Sanatkâr Portreleri-VI: Prof. Dr. Münevver Üçer

Abone Ol

Hayatımızı yaşanabilir kılan sanatkârlarımızın içinden irfan, ustalık, estetik, renk, ahenk ve başarı geçen hayat hikâyelerine teberrüken değinmeye devam ediyoruz. Sanatkâr Portreleri yazı dizimizin altıncı halkasında tezhip sanatçısı Prof. Dr. Münevver Ü çer var.&nbsp


Yazarımız İbrahim Ethem Gören ve Prof. Dr. Münevver Üçer

Geleneksel sanatlarımız engin bir umman gibidir.

Geleneksel sanatlarımız, her asırda ustaların rehberliğinde elden ele yeni eserler, yeni isimler ve yeni anlamlar kazanarak istikrarlı yolculuğunu sürdürüyor.&nbsp Anadolu coğrafyası bizâtih&icirc gelenektir, başlı başına sanattır. Anadolu`nun binlerce yıllık tarihinden gelen ve zengin bir mozaik oluşturan geleneksel sanatlarımız hiçşüphesiz engin bir umman gibidir. Bugünkü yazımızda söz konusu ummana, 20`inci asrın son 21`inci yüzyılın ilk çeyreğinde hamle çapında hizmetleri sebkat eden mühim bir tezyinat ustası olan Münevver Ü çer`in içinden sanat, estetik ve azim geçen başarı yolculuğuna bir sığınma sahnesi kadar değineceğiz.


MSGSÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münevver Üçer

Sanat, lise tahsili yıllarında gündemine girmiş.

Münevver Ü çer, Miladi takvimin yaprakları 1965 yılını gösterirken İstanbul`da Aziz-Kebire Öztürk ailesinin üçüncü evladı olarak hayata gözleri açmış. Sanat, 18 yaşında Kadıköy Kız Koleji`ni bitirdiği yıllarda gündeminde önemli yer tutmaya başlamış. Böylelikle Mimar Sinan Ü niversitesi`nin yolunu tutmuş. Münevver Hanım`ın, liseden öğrenci arkadaşlarının kâhir ekseriyetinin aksine sanata, Mimar Sinan Ü niversitesi`ne yönelmesinin sebebini, kendisine ilettiğim 'geleneksel sanatlarımıza ilginiz nasıl başladı?' şeklindeki sualime verdiği cevap ile irdelemek mümkün;

'Mutlaka güzel sanatlarda okumanı isterim.'

'İlgim nasıl başladı? İbrahim Ethem Bey, bilirsiniz, her zaman çocuklara söylerler, hani resim yapana, müzik çalana, piyano ile, tiyatro ile meşgul olana 'Ne zaman piyanoya başladınız veya ne zaman tiyatroya başladınız?' derler. Klasik bir sorudur. Benim de geleneksel sanatlara, güzel sanatlara ilgim lise yıllarımda başladı. O yıllarda yaptığım resim çalışmalarımı inceleyen resim hocam 'Mutlaka güzel sanatlarda okumanı isterim' cümlesini sıklıkla tekrarlıyordu. Ben ise arkeolog olmak niyetindeydim. Yani yine, eskiyle, eskimez olanla uğraşmak istiyordum, ama arzum, toprak altıydı! Orası olmayınca güzel sanatları denedim. Nitekim denemeden olmuyor! Ve dereceyle de girdim. 'Kısmetmiş' diyorum. İşte o zamanlarda tezhiple tanıştım. Başta tezhibin ne olduğunu ben de bilmiyordum. Fakat işin içine girdiğim zaman, 'Ben Allah`ın sevgili kuluymuşum, çok sevdiğim bir mesleğe sahip oldum hocalarım sayesinde' dedim.

