İstanbul Ü niversitesi bereketlidir, verimlidir, doğurgandır, üretkendir.

İstanbul Ü niversitesi görkemli bir geleneği, geleceğe taşımanın ağır sorumluluğunun bilincindedir.

Hangi odasına, koridoruna, bölümüne, fakültesine veya eklentisine gidersek gidelim bu gerçeklikle karşılaşırız.1990 yılından bu yana İstanbul Ü niversiteli olarak her zaman bunlara şahitliğim vardır.

Geçenlerde de yolum üniversiteye düştü. Zaten düşmek zorunda idi. Çünkü araya giren kültür-sanat çalışmalarımdan dolayı on yıldır bitmeyen bir doktora tezinden dolayı oradaydım. Kaydım Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü`nde idi.

Bir gün öncesinden de kararlaştırdığımız gibi önce Enstitü Müdürü Prof. Dr. Mustafa BUDAK Bey`i makamında ziyaret ettim. Uzun zamandır tanıdığım ve aynı enstitüde görevli Dr. Öğr. Ü yesi Hayrünisa ALP Hanım da orada idi. Sohbet arasında Mustafa Bey, saat ikide bir toplantı olacağını vaktim var ise katılabileceğimi belirtti. İstanbul bu ya, acele ve başka görüşmelerim olduğu için konuyu dahi sormadan katılamayacağımı belirttim ve enstitüdeki işlerimin halli için sekreterliğe uğradım. Toplantı odasına götürülmek için diğer odalardan sandalyeler toplanırken 'toplantı konusunu sormak' aklıma geldi. Sorduklarım bilemedi. Ancak otuz yılın tecrübesiyle içime de bir kurt düştü: Ya telafisi mümkün olmayan bir fikir ziyafetini kaçırırsam tereddüdü ile toplantı odasının kapısında soluğu aldım.

Kapıda yapışık olan bilgi afişinde 'Bir Kitap Bir Yazar Söyleşileri-III' başlığı altında, Türkiye`de Gayrimüslimlerin Yönetimi isimli eserin yazarı Doç. Dr. Ramazan Erhan GÜ LLÜ Bey`in eserini anlatacağı belirtiliyordu. Hislerim beni yine doğruya götürmüştü. Gerçekten de çok mühim ve asla öğrenmek için çabam olmayacak konuda armut pişmiş ve ağzıma düşmüştü.

Yine afişten Osmanlı tebaası gayrimüslimler hangi statüde idare edilmekteydiler? Azınlık kavramı kimler için ne zaman kullanılmaya başlandı? Türkiye Cumhuriyeti`nin azınlık politikaları Osmanlı döneminden ne ölçüde etkilenmiştir? gibi sorulara da cevap bulacağımızı öğrenmiş oldum.

Ötüken Neşriyat tarafından 2018 yılında yayınlanan kitabın tanıtım yazısı: '1856 tarihli Islahat Fermanı sonrası ise Osmanlı Devleti`nin gayrimüslim tebaası için, önceki dönemlerden oldukça farklı bir idarî sisteme geçilmişti. Bu çalışmada, Islahat Fermanı ile değişen idarî sistem ve ferman sonrası yürürlüğe giren millet nizamnameleri ayrıntılı olarak incelenerek, Batılılaşma sürecinin Osmanlı Devleti`nin gayrimüslim vatandaşlarına getirileri ve idarelerinde yaşanan değişimler ele alınmaktadır. Bu çerçevede, Osmanlı Devleti`nin 19. yüzyılda değişmeye başlayan idarî anlayışının, Türkiye Cumhuriyeti`ne geçişte Lozan Antlaşması ile belirlenen azınlık sistemini uygulamalarıyla birlikte ne ölçüde etkilediği, bu sürecin Türkiye Cumhuriyeti`nin azınlıklara karşı tavrına nasıl tesir ettiği gibi soruların cevapları aranmaktadır' şeklinde verilmiş.

Programların ilkinde Enstitü hocalarından Dr. Öğr. Ü yesi Nilüfer ERDEM hanım 1919-1923: Mizah Penceresinden Yunanistan`da Halk, Savaş ve Siyaset ikincisinde de Prof. Dr. Zafer TOPRAK, Türkiye`de Yeni Hayat: İnkılap ve Travma 1908-1928 isimli kitapları ekseninde konferans vermişti. Toplantılar her ayın ikinci çarşambası saat on dörtte toplantı odasında başlıyordu.

Türkiye`de Gayrimüslimlerin Yönetimi konusunu da dinlemek için hatırı sayılır grup toplantı odasında yerlerini almıştı.

