26 Şubat 2021, Cuma
Son Dakika

M. Emin Saraç Hocaefendi’nin ardından…

22.02.2021

Ülkemizin önde gelen ilim adamlarından, tefsir, hadis ve fıkıh âlimi, hocaların hocası Mehmed Emin Saraç Hakk’a yürüdü.

Ömrünü İslami ilimlerin tahsiline ve tedrisine adayan M. Emin Saraç Fatih Camii’ndeki ilim halkaları geleneğinin son mümessiliydi. Haftanın tüm günlerini talebelerinin, Perşembeleri de halk günleri sadedinden Ümmet-i Muhammed’in irfanına hasreden M. Emin Saraç Hoca tefsir, hadis, fıkıh ve usul ilimlerine ait tüm tetebbuatını hüvesi hüvesine milimi milimine ilim sevdalılarına aktarmıştı.

Şifa-yı Şerif, Kudûrî-i Şerif, İhtiyâr, Hidâye, Ahkâmü’l-Hadis, Tefsir-i Celâleyn, Tefsir-i İbn Kesîr, Meram, Tâc, Sahîh-i Müslim, Sünen-i Ebi Davud, Sünen-i Tirmizî, İbni Mâce… “Biz o derin âlimlerin, güzel insanların sonuncularına yetişebildik. Şimdi o hocalarımın vazifelerini uhdeme tayin edilmiş birisi olarak görüyorum. Yalnız başına olsam da ilim halkasını kurup tedrise devam ediyorum.” buyuran M. Emin Saraç Üstad’ın, evvelemirde okuttuğu kitapları teşkil etmekteydi.

Dün (21 Şubat Pazar) Fatih Camii’nde kılının cenaze namazının ardından Fatih Camii Haziresi’nde ebediyet âlemine yolcu edilen Mehmed Emin Saraç Hocamıza rahmeti vesile kılarak Aydın Başar, Prof. Dr. Bilal Kemikli, Erhan Erken, Haydar Hepsev, Mehmed Akif Köseoğlu, Prof. Dr. Necdet Tosun ve Ufuk Uyan’ın değerli katkılarıyla bir vefeyat dosyası hazırladık.

İttifak Gazetesi camiası olarak merhum hocamıza Allah’tan rahmet, ailesine, milletimize ve Ümmet-i Muhammed’e sabırlar niyaz ediyoruz. Ruhu için Fatihalar okuyalım.

Emin Saraç Hoca ayaklı kütüphane idi.

Aydın Başar

Muallim-Yazar

Bendeniz merhum Emin Saraç Hocamız hakkında konuşacak ya da yazacak salahiyette değilim. Ancak görebildiğim kadarı ile onun bazı özelliklerine kısaca değinmek isterim. Onun en önemli vasfı, kaybolan Osmanlı ulemasının son temsilcilerinden olmasıydı. Yaşadığı çağ itibariyle Osmanlı değildi ama duruş ve şahsiyet olarak Osmanlı ulemasının son temsilcilerindendi. Asalet, zarafet, hilm, tevazu ve yüksek karakter cihetiyle tam bir Osmanlı idi.

Onun en sevdiği talebelerinden Doç. Dr. Halil İbrahim Kutlay Hocamızdan dinlediğim bir hatırayı nakledeyim: “Bir gün Emin Saraç Hocamız hastanede yatarken onu âlimler birliği toplantısına çağırdık. Bize dedi ki; ‘Ben Fatih’te altı tane Dersiam’a yetiştim, hepsi altmış tane ilimde söz sahibiydi. Siz âlim görmemişsiniz, bizi âlim zannediyorsunuz?’ Emin Saraç Hocamız gibi bir âlim böyle derse, siz bizi kıyas edin.” Bu hatıradan anlaşılıyor ki onun gözünde Osmanlı ulemasının yeri çok yüksektedir. İşte bizi o son dönem âlimlerine yaklaştıran köprüydü Emin Saraç Hocamız.

