18 Eylül 2020, Cuma
Son Dakika

Kovid-19 salgını sürecinde insani yardım ve Kızılaycılık

Türkiye’nin insani yardım hafızasını ve sivil toplum geçmişini bünyesinde barındıran Türk Kızılayı’nın doğum günü olan 11 Haziran tarihi, modern insani yardım çalışmalarının başlangıcı olması yönüyle de tarihimizde önem arz ediyor.
11.06.2020 22.27.18

İçinde bulunduğumuz yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemi süreci tıbbi, ekonomik, sosyolojik etkileriyle, günlük alışkanlıklarımız başta olmak üzere, hayatımızın tüm alanlarında önemli etkiler bırakıyor. Milyonlarca öğrencinin okula gitmediği, ibadethanelerin, turistik mekânların kapalı kaldığı, iş merkezlerinin kapandığı, dünya tarihinin önemli bir zaman dilimine tanıklık ediyoruz. Hayatımızı pandemi şartlarına göre oluşan yeni normlara göre biçimlendirdiğimiz şu günlerde, (pandemiyle mücadele sahasının önemli paydaşlarından olan) insani yardım sektöründe öne çıkan konuları da tartışmaya açmakta fayda var.

Kamu kurumları, yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşları, Birleşmiş Milletler (BM) örgütleri, Kızılhaç/Kızılay dernekleri, medya, bağışçılar, gönüllüler gibi dinamik ve bol aktörlü bir “ekosisteme” sahip olan insani yardım sektörü, pandemiye müdahale etmesi ve ondan etkilenmesi yönüyle, kendine münhasır bir özelliğe sahip. Pandemiyle mücadele eden ve bu mücadele sürecinde dönüşüme uğrayan sektörün dinamiklerinin ele alınması, daha sonraki krizlere etkin müdahale için büyük önem arz ediyor.

Küresel insani yardım ekosisteminin önemli bir aktörü ve Türkiye’de insani yardım çalışmalarının öncüsü Kızılay’ın doğum günü olan 11 Haziran, bu süreci düşünmek için önemli bir zemin ve vesile olarak görülebilir. Zira bugün, tarihimizde modern anlamda insani yardım çalışmalarının başlangıcı olarak da yorumlanabilir. Ayrıca Kızılay tarihine hızlıca bir bakış atarak, insani yardım sektörünün gündemindeki değişimleri izlemek de mümkün.

Merkezi yapılanmada afet, göç, sosyal hizmet, kan gibi alanlarda kurumsallaşan mesleki uzmanlık kapasitesi ve yerelde toplumun kılcal damarlarına kadar örgütlenmiş olması, Kızılay’ın büyük güç kaynakları.

11 Haziran 1868’de dört Osmanlı aydınının öncülüğünde kurulan Mecrûhîn ve Marza-yı Askeriyeye İmdat ve Muâvenet Cemiyeti’nin (Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti) temel görevi, adından da anlaşılacağı üzere, yaralı askerlere yardım ulaştırmak olarak özetlenebilir. İlerleyen yıllarda (özellikle Balkan savaşlarının ardından) yaşanan göçler onu Hilal-i Ahmer (Kızılay) markasıyla muhacirlere yönelik sosyal yardım politikası alanına yönlendirirken, 1911 Büyük İstanbul Yangını (Aksaray) da doğal afetlere karşı müdahalede öncü bir rol almaya sevk etti. Uluslararası sözleşmelerin kendisine verdiği yetki ve sorumluluk kapsamında savaş esirlerine yönelik çalışmaları da Hilal-i Ahmer’in başka bir sorumluluk alanı olarak dikkat çekiyor.

Hilal-i Ahmer’in Osmanlı toprakları dışındaki varlığı da insani yardım tarihimizin önemli ayrıntılarından biridir. Güney Amerika Durban Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin yönetim kurulu fotoğrafına bakarken ve Buenos Aires Hilal-i Ahmer Cemiyeti üyelerinin mektuplarını incelerken Kızılay markasının tarihi değeri daha da görünür olmaktadır.

Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte Kızılay adını alan Hilal-i Ahmer, ülkenin sağlık altyapısına yatırım yapmak amacıyla Türkiye’de ilk defa kurulan Hemşirelik Okulu ve Hastabakıcılık Mektebi ile sağlık eğitimi çalışmalarına katkı sağlamıştır. 1950’li yıllarla birlikte başlayan kan hizmetleri, bugün dünyanın en büyük kan tedarik operasyonlarından birine dönüşmüş durumda.

Bu değerin bugünkü Kızılaycılara büyük bir sorumluluk yüklediği aşikâr. Bu kapsamda, Türk Kızılay’ının dünyanın farklı bölgelerindeki faaliyetleri, Uluslararası Kızılhaç Kızılay Hareketi içindeki öncü rolü dikkat çekiyor. Zira insani yardım camiasına Kızılay “Red Crescent” markasını Hilal-i Ahmer Cemiyeti hediye etmiştir. Diğer bir ifadeyle dünyanın 34 ülkesindeki Kızılay derneklerinin ismi bu topraklardan neşet etmiştir. Bu bilincin bir yansıması olarak Kızılay, hâlihazırda dünyanın farklı kriz bölgelerinde yer alan temsilcilikleriyle, uluslararası ölçekte insani yardım programlarını hayata geçiriyor.

Merkezi yapılanmada afet, göç, sosyal hizmet, kan gibi alanlarda kurumsallaşan mesleki uzmanlık kapasitesi ve yerelde toplumun kılcal damarlarına kadar örgütlenmiş olması, Kızılay’ın büyük güç kaynaklarıdır. Her türlü afet ve toplumsal olayda, uzman personeli, gönüllüleri, yerel yapılanması ile sahada olan Kızılay, “kara gün dostu” olma felsefesiyle çalışmalarına devam ediyor.

