DOLAR
6,0993
EURO
6,8129
ALTIN
249,8904
BİST100
84.162

Esma-i Hüsna’nın izinde: Er-Râhmân-Er-Rahîm (cc)

07.05.2019 17.49.14

ÖZLEM GÖREN

Er-Rahmân, dünyada, iyi de olsa, kötü de olsa, mü’min de olsa, kâfir de olsa, hiçbir ayırım yapmadan, nimetini bütün kullarına veren, hepsine karşı sonsuz merhametini gösteren zatın ismidir.

Er-Rahîm, bağışlayan, esirgeyen, ahirette merhametini, nimetlerini sadece mü’min kullarına hasreden zatın ismidir.  

Yüce Allah’ın bu iki ismini tam anlamıyla kavrayabilmek için, önce, özellikle “ilâhi rahmet”in boyutlarını bilmek lazımdır dostlar!

“Rahmet” bağışlama, acıma, şefkat ve ihsan anlamları taşır. Peygamber Efendimiz (sav), bir kudsî hadis ile Allah-ü Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu anlatır bize:

“Ben, rahmetimin ancak yüzde birini yeryüzüne indirdim. Yeryüzünde yaşanan her sevgi, o rahmetimin yüzde birinin eseridir. Kalan yüzde doksan dokuzunu, kıyamet gününe sakladım.”

“Rahmet”i düşünüp, tefekkür ederken, beynimizin sınırlarını sadece bu yüzde bir oranındaki rahmet için zorlamaktayız dostlar. Kavrayabildiklerimizi toplayıp, onun yüz katını düşünerek de, o dehşetli kıyamet gününde, kullarını sarmalayacak olan o engin rahmet deryasına ulaşabiliriz ancak!

Kâinata tefekkürle bakan her göz, yaratılmış her şeye nakış nakış “merhamet” işlendiğini görür dostlarım!

Kasas Sûresi, 73: “Rahmetinden dolayı, Allah, geceyi ve gündüzü yarattı ki geceleyin dinlenesiniz (gündüzün) ise O’nun lütuf ve kereminden (rızkınızı) arayasınız. Umulur ki şükredersiniz.”

Şu sonsuz kâinatı şenlendiren, ışıklandıran işte bu “Rahmet”tir!

Gündüzünü “güneşle” aydınlatıp, güneşin her varlığa ışığını ve ısısını sunuşundaki sırlarla, kullarına “Rahmân” ismini tefekkür ettiren; gecesini ay ve yıldızlarla donatıp, semayı ışıklı bir festival alanına çeviren ve gecenin, o çok özel “vuslat” saatleriyle kuluna “Rahîm” ismini tefekkür ettiren yine O “Rahmet”tir!

Şu sonsuz kâinatı, birbirine çarpmadan, her biri apayrı ihtiyaçlar içinde olan, binbir çeşit hayvan ve bitki türünün hiç birini unutmayıp, muhteşem bir nizamla koruyan, sevk ve idare eden, türeten ve yayan yine O, “İlâhi Rahmet”tir dostlar!

Bir dalda, minicik bir kuş, gagasındaki solucanı, o rahmetle koyar yavrusunun ağzına!

Bir küçücük tavuk, civcivlerini o rahmetle alır kanatlarının altına!

“Yırtıcı” bir hayvan da olsa, aslan, yavrusunu özenle yalayarak temizlerken, o rahmetin eserini sergiler, gören gözlere!

Ağaçlar, o rahmetle meyveye durur dostlar! Başaklar, o rahmetin tecellisi ile ürün verir, çiçekler renk ve koku cümbüşüyle raks eder dünya sahnesinde, o rahmet sebebiyle!

Bulutlar, göklerden “rahmet”i yeryüzüne indirirler ve her bir yağmur tanesini, bir melek yüklenerek, “İlâhi Rahmet”in boyutlarını sergilerler düşünebilen kafalara!

