TARİHİN ÖTEKİ YÜZÜ

7 Ocak 1966 günü Adalet Partisi Antalya Milletvekili İhsan Ataöv, skandal mahiyetindeki Johnson mektubunun kamuoyuna açıklanmasının ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde şu manidar konuşmayı yapmıştır:

“Kıbrıs konusundaki mağlubiyetlerini gölgelemek için Johnson’un mektubunu siyasi sermaye yapmak isteyenlere müsaade etmeyeceğiz. CHP herşeyin açık görüşülmesini istiyorsa, o zaman kendi liderleri (İsmet İnönü) niçin gizlilik istemiştir? Amerika’yı Kıbrıs meselesine niçin karıştırdınız? Garantör devlet olmadığına göre, onun (Johnson’un) mektubuna rağmen neye ayağına kadar gittiniz?

Türkiye hükümran devlettir. Amerika Cumhurbaşkanının ikaz mektupları ile idare edilecek bir uydu devlet değildir.

On defa fırsat doğmuş, bir defa mektup yazılmıştır. Müdahale hakkımız neye kullanılmadı? Ordumuza mı, Milletimize mi, Meclisimize mi güvenmediniz de haklarımızı kullanmadınız? Yabancı devlet liderlerinin talimatları ile hükümet idare etme devri geçmiştir.”

Türkiye’yi Amerikan uydusu haline getirmek isteyenlerin gerçekte kimler olduğu gayet açıktır ve bu gerçeklerin kamuoyuna açıklanmaması için 1964’te Johnson Mektubu’nu kilitli kasalarda saklayanların da, her nasılsa 1966’da Süleyman Demirel’li Adalet Partisi iktidarında açıklanmasını sağlayanların da, nihayet Meclis’te açık oturumda değil, gizli oturumda müzakere edilmesi için ellerinden geleni yapanların da kimler olduklarını milletimiz açık seçik bilmelidir.

İşte bu Amerikancı dış politika bizi 1960 yılında Kıbrıs olayında bir dönüm noktasına getirecek ve Kıbrıs halkı Lozan’dan sonra olduğu gibi bir de 27 Mayıs darbesini müteakip İnönü hükümetleri döneminde, 1963’te Grivas’ın çeteleri masum Türklerin kanını dökünceye kadar görmezden gelinecekti. Bunun tek istisnası, Menderes ve Zorlu’nun 1958 yılında Ankara’nın Zir vadisinde kurdurdukları gizli Türk Mukavemet Teşkilatı (TMA) ve Kıbrıs’ı İstirdat Planı doğrultusunda mücahitleri eğitme ve gizlice silah kaçırma girişimleridir.

Kıbrıs eğer bugün Türk askerinin gölgesinde serinleyebiliyorsa bunda Menderes ve Zorlu’nun büyük payı vardır ve ne yazık ki her ikisi de İmralı adasında idam edilmiştir.

Sincan’a 55 km uzaklıktaki Zirköy’de yapılandırılmıştı TMT. Kurucularından Rauf Denktaş’ın bile TMT ile ilişkisi gizliydi. İsmail Bozkurt hatıralarında 1959 yılında eğitime başladıklarını ve kendilerinden istenen, adada 24 saat direnmeleriydi. 24 saat sonra Türk ordusu nasıl olsa imdatlarına yetişecekti. Gerçi bu söz 1974’e kadar tutulamayacak, İnönü’nün başbakanlığı devrinde “ha geldik, ha geliyoruz” derken Türk askerinin Kıbrıs’a bir türlü çıkamayışının uyandırdığı hayal kırıklığı TMT üyelerinin ümitlerini sarsacaktı.

Size bu yazıda az bilinen hatıratlardan birinin şahitliğinde Kıbrıs’ın yakın tarihinin kapalı kalmış taraflarından birini açacağız.

SELAHATTİN CANKA KİMDİR?