Vefâtından sonra bizim cenahta sosyal medyada en fazla onun resimleri ve ona yapılan taziyeler paylaşıldı. Başka Hocalarımız vefât ettiğinde de bu vefâlı milletimiz onları hep hayırla yâd etmiştir. Fakat görüyoruz ki Emin Saraç Hocamızın milletimizin nazarında yeri daha başka. Bunu da onun ders okutan, talebe yetiştiren bir hoca olmasına bağlıyorum. Allah rızası için sabırla ve istikrarla talebe okutmak herkese nasip olmayan büyük bir mazhariyettir.

Yaşayan tarihti…

Merhum Hocamızın bir diğer yönü yaşayan tarih olmasıdır. Ailesi ve kendisi yakın tarihimizin ideolojik kıyımının bizzat şahididir. Şükür ki onunla yapılan mülakatlar elimizde ve döneme dair önemli bilgileri onlardan öğreniyoruz. Bir mülakatında şöyle hazin bir olayı anlatıyor: “Menemen hadisesi sırasında Türkiye’nin neresinde meşayıhtan bir zat varsa hapse atılmıştır. Mürettep bir hadise olduğu için bütün din adamları tehdit edilmiştir. Ahh… Çok hazin hikâyelerdir o tarafı. Babam da dedem de Menemen hadisesinde suçlanan zatları tanımadıkları, ilgileri olmadığı halde yine de altı ay hüküm giymişlerdi. Hâkimin sonradan ifade ettiğine göre bu hüküm onların Çorum’daki İstiklal Mahkemesi’ne gitmelerine engel olmuş. Dedem o üzüntüyle hapisten çıktıktan üç ay sonra vefat etti.”

Son olarak da onun bir irfan hazinesi ve bir ayaklı kütüphane olması yönüne vurgu yapmak istiyorum. Hocamız tam anlamıyla dolu doluydu. Bir daha onun gibi bir ilim irfan ehlini yetiştirebilecek miyiz, sorusu aklıma geliyor ve ah çekiyorum. Mesela eski İstanbul’da vapurla Fatih Sultan Mehmet, Eyyüp Sultan ve Yahya Efendi civarından geçerken kaptan köşkünden el-Fatiha anonsu yapıldığını ondan öğrenmiştim. Onda daha ne cevherler vardı. Rabbimizden duamız onun gibileri bu millete tekrar nasip etmesidir.

M. Emin Saraç hoca “köprü şahsiyet’ti.

Prof. Dr. Bilal Kemikli

Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı

Dün akşam aldığımız bir haberle değerli hocamız Mehmet Emin Saraç'ın beka semtine göçtüğünü öğrendik. "Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür" fehvasınca, ardından rahmet okuduğumuz bu "büyük ruhun" bıraktığı boşluğu dolduracak kıymette, kendini ilim öğrenmeye ve öğretmeye vakfetmiş âlimlerin yetişmesi için de niyaz ettik.

Gelimli-gidimli dünya... Rahmetler olsun Emin Hocamıza.

Bu vesileyle genç arkadaşlarım için bir hususu not etmek isterim: Kültürel devamlılığı sağlayan "köprü şahsiyet"ler vardır. İlim gelenek işidir; bu geleneğin bir şekilde inkıtaa uğraması, sistemi bozar, toplumu aslî ilimlerden mahrum eder.

Mehmet Emin Saraç Hoca “köprü şahsiyet”ti.