Tarihine hızlıca göz attığımızda karşımıza çıkanlar, Kızılay çerçevesinde insani yardım sektörünün kapsayıcılığını göstermesi açısından önemli. Görüldüğü üzere, gıda yardımından esir değişimine, sağlık çalışanı yetiştiriciliğinden insani diplomasiye kadar birçok alanda karşımıza çıkan Kızılay markası ve Kızılaycılık yaklaşımı, geleceğimiz için de çok önemli. Bu nedenle tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 pandemisi tecrübesinden hareketle, insani yardım sektörünün dinamiklerini ele almak ve sektörde öne çıkan gelişmelere göz atmakta fayda var.

Kızılay’ın afetlere hazırlıklı olma, yeni şartlara adapte olma bağlamında üzerinde durduğu dirençlilik, eğitim ve kapasite geliştirmeyle mümkün. İnsani yardım kurumları insan kaynağı kapasitelerini, gönüllü çalışmalarını ve program tasarımlarını dirençlilik ve risk azaltma perspektifiyle sürdürmelidir.

Öncelikle pandeminin en çok etkilediği ülkeler listesine bakıldığında, “gelişmiş” ülkelerin listeye hâkim olduğunu görüyoruz. Daha önce insani yardım alanlarında bağışçı ülke olarak yer alan İngiltere, İspanya, İtalya ve ABD’den yansıyan manzaralar, coğrafi ve ekonomik güçten bağımsız olarak, her ülkenin bir insani krizle karşı karşıya kalabileceğini bir kere daha göstermiştir. Bu ülkelerin basit maskeler için dahi sıkıntıya düştüğü görüldüğünde, herkesin potansiyel bir insani krizin mağduru olma ihtimalinin var olduğu gerçeğinin anlaşıldığı söylenebilir.

Pandeminin Çin’in bir bölgesinde başlaması ve ardından kısa sürede bütün dünyayı etkisine alması, insanlığa “aynı gökyüzü altında yaşadığımızı” tekrar hatırlatması açısından da önemli. Kaos ve ağ teorisi çalışanlarının sıkça dile getirdiği üzere, dünyanın bir köşesinde kanat çırpan kelebekler, dünyanın bir diğer köşesinde fırtınaya yol açabilir. Bu durum açlık, mültecilik, sağlık gibi diğer konularda da gelişmiş ülkeleri daha bütüncül bakmaya ve daha fazla adım atmaya teşvik etmeli. Zira aynı dünyayı ve kaynakları paylaştığımız diğer bir grup insanın sorunu, bu sorunla doğrudan muhatap olmayanların da gündeminde yer almalı.

Ülkeler arasında yaşanan maske ve solunum cihazları savaşı, insani yardım alanında ulusal ve uluslararası ölçekte kapasite geliştirmenin, altyapı yatırımı yapmanın, afetlere hazırlıklı olmanın, bireysel, toplumsal ve kurumsal olarak dirençli olmanın önemini ortaya koymuştur. Kızılay’ın da afetlere hazırlıklı olma, yeni şartlara adapte olma bağlamında üzerinde durduğu dirençlilik, eğitim, topyekûn farkındalık artışı, kapasite geliştirmeyle mümkün. İnsani yardım kurumları insan kaynağı kapasitelerini, gönüllü çalışmalarını ve program tasarımlarını dirençlilik ve risk azaltma perspektifiyle sürdürmelidir.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) özelinde yaşanan tartışmalar, insani yardım sektörünün ve siyasi tartışmaların ne kadar iç içe olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu bağlamda, temel insani yardım ilkeleri olan insanlık, bağımsızlık, tarafsızlık ve yansızlık prensiplerinin ayakta tutulması için, insani yardım sektörüne gönül vermiş kurumlara ve çalışanlara büyük roller düşüyor.

Ülkelerin sağlık tedbirleri nedeniyle tutunduğu kendi içlerine dönük korumacı politikalar, insani yardım sektörünü de etkileyecektir. Fakat dünyanın farklı bölgelerinde yerinden edilmiş ve temel insani ihtiyaçlara erişim imkânından mahrum kişiler başta olmak üzere sektörün ele aldığı konular ve bu konulara müdahale araçları, ülkelerin ve toplumların birlikte hareket etmesini gerektiriyor. Bu kapsamda, insani yardım çalışmalarının sürdürülebilirliği için, yardım politikaları alanında işbirliği daha fazla öne çıkarılmalı.

Her biri çok çeşitli dinamiklerin tetiklediği süreçler olan ve tartışmaya açık bu tespitlerin yanı sıra, pandemi öncesinde de insani yardımın öncelikli tartışma konularından biri olan insani yardımın yerelleşmesi ve finansmanı alanındaki tartışmalarla birlikte düşünüldüğünde, sektörün öne çıkan konuları daha da görünür oluyor. Bu yönüyle, bu tartışmaları ele alan veri ve kanıt temelli analizlere ihtiyaç olduğu aşikâr.

Türkiye’nin insani yardım hafızasını ve sivil toplum geçmişini bünyesinde barındıran Türk Kızılayı’nın doğum günü olan 11 Haziran tarihi, tarihimizde modern insani yardım çalışmalarının başlangıcı olması yönüyle de önem arz ediyor. Bu önemli tarih, ulusal ve uluslararası ölçekte, insani yardım alanında öne çıkan bu konuları masaya yatırma ve tartışmaya açma fırsatı olarak da görülebilir.

[Göç politikaları konusundaki doktora tezini Gazi Üniversitesi’nde tamamlayan Selman Salim Kesgin Oxford Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulunmuştur]



Yorum Ekle