DOLAR
5,8567
EURO
6,5671
ALTIN
253,1111
BİST100
93.646

Hattın ve insanlığın numune şahsiyeti Adanalı Hattat Ahmed Fatih Andı-II

12.06.2019 00:00

Üstad Ahmed Fatih Andı ile hat sanatı mülakat dizimizin bugünkü bölümünün öznesinde Hattat Hamid Aytaç var.

Kalem açmasını Hamid Bey’den öğrendim…

İbrahim Ethem Gören: Hamid Bey’den yazıdan başka neler öğrendiniz?

Ahmed Fatih Andı: Pek çok şeyi… Kalem açmasını da Hamid Bey’den öğrendim. Kalemleri kısa bir süre içerisinde hocamın açtığı gibi açmaya başladım. Mürekkep yapmasını da hocamdan öğrendim. Hocam kendi mürekkebini kendi yapardı.

Yazı gösterdiği talebelerinden ücret alır mıydı?

Hocam derslerden ücret almazdı. Cumartesi günleri yazıhanesine gelenlere fisebilillah ders gösterirdi. Bir zaman hocam muziplik olsun diye “Ders parası 25 liradır” dedi. Baktım, sonraki hafta hiç kimse ders almaya gelmedi.

Hocam dedi ki “Ahmed Fatih haksız mıyım, adam 7-8 yıldır meşk yazıyor, hâlâ Rabbi Yessir’i geçemedi.” Hocamın bahsettiği o zat, akademisyen biriydi, gel zaman git zaman Hamid Bey ona “sen ilme çalış, yazıyla alakadar olma” dedi. Sonra hocama küstü, bir daha konuşmadı.

Hamid Aytaç, Ahmed Fatih Andı, Tahsin Aykutalp. Hattat Hamid Aytaç Kitabı'ndan. 

Siz Adana’dasınız, hocanız İstanbul’da nasıl meşk ediyordunuz?

Ayda bir Adana’dan İstanbul’a otobüsle gelirdim. Her geldiğimde de bir hafta boyunca İstanbul’da kalırdım. Hocamdan ders alırdım, otele giderdim, saatlerce meşk ederdim.

Hamid Aytaç: Ben sanat öğretmem, çalacaksın evlat!

Hamid Bey talebelerine hitaben, “ben sanatımı öğretmem, çalacaksın. Ayık olacaksın, kalemin cilvelerini kaçırmayacaksın” derdi.

Eskiden hattat namzetleri ders görürken başlarını hocalarının sol taraflarına, omuzlarına dayar, başlarını kâğıt ve kaleme doğru eğer öylece pür dikkat dersini alırdı.

Bir zaman Hamid Bey’in yazıhanesine bir hanım öğrenci geldi. Hocam “Şu kardeşe ders vereceksin” dedi. Birkaç zaman ders verdim, bayanlara ders vermek istemediğimi hocama söyledim, hocam anlayışla karşıladı ve böylelikle büyük bir sorumluluktan da kurtulmuş oldum.

Hat sanatı boş bırakmaya gelmez

Çok çalışmak lazım bu sanatta. Hiç boş bırakmayacaksınız. Hafız Osman’ın “kalemi iki gün elimden bıraktıktan sonra yazımı tanıyamam” diye bir sözü vardır. Hattat kalemi elinden bırakmayacak, her gün yazacak.

Hamid Bey’e koleksiyonerlerden, meraklılardan kimler gelip giderdi?

Ziya Aydın gelir, hocamla sohbet eder, acemi talebelerinden bile yazı satın alarak onları sevindirirdi. Ayrıca yazı öğrenmeye sonraki dönemlerde iki hanım daha gelmeye başladı.

O yıllarda Mimar Bahattin Bey vardı. Mesleği icabı hat sanatını öğrenmek için hocama gelip giderdi. Yaşı öyle zannediyorum ders aldığımız dönemde 60’ın biraz üzerindeydi.

Hamid Bey, Sami Efendi ekolündendir.

Hocam Hamid Bey Sami Efendi ekolündendir. Ben de hocamın yolunu takip ettim. Günümüz hattatların çoğu da Sami Efendi’nin ekolünü tercih eder. Haddi zatında hocam da kendi başına bir ekoldür. Özellikle bazı harflerde...

Hamid Aytaç: Evladım senin istidadın sülüse…

Hamid Bey bana “evladım Ahmed Fatin sen sülüs çalışacaksın, senin istidadın sülüse” dedi. Ben de böylelikle sülüs yazıda epeyce çalıştım.

Türk yazısı sülüstür

Türk yazısı sülüstür. Sanat, diğer yazı nevilerinde olmakla birlikte kanaatimce sülüste daha ziyade vardır.

Hamid Bey’in bildiğim kadarıyla icazeti yoktu..

Evet, Hamid Bey’in hiç diploması yok, icazeti yok. Hüdainabit bir kabiliyeti vardı. Kendi kendine öğrenmiş. Ama her hattat da kendi kendine öğrenemez. Hocasız, rehbersiz hattat olunamaz. Hocam yazıda belli bir mesafe kaydedince Hattat Nazif Efendi’ye gitmiş, onun rehberliğinde yazısını kemâle erdirmiş.

