30 Kasım 2020, Pazartesi
Son Dakika

Sokağa çıkmak ya da çıkmamak işte bütün mesele bu

12.04.2020

Evet, son günlerde ki mesele daha doğrusu hepimizin meselesi sokak oldu. Dün geceki görüntüler gerçekten “acaba yasak gelmese miydi” dedirtti. Önce herkes yaşananları ve buna sebep olanları kınadı; markete ya da bakkala sosyal mesafeyi hiçe sayıp izdihamla girip kola ve gofret alanlara verdi veriştirdi… Aradan birkaç saat geçince sosyal medya filozoflarının kalbi yumuşadı ve bu sefer de “her gün evine 10 tane ekmek götürmek zorunda olan ne yapsın” gibi “halkçı” tavırlar sergiledi.

Kim bilir üç patates, beş ekmek için maskeleri bir taraf fırlatıp suratlarına tekme tokat geçirenlerin tepkileri genetik bir yokluk bilincinden geliyordur… Öyle ya, İstanbul bir göç şehri maalesef. Adam köyünü bırakıyor İstanbul’a göç ediyor. Köylerde bir zamanların kıtlığına şahit olmuş, o olmadıysa anası babası, dedesi olmuş, şehre kaçmış… E burada da kimse altın dağıtmıyor… Bu seferde şehirsel bir yokluk başlıyor akabinde köyde yaşar gibi yaşıyorlar şehirli taklidi yaparak.

Sancaktepe’ye seminere gitmiştim. Sokakları dolaşmıştım biraz. Ve yaşmaklı 2-3 kadının yere yün serip sopayla dövdüğünü, kaldırımların üzerinde tarhana kuruttuklarını görmüştüm. Dillerini de anlamak mümkün değil tabi.

Kim bilir dün geceki manzaraların ana sebebi; belki de temelde yatan kıtlık bilincindendir.

E peki böyle mi olmalıydı… Şimdi uzmanlar endişeli. Bu hadiselerin neticesinde “iki hafta sonra bu insanlar hasta olarak karşımıza çıkacak” diyorlar.

Günlerdir, haftalardır insanlar evlerine erzak alıyor. Ben de aldım. Ne aldım; ekmekle aram pek olmamasına rağmen un aldım, patates, soğan, süt… Dayanıklı ve tok tutabilen şeyler… E ölmeyiz ya. Bunlara da şunu sormak lazım; arkadaş iki paket un, beş paket makarnada mı alamadın zamanında.

Yani görüntüler üç beş kuyruktan ibaret olsa içim yanmaz; delicesine bir savaş ve hani o sosyal mesafe, maskeler nerede! Günlerdir gösterilen bireysel hassasiyet çöp oldu, hoş bu kavgacılar o hassasiyeti gösterdi mi bilinmez.

Eleştirenler haklı olarak “keşke yasak hiç olmasaydı, daha beter olacak” diyor.

Önce şehirde yaşamayı öğreneceksin, birey olacaksın. Kafanı çalıştıracaksın, zekanı pratik şekilde çalışır hale getireceksin. İki gün be, iki! Sadece su içsen yine ölmezsin! Sen tok kalacaksın ama o kavgalarda kaç kişi virüs kaptı ve kim bilir kaç yüz hatta bin kişiye bulaştıracak.

Şehirde yaşamak medeni olmayı mecbur kılar. Medeniyet içinde güzel olan her şeyi barındırır, öncelikle de saygıyı ki hep şunu savunurum; insanın önce kendine saygısı olmalı.

Şimdi üç beş sosyal medya filozofu “evine her gün 10 tane ekmek götüren ne yapsın” diyor. Evine 10 tane ekmek götürenin önce hayat felsefesini sorgularım ben. Nereden gelmiş, nereye gidiyor, kime ne faydası var?

Çanakkale Savaşları yıldönümü geldiğinde internetin başında geğirerek Türk Bayrağı paylaşmakla adam olunsaydı biz bu görüntüleri izlemezdik. Dedelerimiz üzüm hoşafıyla gün geçirmiş cephede, adam sokağa çıkma yasağına yarım saat kala virüs kustu memlekete!

Önce kendine saygı. Tek bildiğim budur.


Yorum Ekle