30 Mayıs 2020, Cumartesi
Son Dakika

Osmanlı saray hayatının bilinmeyenleri

​​​​​​​Tarihçi - Yazar Dr. İbrahim Pazan’ın ‘’Bir Muallimenin Gözünden Sultan Reşad Sarayı’’ isimli kitabı, saray hayatını mercek altına alıyor. Hatıratı okuduğunuzda sarayda hiç de öyle bazı tarih kitaplarında veya romanlarda anlatıldığı gibi şaşaalı bir hayat olmadığı ortaya çıkıyor.
18.05.2020 15.49.27

DURSUN EKER

Tarihçi-Yazar Dr. İbrahim Pazan’ın “Bir Muallimenin Gözünden Sultan Reşad Sarayı” ismini taşıyan kitabı, her zaman merak konusu olan son dönem Osmanlı sarayı ve saray hayatına ışık tutuyor.

“Padişah Anneleri-Eserleriyle Valide Sultanlar” kitabının da yazarı olan Dr. Pazan, bu kıymetli hatıratı yayına hazırlarken eserde anlatılan olaylar ve adı geçen kişilerle ilgili ayrıntılı açıklamaları ilave etmiş ve bol resim kullanmış. Eser, Babıali Kültür Yayıncılığı’ndan çıkmış.

Şimdi gelin Dr. İbrahim Pazan’dan bu eseriyle ilgili bilgiler alalım ve Osmanlı saray hayatının bilinmeyen yönlerini öğrenmeye çalışalım.

D. Eker: Efendim bu kitabı hazırlarken esas amacınız neydi?

Dr. Pazan: Bu kitabın yayınlanmasındaki amacım okuyucunun, 623 yıl devam ederek dünya tarihinde inkâr edilemeyecek önemli izler bırakmış olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetim merkezi olan sarayı ve saray hayatı ile ilgili doğru bilgiler elde etmeleri ve hayallerinde orayı canlandırabilmeleriydi.

D. Eker: Kitabı hazırlarken nasıl bir yol izlediniz?

Dr. Pazan: Kitap iki bölümden meydana geliyor. İlk bölümünü, sarayda Sultan Reşad’ın torunlarına muallimelik yapan merhume Safiye Ünüvar Hanımefendi’nin 1962’de tamamlayarak 1964 yılında yayınladığı ‘Saray Hatıralarım’ kitabının gözden geçirilerek gerekli düzeltmeler yapılmış ve çok sayıda dipnot ve resimlerle ile zenginleştirilmiş bir versiyonu teşkil ediyor. Hatıratın devamında benim kaleme aldığım ayrıntılı bir ‘İlaveler’ bölümü mevcut. Bu bölümde, hatıratta vuku bulan olaylar ve adı geçen bütün Osmanlı Hanedanı mensuplarının hayatını, bugün hayatta olan çocukları ve torunları ile nerede yaşadıkları geniş olarak anlattım. Çok sayıda resim ilave ettim. Neredeyse birinci bölümdeki hatıratın hacmi kadar ayrı bir bölüm meydana geldi.

Sultan Mehmed Reşad Han

Esrarengiz bir dünya

D. Eker: Bugünün insanının aklına saray denince Harem geliyor. Harem’i biraz anlatır mısınız?

Dr. Pazan: Osmanlı Devlet’inde padişahın, eşleri, çocukları, gelinleri ve bunların hizmetlerini gören çok sayıda cariye ile beraber yaşadığı saray bölümüne Harem-i Hümâyûn denir. Harem’e, orada yaşayan şehzadeler yani padişah çocuk ve torunlarının dışında hiçbir erkek adım atamaz. Bunun tek istisnası hadım Harem ağalarıdır. Onlar da daha çok Harem’in dış dünya ile olan işlerine bakarlardı. Sarayda görevli cariyelerin idaresi ise Hazinedar Usta denilen yaşlı cariyelerde idi. Bunların başı olan Baş Hazinedar Usta, külliyetli miktarda maaşı olan, rütbeli ve sarayda hatırı sayılan önemli bir şahsiyetti. Ancak halk, sarayda böyle mühim bir kadının varlığından bile haberdar değildi. Bugün dahi bu hazinedar ustaların çoğunun adını bilmiyoruz. Asırlar boyunca Harem’de görevlerini yapmışlar ve bu dünyadan sessiz sedasız göçmüşlerdir.

