20 Mayıs 2022, Cuma
Son Dakika

İstanbul Evliyaları – 23 / HÜSEYİN HİLMİ IŞIK EFENDİ (2)

Son devrin en büyük İslam alimi ve fen adamlarından olan Hüseyin Hilmi Işık Efendi, yazmış olduğu 130’a yakın kitap ve neşriyatlarıyla Türk ve dünya Müslümanlarına ışık olmuş ülkemizde yetişmiş ender şahsiyetlerden biridir. 26 Ekim 2001’de vefât etmiş olup, Eyyûb Sultân’da, Kaşgârî dergâhı yanında medfûndur.
23.04.2022 01.17.54

ÖMER FARUK ÇAĞLAR 

Büyük İslam alimi ve fen adamlarından olan Hüseyin Hilmi Işık Efendi'nin bizlere rehber olan manevi yaşantısını yazımızın ikinci bölümü ile sizlere aktarıyoruz. 

Sen doktor olma. Eczacıya nakl et! Çok iyi olur!

Hüseyn Hilmi efendi, tıbbiye mektebinde 2. sınıfa birincilikle geçti. Kemik vizesini vermiş, kadavra üzerinde çalışma zamânı gelmişti. O hafta Eyyûb Sultân’a gidince, bahçede baş başa otururlarken, (Sen mektebinde ne okuyorsun?) dedi. Cevâbını verdi. (Sen doktor olma. Eczacıya nakl et! Çok iyi olur!) buyurdu. (Ben sınıfın birincisiyim. Eczacıya geçmek için izin vermezler) dedi. (Sen istid’â ver. Allahü teâlâ inşâallah nasîb eder) dedi. Dilekcelerden, yazışmalardan sonra, Hüseyn Hilmi efendi eczacı 2. sınıfına girdi. Sene ortası olmuş, dersler ilerlemişti. 1. sınıftan da birkaç dersten imtihân olacağını bildirdiler. Birkaç ay içinde 3. sınıfa birincilikle geçti. Eczacı mektebini ve sonra Gülhâne hastahânesinde bir senelik stajını hep birincilikle bitirip, ilk önce, üsteğmen olarak askeri tıbbiye mektebinde müzâkereci ta’yîn edildi.

Eczacı talebesi iken Abdülhakîm efendinin emri ile Pâris’de çıkan (Le Matin) gazetesine abone olup, Fransızcasını ilerletti. Müzâkereci iken yine hocasının emri üzerine Kimyâ yüksek mühendisliğini okumağa başladı. Yüksek matematikçi Von Mises’den, mekanik profesörü Prager’den, fizikçi Dember’den, teknik kimyâyı Goss’dan okudu. Kimyâ profesörü Arnd’ın yanında çalıştı. Takdîrlerini kazandı. Arnd’ın yanında 6 ay travay yapıp, (Phenylciyan-nitro methan-methyl esteri) cisminin sentezini yapdı ve formülünü tesbît etti. Dünyâ da ilk olan bu başarılı travayı, fen fakültesi mecmû’asında ve Almanya’da çıkan (Zentral Blatt) kitâbının 1937 târîh ve 2519 sayısında (Hüseyn Hilmi Işık) isminde yazılıdır. Hüseyn Hilmi Işık, 1936 senesi sonunda 1/1 sayılı kimyâ yüksek mühendisliği diplomasını aldı. O sene Türkiye’de ilk ve tek olarak kimyâ yüksek mühendisi olduğu günlük gazetelerde yazıldı. Bu başarısından dolayı askerî kimyâ sınıfına geçirilerek, Ankara’da Mamak’da zehirli gazlar kimyâgeri yapıldı. Burada 11 sene kalıp, Auer fabrikaları genel direktörü Merz bacher ve kimyâ doktoru Goldstein ve optik mütehassısı Neumann ile yıllarca çalıştı. Onlardan almanca da öğrendi. Harb gazları mütehassısı oldu. Başarılı hizmetler gördü.

