03 Haziran 2020, Çarşamba
Son Dakika

Osmaniye'nin renkli mizah kültürü

Türk toplumunun zengin bir mizah kültürü vardır. Çukurova Bölgesi’nde de mizah denince akla Gavurdağı ve Osmaniye gelir. Araştırmacı Yazar Yusuf Delikoca ile Osmaniye’nin kendine has kültürel zenginliğini ve hayata karşı yaklaşımını esprili yönleriyle ele alan ‘Gavur Dağı Ve Osmaniye Yöresinin Mizah Kültürü’ adlı kitabını konuştuk.
26.02.2020 17.27.05

MERVE NUR GÜLER

Hayatın neşeli tarafı olan mizah şiirde hiciv, çizgide karikatür, tiyatroda komedi ile karşımıza çıkar. Türk toplumunda mizahın doğup büyüdüğü yer Anadolu'dur. Çukurova'da mizah denince ise akla Gavurdağı ve Osmaniye gelir. Araştırmacı Yazar Yusuf Delikoca ile Osmaniye’nin kendine has kültürel zenginliğini ve hayata karşı yaklaşımını esprili yönleriyle ele alan ‘Gavur Dağı Ve Osmaniye Yöresinin Mizah Kültürü’ adlı kitabını konuştuk. Osmaniye Vakfı Kültür Yayınları'ndan çıkan kitap Osmaniye'nin 1930-1980’li yıllarına ışık tutuyor. Kitapta o dönemde yaşayan esnafların, doktorların; o yöredeki aşıkların, şairlerin, yazarların ve devlet adamlarının mizah üzerine başından geçen hikayeleri anlatıyor. Bununla birlikte Osmaniye’nin meşhur Karatepeli Yöresinin fıkraları ve Adana bölgesinin abdal kültürüne yer veriliyor. Kitabı yazarken gazete ve dergi arşivlerini inceleyip, o dönemin hikayelerini hatırlayan kişilere ulaştıklarını söyleyen Araştırmacı Yazar Yusuf Delikoca, oldukça titiz bir çalışma yürüttüklerini belirtti. Delikoca, kitabın yazılmasında Türkiye’nin en önemli liderlerinden olan MHP Lideri Dr. Devlet Bahçeli’nin önemli katkıları olduğunu söyledi. Delikoca, kitabı yayınlayarak Türkiye’nin her yerindeki Osmaniyelilere, Dede Korkut Üniversitesi, Gazeteciler Cemiyeti ve derneklere ulaştırmasında katkı sunan Sarıçam Belediye Başkanı Bilal Uludağ’a ve Osmaniye Vakfı Kültür Yayınları'na da teşekkür etti.

Sarıçam Belediye Başkanı Bilal Uludağ - Araştırmacı Yazar Yusuf Delikoca

Osmaniye’deki mizah kültüründen bahseder misiniz?

Türk toplumunda mizahın yeri Anadolu’da doğup büyüyerek Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde varlığını sürdürüp günümüze kadar gelmiştir. Mizah kültürünü Çukurova özelinde konuşacak olursak mizahın Çukurova’daki karşılığı Gavurdağı ve Osmaniye tarihi olmuştur. Gavurdağı ve Osmaniye’yi yurt edinen Yörük ve Türkmenler farklı etnik kültürlerle etkileşimlerini kendi gelenekleri ve adetleriyle harmanlamıştır. Böylelikle kendine özgü ve farklı bir Çukurovalı tipi ortaya çıkmıştır. Çukurova’da Osmanlı’dan Cumhuriyet’e mizahın yolculuğu Sururi’den Hayret Efendi’ye, Adanalı Ziya’dan Remzi Ali Efendi’ye uzanır. Oradan da Muzaffer İzgü, Demirtaş Ceyhun, Ferit Celal Güven ve daha nicelerine rehberlik eder. Adana’da Keloğlan ve Karatepeli gazeteleri sadece mizaha öykünürken, bölgede çıkan tüm yerel gazetelerin de mizaha yer vermesi bu kültüre verilen önemi ortaya koyar. Karatepeli fıkraları Çukurova’nın başka türlü bir Nasrettin hocası diye nitelenir. Mizahi yönlerini güçlü kılansa zekaları ve kendi kendileriyle alay etmeleridir. Çukurova kendine has renkliliği ve zenginliğiyle hala kültür, sanat ve edebiyatımızın önde gelen bölgelerindendir.

‘Gavur Dağı Ve Osmaniye Yöresinin Mizah Kültürü’ kitabı nasıl ortaya çıktı?

