07 Temmuz 2020, Salı
Son Dakika

Mavi Marmara’nın öteki hikâyesi: Yayın testleri Ege Denizi'nde

Herkes uyandığında artık Ege Denizi’nde İzmir açıklarındaydık. Sabaha kadar çalışıp işi bitirmiştik. Geminin üzerindeki anten konum bilgilerini artık GPS üzerinden değil GYRO üzerinden manuel olarak alıyordu ve sorunsuz çalışıyordu. Gemi kaptanı Mahmut Tural Bey’den rica edip gemiyi ciddi şekilde sarsmasını ve sert bir dönüş yapmasını istedik. Buna rağmen anten kilitlendiği uyduyu bırakmadı, yayın kesilmedi. Sevinçten çığlık attığımı hatırlıyorum.
29.05.2020 16.39.14

DURSUN EKER

24 Mayıs Pazartesi sabahı herkes uyandığında artık Ege Denizi’nde İzmir açıklarındaydık. Sabaha kadar çalışıp işi bitirmiştik, İstanbul’dan yola çıktığımızdan beri hiç yatmadığımızı gören bazı arkadaşlar ‘’Android bunlar!’’ diye bize takılmaya başlamıştı. Geminin üzerindeki anten konum bilgilerini artık GPS üzerinden değil GYRO üzerinden manuel olarak alıyordu ve sorunsuz çalışıyordu. Gemi kaptanı Mahmut Tural Bey’den rica edip gemiyi tam yolla sağa sola döndürmesini, ciddi şekilde sarsmasını ve hatta 360 derecelik sert bir dönüş yapmasını istedik. Eksik olmasın bunları yaptı ve anten buna rağmen kilitlendiği uyduyu bırakmadı. Sevinçten çığlık attığımı hatırlıyorum, sonrasında şükür namazı kılmaya gittim.

Dursun Eker, “İzmir açıklarında işlerimiz bitince ilk kez Mavi Marmara’nın güvertesine çıkıp biraz temiz hava aldık” dedi.

Kahvaltı sırasında bize eşlik eden gemi kaptanı Mahmut Tural Bey ile sohbet ederken söylediği bir şey dikkatimizi çekti. Kaptan, gemiye birileri çıkmak isterse bunu ancak arka tarafından yapabileceğini, yanlardan veya ön taraftan gemiye çıkmanın zor olacağını söyledi. Bu söz üzerine biz hemen güvenlik kameralarının kurulum şemasını inceledik ve arka taraftaki kamera sayısının yetersiz olduğunu fark ettik. Arkadaşlarımız arka tarafa yeni kameralar yerleştirdi ve bunun ne kadar isabetli bir karar olduğunu daha sonra yaşadığımız süreç bize gösterdi.

Mavi Marmara Gemisi’nin kaptanı Mahmut Tural Ve İHH Başkanı Bülent Yıldırım

25 Mayıs Salı günü sabah saatlerinde Antalya Limanı’na demirlediğimizde bizim açımızdan her şey yolundaydı, anten sistemi ve reji mükemmel çalışıyordu. Ertesi gün Antalya’daki bir spor salonunda bekleyen aktivistler yavaş yavaş Mavi Marmara’ya alınmaya başlanırken Türk ve dünya medyasının ilgisi iyice artmış, gemiden yaptığımız muhabir bağlantılarına artık yetişemez olmuştuk.

FPA Ankara ekininden Macit Eker ve Kadir Mehmet Kara, Antalya Limanı’nda ekibin yardımına geldi.

Bu sebeple Ankara’daki FPA yayın araçlarından birini Antalya’ya yardıma çağırdım, muhabirlerin bir kısmı gemideki yayın sistemiyle, bir kısmı da limandaki yayın aracıyla bağlantılarını problemsiz olarak yapmaya devam ettiler.

