Prof. Dr. Ü mit Meriçve Dr. Ayşenur Kurtoğlu ile hazırladığımız bu çalışma 2004 yılında Kentim İstanbul faaliyetleri kapsamında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 'Kentli Yaşam Kılavuzu' yayınlanarak üçyüz bin adet basıldı. Her bir madde o sıralarda belediye tarafından kurulan televizyonda adeta motto olarak aylarca dönüşümlü olarak yayınlandı.

Aradan 16 yıl ve Covid 19 gibi bir tecrübeyi yaşadıktan sonra İstanbulluluk bilincinin bu ilkeler yönünde evrilmesini umuyorken, maalesef bu ilkelere daha fazla ihtiyaçduyabileceğimiz hale dönüştüğünü gözlemlemekteyim. Bu nedenle İstanbul`lu olmanın 34 altın anahtarını yeniden hatırlatma ihtiyacını duyuyorum.

Kuşkusuz önsöz başta olmak üzere maddeler üzerinde onlarca defa değişiklik yapıldı. Ben 14 Mart 2004 tarihli kayıtlı olan nüshayı burada kullanacağım. Kadınların bu işlerde de ne denli ayrıntısal düşündüklerine çalışma boyunca da şahit oldum. Ama kadınların ekip çalışmasını da en iyi biçimde gerçekleştirdiklerini ve onların daha temkinli hareket ettiklerinden dolayı daha az hata yaptıklarını gördüm.

İstanbul`un 34 Altın Anahtarı çalışmamızda şiirlere de yer verilmişti. Nazım Hikmet, Osman Olcay Yazıcı, Atilla İlhan,Sezai Karakoç,Ü mit Yaşar Öğuzcan, Ziya Osman Saba, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Ü mit Yaşar Oğuzcan,Nedî m,Orhan Veli Kanık,Oktay Rıfat ve Yavuz Bülent Bakiler şiirlerine yer verdiğimiz şairlerdi. Ben en çokta Yavuz Bülent Bakiler`in

'Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.

; ; ..

Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde
Sonra seni kaybetmek hemen her yerde
Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak
Yapayalnız kalmak iskelelerde.'
 

Dizelerinin yer aldığı 'Gözlerin İstanbul Oluyor Birden' şiirini sevmiştim. Bu şiire olan sevgim geçen zaman daha da arttı.

Şimdi İstanbullu Olmanan 34 Altın Anahtarı`na merhaba diyerek başlayalım.
 

Sevgili İstanbullular Merhaba!

Ahmet Hamdi Tanpınar, 'İstanbul`u tanımadıkça kendimizi bulamayız' diyor. Kendimizi bulmak, kentimizi bulmakla mümkün olacak bir anlamda.
Kentimizi bulmak demek, önce İstanbullu olmak demek.

Gerçekten de, tek bir adım atarak, tarihin içine girebileceğiniz esrarlı bir aynadır İstanbul. Ecdadınız nereli olursa olsun, siz artık bir İstanbullusunuz. O`nun havasını kokluyor, O`nun sokaklarında yürüyor, O`nun size getirdiği imkanları kullanıyor, bir kelime ile O`nun her şeyini paylaşıyorsunuz. Her yeni karşılaşmada size sorulan ilk soru 'Nerelisiniz?' oluyor.

Dünyanın en eski ve en güzel kentlerinden birinde yaşayan şanslı bir kişi olarak 'İstanbulluyum' demek kulağa ne de hoş geliyor değil mi?

Bu kitapçık, İstanbullu olmanın bin bir kuralını, İstanbul`un trafik kodu olan
'34' rakamıyla sınırlıyor ve İstanbullu olmanın varolan ama görünmeyen kapılarını açarak sizi şehrinize yeniden 'Buyur' ediyor.

İstanbul`a ve İstanbulluluğa 'Hoş Geldiniz' diyor ve İstanbullu olmanın bilincine erip bu bilinçten gönlünüzce faydalanmanızı diliyoruz.

1-İstanbulluluk, şehrin haritasını avucumuzun içi gibi bilmektir.

Biz İstanbulluyuz. Ne mutlu! Ama hiçönümüze kentimizin bir haritasını açıp ona dikkatle baktık mı? Marmara Denizi, Boğaz, Adalar, Haliçnerede, iyice belledik mi? İlçelerin adı nedir, şehrin neresindedirler, aşağı yukarı biliyor muyuz? Bu bilgiler İstanbullu olmanın 'abc'sidir. Hiçunutmuyoruz.

