15 Temmuz 2020, Çarşamba
Son Dakika

Mavi Marmara'nın öteki hikâyesi: Muhteşem uğurlama ve ilk hayal kırıklığı

 Sarayburnu’ndan muhteşem bir törenle uğurlanan Mavi Marmara, Ahırkapı açıklarına geldiğinde anten uyduyu kaybetmeye başladı. Yenikapı’dan deniz taksi kiralayıp problemi çözmek üzere gemiye çıktık. Uzun uğraşlar sonunda antenin GPS sisteminin etraftaki gemilerin telsiz frekanslarından etkilendiğini belirledik. Bu durum çok ciddi bir güvenlik açığı olduğu için sistemi tamamen değiştirmeye karar verdik.
28.05.2020 16.43.04

DURSUN EKER

Bizim hazırlıklarımızın bitmesinden 1 gün sonra, 22 Mayıs 2010 Cumartesi günü gemi Sarayburnu’ndan muhteşem bir törenle Antalya’ya doğru yola çıktı.

Dursun Eker, daha sonra başına geleceklerden habersiz
bir şekilde uğurlama törenini Mavi Marmara’nın güvertesinden izledi.

İlk başlarda her şey yolunda gitti, gemideki yayın sistemi sorunsuz çalıştı. Fakat Mavi Marmara, gemi trafiğinin yoğun olduğu Ahırkapı açıklarına geldiğinde anten uyduyu kaybetmeye ve görüntülerde kırılmalar meydana gelmeye başladı. Her şeyi doğru yaptığımızdan emindik, bu probleme ilk başlarda bir anlam veremedik ama hızlı düşünüp hemen bir çözüm üretmemiz gerektiğini biliyorduk.

Gemi Ahırkapı açıklarında Marmara Denizi’ne doğru yavaşça ilerlerken mühendis arkadaşım Rızkı Tekay Bey’le birlikle Yenikapı’dan hemen bir deniz taksi kiralamak suretiyle sorunu çözmek üzere Mavi Marmara Gemisi’ne çıktık. Defalarca sistemi kapatıp açtık, yaptığımız her şeyi tekrar tekrar kontrol ettik ama antendeki sapmaya neyin sebep olduğunu anlayamadık.

Zaman çok hızlı geçiyordu. Bu sırada gemi artık Marmara Denizi’ne girmiş ve Çanakkale Boğazı’na doğru yola koyulmuştu. Derken 23 Mayıs Pazar günü sabah saatlerinde sistem düzeldi, biz bu kendiliğinden düzelmeye de bir anlam veremediğimiz için araştırmaya devam ettik. Yaptığımız sayısız testler sonunda, antenin GPS sisteminin etraftaki gemilerin telsiz frekanslarından etkilendiğini, yani bir çeşit elektromanyetik kirliliğin bu sapmaya sebep olduğunu belirledik. Kısacası Ahırkapı’daki gemi yoğunluğu bizim GPS sinyalini bozmuştu.

Bu durum çok ciddi bir güvenlik açığıydı. Anten bu sebeple devre dışı kalırsa, Gazze açıklarında İsrail donanması ortaya çıktığında yayının komple kesileceği gerçeğiyle yüz yüze kaldık. Mühendis Rızkı Tekay Bey ile birlikte bu sorunu nasıl çözebileceğimiz konusuna epeyce kafa yorduktan sonra, antenin bulunduğu konumu GPS ile değil geminin GYRO’sundan (Gyroscope) manuel alması gerektiğine karar verdik. Yani kaptan, geminin dümenini kırdığında anten bu veriyi alıp konumunu hesaplayacak ve uydu yönünden sapmayacaktı.

İyi ama bu nasıl olacaktı? Geminin GYRO’su 1984 modeldi ve mekanik olarak çalışıyordu, hâlbuki bize dijital veri lazımdı. GYRO’nun yazılım kodlarına ulaşabilmek için kaptan köşkünü didik didik aradık ve çekmecelerden birinde kullanım kitapçığını bulduk. Bu kitapçık bizim için hayati önemdeydi, hemen İngilizce’den tercüme etmeye başladık. Bu sırada Mavi Marmara Gemisi, Çanakkale Şehitler Abidesi’ni selamlıyordu.

İyi haber mi, kötü haber mi?

Mühendis Rızkı Tekay Bey uzun bir incelemeden sonra arkasına yaslanıp 1 sigara yaktı, ‘’Abi sana bir iyi, bir de kötü haberim var, önce hangisini söylememi istersin?’’ diye sordu.

‘’Önce kötüyü söyle, alıştım artık.’’ dedim.