27 Mayıs günü mühendis arkadaşım Rızkı Tekay Bey’le, gemide FPA adına bulunan Uplink Teknisyeni Recep Çağ ve kameraman Murat Yüksel Yavuz’un yanı sıra, İHH prodüksiyon ekibinden Abdülhamit Hacıhasanoğlu, Recep Köse, Ekrem Es, Abdullah Camioğlu, Cevdet Kılıçlar (şehit oldu), Erkan Başfidan (yaralandı), Mustafa Öztürk ve Erol Çıtır’ın katılımıyla son bir toplantı yaptık. Çok şükür, her şey düzgün çalışıyordu ve artık Rızkı Bey’in gemiden ayrılma vakti gelmişti.

FPA Uplink Teknisyeni Recep Çağ ve kameraman Murat Yüksel Yavuz, gemi güvertesinde Çanakkale Şehitler Abidesi önünde…

Daha önceki planlamamıza göre ben merkezde kalıp yayın trafiğini takip edecektim. Lakin, yaşanan aksaklıklar bizi İstanbul’dan alıp Antalya’ya kadar getirdi. Üstelik, gemideki sistem üzerinde günlerdir yaptığımız çalışmalar sayesinde işe iyice adapte olmuştum. Tekrar bir aksilik çıkması ihtimaline karşı gemide bulunmamın iyi olacağını düşündüm. Gazze’ye devam etmek istedim. Fakat gemiye deniz taksiyle son anda bindiğim için ismim liman başkanlığına bildirilen yolcu listesinde değildi. İHH’daki yetkili arkadaşlar, gemide pasaportsuz ve ismi bildirilmemiş kaçak bir yolcu bulunmasının doğru olmayacağını söyleyerek benim de ayrılmamı istediler.

Antalya Limanı’nda yoğun bir yayın trafiği yaşandı.

Enerji krizine hızlı çözüm

Gemiden indim, Rızkı Tekay Bey ile birlikte tam limanda bizi bekleyen araca bineceğimiz sırada, Recep Çağ peşimizden koşarak geldi, ‘’Abi, bütün sistem gitti, hiçbir şey çalışmıyor!’’ dedi.

Küçük bir şok yaşadık, tekrar gemiye döndüğümüzde geminin jeneratör sisteminde bir arıza dolduğunu, bütün elektriklerin gittiğini, dolayısıyla bizim anten ve rejinin de devre dışı kaldığını öğrendik.

Bu bize ders oldu, aynı arıza tekrarlarsa her şeyin berbat olacağını biliyorduk. Böyle bir sorunu tekrar yaşamamak için anten ve reji sistemini besleyecek ayrı bir kesintisiz güç kaynağına ihtiyacımız vardı. İHH’dan Ümit Sönmez ve İsmail Yılmaz Beyler hemen harekete geçti, geminin enerjisi kesilse bile bizim cihazları 90 dakika boyunca besleyecek UPS (Uninterruptible Power Supply) sistemini birkaç saat içerisinde satın alarak bizim gösterdiğimiz yere monte edilmesini sağladılar.

Biz bir problemi daha çözmüş olmanın sevinciyle rahat bir nefes aldık. Lakin, uçak biletlerimiz yandığı için geceyi yine gemide geçirdik.

Dinlenmeye fırsat bulduğumuz anlarda, gemi açık denizdeyken, İsrail bizim yayınlarımızı çökertmek isterse bunu hangi yöntemlerle yapabilir diye sürekli düşünmeye devam ediyorduk.

Bize göre İsrail, antene uzaktan ateş ederek devre dışı bırakabilirdi, GPS sinyallerimizi bozmak için çevrede elektromanyetik kirlilik oluşturabilirdi veya kullandığımız frekansın üzerine başka bir yayın basarak bizim yayınımızı bloke edebilirdi.

Anteni kolay sökülmesin diye çok sağlam şekilde monte etmiştik ama uzaktan ateş açılırsa onu korumak için yapabileceğimiz pek fazla bir şey yoktu. GPS sinyalimizin bozulması bizim yayını etkilemezdi. Çünkü anten uydu ile olan bağlantısını GPS üzerinden değil, manuel olarak GYRO üzerinden sağlıyordu. Geriye frekansın üzerine başka yayın basma seçeneği kalıyordu ve buna bir çözüm geliştirmemiz lazımdı.

İşte, bizim en zayıf noktamız burasıydı.

YARIN: İSRAİL’İ YANILTAN YEDEK FREKANS



Yorum Ekle