DOLAR
5,6913
% 0,59
EURO
6,3238
% 0,90
ALTIN
272,3742
% -0,13
BİST100
103.072
% 0,61

Esmâ-i Hüsnâ’nın izinde: El-Muîd (cc)-El-Mümît (cc)

El-Muîd, ölümden sonra tekrar yaratacak olan, öldükten sonra dirilten demektir. El-Mümît, ölümü yaratan, ecelleri geldiğinde canlıları öldüren, mahlûkuna bağışlamış olduğu his ve hareket enerjisini, zamanı gelince kesen demektir.
06.09.2019 17.00.56

ÖZLEM GÖREN

Mülk Sûresi, 2: “O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.”

“Ölüm” de “hayat” gibi bir lütuf ve nimettir dostlar. Ölümü hiç böyle düşündünüz mü?

Ölüm, zorlu hayat vazifesinden terhis olmaktır.

Ölüm, fâni hayattan bâkî olan ebedî hayata davet olunmanın adıdır.

Ölüm, bu dünya zindanından kurtulup, o tek dostun “rahmet” sarayına kabul edilişin başlangıcıdır.

Nasıl ki, dünyaya geliş, yani “hayat” bir takdirle ve hak ile yaratılmıştır; dünyadan gidiş de bir hikmetle ve tedbirle olur dostlar.

Muhteşem yaradılış senaryosunun üçüncü perdesidir ölüm.

Ölüm sahnesi, toprak altında açılır seyredenlere.

Bu perde, gayb âleminin seyircileri tarafından ibretle seyredilir.

Tâ-Hâ Sûresi, 55: “Sizi yerden (topraktan) yarattık, yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız.”

En’âm Sûresi, 61: “O, kulları üzerinde hükümranlığı sürdürür ve size koruyucular gönderir, sonunda sizden birinize ölüm geldiği vakit elçilerimiz, hiç eksiklik yapmadan, onun canını alırlar.”

Kışın gelişi, baharın müjdecisidir dostlar. Kış gelince bütün çiçekler, yapraklar, çekirdekler ölür, toprağa karışır. Toprak altında gözlerimizden gizlenmiş muhteşem bir laboratuar vardır. Çiçeklerin kalıntıları, bu laboratuarda yoğrularak, bir sonraki baharda birbirinden güzel nakışlı çiçekler, birbirinden leziz meyveler olarak yine topraktan başlarını çıkarır.

Ölüm de böyledir dostlar... Dünya kışından, ahiret baharına uyanışın adıdır ölüm! Toprağa giden her can, bâkî âleme açılan bir sümbüle benzer. Marifet, koku saçmaktır etrafa. Marifet, güzelliklerle donanıp, güzellikler taşımaktır ötelere.

Enbiyâ Sûresi, 35: “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.”

Rûm Sûresi, 19: “O, ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarır ve toprağa ölümünden sonra hayat verir. Sizler de işte öyle çıkarılacaksınız.”

Bu âyette, öldükten sonra dirilmenin hiç de öyle akıl almaz bir şey olmadığı belirtilerek, yeryüzündeki yenilenme olaylarına işaret edilir... Kupkuru topraktan ve kurumuş ağaçlardan yemyeşil bitkiler, rengârenk çiçekler ve çeşit çeşit meyveler çıkaran ilâhi kudret için, yoktan var ettiği insanı, tekrar diriltmesi hiç de zor değildir.

Sayısız, “bâ’sü ba’del mevt” hadisesinin yaşandığı yeryüzüne, bir kez ibretle bakmak bile, Allah’ın kudretini kavramak için yeterli olacaktır dostlarım.

Bilir misiniz? Her gün ölümü yaşarız da, bunun hiç farkında olmayız!

Her gece yatağa girerken, aslında, bir anlamda ölüme yattığımızı hiç düşünmeyiz! Uyku, ölümün küçük kardeşi değil midir?

İslâm ahlâkında, sabaha hiç çıkmayacakmışçasına bilinçli yatmamız istenir... Hatta mü’min, “vasiyeti yastığının altında olan kişi” olarak da tanımlanır.

İbn-i Ömer’den (ra) rivayet edilen bir hadiste şöyle buyrulmaktadır: “Bir Müslüman’ın vasiyet etmek istediği bir şey olup da, vasiyeti yastığının altında yazılı olmadan iki gece geçirmesi doğru değildir.” (Buharî, Vesâya, 1; Müslim, Vesâya,1-4; İbn Mâce, Vesâyâ, 2)

Pek çok dostumuzu, uykusundan uyanmadan, ebedi âleme yolcularız, gene de unutur, gafletimize döneriz farkında olmadan.

En’âm Sûresi, 60: “Sizi geceleyin ölü gibi uyutan, gündüzün ne yaptıklarınızı bilen, sonra ölüm ânı gelinceye kadar gündüzleri sizi uyandırıp kaldıran O’dur. Sonunda da dönüşünüz ancak O’nadır. Sonra bütün yaptıklarınızı size O haber verecektir.”

Zümer Sûresi, 42: “Allah, o canları öldükleri zaman, ölmeyenleri de uyuduklarında alır. Sonra haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkor, diğerlerini de takdir edilmiş bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.”

Yûnûs Sûresi, 56: “O, hem can veren, hem can alandır. Ve hepiniz O’na döndürülüp götürüleceksiniz.”

Câsiye Sûresi, 26: “(Ey Muhammed!) De ki: “Allah sizi diriltir. Sonra sizi o öldürür, sonra da geleceğinde şüphe olmayan kıyamet gününde (diriltip) bir araya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

Kıyâme Sûresi, 3, 4: “İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor? Evet, bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.”

Ey Rabbim! Sana, bütün kalbimle inanıyor ve şahadet ediyorum ki; Varsın, Birsin!

Ey Rabbim! Ölüyü diriltmeye, diriyi öldürmeye Sen kâdirsin!

Ey Rabbim! Mahşer gününde bizleri toplayıp, hesaba çekeceksin.

Ne cennet, ne cehennem, gayem değil Allah’ım! Dileyene ver onu! Benim isteğim Sensin! Mahrum koma kulunu! Bir kez gülümse yeter! “Kulum” diye bak bana!

Ey Rabbim! İster cennetine al, istersen at narına! Ben seni “dostum” bildim! Dost, kahreder mi dostuna!

Tevbe Sûresi, 116: “Hiç şüphesiz, göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O, diriltir de, öldürür de. Size O’ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.”

Ben, Seni tek dost bildim!

Dostum Sensin Allah’ım!

Muîd ve Mümit’sin sen!

Tek kapım, sığınağım!


Yorum Ekle