Daha önce Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin bizzat talimatı ve katkılarıyla ‘Adana Mavraları’ kitabını hazırlamıştık. Sayın Genel Başkanımız’dan zaman zaman Gavurdağları’nda yaşamış Yörük Türkmenleri’nin başından geçen olayları ve Osmaniye’nin mizahi yönünü anlatan hikayeleri dinlemişizdir. Çocukluk ve gençlik yıllarının Gavurdağı, Osmaniye ve Adana’da geçmesinden dolayı hafızasında o yıllardan bir çok hatırası bulunan Sayın Genel Başkanımız’ın Osmaniye ve Gavurdağları’na ait hikayelerini derleyip kitaplaştırmak, bizim için bir görev haline gelmişti. Bu hatıraları dinlerken o zamanlara duyulan özlemi de hissediyorsunuz. Dolayısıyla bu zengin kültürü gelecek kuşaklara aktarmak ve unutulmasını önlemek için güzel bir çalışma oldu.

Kitabı hazırlarken yaralandığınız kaynaklar ve yürüttüğünüz çalışmalardan bahseder misiniz?

Kitabımızı geçtiğimiz Ocak ayında yayımladık. Kitap 1900’lü yılların başından 1980’li yıllara kadar Gavurdağı, Osmaniye ve Kadirli Yöresi’nin mizah kültüründen bahsediyor. Kitabımızı oluştururken kıymetli yazarımız aynı zamanda Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanı Ahmet Karataş Bey ile ilk olarak arşiv çalışmasına başladık. Osmaniye’de yayınlanmış tüm kitapları toparladıktan sonra Milli Kütüphane arşivinde bulunan Osmaniye’de 1940’lı yıllardan1985 yılına kadar yayınlanmış olan Yediocak ve Osmaniye Postası gazetelerinin; Ufuk, Nur, Kovan, Toprak ve diğer kültürel dergilerin arşivine ulaştık. Osmaniye’nin en eski fotoğrafçısı Hakkı Coral gibi arşivi bulunan kıymetli büyüklerimizin desteği ile Osmaniye’nin eski fotoğraflarını da kitabımıza alarak çalışmamızı tamamlamış olduk. Haruniye, Bahçe, Hasanbeyli, Düziçi’nden Andırın’a ve Osmaniye’de saha çalışmasıyla değerli şahsiyetleri ziyaret ederek hafızalarında kalan mizahi yönü kuvvetli hikayelere kitabımızda yer verdik. Çalışmalarımızın sonucunda, yaklaşık 80 yıl öncesine uzanan mizah hikayelerini yaşatmak için ‘Osmaniye ve Gavurdağı Yöresi Mizah Kültürü’ kitabımızı yayınlayarak şehrimize katkı sağlayacak güzel bir eser sunduğumuzu düşünüyoruz.

Kitaptan Osmaniye’deki zengin mizah kültürünü yansıtan hikayelere örnekler verir misiniz?

Osmaniye’de mizah denilince akla ilk ‘Bin emmioğlu in emmioğlu’ hikayesi gelir. Biz de kitabımıza Java marka motorun şoförünün tez canlılığını oldukça gülünç olarak aktaran bu hikaye ile başladık. Osmaniye’de taksiler ve dolmuşlar köylere çıkmaz iken, köylüler Çınarlı kahvenin önünde duran dönemin Jawa motor sahiplerine üç beş kuruş verip giderlermiş. Hızlı motor kullanan, meşhur adamlardan birinin cebine köylü Hasan Ağa, az para sıkıştırıp söylemiş;

-Yeğenim, beni köye kadar atıver.

Hızlı motorcu, parayı da cepte görünce, elindeki çayını hızlıca yudumlamış hemen seslenmiş;

-Bin emmioğlu.

Motoru öyle bir sürmüş ki, az bir zamanda köye varmış, adama seslenmiş;

-İn emmioğlu.

Öyle demiş ama bakmış ki arkasında kimse yok, inen de yok, ‘adamcağız yolda düştü mü acaba’ diyerek telaşlı telaşlı aynı yoldan geri dönmüş. Yolda düşen kalkan yok. Çınarlı kahveye dönmüş, bir de bakmış ki adamın filesi elinde öylece bekliyor. Acele edip hızlıca gidip geleyim diye adam arkasına binmeden basmış gaza. Köylü Hasan Ağa’ya kusura bakma diyerek hemen bir daha seslenmiş;

-Bin emmioğlu.

Hızlı motorcunun lakabı ondan sonra bu kalmış;

‘Bin emmioğlu, in emmioğlu.’