Meselâ, II. cihân harbinde, ingilizler Polonya’ya yüz bin halk maskesi satdı. Maskeler Çanakkale Boğazından geçerken Almanlar Polonya’yı aldı. İngilizler maskeleri Türkiye’ye satmak istedi. Yüzbaşı Hüseyn Hilmi Işık, bunları mu’âyene etti. Süzgeçlerin zehirli sisleri kaçırdığını anlayarak (kullanılamaz, işe yaramaz) raporunu verdi. Millî savunma bakanlığı ve ingiliz sefîri inanmadılar. Telâşa düştüler. İngilizlerin yaptığı şey nasıl bozuk olurmuş denildi. İsbât etti. (Parçalanıp, yamalık olarak kullanılabilir) raporunu verdi. ingilizler böylece parayı alabildiler.

Hocasına sıkça mektuplar yazdı 

Hüseyn Hilmi Işık, her fırsatta İstanbul’a gider. Bu ziyâretleri güçleşince mektûb yazarak gönlünü ferâhlatırdı. Abdülhakîm efendi, mubârek el yazısı ile verdiği cevâbların birinde, (azîz Hilmi! Mektûbunuzun delâlet ettiği âfiyetinize şükrânlarda bulundum. Sedâd’a avâmil okutman pek hoşuma gitti. Demek ki şehirlerden uzak kalmanızın takdîri boş değildir. Her ikinizde müstefîd olursunuz… Size ve vâlide ve kardeşlerinize selâmlar ve duâlar ederim. Ara-sıra mektûb yazınız. Ahvâlinizi mufassalan yazınız! Teftîşden sonraki ahvâlinizi serî’an bildiriniz!) yazılıdır.

Başka bir mektûb da, (Pek çok sevilen Hilmi ve Sedâd! Sevimli mektûbunuzu aldık. Senâ ve şükre bâis oldu. Avâmil’in tercümesini güzel yapmış. Demek ki, anlamış. Hilmi istifâde eder. Sedâd istifâde eder. Avâmil’in bir şerhi, bir de mu’rebi vardır. Bunları bir vâsıta ile gönderirim. Zâten nahv i’tibârîle kâfî olur. Sonra kimyâ mühendisi olduğunuz gibi, bir de sarf ve nahv mühendisi olursunuz. Diğer mühendisler çoğaldıkça kıymetten düşerler. Bu mühendislik haddi zâtında makbûl olduğu gibi, nâdir olmuş, azalmış ve bitmiş olduğundan çok makbûl olur. Demek orada bulunmanız, böyle devlet-i azîmeye nâil olmak için olmuş. Selâmlar ve duâlar ederiz).

Başka bir mektûbunda, (Hilmi! Bu mektûbunuzdan çok memnûn ve mesrûr oldum. Hemen bu i’tikâdın kuvvetlenmesini arzû ederim. Hablar, yanî müshil habları bana çok yarıyor. Kolay ise, bir mikdâr dahâ yapınız ve gönderiniz!).

Başka bir mektûbda, (Aleyküm selâm! Esnâ-i tilâvet-i Kur’ân’da selâm sünnet değildir. Fakat selâm eden olur ise reddi vâcibdir. Tilâvet esnâsında tilâveti keser. Selâmı red eder, sonra okumağa başlar. Zîrâ tilâvet sünnetdir. Redd-i selâm vâcibdir. Vâcib, sünnet için terk ve tehîr olunmaz. Evvelce gördüğün ve anladığın gibi oku! Zîrâ bu haktan murâd hurmet demektir. (Bi-hakk-ı Muhammed) “sallallahü aleyhi ve sellem” demek, bi-hurmet-i Muhammed demektir. (Mevkûfât) sâhibi zan etmiş ki, hak kelimesi bir hakk-ı şer’î ve yâ hakk-ı aklîdir. Öyle murâd olunur ise öyle olur. Minel kadîm bu duâ böyle okunagelmiştir. Evet, Allahü teâlâ ya hiçbir sûretle, hiç bir şey ne şer’an ve ne de aklen vâcib değildir. Burada hakdan bu murâd değildir. Belki mütercim yanlış anlamıştır. Azîzim! Senin hâlin gibi herkes bu derdle derdli, bu hastalık ile hastadır. Böyle olmaz ise, başka sûretle râhatsızlık olur. Âdetullah böyle cârî olmuştur. Arabî beyt:

Küllü men telka-hu yeşkü dehrehu,

Yâleyte şa’rî hâzihid-dünyâ limen?

(Yanî her kime rast gelirsen, hâlinden, zamânından şikâyet ediyor. Âh bilseydim, bu dünyâ kimin malıdır demektir. İyisi yine sensin!).