İstikametini, gelenekselden alan yenilikler;

Münevver Ü çer, lise eğitimi sonrasında tanıştığı akademik Türk tezy&icirc ni sanatlar eğitimi ve bu eğitimi, eğitimci kulvarına taşıması ve dahi mezuniyetini takip eden yıllarda temsil ettiği tezhip sanatında istikametini, gelenekselden alan yenilikler, bir müddet sonra muhatabımızın hayat biçimi halini almış. Böylelikle evvelemirde sevdiği işi öğrenen bir konumda iken, zamanla, sevdiği işi öğreten ve dahi sevdiği işi yapan bir mevkie gelmiş. İşte bu mevkide Münevver Ü çer iki anlamlı cümle kuruyor: 'Dünya üzerinde en mutlu olanlar sevdiği işi yapan, ayrıcalıklı kişilerdir. Mutluluk aile yaşamından iş hayatına uzanan süreçte başarının anahtarıdır.'

Bardağın dolu tarafıyla ilgili.

Kendisini yakından tanıyanlar arkadaşları, sanatkârlar, öğrencileri bilir: Münevver Ü çer çevresine biiznillah pozitif enerji yayarken mütemadiyen bardağın dolu tarafıyla ilgilenir.&nbsp

Münevver adıyla mâruf.

Yazımızın kahramanı adı üzerinde 'Münevver' adı ve dahi sıfatıyla mâruf. Yeni doğan bebeğin ezan, kâmet ve&nbsp dualarla kulağına üflenen ismi, hayatına rehberlik eder, istikamet verir. 'İsmiyle müsemmâ' tabiri işte buradaki oluştan neşet eder. Münevver, nurlu, nurlandırılmış demek. Münevver Ü çer de &ndash biinâyetillah- sanat ile nurlandırılmış. Kelâm-ı ilahinin tezahürü olan İslam harflerini âyet-i ker&icirc meleri, hadis-i şerifleri, esmâları, hilyeleri, kadim sözleri bezerken temâşâ edilen sanat ve sanat menşeli ışık (nur), sanatçının estetik yolundaki biricik rehberi olmuş. İşte yukarıdaki beş cümlede ifade ettiğimiz temel konular aynı zamanda sanatın içinde olan, onu yayan ve yine ondan beslenen Münevver Ü çer`in 'neden sanat' sorusuna verdiği cevabı da teşkil ediyor.

Bezeme sanatının son büyük ustalarının izinde;

Mimar Sinan Ü niversitesi`nde Tahsin Aykutalp`ten ve Kerim Silivrili`den Türk süsleme sanatlarının esas ve usullerini öğrenen Münevver Ü çer, Rikkat Kunt ve Muhsin Demironat gibi ustalara yetişememiş olsa da onların açtığı tezyinat yolunda emin adımlarla ilerliyor.&nbsp

'Bu benim zekâtım.'

Osmanlı Cihan Devleti asırlarında, bahusus 16`ıncı yy`da yaşayan tüm tezhip sanatçılarını, adını bildiği, bilmediği, öz sanatımıza değer katan tüm ustaları, bu sanata emek veren tüm sanatkârları öğretmeni kabul eden müzehhibe Ü çer, Türk tezhip sanatına dair bildiklerini kendine herhangi bir bilgi kırıntısı saklamadan talebelerine öğretirken şu umdeyi rehber görüyor: 'Bu benim zekâtımdır. Ustalarımdan öğrendiklerimi, çok çalışarak, görerek, gözlemleyerek, okuyarak, nakşederek ulaştıklarımı çevremdekilerle paylaştığımda mutlu oluyorum. Çünkü mutluluk paylaşıldıkça çoğalıyor.'

Kendi üslubunu oluşturmuş bir usta.

