10 Ağustos 2020, Pazartesi
Son Dakika

FETÖ şüphelisi eski yüzbaşının 'itirafçı' kurnazlığı

FETÖ soruşturmasında yakalanınca itirafçı olmak isteyen ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandığı gerekçesiyle serbest bırakılan eski yüzbaşı, örgütün sözde TSK yapılanmasında yönetici pozisyonunda olduğu fark edilince cezaevine girdi.
02.08.2020 18.28.01

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) sözde TSK yapılanmasında örgüt içi irtibat amacıyla kullanılan ankesörlü-sabit kontörlü hat taramasında birden çok ardışık araması olan şüpheli Murat Yavuz hakkındaki soruşturmayı tamamladı.

Soruşturma sonucunda hazırlanan iddianamede, şüphelinin 15 Şubat 2016'da, Jandarma Genel Komutanlığında yüzbaşı rütbesiyle görev yaparken istifa ettiği anlatıldı.

Şüphelinin ankesörlü telefonlar aracılığıyla yoğun irtibat sağladığı gerekçesiyle gözaltına alındığı belirtilen iddianamede, itirafçı olmak isteyen şüphelinin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak örgütle irtibatlı olduğu çok sayıda kişiye ilişkin teşhis işlemi yaptığı için serbest bırakıldığı anımsatıldı.

Serbest bırakılma işleminin ardından otel kayıtları ve seyahat kayıtları irdelendiğinde Murat Yavuz'un, 15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı gün ailesini farklı bir ilde bırakarak ve kendi beyanına göre "tatilini yarıda keserek" havayoluyla İstanbul'a geldiği ve İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'na ulaştığı anlatılan iddianamede, "Darbe girişimi soruşturmaları kapsamında Sabiha Gökçen Havalimanı'nda mevcut jandarma birliğinde fiili darbeye ilişkin bir kısım eylemlerin işlendiği hususu da göz önüne alınarak, şüphelinin örgüt faaliyeti kapsamında 15 Temmuz 2016'da darbe girişimine iştirak etme maksadıyla ilimize geldiği değerlendirilerek, bu defa hakkında 'Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs' suçundan gözaltı kararı verilmiştir. Soruşturma sonucunda ise bu suçlar yönünden ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir." denildi.

Muvazzaflık sınav sorularını "Marmara imamı" vermiş

Şüphelinin ifadesinde de kullandığını beyan ettiği GSM hattının ankesörlü/sabit hat havuzundan aranma kayıtlarının ve ardışık aranmalarının olduğu belirtilen iddianamede, 39 genel aramadan 18 grup ardışık aranma ve bu aramalarında, 5 asker ve 1 belirtilen kriterlerde kaydı olan sivil ile ardışık aranmasının bulunduğu kaydedildi. İddianamede, şüphelinin savunmasında, bu aramaların örgütsel irtibatları nedeniyle olduğunu beyan ettiği vurgulandı.

İddianamede yer alan şüpheli ifadesinde, 2003-2012 yılları arasına bağlı olduğu "mahrem imamlar" tarafından verilen "operasyonel hat-telefon" kullandığını, her tayinde operasyonel telefon ve hattın değiştiğini, bu hatta ait numaraları ezberlemediğini, bir yere kaydetmediğini ve şu an hatırlamadığını söyledi.

Muvazzaf olmadan önce Beykent Üniversitesini tam burslu kazandığını, okulu kazanmasında örgütün imkan sağlamadığını savunan şüpheli, üniversite öğrencisiyken ortaokul öğrencilerine "abilik", askeri lise öğrencilerinin ve yeni mezun teğmen rütbesindeki subayların "mahrem imamlığını" yaptığını aktardı.

Şüpheli, üniversiteyi bitirdiğinde TSK'ye girebilmesi için örgüt tarafından sağlık konusundaki eksiklikleri giderilerek sağlam raporunun alınmasının sağlandığını belirterek, sözleşmeli subay olduktan sonra muvazzaflık sorularının "mahrem imamı" olan ve "silahlı terör örgütü kurma ve yönetme" suçundan cezaevinde bulunan sözde "Jandarmanın Marmara imamı" olduğu tespit edilen Nihat Keskin tarafından kendisine verildiğini ve bu şekilde sınavı kazanarak muvazzaf subay olduğunu beyan etti.

MİT tırlarını davasının sanığı ile aynı evde

Şüphelinin 15 Şubat 2016'da istifa ettikten sonra "mahrem imamı" Murat Mısırcı'nın evinde, Mısırcı'nın "üst abisi" Yavuz kod adlı kişi ve bu kişinin "üst abisi" Abdülkadir Akçay ile görüştüğü anlatılan iddianamede, Abdülkadir Akçay'ın FETÖ/PDY'nin üst düzey mahrem imamlarından biri olduğu kaydedildi. İddianamede, Abdülkadir Akçay'ın, MİT tırları davası sanıklarından olduğu, FETÖ/PDY kapsamında öğretmenlikten ihraç edildiği, "Jandarmanın mahrem hizmetler sınıfına geçti" şeklinde hakkında beyanın bulunduğu ve "silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek" suçundan arama kaydının bulunduğunun tespit edildiği aktarıldı.

