02 Aralık 2021, Perşembe
Son Dakika

İstanbul'a su getirdi ‘susuz’ vefat etti…

Tıpkı son zamanlardaki gibi Kanuni Sultan Süleyman zamanında İstanbul su sıkıntısı yaşar Mimar Sinan imdada yetişir İstanbul'u suya kavuşturur, ama gel zaman git zaman evinde susuz vefat eder. 
24.10.2021 00.26.36

İNAN ARVAS

Susuzlukla karşı karşıya kaldığımız son yıllarda asırlar önce olan bir hadise hala akıllarda kazınmış halde duruyor. İstanbul o günlerde çok büyük bir su problemi ile karşı karşıya kalır. Kanuni Sultan Süleyman konuyu zamanın Baş mimarı Mimar Sinan'a arz eder. Sultan; "Mimarbaşı malum İstanbul nüfusu çoğaldı, halkımız su ihtiyacı içinde. Bir at yükü suya çok miktar akçe ödüyorlar. Acaba halkımızın su ihtiyacını karşılamak için bir şeyler düşünmez misiniz?" der. Mimar Sinan'da; "Sultanım siz müsaade buyurun, ben İstanbul'un çevresini bir dolaşayım, dışarıda mevcut suları İstanbul'a getirmenin mümkün olup olmayacağını bir inceleyeyim ve ondan sonra zat-ı alilerinize bir cevap veririm" der.
 
Altın keseleri uç uca dizilsin
Mimar Sinan atını dizginler yanına da yaverlerini alır, Çekmece kıyılarını başlar dolaşmaya. Beşiktaş'a kadar İstanbul'un kıyılarında dereleri, akan suları tespit eder. Bu suların önü örüldüğü, baraj yapıldığı takdirde nereye kadar yükselir, nereden nereye kemer yapılarak İstanbul'a getirilebilir, bunun günlerce hesabını yapar ve Kanuni'nin huzuruna çıkar. Kanuni Sultan Süleyman Han sorar: "Mimarbaşı, ne oldu İstanbul'a su getirmek mümkün müdür acep?" Mimar Sinan'da: "Belki sultanım mümkündür. Ancak çok ağır bir şartı var." Sultan: "Nedir o Mimarbaşı?" Mimar Sinan: "Sultanım altın dolu keseleri uç uca dizmek şartıyla ancak İstanbul'a su gelebilir." Kanuni de şu cevabı verir: "Mimarbaşı sen İstanbul'a su getirmenin mümkün olup olmadığını söyle. Eğer mümkünse ben keseleri uç uca değil, yan yana dizmeye razıyım." Bunun üzerine Mimar Sinan kolları sıvar ve İstanbul'un dışındaki suları Kağıthane civarında belli yerlerde toplar, orada da dere içlerine büyük geçitler yaparak İstanbul'a getirir ve şehrin belli meydanlarından umumi çeşmeler yaparak suya akıtır. Bu çeşmelerin tamamı da kırkı bulur. Ve kırk Çeşme suları akmaya başlar. O güne gelinceye kadar, musluk gibi bir adet olmadığı için sular boşa akıp gitmekteydi. O gün çok pahalıya mal olan suyu artık bostanlara, yollara akıtmak istemezler ve ilk defa İstanbul'da "lüle" dedikleri musluğu çeşmelere koyuyorlar.
 

Sen evine özel bir "lüle" al
Su böylesine pahalıya geldiği ve kıymet kazanmaya başladığı için Kanuni Sultan Süleyman Han bir ferman çıkarır ve "İstanbul meydanlarındaki umumi çeşmeler halkın malıdır. Hiç kimse bu çeşmelerden gizlice yeraltlarından evine su alamayacaktır." Bu umumi kaidenin bir istisnasını da koyar Kanuni Oda özel olarak Mimar Sinan'a iletilir. Denilir ki: "Sen İstanbul'a böylesine güzel bir çalışma sonunda kırk çeşme sularını getirdin. Sen evine özel olarak bir lüle su alabilirsin." Süleymaniye civarındaki meydan çeşmesinden Mimar Sinan'ın evine özel olarak yol yapılır ve su akıtılır. Böylece Mimar Sinan evinde özel suyu olan tek kişi olur. Mimar Sinan Şehzadepaşa Camii, Süleymaniye Camii ve Edirne'deki Selimiye Camii'ni yaptıktan sonra vücudu yorgun düşer ve yaşlanır. Devir değişir dünyadan herkes göçtüğü gibi Kanuni Sultan Süleyman Han'da vefat eder ve yerine başka bir padişah geçer. Osmanlı İmparatorluğu'nun baş Mimarı olan Mimar Sinan yorgun vücudunda takati kalmadığı için artık yerinden kalkamaz hale gelir ve birçok talebeye bilgileri akseder. 