Sn. Ü çer kendi üslubunu oluşturmuş bir usta. 30 küsur yıldır geleneksel sanatlar sergilerini ziyaret ederim, ustalarıyla hasbihal ederim, eserleri incelerim, bu alandaki literatürü ve yayınları takip ederim. Akabinde de yazılarımı kaleme alırım. Şunu gördüm. Geleneksel sanatlar keşif yolculuğudur ve dahi sanatkârları da bir nevi kâşiftir. Her kâşifin kendine has bir üslubunun, renginin, neşesinin, âhenginin, fırça nüansının olması gerekir. Söz konusu nüans mertebesine erişenler isimlerini de, eserlerini de bugünden yarına&nbsp taşımaya muvaffak kılınırlar.&nbsp

Ustaların isimleri nerede?

Türk asrı` diyoruz, !6. yüzyıl`, diyoruz, altın çağ` diyoruz... 16`ıncı yüzyıla baktığımızda bezeme sanatında kimi görüyoruz? Şahkulu`nu, Kara Memi`yi görüyoruz.&nbsp 18`inci yüzyılda gülleriyle, çiçekleriyle, Ali Ü sküdâr&icirc ve Abdullah Buhâr&icirc karşımıza çıkarak bizlere gönül dilleriyle 'merhaba' diyor: Merhaba! Hâsılı, gelip geçmiş altı, yedi asra baktığımızda pek çok sanatçı olması lazım değil mi? Birçok sanatçı yok mu? Bittabi var.&nbsp Peki, isimleri nerede?&nbsp

'Bu eser Münevver Ü çer`e aittir'

Şahkulu, Kara Memi, Matrakçı Nasuh, Abdullah Buhari, Ali Ü sküdari, Rikkat Kunt, Muhsin Demironat, Süheyl Ü nver, Cahide Keskiner diyoruz. Ya diğerleri? Adlarını zikrettiğimiz üstadların isimlerini biliyoruz da diğerlerininkileri niye bilmiyoruz? Çünkü onlar kendi mekteplerini, tarzlarını, neşelerini, az önce değindiğimiz nüansı` yakalayıp ekol olmuş sanatçılar zümresine girdiklerinden adları, sanatın esâme defterine kaydedildi! Eserlerine baktığımızda 'Bu Baba Nakkaş`tır, bu Şah Kulu`dur, Bu Matrakçı Nasuh`tur, bu Rikkat Kunt`tur' diyoruz. Münevver Ü çer de 23`üncü yılını idrak ettiğimiz 21`inci yüzyılda çalışmalarına bakıldığında kendisi için 'Bu eser Münevver Ü çer`e aittir' cümlesi kurulan bir sanatkâr; &nbsp

Gelenek gelecektir.

Birkaçhüküm cümlesi kurma vaktidir: Yazımızın öznesindeki hanımefendinin icra etmekte olduğu Türk tezhip sanatının dayandığı temeller, Münevver Ü çer`i vardığı noktada 'gelenek gelecektir'e getirdi. Evet, gelenek gelecektir ve dahi ât&icirc , mâz&icirc üzerine inşa edilir. Bu cümleden olarak tarih milletlerin yurdudur. Medeniyetler o 'yurt' üzerine kurulur. İşte o yurt, o medeniyet, o ulv&icirc mefk&ucirc re, sanatkârın fırçasının ucundan esere dönüşürken 'Lâle-i Münevverân' ismini alır.&nbsp


Lâle-i Münevverân

Öğrenci odaklı bir sanatkâr.

