01 Temmuz 2022, Cuma
Son Dakika

Prof.Turan; “Üniversitede, “hesap verebilir” yapıya acil ihtiyaç var.. (2)

22.06.2022

Sitemiz köşe yazarı Dr. Göktan Ay’ın, Prof. Dr. Selahattin Turan (Bursa Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü) ile yaptığı söyleşiye devam ediyoruz.

AY: YÖK Başkanımız değişti. Sevindik, İstanbul’dan kendisini tanıyoruz. Sizce, Başkan başarılı olabilir mi? Bu ortamda elinde sihirli değnek var mı?

TURAN: Türkiye’de yükseköğretim ve bilim üretme kültürü 12 Eylül darbesinden sonra bozuldu. O günden bugüne bir türlü düzelemedi. Türk yükseköğretiminde yeni bir yapı ve davranış, felsefe ve anlayışa ihtiyaç var. Türk üniversite düzeninde; “üretkenliği ve liyakati” esas alan, “hesap verebilir” yeni bir yapıya acil ihtiyacı var. Kısaca, yükseköğretim düzenimizin “bir sistem bütünlüğü içinde, bütün yönleriyle ele alınıp yeniden kurulması” gerekir. Akademik özgürlükleri, hesap verebilirliği, akademik kültürü ve bilim insanlarının desteklendiği, liyakati ve yetkinlik esaslı bir modele ihtiyaç var. Merhum Prof. Dr. A. Süheyl Ünver 1983 yılındaki bir sohbetinde; “Üniversitede ilim yok. Oku, oku anlat. Hiç kimse, kendisinden,  müstebatından söylemiyor.” Sanırım pek değişen bir şey yok. Fakat sayıları, 2 bin 3 bin de olsa, her şeye rağmen, çok iyi bilim insanlarımız da var. 

AY:  “Yeni kuşağı tenkit etme, eleştirme hakkımız yok, fakat düzeltme, rehberlik etme, rol model olma hakkımız var eğer kendimiz ‘düzgün’ isek” derken, sihirli kelime “düzgün isek”. Nasıl bir düzgünlükten bahsedilebilir?

TURAN: Toplumsal yozlaşma ve bozulma “yetişkinlerden” başlar, çocuklardan değil. Çocuklar, esas itibariyle, yetişkinleri örnek, rol model alır. Eğer biz çok çalışırsak, onlarda çok çalışır. Eğer biz insan kayırmazsak onlarda kayırmaz, eğer biz çalıp çırpmasak onlarda yetişkin olduklarında çalıp çırpmaz. Her toplumsal sorunu gidermek için, okullara veya fakültelere ders koymak, işi basite almak; sorunun aslına, özüne, eskilerin deyimiyle, künhüne varmamaktır. Düzgün olmak, her daim insan kalabilmektir. 

AY: Siyasilerin söylemleri nedeniyle, bazı konularda toplum geriliyor, ötekileştiriliyor, sonra da “82 milyonun oyuna talibiz. Biz bir ve beraberiz” deniyor. Bu doğru bir yol mu?

TURAN: Eğitimin en önemli işlevi kişiyi insan kılmaktır. İnsan kılmak, eskilerin olgun insan dedikleri, başkalarını düşünmek, hoşgörülü olmak ve farklığının bir erdem olduğuna inanmakla ilgilidir. Siyasetin kullandığı dil önemlidir. Fakat bundan daha önemlisi toplumun kullandığı dildir. Toplumun bir “sarsıntı” geçirdiğini, her alanda bir “çıkmazda olduğumuzu” düşünüyorum. Bunun için sosyal kurumları güçlendirmek, eğitimin/okulun toplumsal sorunların üstesinden gelebilmesi için, “yeni bir estetik, yaratıcılık, eleştirel düşünme odaklı bir eğitim anlayışın işe koşulması gerekir” düşünüyorum.

AY: “Türkiye’nin en önemli önceliğinin ‘eğitim’ olduğunu düşünüyorum. 15-30 yaş arasında paha biçilmez bir kaynağımız var. Bütün çalışmalarımızı, kaynaklarımızı, üniversitelerimizi, okullarımızı bu kuşağa nitelikli eğitim vermeye harcamamız lazım.” söyleminiz çok doğru. Ülkeyi yönetenler de farkında mı?

TURAN: Bu sorunuza az önce cevap verdim. “En layık ve liyakatli insanları” makamlara getirmek lazım. Türkiye’de, herkesin her şeyin farkında olduğunu, bildiğini, fakat “günü idare etme zihniyetine” sahip olduğunu düşünüyorum. Eğitimde risk alan ve uzun erimli, -Türkiye’nin 2050 ve 2100’lü yıllarını düşünen- rasyonel- stratejik ve bürokratik akla ihtiyacı var.

Devam edecek…


Yorum Ekle