24 Ocak 2022, Pazartesi
Son Dakika

GÖSTERMELİK KADIN DAYANIŞMASI!

Eğitimci Bihter Can’ın kaleme aldığı ‘’Haris Kadınlar’’ isimli kitap, kadınların dünyasına farklı bir açıdan ışık tutuyor. Ülkemizde gerçek bir kadın dayanışması olmadığına dikkat çeken Bihter Can, ‘’Kadınlar birbirini gerçekte desteklemiyor. Sadece cinayet, tecavüz ve taciz haberlerinde el ele vermiş gibi görünmekle hiçbir sorunu çözemeyiz. Kadınlar, ülkemizin bastırılan, sindirilen tarafıdır’’ diyor.
01.12.2021 19.50.57

DURSUN EKER 

Gazeteci ve Eğitimci Bihter Can’ın kaleme aldığı ‘’Haris Kadınlar’’ isimli kitap ilginç konusuyla dikkat çekiyor. 

Bu çalışmasıyla kadınların dünyasına farklı bir açıdan ışık tutan Bihter Can, ‘’Kadınların birbirini sözde değil özde desteklemesi gerektiğine inanıyorum. O sebeple bu kitabımda vermek istediğim mesajı çok önemsiyorum. Çünkü ben inanıyorum ki; kadınlar güçlendikçe tüm dengeler değişecektir.’’ diyor. 

Ülkemizde gerçek bir kadın dayanışması olmadığına dikkat çeken Bihter Can, ‘’Kadınlar birbirini gerçekte desteklemiyor. Sadece cinayet, tecavüz ve taciz haberlerinde el ele vermiş gibi görünmekle hiçbir sorunu çözemeyiz. Kadınlar, ülkemizin bastırılan, sindirilen tarafıdır.’’ ifadelerini kullanıyor. 

Gazeteci ve Eğitimci Bihter Can ile hem ‘’Haris Kadınlar’’ isimli kitabı, hem de geleceğe dair planları hakkında güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Bu röportajımızı beğenerek okuyacağınızı ümit ederim.

D.Eker : Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Bihter Can: 9 Eylül 1984, İstanbul doğumluyum. Aslen Trabzonluyum. 5 çocuklu bir ailenin en küçük üyesiyim, 4 ablam var. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunuyum. Yeditepe Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans yaptım. Üniversite ikinci sınıfa giderken basında çalışmaya başladım. Editörlük, muhabirlik, haber program sunuculuğu gibi görevler üstlendim, işin mutfağında yetiştim. Ardından bazı televizyon kanallarında da görevler aldım. Fakat yüksek lisansımı tamamladıktan sonra öğretmenlik mesleğime yöneldim. Edebiyat öğretmenliği, okul yöneticiliği yaptım. Halen İstanbul’da bulunan özel bir okulun müdürü olarak görev yapmaktayım. Okumak ve yazmak çocukluğumdan beri bir tutkuydu benim için. Ortaokul ve liseyi Oğuzkaan Koleji’nde okul üçüncüsü olarak tamamladım. Okulumun kütüphanesinden yaz tatiline çıkarken, çeşitli kitaplar ödünç alırdım, o kitapları tatil boyunca okur, yeni eğitim-öğretim yılı başlangıcında kütüphaneye iade ederdim. Türk ve Dünya Edebiyatı klasikleriyle o yıllarda tanıştım. Bu tanışıklık, sıra meslek seçimine geldiğinde beni edebiyat fakültesine götürdü. İyi ki öyle olmuş. Çok mutluyum. Gerçekleştirebildiğimiz her hayale bin minnet…

D.Eker: Yazmaya başlama hikâyenizi öğrenebilir miyiz?
Bihter Can: İlkokulda anneme ve babama şiirler yazardım. Yazdıklarımın şiir olduğunu düşünüyordum o sıralar. Şiirlerimi evde okuduğumda herkes çok beğendiğini, çok başarılı olduğumu söylerdi. Halen saklarım o şiirlerimi ve çok keyiflenirim okurken. Çok eğlenceli bence şiirlerim, güldürüyor beni.

Çocukluk, hayatın en özel dönemi gerçekten. Kalabalık bir ailede büyüdüm ben, dört ablam var. Çocukların her daim desteklenmeye, yüreklendirilmeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Ben bu konuda kendimi şanslı görüyorum.