Başka bir mektûbda, (Hilmi, mektûbunuza müteşekkir oldum. Sıhhatınıza şükr ettim. Din ve dünyânıza en zîyâde yarıyan ve dîn-i islâmda misli te’lîf edilmiş olmıyan (Mektûbât) kitâbını okuyup bazısını anlamanın çok ziyâde bir fadl ve ihsân olduğunu bilmelisin!…). İstanbul’dan Mamak köyüne gönderilmiş olan bu mektûblar mubârek el yazısı ile olup, (yâdigâr mektûblar) dosyasında saklanmaktadır.

Kıymetsiz yazılar

Hüseyn Hilmi Işık, Mamak’da iken, imâm-ı Rabbânî’nin ve oğlu Muhammed Ma’sûm’un 3’er cild mektûbâtı nın Türkçe tercemelerini birkaç kere okuyarak anlamağa çalışmış, bu 6 cild kitâptan, harf sırası ile özet çıkarmıştır. 3846 madde halînde meydâna gelen bu özeti, İstanbul’a gelince seyyid Abdülhakîm efendiye okumuştur. Hepsini, birkaç sâat dikkatle dinlemiş, çok beğenmiştir. Bu bir kitâb olmuş. İsmini (Kıymetsiz yazılar) koy buyurmuştur. Hüseyn Hilmi Işık’ın şaşırdığını görünce, (anlamadın mı? Bu yazılara kıymet biçilebilir mi?) demiştir. Bunlar arasından, 1. cildden alınmış olanları ayrılarak, [1968’de bastırılan] (Mektûbât tercemesi) sonunda harf sırası ile fihrist olarak bastırılmıştır. [(Kıymetsiz Yazılar) kitâbı dahâ sonra sâdeleştirilerek Hakîkat Kitâbevi tarafından bastırılmışdır.]

1940 senesinde, Hilmi Işık, (Efendim! Evlenmek niyetindeyim. Ne buyurursunuz?) demiş. (Kimi alacaksın?) buyurmuşlar. (Siz kimi tensîb ederseniz, onu) demiş. (Bu sözün kesin midir?) demişler. (Evet) deyince, (Sana Ziyâ beğin kerîmesi uygundur) demişler. Hilmi Işık, Ankara’ya dönmeden önce meraktan kurtulmasını isteyince, ertesi gün Ziyâ beği çağırtıp, uzun konuştuktan sonra, söz alınır. Bir hafta sonra, İstanbul’a gelerek, mubârek elleri ile nişân yüzüğü takılır. Belediye kaydından sonra, kendileri, Hanefî ve Şâfi’î mezheblerine göre islâm nikâhı yapar. 2 ay sonra düğün olur. Yemekte Hilmi Işığı yanına oturtur. Yatsıdan sonra kendisi duâ eder. Bir hafta sonra, zevcesi ile yanlarına gittiklerinde zevcesine teveccüh buyurarak, (Sen benim hem kızım, hem de gelinimsin) demişdir.

Polisler Eyyûb’de evini basmışlar. İzmir’e, sonra Ankara’ya getirmişler

Hüseyn Hilmi Işık 1943 senesi sonbahârında Ankara, Hamamönü’ndeki evinde otururken, Fârûk beğin oğlu avukat Nevzâd Işık gelip, (Hilmi Ağa Beğ! Efendi babam seni istiyor) der. (Şaka mı yapıyorsun? Onlar İstanbul’da! Nasıl olur da şimdi gelsin?) cevâbını verir. Yemîn edince, birlikte, Fârûk beğin Hâcı Bayram’daki evine gelirler. Polisler Eyyûb’de evini basmışlar. İzmir’e, sonra Ankara’ya getirmişler. Çeşitli mürâcaattan sonra yeğeni Fârûk beğin evinde, kontrol altında kalmasına izin verilmiş. Korku ve yorgunluktan çok za’îf, hâlsiz oturuyordu. (Her gün bana gel!) buyurdu. Hilmi Işık, her akşâm, koluna girip, yatak odasına geçirir. Üzerini örtüp, yüksek sesle (Kul-e’ûzü)leri okuyup, üzerine üfler, ayrılırdı. Gündüzleri, ziyârete gelenler, karşısındaki sandalyelere otururlar, az sonra giderlerdi. Hilmi Işığı her zamân yatağının içi ne oturtur, hafîfce bir şeyler söylerdi. Bağlum’da defn edilirken, oğlu Ahmed Mekkî efendinin emri ile, Hilmi Işık kabre girip, dînî vazîfeleri yaptı. Yine Mekkî efendi, (Babam, Hilmi’yi çok severdi. Onun sesini tanır. Telkîni Hilmi okusun!) buyurarak, bu şerefli vazîfede Hüseyn Hilmi Efendiye nasîb oldu. Hüseyn Hilmi Işık, bir kaç sene sonra, İstanbul’da yazdırdığı mermer taşı kabre koydurdu. Van’da seyyid Fehîm hazretlerine de mermer taşlar yazdırdı. İstanbul’da Abdülfettâh ve Muhammed Emîn Tokâdî ve Çerkes Hasen beğin kabirlerini de ta’mîr ettirdi.

