DOLAR
5,8573
EURO
6,5668
ALTIN
252,7804
BİST100
93.864

Kentli insan olmak

11.06.2019 00:00

“Mustafa Kutlu Hikayelerinde Kentli İnsan Olmak” isimli kitap Dergah Yayınları arasından çıktı. Kitabın yazarı Ayşe Koçak Işık hem öğrencim hem de Aksaraylı (Ortaköy) hemşehrim. Ayşe, Türk Dili ve Edebiyatı mezunu ancak şimdi İstanbul Üniversitesi’nde psikoloji bölümü son sınıfında okuyor. Ayşe, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.M.Fatih Andı’nın danışmanlığında “Mustafa Kutlu Hikayelerinde Kentli İnsan Olmak” isimli çalışmasıyla yüksek lisansını tamamladı. Önemli bir çalışmadan güzel bir kitap ortaya çıktı.

Yabancılaşma ve yalnızlık!

Kitap dört bölümden oluşuyor. Kitabın giriş bölümünde genel hatlarıyla modernleşme, sanayileşme ve kentleşme süreçlerine ve bunların sonuçlarına değinmekle beraber modernleşme sonucunda oluşan toplumsal değişim ve dönüşümün çerçevesi belirlenmiş ve yaşanan toplumsal değişimin bireylerde ortaya çıkardığı çeşitli bunalımlar anlatılmıştır. Kutlu’nun yaşamına dair bilgilerin de yer aldığı kitabın birinci bölümünde, esas olarak onun eserleri ve hikâyeciliği incelenmiş, Türk edebiyatındaki konumu irdelenmiştir. Onun edebî şahsiyeti ele alınırken hayata bakış açısı ve edebî şahsiyetine yön veren beslendiği kaynaklar ayrıntılı olarak anlatılmıştır. İkinci bölümde kentleşme kavramı tanımlanarak hikâyelerde kentleşmenin yansımaları incelenmiştir. Hikâyelerde kentleşmenin sonuçları göz önünde bulundurularak topluma ve bireye yansıyan olumsuzluklar tespit edilmiştir. Göç olgusunun ayrıntılı olarak üzerinde durulduğu üçüncü bölümde ilk olarak göç kavramına yer verilmiştir.

Hikâye kahramanlarını köyden koparan nedenler belirtilmiş ve özellikle göçün asıl sebebinin yoksullukla beraber refah seviyesi yüksek bir yaşam arzusu olduğu anlatılmıştır. Gecekondulaşma, toplumsal değişim ve dönüşüm, ekonomik dengesizlik ve işsizlik gibi birçok olumsuz durum göçün sonuçları olarak Kutlu hikâyelerinde belirlenmiştir. Kitabın ana konusunun yer aldığı dördüncü bölümde bunalım kavramına değinilmiş, hikâyelerde beş tür psikolojik bunalım tespit edilmiş ve ayrıntılı olarak bunların üzerinde durulmuştur. Hikâye kahramanlarında baş gösteren yabancılaşma, yalnızlık, kimliksizlik, sosyal dışlanma ve yoksulluk gibi bunalım türleri Kutlu’nun üzerinde önemle durduğu modern kentli insanın psikolojik sorunlarıdır. Bunalım gösteren kahramanların öncesi ve sonrası anlatılmak suretiyle bir anlamda bunalımın sebep ve sonuçları ifade edilmiştir. Hikâyelerde diğer dört bunalım çeşidinin sebebi ve aynı zamanda sonucu da olan yabancılaşma olgusu ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

Kitapta geleneksel yaşamın çözülmesine ve toplumsal yozlaşmaya neden olan modernizm olgusu üzerinde durularak, modernleşme sürecinde göçle birlikte Türk toplumunun ve bireylerin içine düştüğü çıkılması zor durum ifade edilmiştir. Bireyleri çıkmaza sokan başat unsurların kültürel çatışma, kültürel yozlaşma, para kazanma hırsı, dinî kimliğin ifade edilemeyişi, dinî hayatın modern toplumda yaşanamayışının getirdiği bunalımlar olduğu açıkça gözlenmiştir. Modernleşme sürecindeki Türk toplumundaki yozlaşmaya dikkat çeken Kutlu’nun, bu durumu modern bireylerde ortaya çıkan çeşitli psikolojik bunalımlar ışığında eleştirdiği görülmüştür. Toplumcu gerçekçi bir anlayışla hareket eden Kutlu, toplumsal ve bireysel yaşamdan son derece güçlü izlenimlerle doğru tespitler yapması sebebiyle 1970 sonrası Türk hikâyeciliğinde saygın bir yer edinmiştir.

