DOLAR
5,7201
%0,03
EURO
6,3251
%0,09
ALTIN
277,00
%0,51
BİST100
100.339
%-1,56

İstanbul’da aşûre pişirme âdetine genel bir bakış…

11.09.2019 00:00

İçinde türlü hüzünleri barındırmakta olan Muharrem, bir yandan Hicrî takvimin ilk ayı olması, diğer yandan da tarih boyunca önemli hadiselere sahne olması bakımından Müslümanlar için önemli bir mevsim olmuştur.

Hicrî 61 yılının (M. 680) Muharrem ayının 10’uncu gününde Kerbelâ’da Efendimizin (sav) torunu Hz. Hüseyin (ra) ile birlikte aralarında kadınların ve çocukların da bulunduğu Ehl-i Beyt’ten 72 kişi hunharca şehit edilmişti. Onuncu gün anlamındaki “âşir”den türeyen aşûre, yıllar içerisinde Peygamberimizin (sav) torunu Hz. Hüseyin ve Kerbelâ şehitlerinin aziz hatıralarının yâd edildiği, acılarının paylaşıldığı günün ve bugünde pişirilen özel yemeğin ismi olmuştur.

Osmanlı İstanbulu’nda Muharrem ayı girdiğinde tekkelerde musiki aletleri raflara kaldırılır, aynalara bakılmaz, neşeli davranışlardan uzak durulur, evlerdeki endam aynalarının yüzlerine perdeler gerilir, süslenilmez, süslü elbiseler giyilmez, sofralarda sürahi bulundurulmaz, billur bardaklardan kana kana su içilmez, tahta, bakır veya toprak maşrapalarda “yeteri kadar” su içilirken dervişler suyun tadının bozulması için içine bir miktar kahve ilave ederdi. Muharrem ayında 10 gün boyunca oruç tutulur, bu günlerde düğün dernek işlerinden uzak durularak gönül kapıları neşe ve eğlenceye büsbütün kapatılırdı.

İlk aşûre yemeğinin Nuh Aleyhisselâm’ın gemisinin tufandan kurtulduktan sonra gemide kalan yiyeceklerle pişirildiğine yönelik yaygın bir kanaat vardır. Günümüze kadar ulaşmış olan aşûre pişirme âdeti gereğince Muharrem ayının onuncu günü buğday, meyve çeşitleri ve muhtelif hububatın karışımıyla yapılan özel bir tatlı pişirilirdi. İstanbul’da Muharrem ayının onuncu gününden sonuna kadar evlerde aşûre pişirmenin haneleri bereketlendireceğine inanılırdı.

Mevlevîler, “aş” şeklinde isimlendirdikleri aşûreyi pişirerek Hz. Hüseyin’i (ra) ve Kerbelâ şehitlerini aşûre gülbangiyle yâd ederdi. Tophane’deki Kâdirî Âsitanesi’nde ise hususi merâsimler eşliğinde yılda iki defa aşûre pişirilerek dervişlere ve halka dağıtılırdı. Kâdirî Âsitanesi’nde 10 Muharremlerde Kerbelâ hadisesinin yıl dönümü vesilesiyle; Safer aylarında da İmâm Zeynelabidin’in (ra) Kerbelâ’dan salimen kurtularak Efendimizin (sav) neslinin devam ediyor olması vesilesiyle aşûre kazanları kaynatılırdı.

Aşûre kazanına konulmakta olan su, şeker, yağ, buğday, pirinç, pirinç unu, çekirdeksiz üzüm, bir miktar tuz, fasulye, nohut, süt ve aratottan oluşmakta olan on iki çeşit malzeme, esma-i hüsnâya ve 12 imama nisbet edilirdi. Malzemeler kazanlara Fâtihalar okunmak suretiyle konulurdu.

Kâdirî Âsitanesi’nde aşûre pişirme belli âdetlere tâbiydi. Kazana konulacak her bir malzeme için okunması gereken sûre ve esmâlar vardı. İki derviş, mablak denilen özel tahta kepçelerle kazandaki malzemeleri karıştırmaya başlayınca önce ortadan kendilerine doğru bir “elif” oluştururlar, ardından kazanın orta yerine Arapça Allah lafzını çizerlerdi. Dualarla pişirilen aşûrenin üzerine 12 parça kaymak, nar taneleri, kuru üzüm, kuş üzümü, fıstık, Şam fıstığı, badem ve rendelenmiş Hindistan cevizi konurdu.