Münevver Ü çer, kendisine ulaşmak her zaman mümkün olan, öğrenci odaklı bir sanatkâr, kapısı ardına kadar açık. Ne okulunda, ne atölyesinde, ne de ders verdiği sair mekânlarda fildişi kulesi var. Kendinden ziyade sanatı konuşuyor. Sanatı o kadar çok şey söylüyor ki... Bir kere doğru bir inşa, doğru bir tasarım ve dosdoğru öğrenci yetiştirme bir nevi ona vacip kılınmış. Yani o, bu işe atıldığı günden beri en iyisini yapmaya çalışıyor. Hadisenin püf noktası işte tam da burada! Çırak, kalfasını, kalfa ustasını geçtiği anda sanat tekâmül süreçlerini devam ettiriyor. Münevver Ü çer de kendisini geçecek, ondan daha iyi eserler yapacak öğrencileri yetiştirmeye çalışıyor. Çünkü bu sanatı mücerret manada bir sanat gözüyle değil ona verilmiş bir lütuf, mevh&icirc be-i ilâh&icirc olarak görüyor. Ve bu keyfiyetle öğrendiklerini de en iyi bir şekilde öğrencilerine öğretmeye gayret ediyor. Bu durum onun için bir görev, sorumluluk, borçödeme ameliyesi. Bunun için akademide kaldı. Bu onun zekâtı; Çünkü orada öğrendi. Ve bunun karşılığından da yine orada öğrenci yetiştirerek zekâtını vermeye çalışıyor.

Maşallah, barekâllah;

Sanatkâr Portresi yazımızın bu yerinde 'maşallah, barekâllah' diyerek, Münevver Ü çer`in Mimar Sinan Ü niversitesi`ndeki sanat yolculuğuna nazar edelim.

41 yıllık başarı hikâyesi;

Münevver Ü çer`in, şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Ü niversitesi`ne intisap tarihi 1982. 41 yıllık bir başarı hikâyesinden söz ediyoruz. Okulunun 141 yıllık tarihinin son 41 yılına tanıklık eden sanatkâr Ü çer, Mimar Sinan Ü niversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümünün tezhip ve hat branşlarının mezunu. Aynı üniversitede Yüksek Lisans tezini 'Tezhip Sanatında 16. Yy. ve 18. Yy.`da Ekol Olmuş Sanatçıların Karşılaştırılması' Sanatta Yeterlik (doktora) tezini ise 'Rum&icirc ' motifi üzerine yapmış.&nbsp

Mezun olduğu okulda 35 yıldan bugüne ders veriyor.

Münevver Ü çer istikrarlı bir usta öğretici. Mezun olduğu okulda otuz beş yıldır ders vermekte olan müstesna bir sanatkârdan söz ediyoruz. Burada ifadesi çok kolay, 'otuz beş yıl' ibaresi, klavyemizde birkaçsaniye içinde yazılıyor. Evet, eskiler, 'Yüz seksen defa da olsa tekrar güzeldir' demiş. Münevver Hanım otuz beş yıldır adını büyük mimari dehası Mimar Sinan`dan olan sanat okulunda Türk tezy&icirc ni sanatları dersleri veriyor.

Ü niversitesinde 2011`de Yardımcı Doçent, 2014 yılında Doçent ve Bölüm Başkan yardımcısı olan Münevver Ü çer, 2020 yılının haziran ayında Profesör unvanını alarak akademik sanat yolculuğuna emin adımlarla devam ediyor.&nbsp

Tezhip sanatı pek çok kâide ve usule mebni.

Pek çok kâide ve usule mebn&icirc tezhip sanatında eser verebilmek, tasarımdan uygulamaya kadar yazıya bir adım öte esere yakışanı yapabilmek için tezhipçinin komple bir sanatçı, nakkaşhane ustası olması gerekir. Nakkaşhane geleneğinde, atölyelerde imece usulüyle pek çok sanatkâr elinden ortaklaşa çıkan eserler bugün genelde tek bir ustanın elinden geçiyor. Dolayısıyla günümüz tezhip ustalarının omuzlarındaki yük oldukça fazla;


Prof. Dr. Münevver Üçer atölyesinde öğrencileriyle birlikte

'Öyleyse,&nbsp bir işi&nbsp bitirince&nbsp diğerine&nbsp koyul.'

