Sevgili okuyucularımız,

Bugün sosyal hayatta karşılaştığımız yüzlerce belki binlerce insanımızın ortak sorunuyla ilgili bir konuyu ele alacağız;

Aşırı iştah; Doymak bilmeyen bir vücut; Ve tıbbın çözüm üretemediği aşırı kilo; Obezlik sorunu;

Bize aşırı iştah ve duymak bilmeyen bir bünye şikayetiyle gelmişti bir hastamız. Diyordu ki:

Ben doymak bilmiyorum. Bir elimi ağzıma götürürken öbür elim yemeğe gidiyor. Yemeğe giden elimi ağzıma götürürken öbür elim ekmeğe gidiyor. Bir üçüncü elim daha olsa onu da çalıştırsam ağzıma yemek yetiştirmekte zorlanırım desem yeridir. Önümdeki bütün yiyecekleri silip süpürüyorum ama en kötüsü doymuyorum. Doymayı bilmiyor vücudum.

Hastamız daha 30 yaşında; Boyu 1.75 ama kilo sorunu var.

Diyete de gitmiş; Doktora da gitmiş; Kendisi eğitimli bir insan ve aslında neler yapması neler yapmaması gerektiğini de çok iyi biliyor;

İradesine mi hâkim olamıyor?

'Her bir şey yaptım ama kimse içimdeki açlığı durduramıyor' diyor.

'Açım, yiyorum yiyorum ama açım. Ben bu dertten nasıl kurtulurum?' diyor;

Burada en sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim de sonra muhabbetimizi yaparız;

Bu tür hastalar nasıl ki dertlerine çare bulamıyorlarsa bu tür hastalara çareyi sadece tıbbın üzerine yıkmak da aslında tıbba haksızlık oluyor;

Neden mi?

Bakın dilimiz döndüğünce anlatalım;

Hastamızın da dediği gibi vücudumuzun tedavi kısmını diyet kısmını vb. uzmanlarından alıyoruz zaten; Yani tıp üzerine düşeni belki fazlasıyla yapıyor.

Ama bu rahatsızlığın sebebi sadece biyolojik değil ki? Eğer biyolojik olsaydı tıp onu çoktan çözerdi inanın;

Peki ne?

Açlık sadece yemek değildir

İnsanın açlığı vardır evet; Ama bu açlık sadece yemek yemeye olan açlık değildir.

İnsan sohbet etmeye de ihtiyacı vardır; Bu bir açlıktır aslında.

İnsanın ibadet etmeye ihtiyacı vardır; Bu da bir açlıktır;

İnsanın denizde yüzmeye, kırlarda geçmeye doğal ortamda kuş sesi böcek sesi dinlemeye de ihtiyacı vardır;

İnsanın bir dosta ihtiyacı vardır; 'Bir dost bulamadım gün akşam oldu' der türkülerde; Dost için alemi dolaşmıştır şair; Dostluk o kadar önemlidir; Çünkü muhabbet edilecektir; İnsan muhabbete açtır; Arkadaşa açtır. Eskilerden köy odaları olurdu; Ocak başları olurdu; İnsanlar oturur ve sohbet ederlerdi sohbetin her biri öznesiydi; Şimdi herkes izleyici oldu; Seyirci oldu; Sohbet yok;

Ama bunların hepsi insana huzur verir mutluluk verir, dinlenme verir;

Ve aslında hepsi vücudumuzda bulunan seratonin hormonunu besler. Yani mutlu olma hormonunu;

Ama günümüz insanının hali çok perişandır; Dostu yoktur; Dostumuz var mı bir bakın etrafınıza; İş ilişkilerinden öteye kim kimse oturup dört başı mamur görüşüp konuşabiliyor ki?

Şöyle bir araya gelip insan insana sohbet edeceğimiz, büyüklerin anlatıp küçüklerin dinleyeceği, ebeveynlerle bir arada olma gibi sohbetler mümkün olabilir mi bugün?

Güler geçersiniz; O eskidendi diye; Hatta geri kafalılık sayanlar bile olur; Öyle ya sosyal medyada birbirinden müthiş yayınlar varken eli çubuklu gözü çapaklı bir ihtiyarı kim dinleyecektir?

Bakın bakalım çalışanların haline; Sabah akşam mesaiden başını kaldırmasına imkânları yoktur;

Gidip geldikleri güzergâhlar bile bellidir. Onlar iş mahkumudur; Bu hayat insanı öyle monotonlaştırır ki ne kimsenin hastasını ziyarete gideriz ne aile akraba büyüklerini. En son nokta olan cenaze namazlarına bile katılmayız; Bir taziye mesajı; Bir gözyaşı emojisi tamamdır;

Cenaze sahibi de sosyal medyadan 'arayan sorun tüm dostlara ve arkadaşlara teşekkür der' tamam; Türkülere dönüp bakmayız; Orada 'Hasta oldum gelmedin, bari can verende gel!' derken çok mesajlar vermektedir;

İşte bütün bu güncel iletişimlerin hiçbirinde huzur ve mutluluk yoktur; Seratonun hormonu yoktur;

İbadet eden her geçen gün azalmaktadır. Hatta şuurlu olup ibadet edenlerin bile çoğu şöyle dört başı mamur bir ibadet etmekten uzaktır. Kusura bakmayın yalapşap çoğunda farzından kılıp çıkar en mütedeyyinleri;

Ama değerli arkadaşlar;

Hepimizin kaçırdığı bir şey vardır; Bütün bu saydığımız insani davranışların her biri, insanın bir 'açlığını' gideren sosyal enerji ortamlarıdır. Ve insanın ruhu bu ortamlarda bulunmaya kodlanmıştır.

Marifetname`ye bakınca

İnsana huzur ve mutluluk verme anlamında insani ilişkiler asırlar öncesinde Marifetname gibi birçok eserde ele alınmıştır; Sadece konu başlıklarını versem ne dersiniz?

Yakın dostlarla ülfet ve arkadaşlık gereklilikleri (24 maddedir)

Tanıdık insanlarla nasıl davranmak gerektiği (3 sayfa)

Cahillere nasıl davranmak gerektiği (2 sayfa)

Aydın kimselerin halka nasıl davranması gerektiği (3 sayfa)

Bu şekilde en az iki yüz sayfa insan ilişkilerini anlatır;

Ama güncel dediğimiz sosyal hayatta ruh yoktur; Milyonlarca değil trilyonlarca iletişim vardır ama içinde insan yoktur;

Sonuç;

Bütün bunlardan uzak kalan bünye elinde tek mutluluk kaynağı olan yemek yeme mutluluğuna sarılır; Yüklenir, yemeğe; Yedikçe mutlu olacağını düşünür; Tamam vücut yerken mutlu olur ama vücudun da bir kapasitesi vardır; Aşırısına 'kilo' olarak, daha ileride hastalık olarak karşılık verir; Biyolojik sorunu olanlar elbette ayrı bir konu başlığıdır;

Yiyip yiyip doymamak aslında sadece açlık sorunu değildir; İnsanın insanca yaşayamamasının sorunudur;

Sağlıcakla;