hadis-i şerifini hatırlatalım bu durumda.

Lütfen…

"Yanında benim adım anılıp da bana salât getirmeyen kişinin burnu sürtünsün, hakarete uğrasın." 

"Kim bana bir salât getirirse, Allah ona on salât (mağfiret) eder." (Tâc, V / 145).

Namazlarda, tahiyyâtta salât getiriyoruz…

Namazlarda oturduğumuz zaman tahiyyâttan sonra okuduğumuz "Allahumme Salli- Bârik..." duâları da, Hz. Peygamber (asm)'a salât getirmeyi ifâde etmektedir.

Salavâtın önemini de konuşalım…

Salavât getirmenin önemi çoktur. Her şeyden önce bu söz hakikat yolunda atılmış bir adımdır. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm nihayet derecede rahmete mazhar olduğu halde, nihayetsiz salavâta ihtiyaç göstermiştir. Çünkü Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ümmetin dertleriyle alâkadar ve saadetleriyle nasîbdârdır. 

Dr. Vehbi Kara: Ubûdiyet halktan Hakk’a gider.

Nihayetsiz istikbalde ebed-ül âbâd da nihayetsiz ahvâle mâruz ümmetin bütün saâdetleriyle alâkadarlığının ihtiyacındandır ki, nihâyetsiz salavâta ihtiyaç göstermiştir. Hem Resul-i Ekrem hem abd, hem resul olduğundan ubûdiyet cihetiyle salât ister, risâlet cihetiyle selâm ister ki; ubûdiyet halktan Hakk’a gider, mahbubiyet ve rahmete mazhar olur. 

Salavâtın faydaları saymakla bitmez. Bazılarını sayalım…

Buyurunuz Vehbi Bey.

Salavât: Kesinlikle kabul olan tek duadır. Allah'ın insanlığa en büyük hediyesidir. 

Salavât: Cennetten bir armağandır, ruhu parlatıp aydınlatır. 

Salavât: İnsanın ağzının güzel kokmasını sağlayan bir ıtırdır, Cenneti ve Sırat Köprüsünü aydınlatan bir nurdur. 

Salavât: İnsanın şefaatçisidir, İlahi bir zikirdir. Namazın kemal şartıdır. Duanın kemâl ve isticâbet şartıdır. İnsanı Rabbine yakınlaştırır. 

Salavât: Cehennem ateşine karşı bir siperdir. İnsanın kıyamet ve berzahtaki dostudur. İnsan için üç âlemde güvencedir. 

Salavât: Mizanda en ağır gelen amellerden biridir. Hatta en sevimli ameldir. Cehennem ateşini söndürür. 

Salavât: Fakirlikten, nifaktan ve münafıktan korur. 

Salavât: Namazın süsüdür. En etkili manevi ilaçlardan bir tanesidir. Günahları yok eder. 

Salavât: Allah nezdinden bir rahmettir, melekler tarafından günahlardan temizlenme vesilesi ve halk tarafından bir duadır.

Salavât: Resulullahla (Sallallahu aleyhi vesellem) irtibatı koparmamaktır. 

Âlâ, aliyy’ül-âlâ…  Aşk ile “Allâhumme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed” diyelim ve hasbihalimizi bir dua ile kapatalım.

Ya Rabbi! Yanımızda elçiniz ve dergâhınızda elçimiz olan reisimize (asm) merhamet et ki, bize sirayet etsin.

Âmin. Âmin. Âmin.


Dr. Vehbi Kara

Vehbi KARA

1965 Yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve orta eğitimini yine İstanbul’da tamamladıktan sonra 1982 yılında Deniz Harp Okulu’na girerek askeri öğrenci olarak eğitimine devam etti. 1986 Yılında Kontrol Sistemleri bölümünden Elektrik-Elektronik Mühendisi olarak mezun olduktan sonra Teğmen rütbesi ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı savaş gemilerinde ve karargâh birimlerinde deniz subayı olarak görev yaptı. Savaş gemilerinde güdümlü mermi ve top atışlarında birincilik kazanmıştır. 1997’de Yüzbaşı rütbesinde iken askerlik mesleğinden ayrıldı ve ticaret gemilerinde çalışmaya başladı. Gemi Kaptanı olarak çeşitli ülkelere ait 30’dan fazla ticari gemide görev yapmış çalıştığı firmalardan ödüller almıştır. 2011 Yılında Araştırmacı kadrosu ile İstanbul Üniversitesinde göreve başladı ve halen de bu üniversitenin Su Ürünleri Fakültesinde ve Mühendislik Fakültesinde denizcilikle ilgili meslek dersleri öğretmenliği görevini yürütmektedir. 1997 Yılında İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Bölümünde “Petrole Dayalı Stratejiler ve Uluslararası İlişkilerde Petrolün Rolü” isimli çalışması ile yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. 2015 Yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri Bölümünde “Çalışma İlişkileri Açısından Kapitalizm Sonrası Dönem: Malikiyet ve Serbestiyet Devri” başlıklı çalışması ile doktora eğitimini tamamlamıştır. Uzakyol Kaptanı yeterliliğinde gemi kaptanlığı, Denizci Eğitimci Belgesi ve Elektrik-Elektronik Mühendisliği sertifikaları mevcuttur. Evli ve iki çocuk babası olan Vehbi Kara, denizcilik, askerlik, tarih ve iktisat konularında çeşitli dergi, gazete ve internet sitelerinde makaleler kaleme alıyor.


Dr. Vehbi Kara klasikleri

Altı Ayda Altı Kıta, Bahriyede 15 Yıl, Malikiyet ve Serbestiyet Çağı, Deniz İpek Yolu ve Amiral Zheng He, Korona Sonrası Dönem Özel Mülkiyet ve Hürriyet Devri, Kelâm-ı Ezeli ve Hutbenin Arapça Okunması, Kayıtdışı Ekonomi ve The End of Modern Slavery, Dr. Vehbi Kara’nın yayınlamaya muvaffak kılındığı kitaplarından bazıları…

Hâmiş: Dr. Vehbi Kara ile İslâm ve iman hakikatleri üzerine zaman zaman mülakatlar yapacağız biiznillah.

İbrahim Ethem Gören-Yazı No: 464


Yorum Ekle
Osman
25.01.2023 12.22.02

“Allâhumme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed” MaşaALLAH barekallah diyelim Rabbim ömrünü uzun hizmetlerini daim eylesin. Sizlerinde emeğine kalemine sağlık,Allah muvaffak eylesin…