İlim geleneğini günümüze taşıyan "köprü şahsiyetler" vardır. Bunların bir kısmının, akademik unvanları, şan ve şöhretleri olmayabilir; geride telif ve tercüme eserler de bırakmamış olabilirler, bununla birlikte kurdukları ilim ve sanat halkalarıyla ve okuttukları kitaplar ve meşk ettikleri sanatlarla, doğrudan insan kitabını yazar, topluma rehberlik edecek âlim ve fazıl insanlar yetiştirirler. Bunlar, millet kiliminin nakşını yenileyen hüner erbabı gönül dostlarıdır. Bu meyanda bir kaç isim zikredeyim. Mesela, akademik unvanı da olan Süheyl Ünver bir "köprü şahsiyet"tir; o, bize unutulmaya yüz tutan tezhip sanatını yeniden gösterdi. Mesela bu meyanda Mahir İz gibi hocalar da birer köprüdür; ilim ve edep nakleden büyük "muallim"ler... Bunun gibi, cami derslerini sürdüren, böylece geleneksel ilim yollarını yeni nesle sunan muallim ve müderrisler de vardır. Bunlar bazen bir caminin imamı, bazen bir vaiz veya müftü efendi yahut bir lisede öğretmen veya esnaftan bir kişi olarak karşımıza çıkar. Mesela Sivas'ta Vaiz Ahmet Efendi, Allah rahmet eylesin bir nesle köprü oldu. Ankara'da yine vaiz olarak görev yapan Talip Hoca ve Erzincanlı Ali Küçüker hocam... Ve en önemlisi, ilim muhitleri de inşa eden Lütfi Doğan hocam. Keza rahmetle andığımız Mehmet Emin Er hocamız… Bu köprü şahsiyetlerden biri de Yunus Vehbi ve Yusuf Şevki hocalarımızın babası Çaykaralı Hasan Râmî Efendidir. Ne güzel insanlar yetiştirmiş. Bin rahmet...

Hemen her şehirde, adını anamadığım yüce gönüllü, bu toprağa sevdalı, istikamet sahibi, güzel ahlâklı nice alimler, nice köprü şahsiyetler vardır... Şükürler olsun. Bunlar bizim zenginliklerimizdir.

Bugün uğurladığımız M. Emin Saraç hocamız da kelimenin tam anlamıyla bir köprü şahsiyet olarak hizmet sunmuştur. Bilhassa Fatih Camii'nde senelerdir devam eden ilim halkasıyla nice genç dimağı uyandırmış, onlara muhabbetle ilim tohumları atmıştır.

Öğrencilik hayatım Ankara'da geçtiği için Emin Hocamızın ilim halkasında bulunamadım. Ama zaman zaman İstanbul seyahatlerinde sohbet halkasına katıldığım olmuştur. Ama onun ilim sevgisi aşıladığı öğrencileriyle aynı ortamlarda bulundum. Bilhassa öğrencilerimizin onun ilim meclisinden feyz alan Cağfer Karadaş'ın yazdığı meni okumalarını isterim. Umarım Cağfer Hocamız, o yazıyı daha da genişletir ve o ilim meclisini ayrıntılı bir şekilde tasvir eden bir yazı kaleme alır.

Ne güzel bir hizmet... Ne verimli bir ömür…

Evet, Emin Saraç hocamız bir âlim olarak nice insan için "köprü" oldu, onların yetişmesine katkı sağladı. Ne güzel bir hizmet... Ne verimli bir ömür. Hak, rahmet eylesin; ailesinin, öğrencilerinin ve sevenlerinin başı sağ olsun.

Emin Hoca…

Erhan Erken

Son devrin en önemli âlimlerinden Emin Saraç Hocamız da Rahmet-i Rahman’a kavuştu. Vefâtı sonrasında binlerce kişinin hüsn-ü şahadette bulunduğu değerli hocamızın mekânı inşallah cennet olur.

Saraç ailesi ile bizim ailenin hem babam hem de annemler tarafından eskiye dayanan bir tanışıklıkları mevcuttu. Uzun yıllardır Fatih’te ikamet eden insanlar olarak vuku bulan birçok olay ailelerin birbirleriyle olan hukukunu geliştirmişti. Buna canlı bir örnek olarak, üç yıl evvel Emin hocamızın büyük oğlu Fatih Saraç uzun yıllar sürdürdüğümüz Dünya Bülteni ve Dünya Bizim adlı siteleri bizden devir aldı ve büyük bir gayretle halen devam ettiriyor. Yani bir hizmetin devamını sağlamaya çalışıyor. Biz daha genç nesiller için ise Emin hoca ismi adeta Fatih Camii ile birlikte anılan, ilmi birikimini yıllardır talep eden gençlere hiçbir karşılık beklemeden aktaran çok özel bir büyüğümüzdü. Fatih Camii merkezli ders halkaları onun en ayırıcı vasıflarından biriydi.