Ramazan Bey önce Osmanlı dönemindeki uygulamalara değindi. Azınlıkların yönetimi konusunda millet nizamnamelerinin yayınlandığı, bu nizamnamelerin anayasa metni mesabesinde olduğu ve düsturlarda yayınlandığı ancak özellikle Abdülhamit Han devrinde gayrimüslimlerin yönetimi ile ilgili düalist bir yapının oluştuğundan bahsetti. 'Abdülhamit iktidarı boyunca nizamnameleri yok saydı. Ama kaldıramadı. Gayrimüslimlerin meclislerini kapatmak, devletin kendi meclisini kapatmaktan zordu. Çünkü batılılar müdahale ediyordu. Azınlık meclislerini kapatma düşüncesi karşısında Batılılar Osmanlıya ültimaton veriyor. Abdülhamit Han Mithat Paşa zamanında düstura yazılan metinlere itiraz ediyor, kaldıramıyor ve uygulamıyor da.' diyerek Osmanlı döneminde gayrimüslimlerin yönetimini bu şekilde izah etti.

Bir tarafta yürürlükte bulunan nizamnameler, diğer tarafta ise devletin nizamnamelere uygun olmayan uygulamaları. Bir güvensizlik ilişkisi söz konusu. Bir zamanlar güçlü Osmanlı devleti tebaası olarak huzur ve mutluluk içinde yaşayan gayrimüslimler (Ermeniler, Rumlar ve diğer milletler) devlet zayıf düşmeye başladıkça kazan kaldırır olmuşlar. Özellikle Batılıların dayatmasıyla Gayrimüslimler lehine düzenlenen mevzuatı devletin içine sindirememesinden dolayı ikili yapının oluştuğunu düşünmek mümkün. Ermenilere Osmanlı devrinde 'Sadık Millet' denirdi. Geçmişte bu konuda Prof. Dr. Sabahattin ÖZEL hocanın kaleme aldığı bir kitapçığı da okumuştum. Konuşma ilerledikçe devletin gayrimüslimlerin yönetimi konusunda çıkmaz içerisinde bulunduğu anlaşılıyordu. Bu nedenle idari anlamda yürütülenler ile yasal metinler uyuşmayabiliyordu.

İttihatçıların millet nizamnamelerini Birinci dünya savaşı başlarında kaldırdığını ancak dört yıl sonra aynı biçimiyle yine yürürlüğe koymak zorunda kaldığımızı, Lozan`da ise azınlıkların önemli yer tuttuğunu, özellikle İsmet Paşa`nın azınlıklar konusu konuşulurken iki önemli konuşma da yaptığını öğreniyoruz.

Lozan`la birlikte Türkiye eşitliği temele alan bir anlayışı benimsiyor. Milli devlet için hazırlanacak yasalara azınlıklar da uymalıdır. Atatürk bu konudan taviz vermek istemiyor. Mustafa Kemal Paşa`ya göre esas olan milli devletin yasalarıdır. Azınlıklara siyasal anlamda taviz vermek istemiyor. Azınlık kurumlarının dini kurum olarak varlığını sürdürmelerinden yana. Çünkü geçmişteki düşmanca davranışlarını biliyor.

Cumhuriyet döneminde azınlıklar 1925`ten itibaren Medeni Kanun`a tabi ve İçişleri Bakanlığı`na bağlı. Ancak bakanlık ile doğrudan yazışma yapamıyorlar. Meramlarını önce bağlı bulundukları kaymakamlığa yazıyorlar. Kaymakamlık, İstanbul Valiliğine. İstanbul Valiliği de İçişleri Bakanlığına gönderiyor. Cevaplar da Bakanlık, Valilik, Kaymakamlık ve ilgili azınlık cemaati şeklinde yol izliyor. Silsile bu şekilde yürüyor.

Günümüzde Ermeni, Rum ve Yahudilerin Türkiye`de azınlık olduğunu görüyoruz.

Süryanilerin ise azınlık statüsünde bulunmadıklarını öğreniyoruz.

Toplantının sonunda hem Sevr hem de Lozan anlaşmalarında azınlıklarla ilgili aynı hükümlere yer verildiğini Enstitü Müdürü Prof. Dr. Mustafa BUDAK Bey`den öğreniyoruz.

Türkiye`de Gayrimüslimlerin Yönetimi konusunun içerden görünen kısmını Ramazan Bey tamamlamış. Bu çalışmanın Türkiye`ye gayrimüslimlerin yönetimi konusunda Batılı devletlerin müdahaleleri konusunda başka bir çalışma ile tamamlanmasına ihtiyaçbulunduğunu düşünmekteyim.

'Bir Kitap Bir Yazar' söyleşileri Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü`nün, youtube.com kanalında da yer almaktadır.

İki buçuk saat süren 'Bir Kitap Bir Yazar' Söyleşisinin sonunda iyi ki içimden gelen sese uydum ve toplantıya katıldım düşüncesi ve huzuru ile İstanbul Ü niversitesi`nden ayrıldım.