Şiirlerimin, şiir olmadığını ve şiir yazmanın apayrı bir yetenek olduğunu farkına vardığım lise yıllarımda, öyküler yazmaya meraklandım. Çünkü mutlaka yazmam gerekiyordu, içimde sürekli bir yazma dürtüsü beni harekete geçiriyordu. Edebiyat Öğretmenim Hasan Basri Polat’ın çok ayrı bir yeri vardır benim hayatımda. Yazdıklarımı kendisiyle paylaşırdım, sabırla okurdu, incelerdi, notlar alırdı ve beni yanına çağırıp hatalarımı uzun uzun anlatırdı. Sıkı bir eleştirmendi. Kendisinin okuduğu bir yazımın üstünde, kırmızı kalemiyle aldığı notların sayısını fazla gördüğüm zamanlar, korkudan kalbim yerinden çıkacakmış gibi hissederdim. Yazmanın aynı zamanda bir teknik işi olduğunu öğretmenimden öğrenmişimdir. Nur içinde yatsın. Lise ikinci sınıftayken, okulda bir öykü yarışması düzenlendi. O yarışma için haberlerde izlediğim bir konuyu kaleme almıştım. İstiklal Caddesi’nde bulunan Aznavur Pasajı’nın meşhur kemancısı ‘Paganini’ lakaplı Bülent Bey, ilaçlarını alabilmek için çok sevdiği kemanını antikacıya rehin bırakmıştı.

Konu beni çok etkiledi. Hemen ablamı da alıp İstiklal’in yolunu tutmuş, emektar kemancıyla ilgili topladığım bilgilerle öykümü kaleme almıştım. Yarışmada birinci olduktan sonra kendime olan inancım arttı. Başarmıştım! O gün bugündür yazmaktan hiç vazgeçmedim. Yakın çevrem kitabımın geçe kaldığını söyledi hatta şimdiye kadar çoktan birkaç kitap çıkarmış olmalıymışım onlara göre. Ben de onlara kitabımdan bir cümleyle cevap veriyorum: Kimse sana zaman kaybettirmedi, sadece sen hazır değildin!



D.Eker: Kaç kitap yayınladınız konusu nedir?
Bihter Can: Haris Kadınlar benim ilk kitabım, ilk göz ağrım. Devamı kısmetse olacak, süren çeşitli çalışmalarım var. Aslında bu kitapta bir anlamda yazdıklarımı toplamak istedim. Beni mutlu eden yahut üzen yaşanmışlıkları, şahit olduklarımı yazarak kendimi daha iyi hissettiğim günlerden, hikâyelerin çoğu. Onları bir araya getirmek istedim. Kadınların birbirini sözde değil özde desteklemesi gerektiğine inanıyorum. O sebeple bu kitabımda vermek istediğim mesajı çok önemsiyorum. Çünkü ben inanıyorum ki; kadınlar güçlendikçe tüm dengeler değişecek.

D.Eker: Kadınlara ayna tuttunuz bir anlamda. Bir mesajınız var mıdır desem ne olurdu mesajınız?
Bihter Can: Bir önceki soruda da bahsettiğim gibi, üzülerek söylüyorum ki ülkemizde gerçek bir kadın dayanışması yok. Kadınlar birbirini gerçekte desteklemiyor. Sadece cinayet, tecavüz ve taciz haberlerinde el ele vermiş gibi görünmekle hiçbir sorunu çözemeyiz. Kadınlar, ülkemizin bastırılan, sindirilen tarafıdır.
Bir kadın katledildikten sonra arkasından “Kim bilir o kadın da ne yapmıştı?!” diyen kadınlar var mesela. Ya da oğlunu “Erkektir, elinin kiridir!” diye pohpohlayarak büyüten anneler var. Boşanmış erkek ‘Sütten çıkmış ak kaşık’ ama boşanmış kadın ‘Defolu ürün!’ bu toplumda.
Çok acı... Ama gerçek...
Ve biz kadınlar...
“Çiçek değiliz” diyoruz ama önce birbirimizin ayakları altında eziliyoruz. Çiçekten farkımız da kalmıyor hani... Vakit; ‘İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.’ vaktidir.
Kadınlar güçlendikçe ve kenetlendikçe tüm dengeler değişecek. Buna tüm kalbimle inanıyorum. Dönüşüm ancak o zaman başlayacak. Bu sebeple kitabımda esasen bu mesajı dilden dile yaymak istedim.