Benim Emin Hoca ile bu tarz hoca-talebe ilişkim maalesef olamadı. Onunla en önemli hatıramız olarak 1986 yılında çok genç yaşta gittiğimiz hac ibadeti sırasında yaşadıklarımızdan bahsedebilirim. O yıl İbrahim Solmaz, Fikri Kançal, Hamza Müslümanoğlu ve birkaç arkadaş beraberce hac ibadeti için yaklaşık bir ay boyunca Mekke ve Medine’de kalmıştık. O dönemde hocanın büyük oğlu Fatih de henüz Mekke‘de tahsilini sürdürüyordu. Mekke’deki vazifelerimizi bitirdikten sonra Medine’ye geçmiştik. Medine’de o dönemler Emin Hoca’nın bacanağı olan, aynı zamanda babamların yakın dostu Avni İman amcamız bir pansiyon işletmekteydi. Emin Hoca ile yanılmıyorsam orada buluşmuştuk. Ben kendisini daha dolaylı olarak tanıyordum fakat İbrahim’in daha yakın bir hukuku vardı. Emin hoca; “çocuklar gelin sizi mücavir adı verilen kişilere ziyarete götüreyim demişti.” ‘Mücavir’ler Türkiye’den Medine’ye göç etmiş ve kendilerini tamamen Hz. Peygamber (as)’a komşu olma özellikleri ile vasıflandıran insanlardı. Adeta tası tarağı toplayıp oraya yerleşmişlerdi. Dar imkânlarla yaşadıkları her hallerinden belli oluyordu. Mücavirlerin tavırları oldukça asildi. Ve hemen her biri bir mümeyyiz vasıfla öne çıkıyordu.

Mesela bir tanesi uzun dönem Mustafa Kemal Atatürk’ün yaverliğini yapmış bir zat idi. İki katlı bir evin çatı gibi bir yerinde bizi ağırlamıştı. Yaverlik yaptığı dönemde yaşadığı bazı olaylar, daha sonra geçirdiği zihni dönüşümü takiben kendisinde ciddi pişmanlıklar meydana getirmişti. Çok fazla detay vermese de kısa örneklerle anlattığı bazı olayları kendi iç dünyasında tüm detayları ile yeniden yaşıyor ve ciddi bir vicdan azabı çektiği her halinden belli oluyordu. Sözlerinin bitimine doğru: Ben artık kesinlikle Türkiye’ye dönemem. Tek arzum Medine’de emaneti teslim edip Cennet’ül-Baki’ye gömülüvermek demiş “İnşallah Rabbim bizleri affeder” diye de dua etmişti.

Ziyaret ettiğimiz başka bir zat ise lafın bir yerinde Hz Peygamber’in (as) hanesinin kapısının çok alçak ve adeta derme çatma olduğunu ve kendisinin evinin içine başını eğerek girdiğinden bahsettikten sonra Emin Hoca’ya dönüp, Hocam bu hadis derslerine devam eden veya bir bölümünü de olsa dinleyen talebelerin içinde evleri bu şekilde olan kaç kişi var? Bir etrafına bakınsan” demişti.

Sanırım lakabı “Trenci Ali” olan başka bir mücavirin ise sohbet sırasında çok çarpıcı bir yaklaşımı olmuştu. Hocam demişti: “Benim düşünceme göre insan çok iştahla bir yemek yediği zaman, aldığı damak zevki ile Allah’ü Teâlâ’yı bir an için bile aklından çıkartsa onun gusül abdesti alması lazım gelir” demişti. Biz şaşkınlıkla birbirimize bakınmıştık. Sohbet bitip dışarı çıktığımızda Emin hoca bizdeki şaşkınlığı fark etmiş “çocuklar bu gördüğünüz insanlar çok özel kişilerdir. Bunların bazı sözlerini fıkhi bir hüküm gibi algılamayın. Ama her bir yaklaşımdan, derinlikli düşünürseniz ciddi dersler çıkarabilirisiniz’ demişti. Hoca’nın bu gezilerimiz sırasında bizlere ‘Şebab (Osmanlıca Gençler) diye hitap etmesi de hatırladığım hoş hatıralardan bir diğeriydi.

