DOLAR
5,7109
%0,59
EURO
6,3141
%0,81
ALTIN
275,04
%0,85
BİST100
100.339
%-1,56

Esmâ-i Hüsna’nın izinde: El-Kâbız (cc)-El-Bâsıt (cc)

El-Bâsıt, açan, genişleten, bollaştıran, zaman zaman kulunu imtihan etmek, ya da bir sıkıntıdan kurtarmak, rahmet etmek için hazinelerinin kapılarını açan, kulunu darlıktan çıkarıp, huzura erdiren, kulunun yaptığına, bire bir değil, fazlasıyla, artırarak, karşılık veren demektir.
21.05.2019 14.06.37

ÖZLEM GÖREN

El-Kâbız, imtihan için sıkan, rızkı belli bir ölçüde tutan ve o ölçüyle veren, ölüm anında kullarının can emanetini geri alan;

El-Bâsıt, açan, genişleten, bollaştıran, zaman zaman kulunu imtihan etmek, ya da bir sıkıntıdan kurtarmak, rahmet etmek için hazinelerinin kapılarını açan, kulunu darlıktan çıkarıp, huzura erdiren, kulunun yaptığına, bire bir değil, fazlasıyla, artırarak, karşılık veren demektir.

Bu iki isim, birlikte çalışılmalı, “Kâbız” ve “Bâsıt” isimleri arasındaki dengeye çok dikkat edilmelidir dostlar! İslâm inancı “denge” üzerine kurulmuş olup, İslâm’ın ortaya çıkardığı insan tipi, “dengeli” insan tipidir! Elinde varlığı olunca azmayan, şaşırmayan, varlık elinden alınınca, “Mülkün Gerçek Sahibine” olan inancından dolayı sarsılmayan insan tipi yetişir, İslâm’ın muhteşem terbiye metoduyla.

Ruh, “havf” ve “recâ”, yani korku ve ümit arasında dengelenirken, “inanan” insan bilir ki, varlığı “kudret elinde” olan Yüce Yaradan, kulunu, Kâbız ve Bâsıt isimlerinin tecellileriyle sınayacak; yeri gelecek madden ve manen daraltacak, yeri gelecek madden ve manen bollaştıracak, engin rahmetiyle huzura erdirecektir.

İşte, “inancın” insanı, itminanın, yani manevi doygunluğun doruğuna yükseltişinin sırrı buradadır dostlarım!

Zümer Sûresi, 67: “Allah’ı hakkıyla takdir edemediler. Hâlbuki bütün yer kıyamet günü O’nun avucundadır. Gökler de kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve çok yüksektir.”

Yarattığı koca kâinatı, bir anda kudretiyle dürüverecek olan “Rakipsiz Güç”tür O!

El-Kâbız’dir O!

Her şeyin bir eceli vardır. Kâinatın ecelinin adı da kıyamettir!

Kıyâme Sûresi, 7-12: “Ne zaman ki o göz şimşek çakar, ay tutulur, güneş ve ay toplanır, İşte o gün insan, “kaçacak yer neresi?” der. Hayır, hayır, yok bir siper. O gün varılıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur.”

Dönüş, El-Kâbız olan Yüceler Yücesine dostlar! Bunu iyi bilmeli ve dönüş hazırlığımızı en iyi şekilde yapmalıyız! Dünyanın imtihan dünyası olduğunu bilmeli, elimize verilmiş her fırsatı anında değerlendirmeli, ahirete yatırım yapmalıyız. Zaman, varlık ve sağlık elimizde iken, kullanmalıyız, dostlar!

Bakara Sûresi, 155-157: “Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri! Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: “Biz Allah’a aidiz ve sonunda O’na döneceğiz.” derler. İşte onlar var ya, Rablerinden, mağfiretler ve rahmet onlaradır. İşte hidayete erenler de onlardır.”

O, ‘Kâbız’dir, O, ‘Bâsıt’tır dostlar!

Yeri gelir kısar, yeri gelir açar hazinelerini ardına dek, genişletir imkânlarını kulunun!

Marifet, imtihanları başarı ile vermek, mal, huzur ve sağlık verildiğinde azmamak, yokluk, hastalık ve sıkıntı geldiğinde ümitsiz olmamaktır!

Bunun diğer adı: “O’ndan bir an bile gafil olmamaktır!”

Gül Nebi Muhammed Mustafa (sav) ne güzel buyurur:

“Mü’minin işine şaşarım, çünkü onun işleri tamamen hayırdır. Bu da ancak mü’mine özgüdür. Çünkü o, sevindirici bir şeyle karşılaşınca şükreder, hayır olur. Zararlı ve üzücü bir şeyle karşılaşınca sabreder, bu da hayır olur.” (Suheyb radıyallahu anh, Müslim)

Mü’min “denge”nin insanıdır! Bilir ki onu halk eden, El-Kâbız’dir! Dilediği an, maddî ve manevî sıkıntılarla imtihan edecektir kulunu!

El-Bâsıt’tır O!

Yeri gelecek, kulunun üzerindeki her sıkıntıyı kaldırıp, huzuru ve güveni yayacaktır gönül iklimine.

Rûm Sûresi, 48: “Allah O’dur ki, rüzgarları gönderir de bir bulut savururlar. Derken onu gökyüzünde nasıl dilerse öyle serer, parça parça da eder. Derken yağmuru görürsün, aralarından çıkar. Derken onu kullarından kimlere diliyorsa döküverdi mi derhal yüzleri güler.”