Nâzenin Bektâşî tekkelerinde aşûre kazanları karıştırılırken sağdan sola, soldan sağa çifte vav harfi yazılırdı. Böylelikle aşûre pişirilirken de dervişler Allah’ı zikrederdi. Çifte vav, ebced hesabıyla değeri 66 olan Allah ismine tekâbül etmekteydi. Bektâşî dergâhlarında hazırlanan ve müntesiplerinin evlerinden getirdiği malzemeler büyükçe bir kazana besmeleyle konulduktan sonra aşçıbaşı elindeki kepçeyi kazanın içerisine “Destûr Yâ İmâm” diyerek daldırırken etrafındakiler “Yâ Hüseyn” karşılığını verirdi. Aşûre piştiğinde aşûre gülbangı, selâmname ve mersiyeler okunurdu.

İstanbul tekkelerinde bir yandan aşûre pişirilirken diğer yandan Muharrem ayı boyunca mersiyeler okunurdu. İstanbul’daki ilk aşûre Kocamustafapaşa’daki Sünbül Efendi Tekkesi’nde pişirildikten sonra sıra ile diğer tekkelerde aşûre pişirilmeye başlanırdı. Karagümrük’teki Cerrahi Âsitanesi’ne aşûre pişirme sırası Safer ayının onuncu gününde gelirdi.

Aşûre günlerinde imarethaneler hummalı çalışmalara sahne olur; Hamidiye, Lâleli, Üsküdar’ın Yeni Camii ve Valide Camii imarethanelerinde aşûre kazanları kaynatılırdı. Aşûreler zengin fakir ayırımı yapılmaksızın herkese kova ve güğümlerle takdim edilirdi.

Saray mutfaklarında helvahanenin yanı sıra haremde de aşûre pişirilir, kazan ve testilerle konulan aşûreler saray ahâlisiyle birlikte Talimhane’de askerlere, Hamidiye Camii’nin avlusunda halka dağıtılırdı. Abdülaziz Han’ın valideleri Pertevniyal Sultan’ın himmetleriyle haremde pişirilen süzme aşûre, sarayda pişirilen aşûre aşları içinde ün sahibi olanıydı.

Valide sultanlar İstanbul halkına aşûre dağıtmak için Avrupa’dan geniş ağızlı porselen tepsiler getirtmişti.

İstanbul’da bir zamanlar aşûre gününden başlamak suretiyle on gün boyunca, Kerbelâ ağıtlarını okuyarak sokakları, caddeleri, evleri, işyerlerini dolaşıp erzak toplayan ve kendilerine goygoycular denilen âmâ şahıslardan müteşekkil bir grup vardı. Sayıları on iki imamdan mülhem, Şehzadebaşı’ndaki Tabhane binasında ikamet etmekte olan “goygoycular” topladıkları erzaklar ile aşûre pişirdikten sonra ihtiyaçlarının fazlasını halka dağıtırdı.

İstanbul’daki vakıflar, vakfiyeleri mucibince aşûre pişirip dağıtır, Darülaceze’de de aşûre pişirilerek sakinlerine takdim edilirdi. Ahi teşkilatları da aşûre pişirerek, halka ve esnafa ikram ederdi.

Evlerde de aşûre pişirilir, eşe, dosta, akrabaya, konu komşuya dağıtılır, aşûre kapları yıkanmadan iade edilirdi.

Konaklarda aşûre pişirilirken kazanın etrafına oturulur, Yasin ve Mülk sûreleri okunur, aşûrenin tuzu, gül suyu, hânenin büyükleri tarafından üç İhlâs ve bir Fâtiha okunarak eklenir, hâsıl olan sevap ölmüşlerin ruhuna hediye edilirdi. Kazanın üzerine kapatılan tepsi kaldırıldıktan sonra üzerinde biriken buhar suları teberrüken gözlere sürülür, aşûrenin ilk kâsesi bereket getirmesi düşüncesiyle evde tüketilir, bir miktar aşûre evin kenar köşe yerlerine serpiştirilir, kepçeyle kazanın ön, sağ ve sol kısımlarına vurularak ocağın üzerine birkaç damla aşûre dökülürdü.


Yorum Ekle
Gülçin küley
12.09.2019 07.38.32

Allah razı olsun degerli bilgileriniz için.