Göç ve yoksulluk!

Kutlu hikâyelerinin hareket noktası olan göç, yoksulluğun hem sebebi hem de sonucu konumundadır. O, hikâyelerinde göç olgusu üzerinden birey ve toplum psikolojisine değinerek köy ve kent dokuları bağlamında sosyolojik yapıyı analiz etmiştir. Bireysel ve toplumsal yanlışlıkları kimi zaman bizzat anlatıcı olarak kimi zaman da kahramanlar üzerinden eleştirmiştir. Bunu yaparken de eleştiri dozunu miligramik bazda kimyager hassasiyetiyle ölçülü bir şekilde ayarlamıştır. Kutlu, köyden göçün para kazanmak, daha rahat yaşamak gibi sebeplerden kaynaklandığını düşünür. Onun değerlendirmeleri çerçevesinde bu algı, esas itibariyle insanın değerleri üzerine inşa ettiği hayat tasavvurundan bir sapmanın ilk işaretidir. O, bu durumdaki kahramanlarını eleştirmek suretiyle kimi zaman yanlıştan döndürürken kimi zaman da yapılan yanlışla hayatlarını idame ettirir. Ancak tercihlerinden dolayı kahramanlarını her ne kadar eleştirse de asla onları kınamamakta ve yargılamamaktadır. Bu durum onun insan varlığına ve insanî varoluşa olumlu ve yapıcı bakışının bir yansımasıdır.

Para ve siyaset

Kutlu’nun hikâyelerinde insanı bozan iki temel unsur olarak işlenen para ve siyaset ile imtihan olma birçok hikâyede yer almaktadır. Kimi kahramanlar bu imtihanda başarılı olurken çoğu da bunlara yenilerek bunalımlara dûçar olmuşlardır. Kutlu’nun yoksul insanları yoksulluklarına isyan etmemektedir. Yoksulluk sebebiyle kente göçenler, kentteki yoksullukları devam etmesine rağmen bu duruma sabretmektedir. Yoksulluk bizatihi barındırdığı sorunlar açısından toplumda bunalım yaratmaktadır. O, yoksulluğa sebep olarak yoksulun hakkını gözetmeyen zenginleri görmektedir. Kentlerde toplumsal dayanışmanın bulunmaması, akrabaların dahi kendi yoksullarını gözetmemesi sosyolojik olarak bir bunalım örneği oluşturmaktadır. Hikâyelerde fazla para kazanma arzusu ve konforizm ihtirasına kapılmış, ancak bu emellerine istediği anlamda ulaşamamış insanlar yabancılaşma bunalımı göstermektedir. Zengin olma ihtirasına erişen kahramanların da huzursuzluğu ve yabancılaşması ayrıca dikkat çekmektedir. Kutlu’nun hikâyelerinde birtakım rahatsızlıklar sebebiyle sosyal dışlamaya maruz kalan kahramanlar da vardır. Ancak Kutlu, daha çok yoksulluk sebebiyle ortaya çıkan sosyal dışlamaya vurgu yapmaktadır.

Kitaptaki değerlendirmeler ve tespitler ışığında Kutlu’nun Türk hikâyeciliğinde önemli boşlukları dolduran bir isim olduğunu görmekteyiz. Âdeta bozguna uğramış, geleneksel değerlerden ve yaşamdan koparılmış, zihni ve psikolojisi tarumar olmuş kentli insanlarda bunalımlar gözlemleyen Kutlu’nun hikâyelerinde köyün bir erdem mekânı, kentin ise bir yabancılaşma yurdu olarak yer aldığı söylenebilir.

