Ey Rüzgâr Bosna’ya Bizden Koku Götür

Abone Ol

Sapanca uluslararası şiir akşamlarının 2005 yılı etkinlikleri misafirleri Bosna-Hersek şairleri idi. Bosna-Hersek`in acılı insanları ora edebiyatı üzerine ayrıntılı bilgiler sundular.Kültür Bakanlığı müsteşarı Prof. Dr. Mustafa İsen`in yönettiği bir oturumda, dinleyicilere şair Suat Engüllü Bosna edebiyatı üzerine başlangıçtan bu yana gelişmeleri sergileyen bir konuşma yaptı. Konuşmasının devamında Türkçe`de Bosna edebiyatından yapılmış tercümelere sözü getirerek, bugüne kadar yapılan yayınlanan eserlerin, çeviri metinlerinin iyi olmasının yetmediğini, seçilen eserlerin bütün Bosna edebiyatını temsil etmesi gerektiğinin altını çizerek yerinde bir uyarıda bulundu. Başka bir şair Cemalettin Latiçde çok önemli bir nitelemede bulundu. Bosna edebiyatında İslâm ilhamlı eserlerin bulunduğunu, asıl tanınması gereken Bosna edebiyatının bunlardan oluştuğunu söyledi. Cemalettin Latiç, toplumunun günümüzde önde gelen şairlerinden birisi. Merhum Aliya İzzetbegoviç`in de danışmanı idi.

Yeni şeyler dinledik. Bütünlük halindeki Tito Yugoslavyası`nda bir şiir antolojisi yayınlanıyor. Radovan Karadziçde yer alan şairlerden birisi. Sonradan baş katliamcılardan biri kesilmiş.

Nejat İbrişimoviç`in romanı Uğursuz`un çevrilmesi gereken eserlerden olduğu Latiçtarafından dile getirildi.

Ü zücü bir haber: Ü sküp`te yayınlanan Birlik gazetesi maddi imkânsızlık yüzünden kapanmış. Biz yayınına ara vermiş olmasını dileyelim.

Boşnakçanın ünlü destanı Hasanaga bir İtalyan gezgin ve Kültür adamı olan Alberto Fortis tarafından İtalyanca`ya çevrilmiş. Daha sonra Goethe bu uzun şiirin Almanca tercümesini okumuş. Cemalettin Latiç`in ifade edişi ile, Goethe şu sözleri söylemiş: 'Böyle bir şiir yazmış olan bir ulus her zaman özgür olmayı hak etmiştir.' Bu destan 12.000 mısra imiş. Doğrusu bu destanı Türkçe`de okumayı insanlar arzulamaktadırlar. Dileğimiz bunun önümüzdeki beş yıl içinde gerçekleşmesidir.

Bir de Enver Çolakoviç`in romanlarından söz edildi.

Akşam Bosnalı Burhan Şaban`ın 'Bosna Sevdası' dinletisi vardı. Ezginin acı ve hüzünlü doğmuş olarak bir varolma savaşının, bir devam mücadelesinin parçası olduğu parçalar dinletti bize.

Fevziye Blogay`a atfen bir güfte olan: 'Yıldızlar Sessizce Secde Eder' Bosna duyarlılığını bütün cepheleriyle bize duyuruyor.

Gecenin gizemi, nehrin şırıltısı,

Değirmenin altında, Tekkenin yanına,

Pencerelere çağırdılar

İzleyim ve rüyalara dalayım.

Yıldızlar sessizce secde eder

Herkes kendi bucağında

Sıraya dizilirler

Yürekleri yanık

.............

Allah Allah Allah Allah

Mevlâ Hu!

Sapanca yeşilinin mistikçe atmosferinde yerli ve misafirimiz şairlerin şiirlerinden okundu. Geçen yılın anı-kitabı çok güzel bir şekilde yayınlanmış, konuklara dağıtıldı.

Bir Bosna ezgisinin sözleri içimize tam uygun geliyor. Ay ve insan ruhu arasındaki o bağ ne kadar anlamlı, nasıl hakik&icirc dir!..