Furkân Sûresi, 48, 49: “Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen ve gökten tertemiz bir su indiren O’dur.  Ki biz (o suyla) ölü toprağa can verelim, yarattığımız nice hayvanlara ve insanlara su sağlayalım, diye.”

Bir koca ağacı, tüm varlığıyla “meyve vermeye” yönelten, O, Rahîm-i Mutlak, bütün kâinatı da, kâinatın meyvesi olan “insan”a yöneltmiş ve adeta emrine âmâde kılmıştır o engin rahmetiyle.

Kur’ân-ı Kerîm’in “rahmet” sûresi olan Rahmân Sûresi’nin ilk ayetlerinde şöyle buyrulur:

“Rahmân olan Allah, Kur’an’ı öğretti, insanı yarattı ve ona beyan (açıklama) kabiliyetini verdi.”

İnsanın yaradılışı da bu rahmet sebebiyledir dostlar! Allah (cc) rahmeti gereği de kulunu başıboş bırakmamış, ona, yolunu gösteren Kur’ân-ı Kerîm’i göndermiştir.

Bakara Sûresi, 143: ...Hiç şüphesiz Allah, bütün insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.”

En’âm Sûresi, 155: “İşte bu (Kur’ân) da mübarek bir Kitap’tır. Onu biz indirdik. Ona uyun ve Allah’tan korkun ki, size rahmet edilsin.”.

Yûnus Sûresi, 57: “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, mü’minlere bir hidayet ve rahmet geldi.”

Bakara Sûresi, 163: “Her halde hepinizin ilâhı, bir tek ilâhtır. Ondan başka bir ilâh yoktur. O Rahmân ve Rahîm’dir.”

En’âm Sûresi, 12:  “De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” “Allah’ındır” de. O, rahmet etmeyi kendi nefsine yazmıştır. Sizi, varlığında asla şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır. Ama kendilerini zarara sokanlar inanmazlar.”

A’râf Sûresi, 156: “Ve bize hem bu dünyada bir iyilik yaz, hem de ahirette. Biz gerçekten de tevbe edip senin hidayetine döndük.” Buyurdu ki, azabım var, onu dilediğime isabet ettiririm, rahmetim de vardır, o ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır. Onu da özellikle korunanlara, zekâtını verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsus kılacağım.”

Madem ki “rahmet” bu kadar cazip, bu kadar güzeldir, o halde insana, neden yaratıldığını bilmek ve kendisini yaratan O ‘Yüce Kudret’i tanımak düşer!

İnsanoğluna “akıl” bahşeden Allah, ondan, kendisini bilmesini ve O’na “ortak” koşmadan kulluk etmesini istemektedir. Kudsî bir hadiste “Kulum, yerlerle gökler arası günahlarla huzuruma gelse, bana “ŞİRK” koşmadığı takdirde, ben onu gökler dolusu mağfiretle karşılarım!” buyrulmaktadır.

O halde insan, kâinatı sarmalayan bu sonsuz rahmete yapışmalı, O, celâl ve ikrâm sahibi Sultan’a muhatap olmanın yollarını aramalı, acziyetini idrak ederek, Rabbine sığınmalı, dünyanın elem ve sıkıntılarından kurtulmalıdır.

Zira kâinatı insanın emrine veren, O Yüce Yaradan, bunca nimetlerine karşılık, kulundan sadece “halis bir şükür”, saf ve ciddi bir hürmet beklemektedir.

İnsanın maneviyatına da “rahmet” mührü vurulmuştur dostlar. Yüce Allah, kalplere nakışladığı merhamet duygusu ile kullarını da birbirlerinin yardımına koşturur.

İki Cihan Serveri Muhammed Mustafa (sav) “Yerdekilere merhamet etmeyene, göktekiler merhamet etmez!” buyurur. (Tirmizî Birr, 16)

Elçisi ve Habibi Hz. Muhammed’e (sav) uyulmasını emreden, Yüce Allah, kulunun ötelerle olan bağını, merhamet ve sevgiyle kurmasını ister.