Dışarda zırlayan içeride dırlayan

Köy kahvesinde siyasi konuşmasını yapmaya çalışan mebus adayı, kahve içerisindeki insanların kendisini dinlemeyip, aralarında konuşmasından bayağı rahatsız olmuş. Bu sırada bir de dışardan eşek anırmış. Bu sefer dayanamamış, ağzına geleni söylemiş;

-Efendiler buraya bakın, lütfen sırayla konuşalım, dışarda zırlayan ile içerde dırlayanı fark edemiyoruz.

Ben inek miyim oğlum?

Halik Kuru’nun duyduğuna göre Osmaniyeli Hamdi Lokur’un askerliği Aydın’a çıkmış. Çarşı pazarı gezmiş. Aydın’ı bilen birini zar zor bulmuş. Adam, Aydın’da askerlik yapmış biriymiş. Adama güzel bir çay söylemiş sonra da sormuş;

-Şu Aydın’ı anlat bakalım! Nasıl bir yer gardaş.

-Aydın, çok güzel, yemyeşil vallahi.

Hamdi, birkaç kez daha sormuş, adam devam ediyormuş;

-Bol çayır otlak var, zeytin ağaçları var, yemyeşil vallahi.

Adam yeşil deyip duruyormuş. Ne askerlikten ne kışladan bahsediyormuş. Hamdi, sinirlenmiş bağırmış;

-Ulan oğlum! Kalk gir şuradan. Yeşil yeşil deyip duruyorsun. Ben inek miyim ulan. Otlamaya mı gideceğim oraya.

Vırt zırt!

Yörüğe sormuşlar:

-Siz hangi sülaledensiniz?

-Çalı oğlu sülalesinden cirpintil oğlu murt, demiş.

-Nerelere gonar göçersiniz?

-Bel ile bayıra, demiş.

-Ne yer, ne içersiniz?

-Çökeleğinen murt!

-Birbirinizle ne söyleşir, ne konuşursunuz?

-Vırtınan zırt, demiş.

Bu evin ahırı nerde oğlum

Çukurova’nın pamuk ağlarından birinin oğlu Ankara’da üniversite okumaya gelmiş. Babası ve annesiyle birlikte kayıtlarını yaptırmışlar. ‘Ağa çocuğu yurtta kalmaz’ demiş babası. Hemen ev bakmışlar. Lüks bir semtte müstakil, iki katlı, bahçeli bir kiralık ev bulmuşlar. Görevli bunları gezdirmiş, annesi evi çok beğenmiş;

-Bey bu ev çok güzelmiş, biz de gelir kalırız, tutalım bu evi.

Ağa görevliye aylık kirasını sormuş. Görevli de bakmış evi tutacaklar, fiyatı biraz daha arttırarak söylemiş;

-Size uygun bir fiyat vereceğim üç bin lira olur.

Ağa bu fiyatı fazla bulmuş, kaşlarını çatıp bir soru daha sormuş;

-Kardeşim evin güzelmiş de bu evin ahırı nerde?

Görevli şaşkın bakışlarla sormuş;

-Ağam bu evde ahır mı olur?

Ağa da hemen cevabı yapıştırmış;

-Ahırı yok da, bu kadar parayı verecek öküz nerde kalacak.

Kitapta Milliyetçi Hareket Partisi’nin kıymetli Genel Başkanı Devlet Bahçeli Bey’in de anlattığı hikayeler bulunuyor. Kendisinden dinlediğimiz birkaç hikayeyi de aktarayım. İlk hikâyemiz bir tas bulgurla ayranı olan, eve birde misafir gelince, ne yapacağını bilemeyen Gavurdağlı’nın hikayesi. Bu hikayeler Ramazan ayının bittiğini duyup, orucun gelip geçtiğine sevinip ‘köyünüzün kıymetini bilin’ hikayesiyle devam etti.

Bir tas ayran bir tas bulgur

Hasanbeyli’nin garibanlarından Himmet, akşam vakti olmasına az bir zaman kalmış. Karı koca iki çocuk oturuyorlar. Evinde de yiyecek içecek bir şey kalmamış, bir tas ayran ile bir tas bulgur varmış. Hanımına seslenmiş;

-Hatun! Eyi bakalım. Bugün de bir tas ayranımız var. Bulguru ocağa koy kaynasın. Ayranı dök içine içelim buz gibi.

Himmet bunları dedikten kısa bir süre sonra bir hışmı gelmiş kapıya. İçeri almışlar. Akşam vakti güneş batmaya yakın. Üç beş laf etmişler, adamın kalkası yok. Misafir kalsa bir tas ayran var, o da kimseye yetmez. Hanımına seslenmiş;

-Hanım, çocukları yanına al da misafirlerimizle bostana bir bakın. Ne var, ne yok, nardan incirden, domatesten yesin biraz. Ben de bir abdest alayım.