D.Eker: Yazmak mı yayınlamak mı zor?
Bihter Can: Hayatta kolay olan hiçbir başarı yok. Çok emek vermek gerekiyor hayallerimizi gerçekleştirebilmek için. Elbette ben de çok emek verdim gerek yazarken gerekse de yayınlanma aşamasında. Her kitabın arkasında bir birikim var. Kitapları bu şekilde değerlendirmemiz ve ciddiye almamız gerekiyor. Yazmak sancılı bir süreç. Yayınlanma aşaması daha da sancılı. Biraz bahsedecek olursam merak edenler için; kitabınızı yayınevine gönderdiniz diyelim, önce editör okuyor ve editörün onaylaması gerekiyor. Onayı aldınız, kitabınız size tekrar geri gönderiliyor. Siz düzeltmeler varsa onları yapıyorsunuz. Sonra tekrar editöre gönderiyorsunuz, editör, ‘tamamdır’ dedikten sonra kitap son okumaya gidiyor. Elbette kapak tasarımı kitabın ruhunu yansıtan bir çizim veya fotoğraf olmalı. Bu konuda inanılmaz yetenekli Resim Öğretmeni arkadaşım Sercan ASLANTAŞ’a bir kez daha teşekkür etmek istiyorum yeri gelmişken çünkü hayallerimde canlandırdığımdan çok daha güzel bir kapak resmi çizdi kitabım için.
Sonrasında basım aşaması var. Matbaada işler her zaman istediğiniz gibi ilerlemeyebiliyor. Sizin istediğiniz tarihe kitabınız yetişmeyebiliyor mesela. Bir mekanik arızası sizin haftalarınızı alabiliyor. O nedenle bir çırpıda ‘zor’ diyerek yanıt vermek istemem bu soruya ama net olarak şunu söyleyebilirim ki; sanıldığı kadar kolay da değil.

D.Eker: Çok okuyor musunuz? Çok genç okumadan yazıyor piyasa kalitesiz kitaplarla dolu fikrine katılıyor musunuz?
Bihter Can: Çok sözcüğü neye göre veya kime göre çoktur onu bilemiyorum. Ama okumayı çok seviyorum. Okumadan geçirdiğim bir günüm bile yok. Eğer bu çok okumak sınıfına giriyorsa çok okuyorumdur. Öğrencilik yıllarımda, okumaya ayırabildiğim zaman daha çoktu tabii. İş hayatına atılınca ve üstüne anne de olunca sorumluluklar artıyor. Öyle canınızın istediği her saatte bacaklarınızı uzatıp, okuma keyfi yapamıyorsunuz. Ben mesela ağırlıklı olarak çocuğum uyuduktan sonra okumaya zaman ayırıyorum.
İkinci soruya gelecek olursam, hayır katılmıyorum. Yazmak kimsenin tekelinde değildir öncelikle. Gençlerin kitap yazma bir hevesi varsa bu bana olsa olsa mutluluk verir. Yaza yaza eksiklerini fark edeceklerdir, kendilerini geliştirmek için çaba göstereceklerdir, az okuyorlarsa çok okuyacaklardır. Bu sebeple gençlerin şevkini kırmamamız lazım. Kaliteli kitap-kalitesiz kitap gibi bir ayrım yapmak da açıkçası kimsenin haddine değildir. Her kitap içinde kendince bir birikim barındırır yahut paylaşma isteği, belki dertleşme isteği.

D.Eker: Yazmak sizin için ne ifade ediyor?
Bihter Can: Yazmak hüznümü ve mutluluğumu paylaştığım en iyi arkadaşım. Yazmak hiç olmadığım kadar özgür hissettiriyor. Kendimi en saf ve samimi şekilde ifade edebiliyorum. Ve ama bilinçli ama bilinçsiz okuyan insanların ruhuna dokunabildiğimi hissedebiliyorum. Fikirlerini ve duygularımı kâğıda dökmek beni hem rahatlatıyor hem de yazarken konu ile ilgili bir daha düşünüp bu duygu ve fikirleri olgunlaştırmamı sağlıyor. Allah nasip ederse, yaşadığım sürece okumak ve yazmak istiyorum. 



Yorum Ekle