Hamid Bey talik yazıyı da Hulusi Efendi’den öğrendi. Bununla birlikte hocama hangi yazı nevinden sipariş gelirse gelsin hocam hepsini alâ keyfiyette yazardı.

Tahsin Aykutalp’in tezhibi fevkalade idi.

Kemal Batanay güzel talik yazardı. Musiki üstadı idi. Tezhipçilerden Tahsin Aykutalp vardı, hocamla görüşürdü. Tahsin Bey de iyi bir insandı. Tezhibi fevkaladeydi.

Yine o dönemlerden Emin Barın Bey de hattattı. Emin Bey daha ziyade kufi yazılarda mâhirdi. Anıtkabir’in yazıları da Emin Barın’a aittir.

Söz Emin Barın’a gelince… Emin Barın’ın atölyesinde sanat, edebiyat, şiir, musiki sohbetleri düzenlenirdi. Beni de çağırırlardı ama ben gitmezdim. Orada edebiyatçılar kendi alanında tenkitlerde bulunur, ressamlar ve şairler de hâ kezâ…

Efendim. Bir zaman bir istif kaleme almıştım.

Nasıl bir istifti, ibare nasıldı efendim?

“Kefâ bi’l-mevt-i vâizan yâ Ömer/Sana vaaz edici olarak ölüm yeter ya Ömer” mealinde bir sülüs yazı. Benim bu yazımı alıp Emin Barın’ın atölyesine götürmüşler. Oradaki sanatkârlar da yazıma yönelik “şurası şöyledir, burası olmamış, hurufat yerine oturmamış, keşide uygun düşmemiş” şeklinde tenkide başlamışlar. Ressamlar kendilerine göre, hattatlar kendi şivelerine göre, şairler de kendi anlayışlarına göre yazımı eleştirip dururken tam o esnada meclislerine Hattat Hamid Bey gelmiş.

Hamid Aytaç: Yazının neresinde eksik varmış!

Hocam, yazımı eleştirdiklerini görünce “çok güzel bir yazı bu, şimdi söyleyiniz bakalım neresinde eksik varmış! “Talebem Ahmed Fatih güzel yazar, benim kadar güzel yazar” deyince herkes susmuş. “Bu yazı işleri şair ve ressam kafasına göre olmaz, hattat kafasına göre olur” demiş.

Hamid Aytaç: Efendiler, evladın yazısı babasının yazısına benzer!

İçlerinden biri “Ahmed Fatih Bey sizi çok seviyor. Yazıda da sizi takip ediyor. Bu yazı sakın kopya olmasın” deyince “Efendiler, kopya olur mu hiç, evladın yazısı babasının yazısına benzer” diyerek tartışmaya son noktayı koymuş.

Daha sonra bu istifi Davut Bektaş’a verdim.

“Evlat babaya benzer”den güzel söz mü var!

Şimdi “Evlat babaya benzer”den daha güzel söz mü var.

Ben sülüs yazarım, celi sülüs yazarım.

Efendim, hangi camilerde yazılarınız mevcut?

Birkaç camide var hamdolsun, Adana’da Hacı Mahmut Gülek Camii’nde var mesela.

Oraya ne yazmıştınız?

Tevbe Suresi’nin 18’inci ayeti kerimesini… “İnnemâ ya’muru mesâcidallahi men âmene billâhi ve bil yevmil âhir/Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman edenler imar eder” mealindeki ayeti kerimeyi celi sülüs olarak yazmıştım. Bu istif, Taşcı Yusuf Usta tarafından kabartma olarak mermere geçirildi.

Mahmut Gülek henüz hayatındayken evlatlarına 20 bin lira vermişti kendi adına cami yaptırmaları için. 20 bin lira o zaman çok büyük bir para… Evlatları da vefa göstererek babalarının vefatının akabinde vasiyetini yerine getirerek camii inşa etme cihetine gittiler.

Başka camii var mıdır yazılarınızın bulunduğu?

Evet var?

Nerededir efendim?

Yine Adana’da. Adana-Tarsus yolu üzerinde bir camii var. Paktaş Camii olarak biliniyor. Bir zamanlar orada Kasko Birlik vardı ve etrafındaki araziler çoğunlukla boştu. Cami inşa edilince oraları şenlendi.

Efendim Paktaş Camii’ne ne yazmışınız?

Mihrab ayet-i kerimelerinden birini yazdım. Bilirsiniz birkaç ayet-i celile var mihraplara yazılan. Ben “Felenuvelliyenneke kıbleten terdâhâ fevelli vecheke şatral mescid’i-l-haram” ayetini yazdım, yine sülüs olarak. Aslında ayetin tamamını, “Kad nerâ”dan başlayarak yazmaya niyetim vardı. Amma velakin bu kısım istife sığmadı. Zuhurata tabi olduk, kalemden çıktığı gibi yazdık. O camiinin mermerleri de, mihrabın mermerleri de pembe renklidir.

Ayrıca babamın mezar taşını da yazdım.

Taşa ne yazdınız efendim?

“Küllü men aleyhâ fân” ayetini yazdım. Kalın, 3 santimlik bir kalemle yazdım.

Babanız nerede medfun efendim?

Adana Asrî mezarlığında.

Yarın: Yesari hattatım…


Yorum Ekle
Mesut Dikel
12.06.2019 13.11.00

Rabbim sizlerden razı olsun.