Van Gogh’un intiharının üzerine ölürken yanında olan kardeşi Theo, karısı Jo’ya yazdığı mektubunda “Ölene kadar yanından ayrılmadım.

Son sözlerinden biri ‘böyle ölmek istemiştim’ oldu” diye yazmıştı.

Ressamların ekseriyetle zengin ve mutlu bir hayat sürdükleri düşünülür. Günümüzde eserleri milyonlarca dolarlara satılan birçok ressam gerçekte mutlu ve uzun bir hayat yaşamamışlardır. Kimi sefalet ve fakirlik içinde ölürken, kimisi de psikolojik buhranlarla hayata veda etmişlerdir. Anlaşılamamak, eserlerinin kabul görmemesi, yaşadıkları sefalet ve yokluk göz önünde bulundurulduğunda bunun sebebi anlaşılabilir. Sanatçı zaten zihni açıdan normal bir toplum bireyi değildir. Bununla birlikte yaşadıkları her türlü olumsuzluk onları bir tür buhrana itmiştir. Yaşadıkları krizler, onların çok çabuk hastalanmalarına ya da intihar ederek hayatlarına son vermelerine sebep olmuştur. Şimdilerde büyük ressamlar olarak andığımız birçok sanatçı, ölümlerinden sonra hak ettiklerini düşündüğümüz üne kavuştular.

Fakir bir hayat yaşayan ünlü “İnci Küpeli Kız” resminin ressamı Johannes Vermeer, 1672’deki Fransa’nın Hollanda’yı işgali neticesinde girdiği finansal kriz neticesinde, Aralık 1675’te geçirdiği bir cinnet sonucunda 43 yaşında ölmüştü. Öldüğünde Eşi ve on bir çocuğuna yüklü miktarda bir borçkalmıştı.

Paul Gauguin, hayatı boyunca resimden çok para kazanamamış, sıkıntılı ve mutsuz bir hayat geçirmişti. Taze balık ve meyve için tropik bir adada yaşamak istediği söylenir. Nitekim hayatının bir kısmını Panama Kanalı, Tahiti ve Markiz Adalarında  geçirmiş ve  resim yapmaya devam etmiştir. 1903’te hastalanarak 54 yaşında öldü. “Benimle Ne Zaman Evleneceksin?” adlı tablosu 2015 yılının şubat ayında Katar Emirliği tarafından 300 milyon dolara satın alındı.

Ekspresyonist resimler yapan Arshile Gorky’nin 1946 yılında atölyesinde çıkan yangında birçok resmi yok oldu. Ardından kanser olduğunu öğrendi. 1948'de, bir trafik kazası geçirdi ve resim yaptığı kolu felçkaldı. Artık resim yapamayan sanatçı, 44 yaşında iken kendi atölyesinde intihar etti.

El Greco, Paul Cezanne, Mark Rothko, Amedeo Modigliani, Nicolas de Stael gibi isimler de eklenirse bu liste uzayıp gidecektir. Ama belki de bu hikayelerden en talihsiz ve en dokunaklı olanı Vincent Van Gogh’a ait olanıdır.

***

400 Frank’a Satılan Eser
Vincent Van Gogh 1853’te Hollanda’da doğdu. Resimle olan alakası çocukluk yıllarına rastlar. Bir ara sanat simsarlığı yaptı. Çalıştığı kurum tarafından Londra’ya gönderildiğinde bunalıma girdi. 1881 yılında resim yapmaya başladı. Sanat yaparak geçinemiyordu. Küçük kardeşi Theo tarafından yıllarca maddi olarak desteklendi. 1886’da Paris’e taşındı. Orada Émile Bernard ve Paul Gauguin gibi sanatçılarla tanıştı. Gauguin ile olan arkadaşlığı, geçirdiği bir öfke nöbeti sonucunda kendi kulağını kesmesiyle sona ermiştir.  1888’de Fransa’nın Arles şehrine taşınmış ve kendine ait üslubunu bu yıllarda geliştirmiştir. Psikozdan muzdarip olan Van Gogh yalnız ve buhranlı hayatı boyunca kötü beslenmiş ve aşırı alkol almıştı. Bir dönem Saint Rémy Akıl Hastanesinde kalmış, buradan ayrıldıktan Paris’e yakın bir Auvers-sur-Oise’a yerleşmişti. Her ne kadar tedaviye burada devam etmiş olsa da depresyonu devam etti. Girdiği bir bunalım sonucu 27 Temmuz 1890’da bulduğu bir tabanca ile kendisini 37 yaşında iken göğsünden vurarak intihar etti. Kendisini ömrü boyunca maddi olarak destekleyen kardeşi Theo da (Theodore) ağabeyinin ölümüne dayanamamış ve 1891’de ölmüştür.

Günümüzde eserleri paha biçilemeyen bir seviyeye ulaşan Van Gogh, 37 yıllık kısa hayatı boyunca 2000’den fazla çizim ve resim yaptı. Resimlerini satmak ve tanıtmak için çok çaba sarfetmişti. İrili ufaklı birkaçsergiye de katıldı. Fakat hiçresim satamadı. Tamamıyla kardeşi Theo’nun maddi destekleriyle yaşayan Van Gogh’un sattığı tek tablo olduğu düşünülen “The Red Vineyards (Kırmızı Üzüm Bağları)” isimli tablosu 1890’da düzenlenen bir sergide koleksiyoner ve ressam Anna Boch tarafından 400 Frank’a satın alınmıştı. Bu tablo halen Moskova’da bulunan Puşkin Devlet Güzel Sanatlar Müzesi’ndedir.