Hakikaten bu ziyaretler ve gördüğümüz örnekler hayatımızda pek de her yerde rastlayabileceğimiz şeyler değildi. Aradan yıllar geçse de hatırlıyor olmamız da bunun en önemli delilidir sanırım.

Emin Saraç Hocamız bu kısa ziyaretlerle bizlerin zihninde ciddi ufuklar açılmasına sebep olmuştu. Kendisine çok teşekkür etmiştik.

Emin Hocamız ömrü boyunca bu tarz çok kişinin hayatına müsbet anlamda dokunmuş ve kendisiyle temas kuran kişilere ciddi katkılar sağlamış bir insandı. Vefâtından sonra kendisi ile ilgili anlatılan ve daha sonra da anlatılacak olan birçok hatırada bunları duyuyoruz ve inanıyorum ki daha uzun bir süre duymaya devam edeceğiz. Bunlar çok güzel ve anlamlı şahitlikler.

Değerli hocamıza Allah-ü Teâlâ’dan Rahmet, ailesine ve sevenlerine de sabırlar diliyorum.

Emin Saraç Hocaefendi’nin ardından…

Haydar Hepsev

Muharrir

Son devrin gerçek âlimlerinden Emin Sarac Hocaefendi'nin vefâtını teessürle öğrendim. Hamd olsun, kendisini az da olsa tanıma bahtiyarlığına ermiştim.

1978’de üniversite tahsili için İstanbul’a geldiğimde, Vefa’da İlim Yayma Yurdu’nda kalmaya başlamıştım. Yurdun hemen yanında Ekmekçizade Medresesi vardır ve yurda tahsis edilmiştir. Emin Sarac Hocaefendi hazretlerini ilk defa orada görmüştüm. Belirli günler gelir ve medresedeki büyük odada 15-20 kişilik talebeye ders okuturdu. Osmanlıcaya bile daha yeni başlamışız ama hocanın mütebessim, tatlı hali bizi cezbetmişti, teberrüken de olsa halkanın dışında bir dersini kenarda oturup dinlemiştim. Sonradan öğrendim ki bu pek makbul bir amel imiş:

*İbn Abbâs (radîyallâhu anh)’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Cennet bahçelerine uğrarsanız onlardan yiyin.”Kendisine “Cennet bahçeleri nedir” dendiğinde ise şöyle buyurdu “İlim meclisleridir.” [Taberânî (el-Kebîr (11158); Şecerî (Tertîbu-l-Emâlî: 309). (Hadis, hasendir; başka kaynaklarda da geçmektedir.)]

* Ebû Bekre (radîyallâhu anh)’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ya âlim ol, ya da ilmi öğrenen veya ilmi dinleyen ya da ilmi seven ol. Beşincisi olma, helâk olursun.”[Taberânî (el-Evsat: 5171); Bezzâr 3626. (Hadis, hasendir; başka kaynaklarda da geçmektedir.)]

Hocaefendi, Osmanlıdaki dersiâmların günümüzdeki son mümessillerindendi. Dersiâmlar, medreselerde talebelere, özellikle de camilerde hem talebeye hem de halka açık ders veren müderrislerdir; devletten maaş alırlardı. Lakin hocaefendi kimseden bir şey almadan gençleri okutur, onlarla yakından ilgilenirdi. (Şunu da ekleyeyim, bundan on sene önceye kadar, camiler kışın çok soğuk olurdu. Hocaefendi buna da aldırmaz, derslerine devam ederdi.)

