13 Temmuz 2020, Pazartesi
Son Dakika

Süleyman Gündüz ile Kudüs’ün dünü, bugünü ve yarını üzerine-II

13.05.2020

Üstad Süleyman Gündüz ile Boğaziçi Yöneticiler Vakfı’nda düzenlediğimiz Kudüs: Dünü, Bugünü ve Yarını hasbihâlinin ikinci bölümünü değerli okuyucularımızın irfanına arz ediyoruz.

Hz. Ali (ra): “Ya Ömer! Git Kudüs’ün yönetimi devral.”

Süleyman Gündüz

Hazreti Ali’dir. Der ki: “Ya Ömer! Git Kudüs’ün yönetimi devral. Müslümanlar kıyamete kadar onun kutsiyetini ve önemini asla unutmasınlar.” Bunun üzerine Hazreti Ömer, Hz. Ali’nin görüşünü kabul eder ve yola çıkar. Bu konuda tarih iki rivayet verir. Ben her ikisini de çok seviyorum.  Bir, devesiyle yola çıktığı bir de eşeğiyle yola çıktığı… Genel anlamda hep devesiyle söylenir. Son birkaç kaynakta onun eşeğiyle beraber geldiği rivayet edilir. Ben eşeğiyle geldiğini çok anlamlı bulurum. Ama devesiyle olanı anlatacağım. Çünkü eşekle ilgili olanı, biraz da Hazreti İsa’nın son Kudüs, yani Hristiyan inancına göre son Kudüs’e gelişi de bir eşek sırtında gerçekleşmiştir. Takdir edersiniz ki, Hazreti İsa ile ilgili muhayyilenin tümünde eşek betimlemeleri vardır.

Nihai olarak, Hazreti Ömer devesi, hizmetlisi ve kendisi ile birlikte beş bin kişilik bir grupla Kudüs’ün yönetimini devralmak için yola çıkar. Yola çıkarken de kendisi ve hizmetlisi ile bir antlaşma yapar. Der ki: “Belirli bir saat diliminde deveye ben bineceğim. Aynı saat diliminde sen bineceksin. O kadar zaman diliminde de deveyi dinlendirmiş olacağız.” Rivayet ediliyor ki; bir buçuk aylık bir zaman sürecinde Hazreti Ömer Kudüs’e gelir ve ilk Kudüs’ü gördüğü yerde tekbir getirir ve o dağın adı Cebel-ü Mükebber’dir.

Kudüs yedi tepe üzerine kurulmuştur.

Kudüs yedi tane dağın üzerinde kuruludur. Yedi tepe üzerinde daha doğrusu... Bu yedi tepe metaforları çok fazladır. Birçok şehir yedi tepeyle anılır. Dolayısıyla Kudüs de bu tür yerlerden bir tanesidir. Hz. Ömer’in Cebel-i Mükebber’de, Kudüs’ü gördüğü yerde artık deveye binme sırası hizmetlisine gelmiştir. Hizmetlisi Hazreti Ömer’e der ki: “Ya Ömer! Ben bu Kudüs halkını tanıyorum. Ben Kudüs’te daha önce bulundum. Bu Kudüs halkı son derece kibirli insanlardır. Seni deveyi çeken bir adam olarak veya -eşeği çeken bir adam olarak- görürlerse asla sana itibar etmezler.

Hz. Ömer: Sözümüze sadakatle sahip olmamız gerektiğini biliyorum.

Ben hakkımdan feragat ediyorum. Gel bu deveye sen bin.” Bunun üzerine Hazreti Ömer der ki: “Biz bunu ayarlamamıştık. Yani bu zaman içinde sıra sana geleceğini bilmiyorduk. Ben sadece sözümüze sadakatle sahip olmamız gerektiğini biliyorum.”  Hz. Ömer’in Kudüs’e girişiyle ilgili iki rivayet var. Bugün Şam kapısı diye adlandırılan Şam’a doğru olan kapıdan girdiği bir rivayet. Diğer rivayet Ömer Kapısı veya Yafa Kapısı olarak bir anlamda da anılan kapıdan girdiği şeklindedir. Biz Yafa Kapısını tercih edelim. Yafa Kapısı’na gelir Hazreti Ömer. Bütün şehrin ahalisi Yafa Kapısı’nda toplanmıştır. Takdir edersiniz ki, bütün fetih gravürlerinde, şehirlerin fethediliş gravürlerinde komutanlar atın üstündedirler veya devenin üstündedirler. Şehrin ahalisi secdeye kapanmıştır bu gravürlerde. Aynı şekilde bir betimleme ile şehrin ahalisi yerlere secde halindedir. Devenin üzerindeki adama yönelik büyük bir saygı temennasında bulunurlar.