Zira engin rahmet sahibi Yüce Yaradan, kullarına, “yolunu” göstersin diye gönderdiği “sevgili kulu”na, yerleri ve gökleri, yüzü suyu hürmetine yarattığı “Habibi”ne, tüm isimlerinin tecellilerini lütfederek, O’nu, Kur’ân-ı Kerîm’inde (Tevbe Sûresi, 128): “Andolsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir üstünüze titrer, mü’minlere gayet merhametli ve şefkatlidir.” buyurarak över ve ona itaati emreder.

Nûr Sûresi, 56: “Hem namazı kılın, zekâtı verin ve peygambere itaat edin ki rahmete eresiniz.”

Hz. Muhammed Mustafa (sav) sevginin, rahmetin, ihsan ve güzelliğin elçisidir dostlar!

Enbiyâ Sûresi, 107: “(Ey Muhammed!) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”

Allah Rahmân ve Rahîm’dir dostlarım!

O, öylesine mağfiret ve af sahibidir ki, Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok yerde Allah-ü Teâlâ, “Rahmân”, yani rahmet, mağfiret ve acımanın tek mercii olarak nitelendirir Yüce Zatını!

Ve kullarını; Kur’ân-ı Kerîm’le dost olmuş kullarını, kelâmı ile “mest” ederek, sevgiyle sarmalar ve mutmain kılar akılları!

“Rahmet” yağar gönüllere, bir bahar yağmuru misali! Nisan yağmuru gibi yeşertir kurumuş, çölleşmiş gönülleri!

“Göklerde ve yerde bulunan hiçbir kimse yoktur ki (kıyamet günü) Rahmân’ın huzuruna kul olarak çıkmasın.” (Meryem Sûresi, 93)

“O gün, Rahmân’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimselerden başkasının şefaati fayda vermez.” (Tâ-Hâ Sûresi, 109)

“Gökleri yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş’a hükmeden Rahmân’dır. Haydi ne dileyeceksen o her şeyden haberdar olan (Rahmân)dan dile.” (Furkân Sûresi, 59)

“O, yedi göğü, birbiri üzerine yarattı. Rahmân’ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?”  (Mülk Sûresi, 3)

O “Rahmân”dır, O “Rahîm”

Hem “Tevvâb”dır, hem “Kerîm”

O, Yüceler Yücesi, hem “Latîf”tir, hem “Halîm”.

Tövbe kapılarını ecel gelene dek açık tutup, kulunu bağışlamaya hazır olan “Rabb”dır O!

Bakara Sûresi 160’da “Ancak tevbe edip halini düzelterek gerçeği söyleyenler başka. İşte onları ben bağışlarım. Ben çok merhamet ediciyim, tevbeleri çokça kabul ederim.” buyurandır O!

Kuluna, Nisâ Sûresi’nin 106’ıncı ayetinde “Allah’tan bağışlanmanı dile. Şüphesiz, Allah bağışlayıcıdır, esirgeyicidir.” buyurarak, yol gösterendir O, dostlar!

Merhamet edenlerin en merhametlisi olan Allah (cc) Yûsuf Sûresi’nin 64’üncü ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Babaları dedi ki: “Ben onu size nasıl emanet ederim? Ya bundan önce kardeşini emanet ettiğimde olan gibi olursa! En hayırlı koruyucu Allah’tır ve O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.” 

Zümer Sûresi’nde (53): “De ki: “Ey haddi aşarak nefislerine karşı israf etmiş olan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümid kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” müjdesiyle, kulunu “rahmet deryası”na daldırandır O!

Ey Rahmân ve Rahîm olan Rabbim!

Seni, isimlerinle tanımayı;

Sana, isimlerinle yaklaşmayı;

Ve Sana, isimlerinin ışığında kavuşmayı nasip eyle! Âmin.


Yorum Ekle