07 Temmuz 2020, Salı
Son Dakika

Süleyman Erguner ile Müzik Kurumlarını konuştuk… (3)

28.06.2020

Neyzen Süleyman Erguner ile yaptığımız söyleşinin son bölümünü yayımlıyoruz..

AY: Siz,YÖK tarafından yapılan Müzik Üniversitesi çalıştayına da katıldınız…Bu üniversitenin yapılanmasını doğru buluyor musunuz? Yoksa, teklifleriniz var mı?

ERGUNER: Türkiye’de müzik sanatı ve ilmi , güzel sanatları ilk defa üniversite çatısı altında değil, esasen üniversite olarak temsil ediliyor ve rektörü de okulumuzun mezunu bağlama sanatçısı ve hocası Prof. Erol Parlak. Bu, çok önemli bir konu, yasaklardan engellerden nereye geldik. Üniversitenin kurulma aşamasında, nasıl olacağı gibi detaylarda, Çalıştay’da konuşma yapmam istenmişti. O gün söylediklerim, Çalıştay’ın raporunda yayınlandı. Tavsiyelerimizin çoğunlukla gerçekleştiğini görüyoruz, ancak bazı konular da ileri de tamamlanır dilerim, mesela “dini müzik” konusu…Dünyadaki müzik kültürleri içinde bence en başta gelen dini ve tasavvufi müziğimiz var.

Bildiğim kadarıyla, şu anki yapılanma içinde; milli musikimiz ve Avrupa müziği, dünya müzikleri kapsamında icra ve eğitim alanında verildiğini görüyorum, geniş bir platformda. Bazı tekrarlama olan bölümler var, aslında Devlet Konservatuarlarının genelinde bu “Müzikoloji Bölümü” var ama yanında ayrıca “Müzik Teorisi Bölümü” de var. Halbuki, Müzikoloji’nin alt başlıklarından biri de ‘Müzik Teorisi’ değil midir?

AY: . Müzik kurumlarının çoğalması, Konservatuarlar dışında; GSF ve Sanat ve Tasarım Fakültesi “Müzik Bölümleri” açılması konusunda ne düşünüyorsunuz? Bir yapılanma öneriniz var mı?

ERGUNER: Güzel bir şey, ülkede müzik kurumları, müzik eğitim kurumları çoğalıyor. Peki, buralarda, ne öğretiliyor ve nasıl? Avrupa (batı) müziği için ölçütler net, solfej metodunu okursun, piyano veya diğer çalgıları hocasıyla ve metotlarıyla çalışırsın, şan egzersizlerin bellidir. Yaparsın veya yapamazsın, peki bizim musikimiz alanında nasıl olacak?!. Makam, usûl anlatım uygulamaları, solfej ve çalgı öğrenimi, şimdi seninle bir hafta veya ne kadar sürerse kalkalım, ülkemizdeki tüm müzik eğitim kurumlarını ve/veya seçilecek bazılarını bu konulardaki dersleri gidip dinleyelim inceleyelim bak neler göreceğiz; yanlışlar, eksiklikler, farklılıklar sanatsal ve pedagojik sorunlarla dolu bir rapor çıkar ortaya. Bu çok önemli bir konu, sanat eğitiminde yine devekuşu misali; veya her kurum kendi özerkliğinde, kendi cumhuriyetini kurmuş gidiyor. Bir de yüksek lisans, sanatta yeterlilik ve doktora programlarını da düşünürsek eyvah…

AY: Marmara Ün. İktisat Fakültesi ve İTÜ TMDK mezunusunuz, ama aynı zamanda iletişim alanında Dr. yaptınız. Üniversitede hiçbir alanda olmayan bir uygulama müzik-sanatta oluyor. Müzik lisansı olmayıp, Dr.sını müzik-sanat alanında yapanlar, Dr.Öğr.Üyesi, Doç.,Prof. olarak atanıyor…Lisans mezunlarının önü tıkanıyor. Oysa yönetmelikler “alanda lisans mezuniyetini” önceleyin diyor fakat göz ardı ediliyor? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

ERGUNER: Evet, Türk Musikisi Devlet Kons.’dan (TMDK) 1979, İktisat Fakültesi’nden de 1981 mezunuyum; 3 Mart 1976’da TMDK’da derse başladığımızda okul, Kültür Bakanlığı’na bağlıydı. 1982’de İstanbul Teknik Ün.’ne bağlandık.

Benim iletişim sevdam TRT’de başladı, Radyo ve Televizyon’da başladı, 1977’lerde filan öğrenci olayları sırasında Maçka Maden Fak.de TRT’nin TV stüdyosu vardı, orada çekim yapar ve yayına verirdik. Ne zor günlerdi… Daha sonra, 2004 ‘te Ankara’da TRT Müzik Dairesi Başkanı iken iki yıl boyunca yayınları ve yapımları takip ettim, mutfaktaydım ve bu alanlarda bilmediğim kavramları ve işlemleri öğrendim. Emekli olduktan sonra, 2009-2019 yılları arasında 10 yıl ‘Yrd.Doç.Dr ‘ olarak Okan Ün. Meslek Yüksekokulu, Radyo TV Programcılığı, Kamera Çekimleri, Programcılık, Ses Tasarımı v.b. gibi iletişim mesleğin esas konulu derslerini verdim İletişim mesleğinde çok başarılı öğrencilerim oldu. Her dalda, akademi ve mutfak; teori ve icra beraber gitmeli… Yani, başka bir disiplinde de eğitmen veya icracı iseniz, esas dalınız kadar veya ona yakın derecede iyi olmaya çalışmanız lazım…