70 yıllık gazetecilik hayatından geriye Bitpazarı isimli bir hatırat bırakan gazeteci Selahattin Canka 1923 yılında Eyüpsultan’da dünyaya gelir. Çocukluk ve ilk gençliği 1. Dünya Savaşı’nda gazi olan babasının demiryollarında memur olması sebebiyle İstanbul, Kayseri ve Eskişehir’de geçer. Hukuk Fakültesinde okumak üzere Ankara’ya giderse de babası bir müddet sonra para yollayamaz. O da bir yandan Anıtkabir ile TBMM’nin inşaatında 150 kuruş yevmiyeyle çalışırken tahsiline devam eder. 1941 yılında Adana’da çıkan ve yazı işleri müdürlüğünü Abidin Dino’nun yaptığı Türk Sözü gazetesinde gazetecilik mesleğine adım atar. Orada olan Yaşar Kemal ile tanışan Canka, Demokrat Parti’nin kurucuları arasında yer alırken bu sefer Demokrat Gazetesi’nde çalışmaya başlar. İşte bu yıllarda güneydeki konuşma metinlerini hazırladığı Adnan Menderes ile iyi ilişkiler kurar. 27 Mayıs darbesinden sonra Yassıada’ya yollananlar arasındadır. Suçu, Yassıada tutuklularına para yardımı toplamaktır!

Ömrü Adana’da geçse de Türkiye’nin yakın tarihine tanıklık eden Selahattin Canka’nın hatıratında Kıbrıs meselesi önemli yer teşkil eder. 2011 yılında basılan hatıratında fazla bilinmeyen bir detay dikkat çeker.

SİLAH SEVKİYATI

TMT’nin kurulduğu 1958 yılında Yunanistan açıktan Kıbrıs’taki Rumlara silah ve para desteği sağlarken Türkiye’den de silah yardımı gelmeye başlamıştır. Selahattin Canka bu işe karışanlardan biridir. Türkiye’nin Kıbrıs’a nasıl silah yolladığını şöyle anlatır:

“1958 bu konuda Avrupa’nın, Amerikalı’nın derin bir ‘Oh!...’ çekerek, nefes aldığı, sanı olarak ‘mesele hal yoluna girdi’ denilen bir yıl. O yıla varırken az kan dökülmedi. Çete çatışmaları, Yunan’ın desteklediği organize teşkilat EOKA cinayet örgütü, Kıbrıs topraklarında kol gezdi.

Türk tarafı fukara. Yunan gibi dünyaya yayılmış para babaları, teşkilatları da yok. Sadece gizli gizli Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bulunan silah depolarındaki uzun namlulu, miadı dolmuş tüfek, kasatura, mermilerle Kıbrıs’taki gençleri örgütlüyor.

Bu hizmetin Ulukışla-Tarsus ayağında ben de bir müddet görevliydim. Şoför Ramazan Gürcan ile birlikte. Sadece 2 kişiydik. Görevimiz resmi de değildi. Dolaylı yollardan işaret alıyorduk MİT’in kılık değiştirmiş yetkililerinden. Adana’dan temin ettiğimiz üzeri tente ile örtülü pikaba Ulukışla’nın Kardeşgediği yöresinde su taşımak için inşa edilmiş geçidin altında bizi bekleyen pikaba ulaşırdık.

Pikabın yönü Konya-Ankara istikametinde park edilmiş halde durur, bizi beklerdi. Kim getirir, kim götürür bilemezdik. Pikabımızı anarya (Adanalılar geri gitmeyi bu kelimeyle ifade eder-M.A.) olarak silahların yüklendiği pikaba yanaştırır, içinde bulunan silah ve malzemeyi bizimkine aktarırdık.”

Menderes döneminde Türkiye’den Kıbrıs’a gizli silah sevkiyatının tam göbeğinde yer alan Canka, Torosların tepesinde aldıkları silah ve diğer malzemeleri Çukurova’nın başlangıcındaki düzlüğe, Tarsus sınırları içerisinde yer alan Ekenler çiftliğine getirmiştir. Şöyle anlatır:

“Dönüş istikametimiz Tarsus’ta Kasım Ağa’nın Ekenler Çiftliği’ydi. Çiftlikte görevli 2 Tarsuslu genç silahları depoya taşıdıktan sonra görevimiz biter, gece karanlığında Adana’ya dönerdik. Sonrası; sonrasını duyumlarla takip ettim. Kıbrıs mücahitlerinin Karabucak ormanları civarında karaya yanaştırdıkları deniz motorları, malzemeleri gizlice Kıbrıs’a taşırdı. Böylece 6-7 seferi hatırlarım.”