Mimar Sinan için Divan kurulur

Bir gün Mimar Sinan'ın kapısı çalınır. Vücudunda derman kalmayan Mimar Sinan bin bir zorlukla gider kapıyı açar. Gelen kişiyi içeri davet eder. Ama adam; "Ben Sarayın postacısıyım. Sizin için emir aldım. Sizi divana çağırıyorlar. Zannedersem bir soruşturmaya tabi tutulacaksınız" der. 99 yaşındaki Mimar Sinan ihtiyarlığına rağmen hazırlanır. "Acaba Saraya niye çağırılıyorum" düşüncesi ile dalgın dalgın gider. Saraya girince bakar ki bir soruşturma heyeti kurulmuş onu bekliyor. Bütün kadılar, ulemalar, müftüler hepsi bir ağızla Baş mimara şöyle derler: "Senin hakkında şikayet var. Eve su almak yasak olduğu için, hiç kimse evinde özel olarak su almasın" diye padişah fermanı olduğu halde, sizin evinizde özel su varmış." Mimar Sinan'da doğrudur der ve devam eder: "Cihan padişahı bana özel olarak müsaade etmişti. İstanbul'a yaptığım su hizmetinden dolayı sadece benim şahsıma su müsaade etmişti de almıştım." Mahkeme heyeti: "Peki o halde şu müsaadenizi yani fermanı görelim de ses çıkarmayalım. Kimseye verilmemesine rağmen sizinki devam etsin." Mimar Sinan: "Ben o saman Cihan Padişahından ferman istemekten hicap etmiştim. Fermanım yok, ama su benim evimde akıyor." Divanda konuşmalar alır başını gider ve şöyle bir kanıya varılır; "Mimar Sinan Baş mimar olarak büyük hizmetler yapmıştır, evinde suyu aksın." Tam o esnada başkaları cevap verir: "Al-i Osman'a hizmet eden sadece Sinan değildir. Sinan gibi daha nice hizmet edenler vardır. Ya onlarında evine özel su gitsin yada Sinan'a bu ayrıcalık tanınmasın." Derken münakaşalar olur uzun süren bu münakaşaların ardından Divan şöyle bir karara varır: "Sinan gibi diğer hizmet etmiş insanların da evlerine su bağlanamayacağı gibi Sinan'a verilen su kesilmeli, fakat şimdiye kadar kullandığı suyu fermansız kullandığı için bir cezaya mucip olmamalıdır."
 

Biz hizmeti Allah için yaptık
99 yaşında ki Mimar Sinan Hazretleri Divan'dan çıkar elinde bastonu çok üzgün olduğu halde evine gelir. Bu hizmetini Allah için yapan Başmimar Kendisine bir ayrıcalık tanınsın, özel bir mükafat verilsin duygularını kesinlikle benimsememişti. Mimar Sinan 100 yaşına geldikten sonra ağır hastalanır yatağa düşer. Vefatı esnasında bir bezi suya batırıp dudağına çalmak isterlerken bakarlar ki, evindeki musluktan su akmıyor. İstanbul'a su getiren Mimar Sinan susuz evde vefat eder. Vefatı sırasında bu olay başında konuşulunca şu cevabı verir: "Biz hizmetimizi dünyada bir bardak suya satacak kadar menfaat düşkünü değiliz. Biz hizmetimizi Allah için yaptık ve mükafatını da ahirette bekliyoruz. Dünyada evimize su verilmediği için meteessir değiliz.  İTTİFAK



Yorum Ekle