Kutlu Hikayeleri!

Bu kitap Türkiye’de Mustafa Kutlu ve hikâyeleri üzerine yapılan akademik tez çalışmaları arasında kendi alanında bir ilk olma özelliğindedir. Kutlu hikâyeciliği üzerine şimdiye dek yayımlanmış tüm kitaplar 2007 yılı öncesine ait belli bir konuya yoğunlaşmış tematik çalışmalar olması açısından önem taşımaktadır. Bu kitaplarda Kutlu’nun 2007 yılı ve sonrasında yazmış olduğu on beş eser doğal olarak incelenememiştir. Okumakta olduğunuz bu kitabın bir özelliği de Kutlu’nun 2019 yılına kadar yazmış olduğu tüm kitaplara değinmiş olmasıdır. Ayrıca Kutlu’nun hikâye ve denemelerinde en çok vurgulanan ve onun asıl meseleleri olan modernizm, gelenek, göç, kentleşme, hakikat, yabancılaşma, yoksulluk ve yalnızlık temalarının tamamının da spesifik olarak incelenmiş olması kitabın literatürel kapsamını göstermektedir. Çalışmanın temel kaynakları olarak Kutlu’nun hikâyelerinin tamamı ayrıntılı olarak akademik bir bakış açısıyla incelenmiştir. Bunun dışında yaşanan toplumsal yozlaşma ve sonuçları hakkında Kutlu’nun düşüncelerinin yer aldığı denemelerinden ve gazete yazılarından yararlanılmıştır. Ayrıca Kutlu hakkında yazılan inceleme yazılarına, makalelere, kitaplara ve söyleşilere yer verilmiştir. Akademik araştırma titizliği gösterilmiştir.

Dünden bugüne uzanan süreçte, kentler de doğal olarak değişmiş ve gelişmişlerdir. Özellikle sanayi devrimi sonrasında kentlerdeki ekonomik uğraşlar oldukça farklılaşmış, tarıma dayalı olmayan, ticaretin ve üretimin öne çıktığı bir ekonomi doğmuştur. Türkiye’de kırda çözünme ve kentte yoğunlaşma süreci II. Dünya Savaşı sonrasında başlamış ve 1950’den sonra da giderek hızlanmıştır. Türkiye’nin kentleşmesi ve haliyle insanımızın kentlileşmesi iki büyük değişimi doğurmaktadır. Bunlar ekonomik ve sosyal değişmelerdir. Ekonomik değişimden kastedilen, insanımızın geçimini tamamen kentte ve kente özgü işlerden sağlıyor olması; sosyal değişimden kastedilen ise kırdan kente gelen insanımızın kente özgü tavır ve davranış kalıplarını, kentin değer yargılarını benimsemesidir. Kentli olmak, bulunduğumuz kentin sınırları içerisinde yaşıyor olmaktan ibaret değildir. Kentli olmak yaşadığımız kentle birlikte yaşamak, kentimizi düşünmek demektir.

Genç akademisyen namzedi ve yazar Ayşe Koçak Işık’ı on kusur yıldan beri takip ediyorum. Ayşe, kendini istikrarlı bir şekilde geliştiren, yeni şeyler öğrenerek olumlu yönde fikirlerini dönüştüren ve kalemini kıvrak hale getiren bir edebiyatçı olarak karşımıza çıkıyor. Böylesine önemli bir tez çalışmasının kitaba dönüşmesinden dolayı tez danışmanı Profesör Fatih Andı’yı ve öğrencim Ayşe Koçak’ı tebrik ediyorum. Ayşe’nin doktora çalışmasını da yapmasını temenni ediyorum.


Yorum Ekle
Bilal CEYLAN
12.06.2019 11.11.29

Maalesef cocuklugumuzu yaşadığımız köy hayati yok şimdi..Doğal oyuncaklarimiz yok artık. Telefon,bilgisayar ve tv lerde bizleri esir aldı