Az önce 'atölye' dedik. Hocaların Hocası Münevver Ü çer, üniversitede mesaisini tamamladığında İnşirah Suresi`nin 7`inci âyet-i ker&icirc mesi 'Öyleyse,&nbsp bir işi&nbsp bitirince&nbsp diğerine&nbsp koyul'dan ilhamla Kadıköy Caddebostan`daki atölyesinde sanatseverlere, gençnesillere ve meraklılarına tezhip dersleri vererek Türk süsleme sanatlarının yayılmasına ve gelecek nesillere aktarılmasına katkıda bulunuyor. Unutmadan, notlarımızın arasına, Ü çer Usta`nın Eyüpsultan Belediyesi nezdinde Sertarikzade Kültür Merkezi`nde&nbsp ve Zal Mahmut Paşa Külliyesi`nde de sanat dersleri verdiğini&nbsp ekleyelim.


Münevver Üçer Hoca

Türk tezhip sanatını dünyaya tanıtıyor.

Münevver Ü çer, yayınladığı kitap ve makaleleriyle, TV programlarıyla, yurt içi ve yurt dışında açtığı sergilerle, verdiği konferanslarla, sempozyumlarda sunduğu bildirilerle Türk tezhip sanatını dünyaya tanıtıyor.&nbsp

Her eseri biricik.

Münevver Ü çer elinden geçen, tasarımını yaptığı bir eseri bir daha tekrarlamıyor. Bu bağlamda tüm çalışmaları 'özgün eser' nitelendirmesini hak ediyor.&nbsp İşaret zamiriyle seslenecek olursak 'O'nun eserlerinin tasarımları farklıdır ve dahi birbirini tekrar etmez.&nbsp Klasik de çalışır modern de...


Bir Münevver Üçer klasiği

Geleneğe yaslanan modern tasarımlar.

Münevver Ü çer klasik çalışmalarına ek olarak, yeni arayışlara çıkıyor, tasarım ve uygulamalarda oynamalar, denemeler yapıyor. Tezhip sanatkârları genelde noh&ucirc d&icirc kâğıtları kullanır, hattat da umumiyetle noh&ucirc d&icirc kâğıda yazar. Ü çer de noh&ucirc d&icirc kâğıtları bezerken 'farklı bir şeyler olsun!' mülahazasıyla sürece renk geçişlerini ilave ediyor.&nbsp


Renklerin âhengi yahut tasarım güzeli

Toprak ve gökyüzü;

Ü çer Hoca`nın levhalarına baktığımızda gördüğümüz renkler toprak ve gökyüzüdür. Çünkü sanatkârlarımızın uyguladığı tüm motifler yeryüzü kaynak olup toprak kokmaktadır! Bu noktadan hareketle Ü çer`in zeminlerinde kâğıdın alt kısımları (toprak) kahverengi üst kısımlarıysa gökyüzü rengi (mavi)dir. Zaten adı üzerinde tezhibin ana rengi altındır ve dahi altın güneşi, mavi ise gökyüzünü temsil eder. Toprak, yeryüzü ve gökyüzü dedik! Bezeme sanatının ana desenleri de ya çiçeklerden ya da hayvanlardan ilhamla oluşturulmuştur.

Münevver Ü çer: Sanat kopya ile gelişmez!

Klasiği üçkurgu ile 'doğru yapmak, formlarını bozmamak ve kurallarına sadık kalmak'la&nbsp tarifleyen sanatçının bu husustaki kanaatleri şöyle şekilleniyor: 'Klasik de yeniliğe vabestedir. Sanatta hep ileriye gitmek, yenilik yapmak zorundayız. Çünkü 21`inci yüzyılda nasıl teknoloji gelişiyorsa tezhibe de yenlikler getirmek zorundayız. Çünkü yapılan bir şeyin tekrarını yaparsanız o sizin olmaz zaten. Onu, o işi başkaları yapmıştır, siz ancak kopyasını yapabilirsiniz. Sanatı geliştirmek de kopya ile olmaz. Yeniden bir tasarım yapmak da zor bir şey. Ancak bunu yaptığınız zaman bir sanat olur.'

Yeniliklerle var olmak!