Himmet, içinden ‘hısımı bir şeyler yer gider artık’ demiş. Namazı kılmış, az sonra adam gelip yine oturmuş. Artık vakitte geç oluyor. Hanımına sofrayı kurdurmuş. İçinden ‘oturmaz ama yine de davet edeyim’ diyerek, misafiri de buyur etmiş. Adam sofraya gelmiş, kurulmuş. Ortaya da bir tas bulgurlu ayran konulmuş, beşte kaşık var. Himmet’in canı sıkılmış bayağı, eğilip hanıma kızmış;

--Bostandan adamı aç getirmişsin, biraz daha dağlasaydın ya. (Kaynak: Devlet Bahçeli)

Köyünüzün kıymetini bilin

Haruniye’nin Yeşildere köyünde yaşayan adamcağız, şehir merkezine gelmiş. Bakmış ki caminin önü bayağı kalabalık. Herkes birbirinin eline sarılıp, kucaklaşıyor. Birinin kolundan tutmuş, hemen sormuş;

-Hemşerim! Ne bu vaziyet, hayrola? Sabahın köründe bu kalabalık ne böyle?

-Senin haberin yok mu şeyden?

-Neyden haberim yok mu?

-Ramazan ayı bitti, oyuz gün oruç tuttuk, şimdi de bayram edecik.

Adam ‘Allah Allah’ diyerek şaşkın şaşkın bakıp geri dönmüş, alış verişini yapıp köyüne varmış. Köylüleri toplayıp, bağırıyormuş;

-Ağam şu Yeşildere’nizin kıymetini iyi bilin! Elin adamı oruç tutmuş da bayram ediyor. Bizim köye uğramadı bile. (Kaynak: Devlet Bahçeli)

Kozanlı Kadirli minder hikayesi

Osmanlı zamanı Kozanlı, Kadirlili ve bir Ceyhanlı kaçak bir iş yüzünden yüz kırbaç cezaya çarptırılmış. İlk Ceyhanlı gelmiş. Asker ‘bir isteğin var mı’ demiş. Ceyhanlı, ‘sırtıma bir minder bağlayın, öyle vurun kırbacı’ demiş. Otuz yada kırk kırbaç olmamış, minder parçalanmış, Ceyhanlı yüz kırbaç bitene kadar perişan olmuş. Sıra Kozanlı’ya gelmiş. O da ‘benim sırtıma iki minder bağlayın’ demiş. Kırk elli derken minder parçalanmış, Kozanlı perişan olmuş. En son Kadirlili gelmiş. Ona da ‘bir iteğin var mı’ diye sorulunca hemen isteğini söylemiş;

-Ben minder falan istemem ağalar. Benim sırtıma Kozanlıyı bağlayın. (Kaynak: Devlet Bahçeli)

Bozuk para

Osmaniye’nin soğuk yemekçileri 1950’li yılarda meşhurmuş. Toprak damlı dükkanlarda köylüsü, garibanı, işçisi ellerinde bozuk paralar sıraya geçermiş. Kış aylarında pekmez, tahin, helva, yoğurt ile ekmek, yaz aylarında ise karpuz ekmek yerlermiş. Akşama kadar dükkanda bir kutu bozuk para olurmuş.

Gece olunca soğuk yemekçi dayanamaz, bara pavyona gidermiş. Sanatçılar tam çıktığı sırada sahneye patır kütür bozuk paralar düşermiş. Bizim soğuk yemekçi kağıt para bulamadığından bozuk paraları atarmış. Sahnedekiler paralar kafalarına düşmesin diye bir sağa bir sol yaparmış. (Kaynak: Devlet Bahçeli)

Osmaniye’de bu kültürün oluşmasına vesile olan ve aynı zamanda aktarımını sağlayan ünlü mizansen kişiliklere örnek verir misiniz?

Nasrettin Hoca gibi ünleri yayılmasa da Osmaniye’nin de mizahı ve mizahçıları vardır. Mizahçı insanlar toplum içerisinde; Mukallit, dalgacı, şakacı, hazır cevap, mavracı, palavracı diye anılır. Osmaniye’de en meşhur Mukallit herhalde halk arasında Birhoş Onbaşı diye anılan merhum Mustafa Gökfidan’dır. Merhum Asım Erkoçak, aptal ağzı ile taklit yapanlardandır. Şaka mı dalga mı söylediği çoğu zaman anlaşılamayan Dalgacı Mustafa emmi vardır. Merhum öğretmen Salih Sefa Yazar ve merhum Zor Ali Emmi hazır cevaplığıyla bilinir. Mavra anlatanlar içinde Bekir Bindebir ismi önemlidir. Palavracıların en ünlüleri avcılardır. Deli Hacı Musa Emmi bunlardandır.



Yorum Ekle