 Yeryüzü coğrafyasının neresini bereketli kılacağını, hangi yöredeki kullarına kıtlık vereceğini, hangi yöredeki kullarına bol rızk göndereceğini, yegâne bilendir O!

Kudret O’nun elindedir. Mülk O’nundur!

Kulunun beden coğrafyasında da, yeri gelir, kapkara bulutlarla, gam, keder bulutlarıyla karartır ufkunu, sıkar elemlerle ruhunu.

El-Kâbız’dir O!

Kapısında boynunu büküp, “Sen benim Rabbimsin, Vekilimsin, Senden başka kimsem yok” deyip, Yaradanına sığınan kulun ruh ikliminde güneşler açtırıp, binbir renkli çiçeklerle, gönül bahçesini şenlendirendir O!

El-Bâsıt’tır O!

Ra’d Sûresi, 26: “Allah, dilediğine rızkı bollaştırır da, daraltır da! Onlar dünya hayatıyla şımardılar. Oysa ahiretin yanında dünya hayatı geçici bir faydadan başka bir şey değildir!”

İsrâ Sûresi, 30: “Gerçekten senin Rabbin, kullarından dilediğinin rızkını genişletir ve dilediğini kısar. Şüphesiz ki Allah, kullarının durumlarından haberdardır, her şeyi görendir.”

Mülkün sahibi, hazinesinden mal verdiğinin şımarmamasını ister dostlar!

Dünyanın sırtında Karunlar da dolaştı, İbrahim Ethemler de geldi geçti... Karun’un malının, hazinelerinin anahtarlarını yetmiş deve ancak taşıyordu! Ama o, varlığıyla şımardı. Mülkün gerçek sahibini tanıyamadı. Helâk oldu!

Kasas Sûresi, 82: “Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler de: “Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı çok da, az da verir. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkârcılar iflah olmazmış” demeye başladılar.”

İbrahim Ethem ise, varlığın geçek sahibini tanımış, mülkü, sahibine teslim ederek, dünya saltanatından vazgeçmiş, gerçek saltanatın O’na kullukta olduğunu görmüştü!

Bu bilişin sırrıyla, bir gün elbisesinin söküğünü dikmek için oturduğu deniz kıyısında, kaybolan iğnesinin yerine, binlerce balık, ağızlarında elmas iğnelerle gelerek, emrine âmâde olmuştu dostlar!

Şûrâ Sûresi, 12: “Göklerin ve yerin kilitleri O’na aittir. O dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. Şüphesiz ki O, her şeyi hakkıyla bilir.”

Şûrâ Sûresi, 27: “Eğer Allah rızkı kullarına bol bol verseydi, mutlaka yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Fakat O (rızkı, dilediğine) dilediği belli bir ölçüye göre indiriyor. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, onları hakkıyla görür.”

Kendisine “emanet” olarak verilen varlığı, Allah yolunda harcayanların durumu ise çok farklıdır bu “huzur iklimi”nde!

Bakara Sûresi, 245: “Kimdir o adam ki Allah’a güzel bir ödünç versin de Allah da ona birçok katlarını ödesin. Allah darlık da verir, genişlik de verir. Hepiniz de O’na döndürülüp götürüleceksiniz.”

Allah, kendi yolunda harcananı fazlı ile kat kat artırandır!

El-Bâsıt’tır O!

Bir tohum ekene, bir ağaç verir O!

Bir iyilik yapana, ondan, yüz bine kadar sevap verir O!

Huzurla doldurarak, kulunun zamanını genişletendir O! Sağlık vererek, kulunun ömrünü uzatandır O!

Her gün, her saniye, aldığımız ve verdiğimiz her nefeste “Bâsıt” isminin tecellisi ile soluk aldıran, ciğerlerimize giren temiz hava “oksijen” ile yaşamamızı devam ettiren, “Kâbız” isminin tecellisi ile o soluğu verdirendir O!

Ve ecel gelmemişse, her gece uykuya dalışımızda “Kâbız” ismiyle yarı ölümü tattıran, sabah vaktinde “Bâsıt” ismiyle yeniden can bahşedendir O!

Ecel gelmişse, vakit dolmuşsa eğer, amel defterlerini vazifeli meleklerine dürdürüp, kulunun “can emaneti”ni alandır O!

El-Kâbız’dir O!

O, öyle Rahîm, öyle Halîm, öyle Latîf’tir ki, dünya hayatını, kendisine iman ederek geçiren kullarının ölüm anında, onların can emanetini meleklerine sevgiyle aldırır.

Fussilet Sûresi, 30-32: “Rabbimiz Allah’tır” deyip, sonra da doğrulukta devam edenlere gelince, onların üzerine melekler iner ve derler ki: “Korkmayın, üzülmeyin, size vaad edilen cennetle sevinin.”  “Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Cennette sizin için canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır.” Bunlar çok bağışlayıcı ve çok merhametli olan Allah tarafından bir ağırlamadır.”

Ey, Yüceler Yücesi Rabbim... Ey, kalpleri kudret eliyle çeviren Rabbim!

Seni, isimlerinle tanımayı, isimlerindeki sırlar ile ruh dünyamı aydınlatmayı, örnek bir insan olmayı; “İkra bism-i Rabbikellezî halâk” âyetinin aydınlığında, kâinat kitabını ve Senin muhteşem kelâmının âyetlerini, Esmâ-i Hüsnâ ile okumayı; okuduklarımı anlamayı ve yaşamayı nasip eyle!

Ayaklarımızı dinin üzerinde sabit kıl Allah’ım! Âmin.

 


Yorum Ekle