07 Ağustos 2020, Cuma
Son Dakika

Gıda Bilim Kurulu ertelendi ama…

29.07.2020

Adını duymaya başladık bile… Gıda Bilim Kurulu… Bu kurul Korona Virüs Bilim Kurulu değil… Bu yeni oluşturulmak istenen Gıda Bilim Kurulu

Bu konuda itirazlar ayyuka çıkınca konunun konjonktürel hassasiyeti de düşünülerek Cumhurbaşkanı tarafından ertelendi…

Buna kamuoyunda Canan Karatay düzenlemesi de denilmişti… Gıdada yanıltıcı bilgilere ceza öngören kanun teklifi deniliyordu.

Bu kanun teklifi için bazıları "Kimsenin toplumu yanıltmaya hakkı yok" derken tartışmanın odağında bulunan Doç. Dr. Yavuz Dizdar gibi isimler ise "Ne münasebet, herkesin konuşmaya hakkı var" diye itiraz ediyor ve "koronavirüs için Bilim Kurulu gerekliydi ama gıdada tek seslilik olmaz" diyordu.

Tarım komisyonundan geçti aslında bu tasarı… Amaç gıdada sahteciliğe karşı yeni cezalar getirilecek deniliyordu. Bir de ispatı olmayan beslenme tavsiyelerinde bulunanlara ceza getirilecek deniliyordu. Yani Barış Manço’nun hapşu diye nakaratlı şarkısında soğuk algınlığı olanlara nane limon kabuğu tavsiyesi bilimsel ispatı olmadığı için halkı ispatı olmayan bilgilerle bilgilendirildiği için suç sayılabilecekti.

Teklif yasalaşırsa ne olacaktı peki? Adı üstünde gıdada da bir bilim kurulu oluşturulacaktı.

Bu kurul böylece tarım ve gıda üzerinde tek söz sahibi olacaktı. Yani bu kurulun onaylamadığı hiçbir kişi veya kurum televizyon, gazete ve sosyal medya platformlarında gıda tarım vb. üzerine fikir beyan edemeyecek açıklamada bulunamayacaktı.

Hedefte kimler vardı?

Bu yasa tasarını getirenlerin iddiası sektöre çekidüzen vermek idi ama bu çekidüzen kim veya kimler tarafından verilecekti bu da belli değildi?

Yani Bilim Kurulu kurulmasını isteyenler Mehmet Öz gibi Canan Karatay gibi isimleri hedef alarak diyorlardı ki:

“Çalıştıkları süre içerisinde bilimsel başarı yakalayamamış bazı insanlar var medyada. Bunlar bir gün zeytinyağı, bir gün korona virüs, başka bir gün ise çörek otuyla ilgili konuşuyor. Her alanda konuşan insanların bir derinliği olamaz. Kimsenin toplumu yanıltmaya hakkı yok. Elinde bir belgen var mı? Yok! Yayının var mı? Yok! Yapılmış yayın var mı? Yok! Bilimsel bir kanıtın var mı? Yok! Böyle bir şey olamaz. Sen, kendi şov programlarının seyredilmesini artırmak için yapıyorsun, kendi kişisel gelirlerini artırmak için yapıyorsun. Dolayısıyla böyle bir hakkın yok.”

Hatta bu eleştirilere güncel gelişmelerden örnek vererek “Televizyonlarda çıkıp ‘Koronadan çok da korkmayın ya, kelle paça yiyin geçer’ diyen isimler var” diyorlardı… Örnekleri sıralayan bu bilim kurulu isteyenler “Adam televizyonlara çıkıyor bilim adamı hüviyetiyle ‘Tavuk eti, kanser yapar’ “Niye yapar? Nereden biliyorsun? Var mı bir delilin?” diyor ve ekliyordu:

“Bunların cezası olmayacak mı? Ondan sonra sen sallana sallana evine gidiyorsun, bu ülkede 5 milyar dolar değer oluşturan kanatlı sektörü senin vermiş olduğun zarardan dolayı satışlarında yüzde 20 -30 azalma yaşıyor. Çalışanı var, üreteni var, taşıyanı var. Bunların haklarını kim koruyacak? Biz istiyoruz ki, hocaları dinleyelim, onların dediklerine göre hareket edelim.”