Sonraları Fatih’te bir küçük evde kalmaya başlamıştım. Hamd olsun, evimiz Fatih Camii’ne yakındı. Hocaefendi, (dersinin başka yerlerde olduğu zamanlar hariç) her vakit cemaate devam ederdi. Tevazuundan imamın arkasında değil, safın bittiği yerlerde ve bazen arka saflarda namazını eda ederdi. Biz de bakardık ki hocaefendi camide, mübarek ve mütebessim yüzünü görüp içimiz ferahlanırdı. Camideki bazı derslerini bir ilim meclisine dâhil olmak için teberrüken dinlerdik.

Hiç unutmuyorum, camiden çıkarken bir keresinde "Biz Ehl-i Sünnet ve-l-cemaatiz, cemaate devam etmemiz lazım" demişti. Kendisi buna harfiyen uyardı. Hatta altı sene kadar önceydi, sabah namazını kılmak için Fatih Camii'ne giderken iki yanında iki kişinin yardımıyla zar zor yürüyerek camiye gittiğini görmüş ve çok duygulanmıştım. Rabbimiz teala, ondaki cehd ü gayreti bize de versin, âmîn.

Yüzünden tebessüm eksik olmaz bir insan-ı kâmil idi.

Her zaman düzgün ve temiz giyinir, herkesle görüşür, yüzünden tebessüm eksik olmaz bir insan-ı kâmil idi. Her daim ilimle meşgul olan, ilmiyle de âmil olan bir ârif zat idi. Bir Osmanlı beyefendisi idi, İstanbul efendisi idi. Bir mü’min-i kâmil idi.
Rahmetullâhi aleyh…

Vâh Emîn Sarrac Efendi terk-i âlem eyledi”

Kerim Ak

Öğretmen

M. Emin Saraç Hocaefendi’ye rahmeti vesile kılarak vefâtına şöylece tarih düşürdüm.

el-Hakem târîhe geldi hükmün i'lâm eyledi

vâh Emîn Sarrac Efendi terk-i âlem eyledi

El-Hakem ism-i şerîfinin ebced değerinin (99) tarih mısrâının ebced değerine (1343) eklenmesiyle içinde bulunduğumuz hicrî yıl olan 1442 meydana çıkıyor.

Mehmed Akif Köseoğlu

Araştırmacı-Yazar

M. Emin Saraç Hoca Tokat, İstanbul, Kahire ekseninde yetişmek suretiyle medeniyet coğrafyamızın zahirî ve batınî ilimlerde terakki etmiş şehirlerindeki mümtaz şahsiyetlerden nasiblenmişdi. Dedesi Gürcü Üzeyir Efendi, Tokat Erbaa'nın Eksel (yeni adı Koçak) köyünde mukîm Nakşî-Halidî Şeyhi Mehmed Bahrullah Efendi'nin halifesi idi. Üzeyir Efendi aynı zamanda müderrisdi. Erbaa'nın Tonu (yeni adı Akkoç) köyündeki medresede ders okuturken 60 yaşında vefat etmişdi. Şeyh M. Bahrullah Efendi ilim tahsili için Erbaa'dan İstanbul'a gitmiş, Yanyalı İsmet Garibullah Efendi'ye intisab etmiş, hilafet alarak memleketine dönmüşdü. Sivas Valisi Memduh Paşa kendisi için "Bahrullah gibi cihâna gelmez bir velî/Bulan buldu bulmayan mutlak deli." iltifatını yapmışdı. Üzeyir Efendi'nin oğlu Hafız Mustafa Efendi'nin iki oğlu da İstanbul'a, İsmet Garibullah Efendi Dergâhı'nın Cumhuriyet sonrasını gören şeyhi Ali Haydar GÜRBÜZLER'in (v.1960) yanına gönderilmişdir. Büyüğü M. Emin küçüğü ise Osman idi. Ali Haydar Efendi'nin torunu ile evlenen Osman Saraç El Ezher'de okumuş, Tokat milletvekilliği yapmış ve 1998'de vefat etmişdir. Ağabeği M. Emin Saraç, Fatih Camii imam hatîbi ve Erbilli Es'ad Efendi'nin halîfesi Kastamonulu Ömer AKÖZ'e emanet edilmişdi. İslamî eğitime ket vurulduğu dönemde kalabilen müderrislerden Zincirlikuyu'daki Üçbaş Medresesi'nde gizliden gizliye ders okumuş, 1950 sonrası Kahire'ye giderek El Ezher'e kaydolmuş, son Şeyhülislamlardan Mustafa Sabrî Efendi ile yardımcısı M. Zahid el Kevserî'yi tanıma imkânı bulmuşdur. 1959'da İstanbul'a dönüşünden itibaren Fatih Cami'i'nde taliplere ders okutmak suretiyle geleneğin sürdürülmesinde mühim bir rol üstlenmişdir.