‘’GYRO’nun görev bilgisayarı yazılım kodu şu anda kullanılmayan çok değişik bir kodlama sistemi.” dedi ve sözlerine ‘’Fakat ben üniversitede bitirme tezimi bu kodlamayla yazmıştım, yani bu işi çözerim inşallah.’’ diye devam etti.

Hemen kalkıp Rızkı Bey’i kucakladım, ‘’O hâlde haydi Bismillah, bu işi çözelim, sabaha kadar vaktimiz var.’’ dedim.

Bizi uzaktan izleyen Ümit Sönmez Bey yanımıza gelip, ‘’Hayırdır, neler oluyor?’’ diye sordu.

Kendisine durumu kısaca özetledik;

‘’Antenimiz uyduyu GPS sinyalleriyle buluyor ama etrafta başla gemiler olunca bu GPS etkileniyor ve anten uyduyla bağlantısını kaybediyor. O sebeple, biz anteni GPS’den çıkarıp geminin GYRO sistemine bağlayacağız, gemi ne yana dönerse dönsün, anten bulunduğu yeri otomatik olarak hesaplayıp uyduyu bırakmayacak. Bu aradaki bağlantı da eski usul kabloyla olacak, yani sistem manuel çalışacak. Böylece, İsrail gemileri herhangi bir engelleme yapmak üzere etrafımızda belirdiğinde, gemiden yapılan canlı yayınımız kesilmeyecek inşallah.’’

Buna çok sevinen Ümit Sönmez Bey, ‘’Peki neye ihtiyacınız var?’’ diye sorunca, Rızkı Bey hemen atıldı, ‘’Bol sigara ve bol kahveye ihtiyacımız var. Sabaha kadar çalışacağız…’’

Biz o gece sabaha kadar çalıştık. Rızkı Bey, GYRO’dan çıkan mekanik veriyi dijital veriye dönüştürecek kısa bir program yazdı. Sonra da bu veriyi işleyebileceği devreler üretti. Tabii bu devreler için bazı cihazları parçalayıp içlerindeki kartları almak zorunda kaldık. Sonunda hedefimize ulaştık, sistem çalışmaya başladı. Fakat masanın üzerinde bir sürü devre ve karma karışık kablolar vardı. Bunları uygun bir plastik kabın içine koymamız gerekiyordu. Aklıma akşam yemeğinde yoğurt yediğimiz geldi. Hemen mutfağa koşup oradan 2 tane boş yoğurt kabı aldım ve Rızkı Bey’in ürettiği devreleri bu yoğurt kaplarının içine düzgünce yerleştirip kapağını kapattım.

İsterseniz işin bu kısmında yapılan çalışmanın teknik detaylarını Mühendis Rızkı Tekay Bey’in kaleminden okuyalım:

‘’Mavi Marmara, yön bulabilmek için kullanılan GPS destekli seyir sisteminin yanında o günlerde çok az rastlanan eski tip mekanik bir GYRO’ya sahipti. Bu GYRO birçok olumsuzluklarına rağmen elektromanyetik bozucu sinyallerden etkilenme ihtimali yok denecek kadar az bir cihazdı. Üzerinde kuzeyi gösteren mekanik göstergesi ve analog olarak bilgi paylaştığı 3 adet Repeater adı verilen dijital göstergesi vardı. Bunlardan biri seyir bilgisayarının yanında bir masada, diğer ikisi dümenin sağ ve sol üst kısımlarında tavanda asılıydı.

Repeater’ların haberleşme özelliklerini kullanmak suretiyle yön bilgisini almaya çalışarak devam etmeye karar verdik. Masa üzerindeki Repeater’ın görünümünden diğerlerine göre yeni model olduğu anlaşılıyordu. Bu cihazı kullanmak mantıklı geldi. Cihazın arkasındaki portlar bunlarla dijital olarak nasıl haberleşileceği konusunda bir fikir vermiyordu. İçini açıp kullanılan arayüz entegrelerini inceledik ve aynı zamanda çalıştırıp çıkışa sinyal verdiğini multimetre ile gözlemledik. Cihazla bilgisayar bağlantısını yaptık ve sistemi çalıştırdık. Bilgisayar tarafında akan veriyi almak için bir terminal programı kullandık. Gelen veriler haberleşme hızı uyumsuzluğundan dolayı anlamsız görünüyordu. Yaklaşık 15 dakikalık bir taramadan sonra haberleşme hızıyla diğer parametreleri tespit ettik ve anlamlı veriler gelmeye başladı.