Münevver Ü çer imzasını -üniversite yıllarından itibaren- antika eserlerin tamirinden, ferman tezhiplerine kadar pek çok çalışmada görmek mümkün. Tezhip sanatında kendine has geliştirdiği tarzı ile klasik kurallara bağlı kalınarak yeni yorumlar da yapılabileceğini sanatseverlere gösteren Ü çer, kendi söylemi ile gelecek yüzyıllarda da, tezhip sanatında yaptığı tasarımlar ve yeniliklerle var olmayı murad ediyor.&nbsp

Uluslararası etkinlikler ve ödüller;

Kanada`da, Avustralya`da (Sydney ve Melbourne`de), Amerika`da (Chicago ve New York`ta) lâle ve tezhip konulu konferanslar veren, sergiler düzenleyen sanatçımız 2009`da Floransa Bienali`nde aldığı gümüş madalya ile Rönesans`ın beşiği Floransa`da Çağdaş Sanat konulu Bienalde ödül alan ilk tezhip sanatçısı olma vasfını hâiz iken, 2011 yılında düzenlenen 9. Bienale de davet edilerek jüri özel onur ödülünü almış.

MSGSÜ `den üçtakdir beratı;

Tekrar, 2009 yılına gidelim; ISESCO tarafından mezk&ucirc r tarihte Cezayir`de düzenlenen Uluslararası Tezhip ve Minyatür yarışmasında 18 ülke, 250`yi aşkın sanatçı içinde 1.lik ödülünü ülkemize getiren Münevver Ü çer aynı zamanda İstanbul Büyükşehir Belediyesi`nin 'İstanbul`u yurt dışında en iyi temsil eden sanatçı' ödülünün de sahibi...&nbsp


Mimar Sinan Güzel sanatlar Üniversitesi nin sanatkâr hocaları...

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Ü niversitesi tarafından her sene düzenlenen üniversite hocalarının bir yıl boyunca yaptıkları başarıların değerlendirilerek ödüllendirildiği organizasyonda da sanatçının üçtakdir beratı ile onurlandırıldığını görüyoruz.

Eserleri doğudan batıya özel ve tüzel koleksiyonlarda;

Sanatkârın eserleri doğuda ve batıda özel ve tüzel koleksiyonları şenlendiriyor.&nbsp Münevver Ü çer`in çalışmalarının bulunduğu yerlere de nazar edelim; Kazakistan Devlet Sanatlar Müzesi`nde, Cezayir Tezhip ve Minyatür Müzesi`nde, Cezayir Kültür Bakanlığı`nda, Almanya Mainz Gutenberg Müzesi-İslam Sanatları Seksiyonu Koleksiyonu`nda, Hollanda Kraliyet Ailesi Koleksiyonu ile birlikte, Amerika, Kanada, İngiltere, Hollanda, Belçika ve Almanya`da özel koleksiyonlarda tezhip sanatkârımızın eserleri bu toprakların irfanını temsil ediyor.


Lâle-i Münevverân-2

Ü lkemize gelince;

Sanat literatürümüze 'Lâle-i Münevverân' tabirini kazandıran MSGSÜ Öğretim Ü yesinin eserleri pek çok özel koleksiyonla birlikte T.C. Cumhurbaşkanlığı`nın, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı`nın, T.C. Dışişleri Bakanlığı`nın ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi`nin envanterlerini de tezyin ediyor.

İdari görevler;

Yazımızın muhatabı tezhip gurusu Prof. Ü çer, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Ü niversitesi`ndeki idari görevlerinin yanı sıra Mill&icirc Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurul Ü yeliği`ni, Kurul`un başkan yardımcılığını ve Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Mahmut Özer`in Kültür ve Sanat Danışmanlığı görevlerini de deruhte etmiştir.

Sanat, maşer&icirc vicdanı besleyen ana irfan damarlardan biridir.