Sevdalinkaların birinde bu işlenir:

Mutluyuz seni görünce

Mavi akşamlarda

Ellerimizi açıp semaya dua ederiz.

Mutlu ol oralarda biz senin medeniyetiniz.

Burada sesleniş hilâledir. Şeyh Galib Hüsn ü Aşk`ta ayyenisi demiştir. Ben Şeyh Galib`in bu kelimesini çok severim.

*

Bosnalı yiğit diyor ki,

Dön dolaş her gece

Her yere saadet götür

Yine bize geri dön.

Ayyenisini tadan insanın gönlü diri demektir. Olumlulukların tuhaf bir filtre ardından görülmek istendiği şu tehlike dolu çağımızda, bu kadar acıdan geçmiş, acı ile yıkanmış Bosna, doğru düşünüşlü yüreğini Sapanca şiir akşamlarında bize açtı. Gökte yeni ay, bir bebek yüzü hüznü ile belirdiği, göründüğü ân gibi bize gönüllerini açtılar. Avrupa`nın orta yerinde şimdi gariptir onlar. Onları seviyoruz onları daha anlayalım. Benim için ışıklar içindeki Avrupa karanlığını içinden aydınlatanlardan, çok özel bir yeri olan Exupery`nin bayıldığım, 'bir çeşmeden bu su damlası damlıyorsa' dediğim unutulmaz deyişini bir kere daha hatırlıyorum:

'Sevmek birbirimize bakmamız değildir aynı yönde birlikte bakmaktır.'

*

Bosnalı şair dostlarla onlar biraz Türkçe, karşılıklı biraz İngilizce, daha çok da Ü sküplü gönüldaşların araya girmesiyle, söyleştik, halleştik.

Ben bir ara dedim ki: Mostar Köprüsü`nün onarılmasına sevinmedim. Suçun izlerini silmek gibi geldi bana.

Benim dedim, Mostar Köprüsü diye bir şiirim var. Kitabım 'Çocuğun Mirâcı'nda şimdi adı 'Mostar Köprüsüne Ağıt' oldu. Adını ilerlettim. Bana ikiyüzlülük gibi geliyor, hiçyaralanmamışa çevirmek, cürmü unutturmak çabası. Riyâ bu dedim. Bosnalı Şair dost birden haykırdı adetâ: Hypokriya!.. Evet dost, evet dostlarımız hipokrit bir çağ, iki yüzlü bir çağ bu. Ne yazık ki git gide bu ikiyüzlü çağa baka baka bu riyâ bulaşıyor bize. Şuur, doğru düşünce, şiir, 'hah işte' dedirtecek bir roman, bizi bozulmaktan korur bunlar.

*

Son akşam birçok iyi şiir okundu. Bosnalıların şiirleri bir azınlık edebiyatı değil. Bu önemli. Evrensel bir nitelikten mahrum olmayan bir şiir bu. Bunun belki farkındalar belki değillerdir, bilemem, medeniyet duyarlılığına da borçlular... Soruyorlar: 'İslâm ilhamı ile var olmuş eserlerimize neden gereğince ilgi gösterilmiyor.

*

Ey atlı bulut, biraz nefeslen

Divâne olmanın ne olduğunu bilseydin

Bin damlaya bölünürdün

Bu dizelerde Mevlâna içsesini duyuyorum ben. Bilmem siz ne dersiniz. Bir kadın şair, okuma sırası gelince, çıktı ve şöyle başladı şiirine: 'Yunus Emre`ye'

*

Tanımıyoruz onları. Tanımak, okumakla olabilecek bir kazanımdır. Okursan tanır, tanıdın mı da anlarsın. Seversin ya da sevmezsin. Ama ahlâk 'tanımak ve anlamak'tadır. Sevda ise bir sınavın, anlamak sürecinin sonucuna aittir.

Ey sevgili buraları karanlık kapladı

Yalanlar ise ağızlarını eğriltti

Ben sizin gibiyim diyorsun ey sevgili!

Fakat her taş pırlanta değildir.

Yukarı çıkınca kalemin gıcırtısını

Duyunca, Münteha`yı görünce ey sevgili...