11 Nisan 2021, Pazar
Son Dakika

Pulakul…

02.04.2021

Bu yazı 9 Mart 2013 tarihinde aramızdan ayrılan Cemal Anadol ağabeyimize ait. 2004 yılında yazmış olmalı. Benim de içerisinde etkin olarak yer aldığım Ekonomi-Politika dergisinde yayınlanacaktı. Dergide daha önce “Kırk Yalan Fahrettin” ve “Yargan Buyruk; Sarkan Kuyruk” gibi bu tarz yazıları da yayınlanmıştı. “Yargan Buyruk; Sarkan Kuyruk” yazısından dolayı Yargan Buyruk suç duyurusunda bulunmuştu. Cemal ağabey yazıda müstear isim kullandığı için mahkemede; “yazının kendisine ait olmadığını ifade etmiş” ve ceza almaktan kurtulmuştu. Derginin sorumlusu Recep İncecik ise Cemal Ağabey’in ismini mahkemede ifşa etmemiş ancak kendisi ceza almaktan da kurtulamamıştı. Yargan Buyruk benim hakkında da suç duyurusunda bulunmuş ancak ilgim olmadığı için hakkımda dava açılmamıştı. Konunun bu kısmı başka bir yazının konusu…

Ekonomi-Politika dergisi 6. Sayıdan sonra kapanınca Cemal ağabeyin de bir kısım dosyaları ile yazıları benim arşivimde yer aldı. Bunlardan “Burhan Kazgan” isimli yazıyı da bilahere yayınlayacağım.

Pulakul’un yayınlanma zamanı şimdi imiş. Yazıda geçen Kurt Kemal, Cemal Anadol’un kendisi. Diğerlerini de tanıdım ve sevdim. Pulakul hayatta, ama sağlık sorunları yaşıyor. Siyami ve Gaddar Cabbar’da vefat etti. Yargan Buyruk, Kırk yalan Fahrettin ve Burhan Kazgan da bu dünyadaki misafirliklerini tamamladılar. Hepsi de İstanbul’daki hayatımıza zenginlik katan, bizi İstanbul’a tutkulu bir şekilde bağlayan insanlardı.

Şimdi Pulakul İle sizi başbaşa bırakayım.

Dünyada, bir parça peyniri, bir şişeye koyup, onu dışından koklayan “Pinti Hamid”, cimriliğin timsalidir ama, bir baba oğluna “Pulakul” adını vermiş. Çocuk modern çağda inanılmaz bir cimriliğin sahibi olmuştur.

Bu adam evleneceği bir kadının evde yemek yemesine tahammül edemeyeceği için hiç evlenmemiştir. Multimilyoner bir zengindir. Eski iktidarlar zamanında devletten kaptığı ihalelerle ihya olmuştur. Esasen anadan-babadan miras olarak; hanların, hamamların, kâşanelerin sahibidir.

Yalnız ne var ki, onun pinti mizacı; para harcamasına, bir kişiye bir kahvehanede bir fincan bile çay söylemesine izin vermemektedir. Büyük mirasının, Allah geçinden versin, ölümünden sonra kendilerine kalacağını bilen varisleri, bundan çok memnundurlar.

Üflesen yere düşecek tipteki çelimsiz haline rağmen, birileri ile takıştığı zaman, önündeki çay fincanını hasmına fırlatmaya kalkışarak, ucuz kahramanlık (!) gösterisi yapar.

Pulakul’un en büyük merakı akşam saatlerinde alıştığı bir- iki kahvehaneden birisine gidip oturması ve bulabilirse, parasız gazete okumasıdır. Kahveciler, Pulakul’un bazen bir fincan çay bile içmeyişinden, bazen de içip de para vermeyişinden bıkmışlardır.

Pulakul, cılız asabiyeti ile çoğu zaman, birbirlerinden güzel bir dayak yemek tehlikesi ile karşılaşmışsa da, çevredekilerin yardımı ile bu kahramanlık(!)larını ucuz atlatmıştır. Bir defasında, gözüne kestirdiği Veli Uyur’a kül tablası fırlatmak isteyince, bu teşebbüsünden zor kurtulmuştu.

Yine bir defasında az daha Pulakul, kayaya toslayacaktı. Ünlü yazar, Ahmet Sezai, her nasılsa Mülkiye’de Türkler’den başkası yok gibi anlaşılmaz bir ifade kullanınca Kurt Kemal, onun sözünü keserek “Var!..” der ve Sezai’yi dinleyenlere; “Yahudi, Ermeni, Rum var!” dedikten sonra sorar; “İçinizde Yahudi var m?” diye sorar. Bir tedirginlik anı baş gösterir. Herkes, sanki birbirlerinden şüphe ediyorlarmış gibi homurdanmalar olur ve Kurt Kemal sözüne devam eder;

-“Ben 22 sene Yahudi mahallesinde oturdum. Esasen, yüzlerce taklit yapabileceğim için, size bir Yahudi fıkrası anlatacağım” dedikten sonra devam etmiş. Yahudi diyor ki deyip; “Balattan çıktık. On sekiz kişi az kalabalık. Karşımıza çıktı, bir Müslüman ordusu, tam üç kişi… Dediler, ya karileri, ya paralari. Verdik karilari, vermedik paralari.. Dedik karı bulunur, para bulunmaz.”

O sırada dinleyenler gülüşürlerken Pulakul’un hafif bir sesle;

-“Geri zekalı!” dediği duyuldu.

Bunun üzerine Kurt Kemal; “Sus ulan, sen Türk değilsin” diye gürledi.

Aralarındaki mesafeyi fırsat bilen Pulakul, eline geçirdiği çay fincanını fırlatmaya kalktı. Kurt Kemal’in böyle soytarılıklara karnı toktu. Böyle birisi kahvaltıda, hem de bir metreden bir porselen fincanı fırlattığı zaman onu havada yakalamıştı.

Bu olay üzerine kahve cemaati, içerisinde yer alan birkaç kişi, orada; “Kimin kim olduğunu” anlamaya başlamışlardı. Kurt Kemal; “Beynini dağıtırım ulan senin soytarı!” dedi. Bu olayla zayıf-nahif Pulakul, aslında, ucuz kahramanlığından dayak yemeden bir tehlike atlatmıştı.

Kurt Kemal, kızdığı zaman sesini yükseltir ve gök gürlemesi gibi konuşurdu. O konuşurken, ukalalık edenlere hiç tahammül edemezdi.

En çok kızdığı da, Siyami hayranı kahveci Gaddar Cabbar’dı. Cabbar’ın ikide bir de lafa girmesi, Kemal’i çıldırtıyordu. Cabbar’ın Siyami hayranlığı ve ne istediğini belli olmayan saçmalamaları, çok kişiyi kızdırırken Kurt Kemal:

-“Konuşmasını biliyorsan konuş, seni adam sansınlar; konuşmasını bilmiyorsan sus, seni adam sansınlar!..” diyordu.

Ama patavatsız Cabbar, yine de haddini bilmiyordu…


Yorum Ekle
Cafer ünal
04.04.2021 22.00.25

Cok güzel anlatim Cafer Beycigim.istanbul'da yollari buralara ugramadan, bu mesrepleri anlamadan mektep bitirerek gidenlerin mahrum olduklari nice hususlardir ki, telâfisi mümkün degildir.

Erdal Bedir
04.04.2021 15.55.36

O söz şöyle değil miydi?..”Bir şey biliyorsan söyle ders alsınlar;bilmiyorsan sus seni adam şansınla”.. Bir ilave:..”Boş teneke,doluya nazaran daha çok ses çıkarır”..