Sanat maşer&icirc vicdanı besleyen ana irfan damarlardan biridir. Münevver Ü çer`e göre Türk tezy&icirc ni sanatları cemiyetimizin sosyal, kültürel ve günlük hayatının belirleyici unsurları arasındadır.&nbsp Sanat, toplumu bir arada tutan, mâşer&icirc vicdanı oluşturan ilim, irfan, örf, âdet, gelenek, görenek ve dahi bilcümle kültürel zemini besler. Kültürü oluşturan, geliştiren, dönüştüren ve gelecek nesillere aktaran sanat, asliyet ve terkip şuuruna yaslanarak toplumun mânâ ve ruh iklimini de güçlendirir.&nbsp

Orta Asya steplerinden Anadolu bozkırlarına;

Orta Asya steplerinden Anadolu bozkırlarına asırlar boyunca akın eden hakikatli ustaların ellerinde Ahilik kültürü ve Fütüvvet ahlâkıyla yoğrula yoğrula kıvamını bulan, her bir uğrakta insan olma ve insan kalma şuuruyla hücre hücre estetik boyutlar kazanan sanatın adı, hüsn-i hat, tezhip, ebru, minyatür, cilt, kalemişi, naht, bakır bakma, çini-seramik, halı ve dokumacılık vd. olmuştur... Böylece geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan süsleme sanatlarımızda birçok sanatkâr, tesis ettikleri ekoller ve bu ekoller dâhilinde ortaya koydukları nadide eserlerle Türk-İslâm sanatlarının yaşamasını, gelişmesini ve günümüze kadar bozulmadan gelmesini temin etmiştir.


Müzehhibe Münevver Üçer

Tezhipte engin mânâlar;

Tezhip sanatı, el yazması kitapların, albümlerin, fermanların ve hüsn-i hat levhaların altın ve boya ile yapılan kenar süslemeleridir. Ve dahi tezhip stilize ve yarı stilize keyfiyette yeryüzünden ibret nazarıyla alınan motiflerle yapılan süslemelerin ortak adıdır. Motifler, renkler ve altın, tezhip sanatını oluşturan desen ve kompozisyonlar üzerine yüklenen anlamlar simgesel olarak pek çok engin mânâ içerir.&nbsp

Tezhip sanatında nesle hitap eden çağdaş bir dil yakalandı.

Yirminci yüzyıl başlarında savaşlar ve ülkenin yeniden yapılanma sürecinde duraklayan klasik sanatlar, klasik dönem diye adlandırılan 16. yüzyılın kuralları ve tarzında uygulanmaya başlanmıştır.&nbsp

İçinde bulunduğumuz asırda ise tezhip sanatında klasik anlayışın kurallarının benimsendiği farklı arayışlar etkili oluyor. Tezhip sanatçıları klasik tezhip anlayışıyla işlenmiş kompozisyonlarına ilave olarak, natüralist tarzda tasarlanmış ve renklendirilmiş lâle ve gül ağırlıklı tezyinat tarzını da benimsiyor. Böylelikle kitap sayfalarından çıkan tezhipli eserler, levhalar şeklinde sergilenerek sanatseverlerle irtibat kuruyor ve farklı bir kullanım alanına kanat çırpıyor. Bu süreçte natüralist tarzda işlenmiş çiçekler geleneğe bağlı olarak kâğıdın ve murakkaanın müşfik yüzünde beliriyor. Günümüz sanatçıları içerisinde bu geleneğe çağdaş yaklaşımlar getirerek, gelenekle günümüz çağdaş yaklaşımlarını bir arada harmanlayıp çağdaş bir dil yakalayan tezhip sanatçıları da ortaya çıkıyor.