Düzenleme gelirse ne olacak?

Bu görüşe göre düzenleme gelirse ne olacak?

Bilimsel dayanağı ve delili olmayan, ilgili konuda uzmanlığı bulunmayan kişiler tarafından yapılan açıklamalar kanun kapsamında cezaya muhatap olacak. Yani bir insan doktor bile olsa tavuk konusunda uzman değilse konuşma yapamayacak. Yazılı ve görsel medya üzerinden bu tür açıklamalarda bulunanlara yönelik olarak da 20 bin liradan 50 bin liraya kadar para cezası kesilecek. Yayıncı kuruluşlara da bir önceki yayın iletişim gelirlerinin yüzde 2 ve 5'i arasında idari para cezası kesilecek.

Yavuz Dizdar aynı görüşte değil

Bu konuda bazı kesimler tarafından övülen bazı kesimler tarafından eleştirilen Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta “Gıda Bilim Kurulu sağlığımızın ve istikbalimizin sigortasıdır” derken Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Dizdar aynı görüşte değil…

“Gıda konusunda tek seslilik olmaz” diyerek “Gıda terörüne karşı çıkmak başka, beslenme konusunda tavsiyelerde ve ikazlarda bulunanlara karşı çıkmak başka” diyerek aradaki farka dikkat çekti. Dizdar “Bu ülkede halkın gözü önünde radyasyonlu çaylar da içildi, GDO’lu besinler ve sağlığa zararlı olduğu kanıtlanan katkı maddeleri piyasaya sürüldü. Bunu söylemek mi yanlış? Nasıl kanıt bekliyorlar? Ben bunu söyledim diye ‘kanıtlanmadı’ tarzında cezalara maruz kalacağım diğer taraftan reklamlarda “Filanca yağ hafif”, “Filanca laktozsuz sütün sindirimi kolay” denecek. Bu ifadeler halkı yanıltmıyor mu? Bunların bilimsel kanıtı var mı? Reklamlardaki ifadelerin kapsam dışı tutulması da yanlış değil mi? Bu kanun teklifi, toplumun bilgi almamasını, el yordamıyla, reklamların yönlendirmesiyle hareket etmesini sağlayacak. Reklam yapma gücü olan kazanacak, reklam yapma gücü olmayan kazanamayacak. Ayrıca Korona virüs Bilim Kurulu ile gıda bilim kurulu aynı şey değil. Korona virüs yeni bir konuydu. Tek sesliliği sağlamak adına gerekliydi. Ama gıdada tek seslilik olmaz. Bir şey zararlıysa bunun söylenebilmesi lazım.

Reklamlar niye kurula takılmıyor?

Diğer bir başka eleştiri de Gıda Hareketi Başkanı Can Kemal Özer’den geliyordu. Düzenleme ile gıda kurulunun bilimsel bulmadığı haber, makale ve görüş beyanının gazete, televizyon, sosyal medya gibi mecralarda yayınlanması suç sayılıyor ama reklam istisna tutuluyor, diyen Özer açıklamasını şöyle sürdürüyordu.

“Parasını ver istediğini söyle, Teklifte 'yanıltıcı yayın' diye bir başlık var. Çok cezbedici. Tüketicinin davranışları yanlış bile olsa endişe ve korkuya sevk edici her türlü yayın, gerçeğe aykırı yayın sayılıyor. Geleneği anlatsanız da gerçeğe aykırı değerlendiriliyor. Bunlar ileride kitapları bile kapsayabilir, yanıltıcı yayın diye toplatılabilir. Bilim çevreleri geçmişte sigarayı hastalarına reçete ediyordu. Zeytinyağı, yumurta ve tereyağını yasaklamışlardı. Bu kanun o gün olsaydı yumurta, tereyağı, zeytinyağı faydalı diyene 50 bin lira ceza kesilecekti. Bu bir sansürdür. İnsanların beslenme ve gıda alanlarında konuşmalarına kim engel olabilir?