Harem’e girmek, orada gözlem yapmak, yaşananlara şahit olmak ve dışarı çıkıp bunları hikâye etmek, saray dışından Müslüman kişiler için bile mümkün değildi. Nerede kaldı ki ecnebiler için mümkün olsun. Sadece son devirlerde bazı ecnebi doktorların bizzat padişahın nezaretinde, hasta olan kadınefendileri muayene etmek üzere çok kısa süreliğine Harem’e girdiğini biliyoruz. Onlar da muayene ettikleri kadınefendi dışında kimseyi görememişler, hatta padişahın yanında ayakları titreyerek geçtikleri çok sayıda kapı ve koridorun ardından nereye gittiklerinin bile farkında olamamışlardır. Yerli ve yabancı yazarların romanlarında yazdıkları ve ressamların tablolarında aktardıklarının gerçeklerle ilgisi olmayıp büyük ölçüde kendi hayallerinin ürünüdür.

Saray hatıraları

D. Eker: Peki sırlarla dolu bu dünyayı gözlemleyip gerçeklere uygun olarak anlatan başka hatırat kitapları var mı?

Dr. Pazan: Biraz önce bahsettiğim gibi saray girmek öyle kolay olmayıp çok özel şartlara bağlıydı. Dolayısıyla da saray hayatı ile ilgili gerçek bilgileri aktaran hatırat sayısı çok azdır. Safiye Hanım’ın dışında yayınlanarak elimize ulaşmış diğer hatırat kitaplarından biri Şerefiye Leyla Açba Hanım’ın (ö. 1931) yazdığı ve 2004’te yayınlanan “Bir Çerkes Prensesinin Harem Hatıraları” isimli eseridir. Leyla Hanım’ın babası Mehmed Refik Bey Sultan II. Abdülhamid Han’ın mabeyn katiplerinden, teyzesi Hadice Rabia Peyveste Hanımefendi, Sultan II. Abdülhamid Han’ın hanımlarından ve Şehzade Abdürrahim Hayri Efendi’nin annesi idi. Kendisi 4 yaşında saraya girmiş, 1919-1924 arası Sultan Mehmed Vahîdeddin Han’ın ilk hanımı Emine Nazikeda Başkadınefendi’nin usta cariyesi olarak görev yapmıştı. Bir diğer hatırat kitabı Leyla Saz’ın (ö. 1936) 1921-22 yılları arasında Vakit gazetesinde “Harem-i Hümayun ve Sultan Sarayları” başlığı ile neşredilen hatıralarıdır. Leyla Hanım, Sultan Abdülmecid Han’ın kızlarından Münire Sultan’ın (ö. 1862) 7 yıl nedimeliğini yapmıştır. Sultan II. Abdülhamid Han’ın kızlarından Ayşe Sultan’ın (ö. 1960) “Babam Sultan Abdülhamid” ve Şadiye Sultan’ın (ö. 1977) “Hayatımın Acı ve Tatlı Günleri” de diğer önemli saray hatıralarıdır.

Saray dışından bir hatırat

D. Eker: Sizin kitabınızın birinci bölümünü teşkil eden Safiye Ünüvar Hanım’ın saray hatıralarının önemi nereden geliyor?

Dr. Pazan: Safiye Hanım’ın saray dışından bir kimsedir. Halktan bir kişi olarak saraya girmiş ve son derece değerli gözlemlerde bulunmuştur. Safiye Hanım 1914 yılında İstanbul Dârülmuallimatı’ndan yani Kız Öğretmen Okulundan mezun olmuştu. Sultan Reşad sarayında başimam olan İsmail Hakkı Efendi eniştesi idi. Eniştesinin aracılığıyla padişahın torunlarına öğretmen tayin edilerek 1915 Mayıs’ında saraya girdi. Sultan Reşad’ın vefatına kadar 3 sene Yıldız ve Dolmabahçe Saraylarında bizzat yaşadı. Daha sonra 1924’te Hanedan’ın sürgün edilmesine kadar Sultan Reşad’ın büyük oğlu Şehzade Mehmed Ziyaeddin Efendi’nin köşkünde görevine devam etti. Bu on yıl boyunca yaşadıklarını ve şahit olduklarını aktardığı hatıratı bu bakımdan çok değerlidir.