Sizin dersiniz sohbet yerine geçer.”

Prof. Dr. Necdet Tosun

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi

1990’lı yılların başında Üsküdar Sultantepe mahallesinde Musa Topbaş Efendi’nin köşkünün bahçesindeki mescid bölümünde bir yatsı namazını kıldık. Emin Saraç hoca ve Osman Topbaş hocamız da vardı. Sanırım Musa Efendi Hicaz’da idi. Namazdan sonra Emin Saraç hoca Osman hocamıza: Talebelerle meşguliyettten dolayı Sohbetlere çok sık iştirak edemiyorum maalesef” dedi. Osman hocamız da Emin Saraç hocaya: “Estağfirullah hocam, sizin dersleriniz sohbet yerine geçer” dedi.

M. Emi Saraç Hocaefendi ilim ve hâl ehli bir zattı.

Ufuk Uyan

Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. Genel Müdürü

M. Emin Saraç Hocaefendi değerli bir zattı. İlim ehliydi, hâl ehliydi. Bir hatıramızı naklederek hazırladığınız vefeyat dosyasına katkıda bulunmak isterim İbrahim Ethem Bey.

1985 yılına gidiyoruz… Ülkemizin ilk faizsiz finans kuruluşlarından Al Baraka Türk’ün kuruluşunun ilk ayları…

Mehmet Emin Saraç hocaefendi Albaraka Türk’ü ziyaret etti… Hayır dualarda bulundu… O esnada cebinden dolma kalemini çıkararak Osmanlı Türkçesiyle müessesemizin hayır ve bereketlere kapılar aralaması niyazıyla bir yazı kaleme aldı ve bana verdi. Ben de o tarihten itibaren aşağıda metnini arz ettiğim yazıyı çekmecemde bulunduruyorum. Allah kendisinden razı olsun ve rahmet eylesin, mekânını cennet eylesin inşallah. Âmin.

“Bismillahirrahmanirrahim.

Barekâllah “Al-Baraka” Vecealehallâhü mübâreken li-müessesîhâ ve’lil ümmeti’l-İslamiyyeti cümeâe. Vevaffakaha li ıslahı mâ efsedehu’rribeviyyûne fi’lbilâdi bimennihî teâla ve kerremehû. “İnnehû semiun mucîb. Senelerdir milleti İslamiyyemizi ifsâd ve tahrîb eden fâiz musibetinden halâs olmamıza vesîle olacağını ümîd ve temenni ettiğimiz bu mübârek müessesenin yevmen fe yevmen inkişâf etmesini Cenâb-ı Feyyâz-ı Mutlak Hazretleri’nden niyâz eder, müessislerine ve milletimize an samimi’l- kalb tebriklerimi arz eylerim. Vallahü veliyy’üt-tevfîk. Mehmed Emin Saraç. 6 Cuma Şabani şerif sene 1405” (Hicri Şaban 1405 yılı Nisan-Mayıs 1985 yılına tekabül ediyor.)

