07 Ağustos 2020, Cuma
Son Dakika

'Hocaların hocası' Süleyman Zeki Bağlan ile bir İstanbul sohbeti"

30.07.2020

Hocaların hocası, İstanbul İmam Hatip Lisesi’nde 30 yıl boyunca tarih hocalığı yapan, şu anda da İstanbul Medipol Üniversitesi’nde İstanbul Tarihi ve Kültürü dersleri vermekte olan İstanbul sevdalısı Üstad Süleyman Zeki Bağlan ile öznesinde İstanbul olan bir sohbet gerçekleştirdik.

Süleyman Hocam. İstanbul için “Medine’nin kardeş şehri ve Dar’ül-Hilâfe olarak söz ediyorsunuz. Hasbihale buradan başlayalım dilerseniz.

Tabii ki İbrahim Ethem kardeşim. Evvelemirde Sevgili Peygamberimiz (sav) -geçtiğimiz hafta Diyanet İşleri Başkanının Ayasofya Camii’nin minberinden seslendirdiği meşhur fetih hadisiyle- İstanbul’u Medine-i Münevvere’ye kardeş şehir ilan etmiştir. Saniyen, Efendimizin (sav) hilâfet sembolü olan iki hırkası da (Hırka-i Saâdet ve Hırka-i Şerif) İstanbul’dadır.

Ayrıca Mukaddes Emanetler de burada, Topkapı Sarayı’nda bulunmaktadır...

Balkanların, Asitane’nin ileri karakolu olduğunu hangi saiklerle dile getiriyorsunuz?

Balkanlar, şehrimizin ileri karakoludur. İstanbul ise Ortadoğu’nun ileri karakoludur. Balkanlar düşerse İstanbul zorlanır, İstanbul düşerse (Allah korusun) Ortadoğu ne olur?

Soruya soruyla cevap verdiniz…

İbrahim Ethem kardeşim dolayısıyla bir vakıf medeniyeti olan şehrimize sahip çıkmamız gerekiyor.

İstanbul’un tarihi için de bir paragraf açalım dilerseniz.

Hay hay… Bu efsunkâr şehrin bilinen tarihi 2700 sene öncesine dayanırken Yenikapı kazıları ile 8500 yıllık bir geçmişe ulaştığı tesbit edilmiştir.

Akdeniz Medeniyeti tarihinin iki mühim şehri İstanbul ve Roma’dır. Bu ikisi diğer şehirler arasında tarih, kültür ve coğrafyaları itibarıyla farklıdır, ileridir. İstanbul’un özellikleri ise daha değişiktir. Tarihte ve günümüzde birçok devletin ‘kara başkent’lerden yönetildiği bir gerçektir. Osmanlı’nın, Bizans ve Roma’nın başkenti de müstesna bir sahil kenti olan İstanbul’dur.

Eyvallah. “İstanbul” dedik, sözü Bizans’a, Roma’ya gittiniz. Bu durumda İstanbul’un, bahsettiğiniz onlarca asırlık tarihini dönemlendirmenizi istirham edeceğim.

Bittabi. Bir: Bizantion. İki-Konstantipopolis. Üç: İstanbul.

Bunun öncesinde tarih öncesi devirlerin ilk noktalarını Küçükçekmece Yarımburgaz mağaralarında görebiliriz. Ayrıca, az önce bahsettiğim üzere Yenikapı’da yapılan arkeolojik kazılarda bulunan 36 adet gemi, iskele ve liman, şehrimiz sakinlerinin 8500 sene önce buralarda yaşadığını ortaya koymaktadır.

İstanbul, M.Ö. 658’de Sarayburnu’nda Bizans tarafından kurulan bir site devletidir. Roma’ya bağlı olarak yaşarken, Roma İmparatoru Septimus’un rakibi Niger’i desteklediğinden 195 yılında şehir işgal edilerek yıkılmıştır. Akabinde Roma’da paganlarla anlaşamayan I. Konstantinus burayı terk edip Bizantion’a taşınmıştır. Böylelikle Bizantion Roma’nın ikinci başkenti olmuştur. I. Konstantinus şehri imar faaliyetlerinde bulunmuştur.

Konstantinus döneminde imar bağlamında İstanbul’da neler yapılmıştır?