Safiye Hanım'ın talebelerinden Sultan Reşad'ın torunları
Dürriye ve Rukiye Sultanlar ile Şehzade Mehmed Nazım Efendi (1915) 

Safiye Hanım’ın yazdıklarından, okulundan yeni mezun olmuş genç bir muallime olarak çok iyi bir gözlemci olduğunu anlıyoruz. Genç yaşına rağmen ailesinden gördüğü terbiye ve okulundan aldığı eğitim sayesinde saray halkı ile çok iyi ilişkiler kurmuştur. Kendisine verilen görevi layıkıyla yapmak için çırpınması ve insanlara olumlu yaklaşımı sebebiyle kendini herkese sevdirmiştir. Padişahın ve diğer Hanedan mensuplarının takdirini ve itimadını kazanmıştır. Böylece sarayın her noktasına girebilmiş ve oradaki hayat ile ilgili en ayrıntılı bilgilere vakıf olabilmiştir. Ayrıca sarayla ilgili gözlemlerini, diğer saray mensubu hatırat sahiplerinin aksine halktan biri olarak kaleme almış olması, verdiği bilgilerin değerini bir kat daha artırmaktadır.

Hayriye ve Lütfiye Sultanlar (1920) 

Harem’i bütün ayrıntılarıyla yazmış

D. Eker: Bu hatırat kitabından sarayla ilgili neler öğreniyoruz?

Dr. Pazan: Safiye Hanım’ın hatıratından, padişah ile eşlerini, oğullarını, gelinlerini ve torunlarını hem şekil ve şemail olarak hem de tavır ve davranışları bakımından tanıma fırsatı buluyoruz. Ayrıca Harem’deki diğer görevlileri hem ismen hem de yaptıkları işler bakımından öğreniyoruz. Bütün bu kişilerin tahsil ve terbiye durumlarını, kabiliyetlerini, birbirleriyle olan ilişkilerine vakıf oluyoruz. Harem’de gerçekleştirilen toplantıları, giyilen kıyafetleri, yenilen yemekleri ve içilen kahveleri bütün adabı ve muaşereti ile gözümüzde canlandırabiliyoruz. Safiye Hanım, kandil gecelerinde alayları, bayramlardaki merasimleri ve bayramlaşmaları, padişahın bizzat katıldığı Hırka-i Şerif ziyaretlerini bütün ayrıntısıyla aktarmaktadır.

D. Eker: Peki Safiye Hanım’ın anlattıklarına göre saray hayatı gerçekten romanlarda anlatılanlara benziyor mu?

Dr. Pazan: Hatıratı okuduğunuzda sarayda hiç de öyle bazı tarih kitaplarında veya romanlarda anlatıldığı gibi şaşaalı bir hayatın olmadığını öğreniyoruz. Harem’de belki az sayıda Hanedan mensubu hanımın ve yüksek rütbeli cariyenin, konumları gereği pahalı elbise giymeleri ve kıymetli takılar takmalarının dışında öyle dudak uçuklatacak bir debdebe göremiyorsunuz.

Harem halkının, rütbesine ve konumuna göre birbirine resmî davrandığı, oturup kalkmanın, yiyip içmenin, giyinmenin, saray dışına gidiş gelişlerin velhasıl bütün hâl ve hareketlerin belli kurallar içinde yapıldığı, neredeyse bir devlet dairesi yaşantısının hüküm sürdüğü intibaını alıyorsunuz. Gürültü patırtı bir yana yüksek sesle konuşmanın bile hoş karşılanmadığı bir ortamdan söz ediyoruz. Zaten her devirde Osmanlı sarayının sadece Harem değil diğer bölümlerindeki ahlak ve terbiye, edep ve adap dalga dalga önce İstanbul halkına, oradan da bütün bir ülkeye sirayet edegelmiştir.



Yorum Ekle
HasaZenginoğlu
18.05.2020 23.45.02

Emrginizinkarsilıginı Rabbim bol bol ihsan eyesin Amin Çok guzel bir hizmet olmuş