Bu, anayasanın 'herkes düşünce kanaatlerini açıklama hakkına sahiptir' maddesine de aykırıdır. Bunca kanser, kısırlık, diyabet var. Hastalıklar patladı. Ama artık insanlar son zamanlarda endüstriden kaçıyor, öze dönüş var. Bunu kim sağladı? İşte şuurlu bir avuç insan…

28. 29. ve 31. Maddelere dikkat çekiliyor

Bakanlığın konuyu ekim ayına erteleyerek ‘üzerinde daha detaylı çalışılacağını’ açıklaması umut verici olmakla birlikte konu gündemden düştükten sonra aniden gelebileceği endişesi yaşayanlar da bulunuyor. Bu endişeyi yaşayanların dikkat çektiği husus var. Özellikle tasarının 28. 29. ve 31. Maddelerine dikkat çekiliyor.

Bu maddeler gıda ve beslenme alanında halkı bilinçlendirme amacıyla gazete ve internet sitelerinde haber yapılmasının ve ekranlardan bilgi verilmesinin önüne geçiyor.

Öte yandan Gıda Mühendisleri Odası Gaziantep İl Temsilcisi Onur Aydın da yaptığı açıklamada kanun teklifinin gri alanlarının da olduğuna dikkat çekiyor. Aydın diyor ki:

"Örneğin gıda bilim kurulu denen kurulun nasıl çalışacağını, kimlerden oluşacağını görev ve yetkilerinin nasıl teşkil edileceği konusu halen belli değil. Çünkü bizim 5996 sayılı yasanın 42’nci maddesinde kurullardan bahsediyor. Fakat bu kanun değişikliği teklifinde gıda bilim kurulu ile ilgili net ifadeler yer almıyor. RTÜK ile çalışılacağını basından öğreniyoruz”

Sahada tecrübeleri olacak mı?

Bu konuda merak ettiğimiz birkaç husus daha var. Öreğin Bilim Kuruluna seçilecek üyelerimiz akademik çalışmaları tam ve başarılı olan isimlerden seçilmiş olsa bile bu isimler sahada ne kadar bilgiye ve tecrübeye sahip isimlerden oluşacak?

Gıdada tek söz sahibi olan bir bilim adamının sahada da en az o kadar tecrübesi olması gerekmez mi?

Örnek olarak et ve et ürünleri üzerinde karar verecek bir bilim kurulu üyesi hiç sahada bir hayvanın nasıl kesildiğini nasıl yüzüldüğünü nasıl parçalara ayrıldığını, hangi etlerden hangi yemekler yapıldığını, hangi sakatattan hangi yemekler yapıldığını biliyor mu?

Süt ve süt ürünleri üzerine ne kadar sahada tecrübeye sahipler? Yine keza bitkiler üzerinde karar verecek bir bilim kurulu üyesi sahada bitkiler üzerinde ne kadar araştırma yapmış? Hangi köylünün otantik bilgi olarak hangi bitkiyi hangi rahatsızlıkta kullandığı hakkında herhangi bir kültürel araştırma içerisinde olmuş mu?

Bir otantik bilgi bu kurulun onayından geçmeyince unutulmaya mahkûm mu bırakılacak?

Bir başka konu ise Gıda Bilim Kurulunun ardından her alanda bir bilim kurulu oluşturulmak istenirse sonuç nereye varacak? Eğitim Bilim Kurulu, Spor Bilim Kurulu, Trafik Bilim Kurulu, İnşaat Bilim Kurulu gibi…

Bu konuyu da zaman içerisinde hep beraber yaşayıp göreceğiz… Bizim bildiğimiz ve bunca senedir cevabını alamadığımız bir soru var.

Hastanelere, bilim çevrelerine, afili reklamlarda sunulan gıdalara rağmen insanlar halen başka arayışlar içine giriyorlarsa örneğin aktara gidiyorlarsa, köy hayatına kaçıyorlarsa, doğal beslenme diye söylenenlere önem veriyorlarsa bu arayışı yasak getirerek durdurmak ne kadar mümkündür?

Bu arayışlara yasak getirmek veya yönlendirmek yerine niçin onları kendimize inandıramıyoruz sorusuna cevap aranmadığı sürece bu konu ne olursa olsun kumdan kale olmaktan öte bir anlam taşımayacaktır. Örneğin kelle paça insanlığın et ile ilgisi olduğu binlerce yıllık tarihten beri vardı Bilim Kurulundan önce de sonra da var olmaya devam edecektir.

 


Yorum Ekle