Unkapanı ile Samatya arasındaki surlar…

Sonra…

11 Mayıs 330’da Konstantinus’un da katıldığı ve şehrin takdis edildiği bir dini merasim ile İstanbul’a ‘Nova Roma’, ve Kontantinopolis adları verilmiştir. Böylece şehrimiz 330’dan 1922’ye kadar Roma, Bizans ve Osmanlı’nın 1592 sene başkentliğini yapmıştır.

Haçlıların İstanbul’la ne türden bir alıp veremediği var?

Karışık işler bunlar İbrahim Ethem kardeşim, şimdi girmeyelim buraya! Sorunuza şöyle cevap vermek isterim.

Buyurunuz efendim.

İstanbul, Bizans’taki bir iktidar mücadelesi sebebiyle IV. Haçlı Seferi’nde 1204’te işgal edilmiş ve 1261’e kadar devam eden söz konusu Latin istilasında yağmalanarak 57 sene boyunca harabe şehir hüviyetinde kalmıştır.

Buradan ‘İslâm Şehri’ne gelelim…

İstanbul 6 asırdır İslâm şehridir. 29 Mayıs 1453’te İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Muhammed Han, kadim şehri şenlendirmek için Anadolu’dan ve Rumeli’den birçok halkla beraber Ermenileri de buraya getirmiştir.

Herhalde Ayasofya’nın açılışını da soracaksındır.

Sormaz mıyım! Birazdan inşallah, kelâmda vakt-i merhunun gelmesini bekliyorum. Önce Patrikhanelere değinelim. Nasıl kurulmuştur?

Fatih Sultan Mehammed Han -hususen, Osmanlı’daki gibi “Mehammed” ismini kullanıyorum. Halil İnalcık hocada da bu istilaha rastladım- İstanbul’da yaşamakta olan Rumlara ve Ermenilere patrikhane kurma hakkı vermiştir.

Osmanlı döneminde Nefs-i İstanbul nasıl korunmuştur?

Devlet eliyle… Sultan, Nefs-i İstanbul olarak adlandırılan toprakların suriçini ‘Mirî’ ve Vakfa ait olmak üzere koruma altına aldığını duyurmuştur.

Bir taraftan mirî, diğer taraftan vakıf… Nefs-i İstanbul’da ikamet edenlerin kendilerine ait evleri, barkları yok muydu?

Vardı tabii ki, ama burada yaşayanlar kiracı durumundaydılar. Kiraya (mukataaya) bağlanmışlardı. Babadan oğula devam eden usûl Tanzimat’a kadar devam etti.

Nefs-i İstanbul başta olmak üzere İstanbul’un pek çok yeri pek çok kez yanıp kül olmasına rağmen tekrar nasıl ihya edilmiştir?

Azimle, kararlılıkla, iman ile… Sadece yangınlar değil, zelzeleleri de unutmayalım. Yangın ve zelzelelerle birkaç kez tahrip olan Nefs-i İstanbul, şehrin özelliği bozulmadan tekrar inşa edilmiştir.

Batı, İstanbul semalarında okunan ezan-ı Muhammedîlere ne türden tepkiler vermiştir?

Tahammül edememiştir öncelikle. Bunun içindir ki Batı Bizans üzerine binlerce resim, kitap ve gravür yayınlamıştır. 1924’de birincisi Bükreş’te yapılan Bizans Kongresi’nin XXIII’üncüsü Belgrad’da 22-27 Ağustos 2016 tarihlerinde 4 bin kişinin katılımıyla yapılmıştır. 24’’üncüsünün ise 2021 yılında İstanbul’da düzenlenmesi karar altına alınmıştır.

Bizantoloji kongre ve seminerleri hızla devam etmektedir. Şehrimizde çeşitli üniversitelerde kürsüleri kurulup kongreleri yapılmaktadır.

İstanbul’un tapu senetlerinden söz etmeyecek miyiz?

Önemli bir konuya değindiniz. Asitane’de, şehrin tapuları durumunda olan 200 çeşit tarihî gayr-ı menkul bulunmaktadır. Sadece Tarihi Yarımada’da bunların sayısı on binin üzerindedir. Bilâd-ı Selâse’ diye anılan Üsküdar, Galata ve Eyüb Sultan (Hz. Halid (ra) Beldesi) dâhil edilirse bu sayı daha da artacaktır. İşte bu her biri tarihi eser niteliğini haiz binalarımız hakkında ciddi kitapların yayınlanması şarttır. Ayrıca vakfiyeleri de neşrolunmalıdır. Tarihi Yarımada Yönetim Planı’nda vakfiyeler esas alınmalıdır. Bu elzemdir.