Tezhip sanatında yeni bir varoluş;

Bu sanatta gerek alaylı, gerek mektepli ve de gerekse alaylı ve mektepli emek sarf eden hocalarımızla, Akademilerde, üniversitelerde, kurs merkezlerinde verilen eğitimlerle bu geçiş sürecini atlatan tezhip sanatı, yeniden varoluşunu temin eden klasik dönemin eserlerine bakarak günümüzde uygulayan sanatkârlara bir nevi hâl lisanı ile dua ediyor. &nbsp

Son otuz yıla baktığımızda, klasik sanatların ve tezhip sanatının atağa geçtiğini, sanatçıların da sanatseverler tarafından sahiplenildiğini gözlemliyoruz. Teknoloji, hız ve tüketimin hâkim olduğu çağımızda büyük sabır ve emek isteyen tezhip sanatının geliştiğini yaşayarak gören bu sanata gönül verme noktasında öncü mihver şahsiyetlerden biri de şüphesiz Münevver Ü çer`dir. Yeni arayışlar, beraberinde, geleneksel sanatlarla uğraşanları yeni birlikteliklere yönlendiriyor. Farklı kompozisyon arayışları, tezhip ve hat sanatçılarını beraber tasarım çalışmaları yapmaya sevk ederken, eserlerde, alışılagelmiş olan, tasarlanmış hat çalışmasının etrafına tezhip uygulanmasının yanı sıra önce tezhibi yapılan eserlere bilahare hat uygulamaları yapılıyor. Bu durum, tezhipte yenilikçi formların ortaya çıkmasını sağlıyor. Ortaya çıkan neticeler başlı başına eşsiz sanat eserleri mahiyetinde;

Degrade geçişli kâğıtlar ve hacim kazandırılan boyutlu tezhip çalışmaları;

Efendim, söz konusu mahiyete yakından bakalım; Münevver Ü çer eserleri bu yaklaşımın ilk uygulandığı eserlerdendir. Yenilikçi tezhip sanatı uygulama ve tasarımlarında Münevver Ü çer tarafından ilk olarak kullanılan degrade geçişli kâğıtlar, tezhip, zemin, renk uygulamalarında degrade geçişler, kâğıt zeminde yarı ve tam değerli taş kullanımları, ebru olarak yapılıp degrade renk geçişleri ile boyanarak tezhip ile birleştirilen kâğıtlar, rölyef etkisinde kâğıttan koparılarak hacim kazandırılan boyutlu tezhip uygulamaları ve üçboyuta taşınan tezhip ve de hat uygulamaları sanatımızı geleceğe taşımak adına yeni arayışların denendiği uygulamalar...&nbsp

Bir önceki paragrafımızda ifadesini bulan sanatımızdaki yeniliklerin öncüsü, sanata yıllarını vermiş olan Prof. Münevver Ü çer`den başkası değil. Bugün de beğeniyle izlediğimiz, geçmiş yüzyılların ekol olmuş sanatçıları, Kara Memi, Şahkulu, Ali Ü sküdâr&icirc gibi önemli isimler, yaşadıkları dönemde yeni tasarımlarıyla nasıl yüzyıllara damgalarını vurmuşlarsa ve bunu yaparken de sanatımızın klasik kurallarını nasıl muhafaza etmişlerse, Münevver Ü çer de bu sanatın ince, bıçak sırtı kurallarını, nüanslarını bozmadan, geniş kitlelere ulaşacak yeni yorumları, yeni tasarımları ve arayışları sanatseverler ile buluşturma noktasında 'cihanşümul (evrensel) bir tını' yakalamayı başardı.&nbsp


Münevver Hoca ve öğrencileri

Münevver Ü çer: Gelenek gelecektir.

Münevver Ü çer`in eserleri geleneği geleceğe taşırken aynı zamanda bir mesaj da iletiyor: 'Bizi biz yapan, geçmişten günümüze, günümüzden geleceğe bizi anlatacak olan kendi öz kültürümüz ve özümüze ait olan sanatımızdır. Gelenek gelecektir, kültürümüze, irfanımıza sahip çıktığımız ölçüde geleceğimizden emin olabiliriz.'

İbrahim Ethem Gören Yazı no: 460