Anlattıklarının 1958 yılı başlarında gerçekleştiğini ifade eden Canka, 27 Mayıs darbesinin ardından Kıbrıs’a yaptıkları gizli sevkiyatın nasıl ifşa olduğunu ise şöyle anlatır:

“Karamehmet ailesiyle, Ekenler ailesi arasında gerek ekonomik ve gerekse de siyasi çekememezlik vardı. Kasım Ağa DP, Mehmet Karamehmet de CHP yanlısıydı. İhtilal gelip çatınca, intikam hisleri kabaran Karamehmet “Kasım Ekenler’in çiftliğinde silah var” ihbarında bulundu, devrin askeri yetkililerine. Derhal takibat yapıldı. Kasım Ağa’nın çiftliği 3 gün boyunca arandı. Sadece resmi izinle çiftliklerde bulunan 2 çakaralmaz hakkında zabıt tutuldu. Karamehmet’in çiftliğinde de aynı şekilde bulundurma izni alınmış silah vardı elbette. Aslında “atı alan Üsküdar’ı geçmişti.” Bu ihbardan sonra iki aile arasındaki gerginlik, sürüp gitti. 1958 yılında Kıbrıs’a yapılan silah sevkiyatı artık başka kanallara aktarılmıştı ve mesele de kapanmıştı.”

Demokrat Partili Kasım Ağa’nın çiftliğinde silah bulunamaz gerçi ama sorgusuz sualsiz Balmumcu Kışlası’nda 6 ay hapis yatar.

KAÇIRILAN SİLAHLAR

Hem bulunsaydı kime gönderilecekti o silahlar? Kıbrıslı mücahitlere elbette.

Buna benzer nice olay yaşanmıştı o gizlilik döneminde. Kısaltması KİP olan Kıbrıs İstirdat (Geri Alma) Planı’nın başında bulunan Binbaşı İsmail Tansu’nun Aslında Hiç Kimse Uyumuyordu adlı hatıratına göre 16 Ağustos 1958’den 30 Temmuz 1959’a kadarki bir yıl içerisinde Arı Ekibi ve Elmas teknesiyle TMT üyelerine gönderilen silahlar şunlardır:

872 tabanca+747 makinalı tabanca (Sten)

2997 piyade tüfeği

96 hafif makinalı tüfek

6800 bomba

43,500 tabanca mermisi

134,400 makinalı tabanca mermisi

164,000 piyade tüfeği ve hafif makinalı tüfek mermisi

54 tahrip kalıbı

1 telsiz cihazı.

Anamur ile Erenköy arasında mekik dokuyan Elmas teknesiyle gizlice taşınan silahlar sayesinde 5,000 mücahit silahlandırılmıştı. Ancak Elmas’ın hazin sonu etkileyicidir.

ELMAS BATIYOR

17 Ekim 1959 günü Elmas’la yine bir silah kaçırma operasyonu düzenlenmiştir. Meteorolojiden hava durumu raporu alınmış, İngiliz devriye gemilerinin limanlardan ayrılış saati öğrenilmiş, saat 17’de “harekete geç” talimatı verilmiştir. 6 bin bomba ile 500 tüfek ve çok sayıda mermi vardır sırtında Elmas’ın. Son seferi olduğundan habersiz açılır Akdeniz’e.

Tam her şey yolunda giderken gece yarısı bir savaş gemisinin yaklaştığını görür mürettebat. Yakalanmaları an meselesidir. Yakalanmak sadece geminin ele geçirilmesi değil, TMT’nin gizli yürütülen bütün planlarının da ifşa olması demektir.

Emir verilir: Gemi delinerek batırılacak ve içindekiler kaçacaktır.

Gemi delinir, lastik botu denize indirerek kaçmaya çalışır kaptan, makinist ve telsizci. Gemi batmak üzereyken İngiliz devriye elemanları sadece birkaç sandık ele geçirir. Elmas 20 ton silah ve cephanesiyle sulara gömülürken mürettebat esir düşer.

Olay duyulur tabiatıyla. Rumlar tepki verir, buna karşılık Kıbrıslı Türkler ilk defa öğrendikleri TMT’nin varlığından mutlu olur. Türk basını olayı yorumsuz geçiştirir. Kıbrıs’ın gerçek fatihi Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu devreye girer ve İngiltere Dışişleri Bakanı’na mektup yazarak tutuklu Türklerin serbest bırakılmaları için ricada bulunur. Nitekim TMT mücahitleri göstermelik 9 ay hapis cezası alır. İşin hoş yanı, cezalarını Türkiye’de çekeceklerdir!

Bilir misiniz ki Kıbrıs’a gözleri gibi ihtimam gösteren Menderes ve Zorlu Yassıada’da bu yardımları yüzünden suçlanmıştır.

Ne gaddar bir tarihimiz var, tasavvur buyurun.