Bu yüzyılın başında İstanbul geleninde 169 mahalle varken, günümüzde Fatih semtinde (Eminönü hariç) 24’e düşürülmüştür. İstanbul’un işgali yıllarında, özellikle cami duvarlarına yapıştırılmış şöyle bir manzara dikkat çekmektedir.

Nasıl bir manzaradan söz ediyorsunuz hocam?

Üsküdar’dan şehre bakarken görülen Sultanahmed, Ayasofya, Topkapı Sarayı ve derinliğine Haliç’in fark edildiği posterin üzerindeki yazı şöyledir: Bu şehir kimindir? Altında ise ‘Bu eserler kiminse bu şehir onundur’ ifadesi okunur.

Nihayet, zincirleri kırıldı, Ayasofya açıldı. Ayasofya Camii’nin açılmasının İstanbul’un tarihi açısından önemine değinir misiniz?

İstanbul her dünya lisanında kendine has bir dili, güzel bir ismi vardır. Mesela Rusçada Çargrad… Ruslar Birinci Cihan Harbi’nde İstanbul’u işgal etmek istiyorlardı. Bolşevik İhtilali olunca geri döndüler. Almanlar da İstanbul’u Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun merkezi görerek büyük Bizans çalışmalarını yapmaktadırlar. Zaten, Hazret-i Peygamberin (sav) ‘fem-i saadetleri’nden şehrin ismi Konstantiniyye olarak geçtiğinden dolayı şehrimiz malum olduğu üzere Medine-i Münevvere’nin kardeş şehridir.

‘Fakat Asya’nın kilidi Anadolu’dur. Anahtarı ise İstanbul’dur.’

Vatikan’dan bir yetkili “birinci bir yılda Avrupa’yı Hristiyanlaştırdık. İkinci bin yılda Afrika’yı Hristiyanlaştırdık. Üçüncü bin yılda da Asya’yı Hristiyanlaştıracağız. Fakat Asya’nın kilidi Anadolu’dur. Anahtarı ise İstanbul’dur. Bunun için bu şehre hâkim olmamız gerekir.” diyor.

Bundan dolayı biz bu şehrimizde 567 senedir bulunduğumuzu ispat edecek ilmî ve ciddi eserler yayınlamak mecburiyetindeyiz.

Ayasofya’nın korunması, kurtarılması bir şahsiyet meselesidir. Nitekim işgal günlerinde İngilizler ani bir baskınla Ayasofya’yı kiliseye çevirmek istedi. Sultan Vahdettin Han, mabedi muhafaza etti. Şöyle ki, Osmanlı askeri birliği Ayasofya Camii’nin etrafına mayın döşedi, gelen İngiliz subayına “eğer hareket ederseniz Ayasofya’yı havaya uçuracağız” denildi. İngilizler böylelikle vazgeçti. Bu hadisenin tüm kaynakları Osmanlı arşiv kayıtlarında mevcuttur. Şahsiyet sahibi olan Sultan Vahdettin Han’ın kararlılığı neticesinde Ayasofya işgalden kurtuldu. Şimdi de şahsiyet sahibi bir lider Ayasofya’yı aslî kimliğine büründürdü elhamdülillah.

İstanbul, hamle çapındaki Ayasofya kararıyla tekrar aslî kimliğine kavuşmuştur.

İstanbul bizatihi bu karar ile aslî şuur ve kimliğine yeniden kavuşmuştur. Burada bize düşen Ayasofya’ya gerektiği şekilde hizmet etmek ve ihtimam göstermektir.

Ayasofya’nın tecdiden cami olarak açılışı fevkalade güzelliklere vesile olmuş, uzaktan ve yakından yüzbinlerce kişi Cuma namazında Nefs-i İstanbul’u doldurmuştur. Böylelikle İstanbul yeniden fetih gününü yaşamıştır.

Son olarak okuyucularımıza nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Ayasofya hakkında batıda iki bin civarında kitap yayınlanmıştır. Bizde de Osmanlı ve günümüz Ayasofya’sı hakkında ciddi, ilmî yayınların yapılması lazımdır.

Teşekkür ediyorum Süleyman Zeki Hocam. Var olunuz.

Ben de teşekkür ediyorum İbrahim Ethem kardeşim. Şahsınızda tüm kardeşlerimizin ve dahi İttifak Gazetesi camiasının Kurban Bayramını tebrik ediyorum.


 


 


 


Yorum Ekle