İddianamede, şüphelinin, örgüt içerisinde çok sayıda örgüt üyesi ve mahrem imamla irtibat kurması, kendisinin TSK mensubu subay olması ile kimlik ve teşhisinin kolay olması, hakkında hiçbir beyan, teşhis ve istihbarı bilgi bulunmaması, sivil iken sözleşmeli olarak TSK'ye sızdırılması, emrinde çalıştığı eski Jandarma KOM Şube Müdürü Birol Abbas'ın örgüt üyesi olması, örgütün mahrem yapı içerisinde kendisine önem vermesi ve büyük beklentide olmasına karşın mobbinge maruz kaldığını söyleyerek bir anda istifaya karar verdiği hususlarının araştırıldığı belirtilerek, bu kapsamda, şüpheli ile aynı dönem çalışan mesai arkadaşlarının tanık olarak ifadelerinin alındığı, hiç birinin şüphelinin istifasına anlam veremediklerini aktardıkları anlatıldı.

İstifası örgütsel bir plan dahilinde

Şüphelinin, istifadan "mahrem imamı"na haber vermediği yönündeki beyanının da samimi olmadığı belirtilen iddianamede, eski İl Jandarma Komutanı Gürcan Sercan ve KOM Şube Müdürü Birol Abbas'ın örgüt üyesi oldukları bilindiğinden şüphelinin istifasının da kişisellikten çok örgütsel bir plan dahilinde olduğunun değerlendirildiği vurgulandı.

İddianamede, şüphelinin örgütte görev almaya başladığı 1999-2000 yıllarında örgüt içerisinde bulunduğunu bildiği kişilerin isim, soy isim ve teşhise yarar bilgilerini hatırladığı ancak 2019 yılına kadar görüşmeye devam ettiği "Yavuz" kod isimli kişinin sadece kod ismini bildiği ve hakkında başka bir şey bilmediğini belirttiği kaydedildi. İddianamede, bu nedenle şüphelinin halen örgüt içerisinde görev aldığı ve kendi gibi örgütte halen görevde bulunan "Yavuz" kod isimli kişinin teşhise yarar bilgilerini paylaşmadığı vurgulandı.

İddianamede, şüpheli ile ilgili şu tespite yer verildi:

"Yine şüphelinin darbe teşebbüsü öncesi takip etmesi gereken bir mesaisi veya çalıştığı bir iş olmamasına rağmen eşini ve çocuklarını Denizli'deki ailesinin yanına bırakarak 15 Temmuz 2016 günü saat 23.25'te İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'na gelmesi, insanların araçla veya yaya olarak havalimanından gidebiliyor olmasına karşın şüphelinin havalimanında yaklaşık 7 saat beklemesi ve saat 06.51 sıralarında yaya olarak havalimanından ayrılması nedeniyle şüphelinin havalimanına örgütün verdiği talimat ile geldiği, burada bir görevinin bulunduğu, darbe teşebbüsünün seyrini takip ettiği ve darbe teşebbüsünün gerçekleşmemesi üzerine havalimanından ayrıldığı anlaşılmıştır.

Şüphelinin HTS verilerinin incelenmesi neticesinde; şüphelinin örgütsel konumu düşünüldüğünde, darbeye katılmadığı, 15 Temmuz 2016'daki görüşme kayıt sayısındaki azlığın olağandışı olduğu ve şahsın daha önceki yıllarda kullandığını beyan ettiği gibi darbe teşebbüsü günü de operasyonel hat kullanıyor olabileceğinin değerlendirildiği anlaşılmıştır."

İddianamede, şüphelinin, 16 Temmuz 2016'da sabah saatlerinde havalimanından evine gittiği ve gider gitmez içerisinde FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'e ait dini kitapların bulunduğunu beyan ettiği flash belleğini korktuğu için tuvalete attığını beyan ettiği anlatıldı.

İddianamede, "Dini kitaptan bile korkan şüphelinin darbe teşebbüsünden kısa bir süre sonra 'mahrem imamı'yla görüşmeye gitmekten ve 2019 yılına kadar bu örgütle görüşmelere devam etmekten çekinmediği düşünüldüğünde, içerisinde dini kitapların olduğunu beyan ettiği flash bellekte, dini kitaplardan ziyade darbe teşebbüsü veya örgütün kripto yapısı ile ilgili bilgi ve belgelerin olabileceği değerlendirilmiştir." denildi.

Şüphelinin gözaltına alındığı andan itibaren örgüt üyeliği suçlaması ile ilgili çok fazla bilgi vermeye çalışmasının 15 Temmuz 2016 günü darbe teşebbüsündeki faaliyetlerini perdelemek yani "Bildiğim her şeyi anlattım." algısı yaratmak maksadıyla olabileceği değerlendirilen iddianamede, şunlar kaydedildi:

"Tespit edilen bu hususlar ve şüphelinin beyanı göz önüne alındığında, şüphelinin darbe girişimi ile ilgili olarak örgüt tarafından verilen görev dahilinde darbe teşebbüsü günü ilimize geldiği, buradaki süreci takip ettiği ancak darbe girişiminin akamete uğraması sebebiyle kendisine verilen görevi de yerine getiremediğinden ötürü olay yerinden ayrıldığı anlaşılmıştır. Şüphelinin örgüte ilişkin dokümanları imha ettiği, kendi beyanına göre 2019 yılına kadar örgütün TSK mahrem birimleriyle irtibatını devam ettirdiği, bu haliyle örgüt içi görevinin kesinlikle örgüt yöneticiliği olduğu anlaşılmıştır."

İddianamede, bu nedenlerle şüpheli Murat Yavuz'un beyanının etkin pişmanlık hükümleri kapsamında değerlendirilemeyeceği vurgulanarak, şüphelinin "silahlı terör örgütü yöneticisi olmak" suçundan 15 yıldan 22 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.

İTTİFAK - AA



Yorum Ekle