Son zamanlarda farkı disiplinlerden müzik alanına çok geçiş oldu. Esasen, bunda bir engel yok, iyi de olur. Ben, müzikçi olarak iletişim okurum, akademik çalışırım, dersini verebilirim. Ancak, müzikte bunun tersini düşünmek lazım; çünkü müzik yeteneğe bağlıdır. Yani, bir hukukçunun, lisansı hukuk olanın yetenek çizgisini geçemediği durumlarda, yani sanatıyla var olmadığı, onunla özdeşleşmediği yerde olması çok sakıncalı. İstisnaları ayırırsak, sanki kendi dallarında akademik yapıyı alamayanlar, kolayca müzikten alabildikleri için mi alan değiştiriyorlar. Bunları iyi anlamak lazım, değerlendirmeleri ve seviyeyi üst sınırda tutmamız lazım, lüzumsuz boşuna geçiş olmasın diyerek…Dediğin gibi, yönetmelikler, alanda lisans eğitimini önemsiyor, fakat şu anda alt yapısı müzik olan, müzik lisansı yapıp, hayatları boyunca bir çalgının/ses icrasının peşinde, ustasının yanında olduklarından yani sanat eğitimi ve üretimiyle meşgul olduğundan “yabancı dil sınavını” geçemiyor; tablo da bu yönde olumsuz gidiyor… Diğer müzik dışı lisans mezunları ise birazcık müzikle ilgiliyse; eğer yabancı dili iyiyse engelleri aşıyor. Ben müziği biliyorum ve yapıyorum, diyene diyorum ki kolay mı bu kadar? Zaten bunu dediğinde sen bir şey bilmiyorsun demektir. Öğrencilerime ise müzik çalışmalarının yanında yabancı dillerinde çok iyi olmalarını tavsiye ettim hatta zorladım. Şimdi, böyle üreten ve özgün çalışmalar yapanlar için sözümüz yok ama ya diğerleri…Çare; YÖK ilgililerin, bizim birşeyler söylediğimizi dinlemesini duymasını arzu ederiz…Bu güne kadar ne mağduriyetimizle ilgilenildi, ne de tavsiyelerimizle… Ümitliyiz yine de…

AY: Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, kültür kısmının gerekli çalışmaları yaptığına, ülke kültürünü geliştirici çalışmalar yaptığına inanıyor musunuz? İnanmıyorsanız neden?

Türkiye’de her dönem için, sanat alanında genel problemlerin olduğu, oluştuğu veya bunların iyi yönetilemediği alandır “sanat ve kültür” Bakanlığın nasıl politikası var?, nedir?, var mı yok mu? Bazen; ‘Kültür Bakanlığı’, bazen de ‘ Kültür ve Turizm Bakanlığı’ şeklinde çokça, ani değişimler, bizim gibi kültür ve sanat dağarcığı çok bereketli olan toplumu kaldırır mı, yeterli olabilir mi? Bir bakan geliyor turizmci sanattan hiç anlamıyor, çevresindekilerin doğru veya yanlış yönlendirmesiyle işini yapıyor. Çocukluğumdan beri kültür ve sanatın içinde olan, yurt içi ve dışında konserler veren bir sanatçı olarak, Kültür Bakanlığı ile hiçbir ilgim olmadı. Enteresandır, ülkemizde bakanlığa bağlı devlet koroları var ve bunların işini amatörce yapan bir musiki cemiyetinden farkları nedir? Genelde, aynı repertuar tekrarlanıp icra ediliyor; toplumu saran projeler yok, evet mesaileri var, periyodik konser veriyorlar. Bakanlığın zaten az olan bütçesinde, kadrolu olamayan ve/veya başka kurumlardaki sanatçıların, serbest olarak çalışan ve ortaya değerler koyan sanatçıların, bu ülkenin sanatçısı olanların ve özgün proje yapanların hiçbir destek şansı yok, bütçe yoğun olarak personel giderlerine gidiyordur. Bakanlıklar proje üretmeli, gelen dosyalara teşvik vermeli, bu neden ihmal ediliyor. Özellikle, bu resmi sanat ve yayın kurumlarının bahsettiğim sanat çalışmalarını takip etmeleri, ‘birlikte ve yanında’ ilkesiyle ülkede ve dünyadaki çalışmaların farkında olmaları lazım ve bunu tavsiye ediyorum sanat adına. Bizler için sorun değil, zaten çalışmalarımızı yapıyoruz ve yıllarca da yaptık ama genç kuşağın kadro bulması zor oluyor, liyakatın karşıtı olan “torpil” olayını da hesaba katarsak, ses ve çalgı alanında yetişen gençleri ne yapacağız. Çalgısının ve sesinin virtüözü olan çoğu genç ve yetişmiş sanatçının sınavlarda tercih edilmemesi herkesçe bilinen ve beni de şaşırtan, üzen bir durum olmuştur hep. Bakanlık ve TRT, bu konuya yani sanatçı kesiminin madden ve manen ihtiyacına cevap verebilecek istihdam modelleri üretmelidir. Yoksa, istediğin kadar konservatuar aç, müzik fakültesi, diğer dallarda sanat fakülteleri aç, ne olacak mezunlar?, Geleceğin sanatçılarını nasıl çıkartacağız ve koruyacağız, onlar nasıl var olacaklar?. Bir de idarecilerin projeleri kendisi ve kendi çevresi içinde değerlendirebileceğini de düşünürsek, konu daha da ümitsiz ve girift hale geliyor. Ancak, yine de günümüz ve yarınların sanatçıları, sanatçı akademisyenleri için ümitli olmak istiyorum.


Yorum Ekle