1956 senesinde (Se’âdet-i ebediyye) kitâbını neşr edildi

1969’da vefât eden II. Abdül hamîd hânın zevcesi Behîce Me’ân sultânın vasiyeti üzerine, namâzını Hüseyn Hilmi Işık kıldırdı ve (Yahyâ efendi) kabristânında kabir yaptırdı. Hüseyn Hilmi Işık, 1947’de Bursa askerî lisesinde kimyâ mu’allimi, sonra öğretim müdürü olmuş, burada ve sonra Kuleli ve Erzincan askerî liselerinde uzun seneler kimyâ dersi okutarak yüzlerce subaya hocalık yapmış, 1960 ihtilâlinde emek i olmuştur. Sonra, Vefâ lisesinde ve imâm hatîb okulunda ve Cağaloğlu, Bakırköy san’at enstitülerinde matematik, kimyâ hocalıkları yapıp çok sayıda îmânlı genç yetiştirmiştir. 1962 senesinde Yeşilköy’de Merkez eczâhânesini satın almış, sâhib ve mes’ûl müdürü olarak, uzun seneler halkın sıhhatine hizmet etmiştir. 1972 son bahârında Delhî’yi, Diyobend ve Serhend’i ve sonra Karaşi’yi ziyâret etmiş, Pani-put şehrinde, Senâ-ullah hazretleri ile Mazher-i Cân-ı Cânân’ın zevcesinin kabirlerinin ayak altında kaldıklarını görerek çok üzülmüş, 500 dolar vererek, her iki kabrin muhâfazasını te’mîn etmiştir.

1956 senesinde (Se’âdet-i ebediyye) kitâbını neşr etmiş, okuyucuların takdîr ve teşvîkleri ile 130’a yakın din kitâbı çıkarmışdır. Almanca, Fransızca, İngilizce, Arabî, Fârisî, Rusca, Bulgarca, Arnavutca ve diğer birçok lisanlarda hâzırladığı kitâpları dünyânın her tarafına yaymış, binlerle takdîr, tebrîk ve teşekkür mektûbları almış, kitâblarının birkaçı, Japoncaya ve Asya’daki, Afrika’daki yerli dillere, tercüme edilmiştir. Hiç kâbiliyeti, ehliyeti olmadığını, bütün bu hizmetlerin, seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretlerinin tasarrufları ve himmetleri ile ve islâm âlimlerine olan aşırı sevgi ve saygısının bereketi ile olduğunu söylerdi. Hüseyn Hilmi Işık, seyyid Abdülhakîm efendinin sohbetindeki, sözlerindeki lezzeti, başka hiç bir yerde duyamadığını söyler, şimdi en zevkli anlarım, o tatlı günleri hâtırladığım zamânlardır derdi. O zamânları hâtırladıkca, hasretinden, firâk ateşinden burnumun kemikleri sızlıyor der, şu beyti sık sık okurdu:

Zi-hicr-i dositân, hûn şüd derûn-i sînecân-ı men,

Firâk-ı hem-nişînân suht, magz-ı istihân-ı men!

Türkcesi:

Sevdiklerim den ayrı kaldığım için, göğsüm de, rûhum kan ağlıyor,

Birlikte oturduklarımın ayrılığı, kemiklerimin iliğini yakıyor!

(Yarın üçüncü bölüm).  İTTİFAK



Yorum Ekle