Mehmed Emin Saraç (Rahmetullahi aleyh)

Mehmed Emin Saraç, Tokat´ın Erbaa kazasının Tanoba köyünde doğdu. (İmam Şâfiî ve İmam Mâlik'in tavsiyeleri üzerine M. Emin Saraç doğum yılı zikretmemektedir.) Babası Hafız Mustafa Efendi'dir.

Dedesi Nakşibendiye´den Müderris Üzeyir Efendi Niksar´ın Keşfi Camii Medresesi´nde müderrisdi. Müderris Üzeyir Efendi, dönemin sayılı uleması arasında gösteriliyordu. Dedesinin yanında 6 yaşında Kur'ân-ı Kerîm'i hatmederek hafızlığa başladı. M. Emin Saraç´ın abisi Bahaddin Saraç, kardeşleri Osman ve Yusuf ile kız kardeşleri, anne ve babaları tarafından Kur´ân okumanın suç sayılabildiği dönemlerde Kur´ân hafızı olarak yetiştirildiler.

Babası Hafız Mustafa Efendi o dönemde çocuklarına Kur'ân-ı Kerîm okuttuğu için mahkemeye çıkarıldı. Hâkim, "Sen çocuklara Arapça okutuyormuşsun. Bu, doğru mu?" diye sorduğunda "Ben çocuklara kimsenin canına, malına ve ırzına tasallut etmeleri için bir şeyler öğretmiyorum; ben Kur'ân-ı Azîmüşşan'ı okutuyorum" dedi. Ancak mahkeme neticesinde 6 ay hapis cezası aldı.

M. Emin Saraç, 1940–43 yıllarında Niksar-Merzifon'da mukabeleler okudu. 1943'te ailesi tarafından tahsil için İstanbul’a Ali Haydar Efendi'nin tekkesine gönderildi. Ali Haydar Efendi, tekkesi sürekli gözlem altında tutulduğu için M. Emin Saraç'ı Fatih Camii Baş İmamı Ömer Efendi'ye emanet etti. Ömer Efendi'nin yanında Kur'ân talimi yapmaya ve Telhîs okumaya başladı. M. Emin Saraç Fatih Camii'nde üç ay misafir kaldıktan sonra Kargümrük'teki Üçbaş Medresesi'ne gitti. Burada ikamet eden ve 65 sene başkayyımlık yapan Süleyman Efendi'den Buhâri-i Şerif'in birinci ve ikinci ciltlerini okudu. M. Emin Saraç, ilk hadis icazetini muhaddis Hacı Ferhad-ı Rizevî silsilesinden gelen icazetname ile Süleyman Efendi'den aldı. M. Emin Saraç, Üçbaş Medresesi'nde 1950'ye kadar kaldı. Bu süreçte Ali Haydar Efendi ile Fatih Camii baş imamı Ömer Efendi'den başka Gümülcineli Mustafa Efendi, Muhaddis İbrahim Efendi, Arnavut Hüsrev Efendi, Ali Haydar Efendi, Silistreli Süleyman Hilmi (Tunahan) Efendi gibi zatlardan da tefsir, hadis, fıkıh, usul dersleri okumaya devam etti. İstanbul'da kaldığı yıllarda M. Emin Saraç; Tirmizî, Buhârî-i Şerif, Merâkı'l-Felâh, Kudûrî-i Şerîf, Şerhu'l-Akâid, Şifâ-i Şerif, Mir'ât, Müslim-i Şerîf, Mişkâtü'l-Mesâbih, Tefsir-i Kâdı Beyzavî gibi kitapları okudu.

M. Emin Saraç, Ezher diplomasının Türkiye'de geçersiz kılınmasına rağmen Mısır'da 9 yıl kalarak eğitimine devam etti. Bu dönemde Muhammed Zahidü'l Kevserî, Osmanlı'nın son şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendi, Yozgatlı İhsan Efendi, Muhammed Abdulvehhab Buhayri, Ahmed Fehmi Ebu Sünne, Ali Yakup Efendi, Abdulfettah eş-Şa'şa'dan istifade etti.


 


Yorum Ekle