2-İstanbulluluk, şehri bilerek ve severek gezmektir.

İstanbul tarihin sokaklara taştığı bir şehirdir.Elimize İstanbul rehberlerinden birini alıp, şehrimizi adım adım tanıyalım.Siz, 'Derya içre olup deryayı bilmeyen mahiler' den değilsiniz. Peki söyleyin şimdi,Kız Kulesi`ne ayak bastınız mı hiç? Bir gün Anadolu Kavağı`ndaki Ceneviz Kalesi`ne çıkıp Karadeniz`in coşkun dalgalarına baktınız mı? Atatürk`ün Şişli`deki evini ziyaret ettiniz mi? Yerebatan Sarayı`nda bir şiir dinletisine katıldınız mı? Ya Kanuni Sultan Süleyman Türbesi`ndaki 'Hacer ül Esved' taşının parçasını gördünüz mü? Rumeli Hisarı`ndaki burcun yüksek basamaklarını tırmanıp sonra erguvanlar içindeki Boğaz`ın güzelliğine hayran kaldınız mı? Eyüp Sultan Türbesi`nden çıkıp,Pierre Loti kahvesine yürüdünüz mü? Yoksa yoruldunuz mu? Aşk olsun, aşk olsun!... İstanbul o kadar çabuk biter mi sandınız;

3-İstanbulluluk, şehrin yalnız bugününe değil, bütün mazisine de sahip çıkmaktır.

Bilirsiniz ki, bir ok ne kadar geriye çekilirse, o kadar ileriye gider. Ü lkenin geleceğini mayalayacak gençlerin ve her daim gençolanların tarihimize yön vermiş olan zirve şahsiyetleri tanıması, bilmesi, okuması çok önemli. İstanbul bu zirveleri bağrına basmış olan bir ana kucağı gibidir. Mor susam çiçekleri açarken Karacaahmet Mezarlığı`nda şair Nedim, pembe güller açarken Edirnekapı Şehitliği`nde Mehmet Akif ya da Divanyolu`nda Ziya Gökalp ziyaretinizi bekliyor.

4- İstanbulluluk, İstanbul`un bütün tabiat güzelliklerini yürekten benimsemek, sevmek ve korumaktır.

Hiçbir emek karşılıksız kalmıyor. Haliçtemizlendikten sonra yirmi dört tür balık 'Altın Boynuz'a yumurtasını bıraktı. Ü stelik Marmara da neşelendi. Adalara giden vapurlara yunuslar yeniden eşlik etmeye başladı. Haberiniz olsun,betonlaşan İstanbul`da yuvasını kaybedip şehrimize küsen saka kuşları iki milyon ağaçdikildikten sonra geri döndü.Peki, İstanbul`un doğal güzelliklerini korumak için biz kendi çapımızda ne yapıyoruz? Güvercin beslemek Peygamber vakfıymış. Bayat ekmekleri ıslatıp bir parkta ya da cami avlusundaki güvercinlerle merhabalaştık mı hiç?

5- İstanbulluluk, şehrin küçük güzelliklerinin tadına varmaktır.

Güzellik ayrıntıdadır bazen. Bir gün, Tünel`den çıkıp İstiklal Caddesi`nde yürüyelim. O kitapçı senin, bu resim sergisi benim, dolanalım duralım. Galatasaray Lisesi`nin önünde, kırmızı tramvaya yol verip, karşıdaki Balık Pazarı`na dalalım. Midye tava sever misiniz? Ya tarihî bir muhallebicide ağzınızı tatlandırmaya ne dersiniz? Afiyet olsun; Sonra Taksim`e revân olalım. Tatlı dilli çingenelerden bir buket mor, bir buket pembe sümbül alıp, yaşama sevinciyle kokusunu içimize çekelim. Nasıl, İstanbul`da rastgele gezmek bile başlı başına bir zevk değil mi?

6- İstanbulluluk, selâm vermekle başlar.

'Önce selâm sonra kelâm.' Güne selamla başlıyor, selâmla devam ediyoruz. Sahi,sabah uyanır uyanmaz ev halkına selâm veriyor muyuz? Evden çıkar çıkmaz karşılaştığımız komşumuza, bindiğimiz otobüsün şoförüne ya da okulumuzdaki, işyerimizdeki arkadaşlarımıza; devama gerek var mı? Biz 'Selâmsız Mehmed Efendi' olmamalıyız.

(Önümüzdeki Hafta Devam Edeceğiz; )