Bu şekilde devam edebileceğimize kanaat getirdik. Sistem odasıyla kaptan köşkünde bulunan Repeater arasında haberleşmeyi sağlayacak bir kabloya ihtiyaç vardı. Yaklaşık 100 metre kablo kullanılacak ve oldukça karmaşık yerlerden geçirilecekti. Dursun Bey ve ekibi kabloyu çekerken ben de işe geri döndüm.

Haberleşme protokolü denizcilikte kullanılan bilindik bir standarttaydı ve istediğimiz yön bilgisini içeriyordu; fakat yine de anten sistemine direk bağlanabilecek özellikte değildi. Bunun için yanımda getirdiğim devreler üzerinde çalışarak bir donanım elde ettim. Gömülü yazılımını yaparak Repeater’dan aldığım veriyi anten sisteminin istediği formata çevirdim. Gömülü yazılım sadece bu işle ilgilendiğinden çok küçük bir zaman gecikmesiyle antene yön bilgisi sağlanmış oldu. Ben bu işleri yaparken kablo çekme işi tamamlandı.

Böylece kabloyu kullanarak yön bilgisini anten sistemine ulaştırmış olduk. Yazılımın hatalarını giderip sorunsuz çalıştığını gördükten sonra ‘iş tamamlandı’ deyip ortalığı toparlamadan önce bir süre teste bıraktık. Yaklaşık 3 saat sonra artık sistemin stabil olduğunu düşünüp toparlanmaya başladık. Henüz sabah olmamıştı ve bu sırada sistem odasında bulunuyorduk. Yukarıdan yani kaptan köşkünden haber geldi, buradaki cihaz yanıyor diye... Cihazı açıp inceledik fakat mevcut imkânlarla tamir etmek mümkün görünmüyordu. Besleme katında ciddi tahribat vardı ve çok fazla sayıda gerilim çıkışı veren özel bir yapıydı. Bu sebeple dışarıdan beslemek de mümkün olamazdı. Arıza muhtemelen geminin elektrik sistemindeki bir gerilim dalgalanmasından kaynaklanıyordu. Dümende bulunan Repeater’ı da o alana müdahale edemeyeceğimizden kullanmak mümkün olmadı.

En başta eski görünümünden dolayı kullanmak istemediğimiz Repeater’ı kullanmak zorunda kaldık. Normalde haberleşme için kullanılan port dış dünya ile haberleşmek için değil, sistemde kullanılan diğer Repeater’lara veri göndermek için olduğu anlaşılıyordu. Repeater’lar haricinde herhangi bir sistemle direk bağlanabilecek ve anlaşabilecek bir protokol değildi. İşlemci kapasitelerinin ve haberleşme hızlarının çok düşük olduğu dönemlerde kullanılan bir protokoldü. Benzeri sistemlerle daha önce çalışmıştım. Yanımda getirdiğim kartlardan belirli kısımları kesip daha önce kullandığım mikro denetleyici bulunan karta lehimleyerek ekledim. Fiziksel olarak bağlantıyı kurmuş oldum. Ufak bir test programı yazarak veri akışı olduğunu gözlemledim. Şimdi sıra bu verinin içerdiği değerleri almaya gelmişti. Bunun için kullanma kılavuzundaki protokol detaylarına uygun olarak bir fonksiyon yazdım. Test için yazdığım programı geliştirerek veriyi doğru alabilecek hâle getirdim. Sonra bu veriyi daha önce yazdığım fonksiyondan geçirerek anten sisteminin anlayacağı formata çevirdim ve gönderdim. Anten veriyi aldı ve uyduyu sağlıklı bir şekilde takip etmeye başladı.

Bir süre test maksatlı takip ettik. Çok nadiren yanlış veri geldiğini gördük. Antenin çalışmasını etkilemiyordu fakat uzun süre test etmeden iş bitti denemezdi. Verideki sapmaların sebebini araştırdık ve kaptan köşkünde bulunan Repeater’dan sistem odasına kadar gelen kablonun uzunluğundan ve geçtiği yerlerdeki elektromanyetik gürültüden kaynaklı olabileceğini düşündük. Kabloyu kısaltma şansımız veya daha uygun bir yerden yeniden çekme ihtimalimiz yoktu. Bu yüzden yazılımla çözmeye karar verdik. Normal değer dışında gözlenen yanlış veriyi tespit eden bir fonksiyon yazdım. Çok nadir oluşan bu hatalı verinin anten sistemine iletilmesini bu şekilde engelledik. 3-4 saat süreyle gözleyerek yaptığımız test sonucunda sistemin sorunsuz çalıştığından emin olduk. ‘’

 

Yarın: Yayın testleri Ege denizinde



Yorum Ekle