“Şu deveyi çeken adam Müslümanların lideridir.”

Devenin üzerindeki adam bir narayla seslenir. Der ki: “Önünde eğildiğiniz adam Müslümanların lideri değil. Şu deveyi çeken adam Müslümanların lideridir. Ben onun hizmetlisiyim. Kaldı ki Müslümanlar sadece Allah’ın önünde eğilirler. Lütfen ayağa kalkınız!”

Bunun üzerine rivayet edilir ki, tarihçiler böyle söylerler. Patrik Sofyanus bir kenara çekilir ve ağlamaya başlar. Hazreti Ömer onu teskin eder.

Hz. Ömer: Hayat böyle bir şeydir. Bir kazanır, bir kaybedersiniz.

Der ki “Hayat böyle bir şeydir. Bir kazanır, bir kaybedersiniz. Bugün kazanma sırası bizdedir şüphesiz.” Patrik Sofyanus ona der ki: “Ben sizin kazandığınıza ağlamıyorum. Sizin aranızdaki adalet anlayışı yani hizmetli ve devlet başkanı arasındaki adalet anlayışı bu çerçevede devam ettiği sürece bir daha asla Kudüs’ü geri alamayacağımıza ağlıyorum.” Bu son derece önemli bir öyküdür. Ben de bunu çok seviyorum doğrusu. Hazreti Ömer tabii şunu sorar. Der ki: “Bana sizin kutsal olan mekânlarınızı gösterin.” Patrik Sofyanus onu alır, Kıyame Kilisesi’ne/Diriliş Kilisesi’ne götürür. Diriliş Kilisesi MS 327 tarihinde İstanbul’un banisi, yani İstanbul şehrinin inşaacısı olan 1. Kostantin’in annesi Azize Helena tarafından Allah’a ibadet etmek maksadıyla yapılmış olan bir ibadethanedir. Allah rahmet eylesin, çok muttaki bir Müslümandı Helena.

Kıyame(t) Kilisesi Hristiyan inancına göre Golgota Tepesi’ndedir. Burası Kafatası Tepesi diye de adlandırılır. Kıyame(t) Klisesi Golgota Tepesi’nde Hazreti İsa’nın çarmıha gerildiğine inanılani yerde inşa edilmiştir. Ve hatta o dönemlerdeki inanışa göre Hazreti İsa’nın çarmıha gerildiği ve saklandığı yer olarak da kabul edilir. Ve yine aynı inanışa göre nihai olarak defin edildiği ve dirildiği yer olarak da görülür. Kıyame(t) Kilisesi Hristiyanların hac yolunun on dördüncü mekânıdır.

Seyit Ali Demirer

Hocam, burada iki tane önemli şey söylediniz. Dikkatle altını çizmek istiyorum. Birincisi böyle hep bilinen bir şeydir: Kıyamet Kilisesi denir o kiliseye. Aslında o Kıyamet Kilisesi değil Kıyame Kilisesi’dir. Yani son değil, Diriliş, ayağa kalkış kilisesi, kıyama durma kilisesidir.

Süleyman Gündüz

Kıyama durmak, evet.

Seyit Ali Demirer

Bir diğer önemli ve sarsıcı ifadeniz de “Azize Helena’nın çok muttaki bir Müslüman oluşu.”

Süleyman Gündüz

Evet, yani tarih kitapları onun çok dindar olduğunu yazmaktadır. Ben bunu Kıyame(t) Kilisesi’nin önünde anlattığım zaman herkeste şaşkınlık olur. Çünkü bizler İslam’ı Hazreti Peygamber ile başlatırız. Hazreti Peygamber’den önceki İslam tarihi ile ilgilenmeyiz çokça. Ve onu da daha tamamen tahrif edilmiş ve bozulmuş olarak görürüz. Tamamen öyle değildir aslında. Yani bozulmuş olduğu anda Allah yeni bir peygamber gönderiyor. Yani tamamen tahrif edilmiş olduğu anda Allah, peygamberini gönderiyor. O gün cari olan İslam şeriatı Hazreti İsa’nın getirdiği İslam şeriatıdır.

Azize Helena’ya rahmet diliyorum

Yani Hazreti İsa’nın getirdiği şeriattır. Onun için Azize Helena o şeriat, o inanç -yani şeriat burada yoldur-  üzerine olmuş olan bir şahsiyettir.

Kudüs Müslümanların bu çağa verebilecekleri en önemli cevaptır.

Hz Ömer, Kıyame(t) Kilisesini ziyaret eder ve o ziyaret esnasında öğle ezanı okunmuştur.

Ben burada bir şeyi anlatmak istiyorum çünkü Kudüs Müslümanların bu çağa verebilecekleri en önemli cevaptır. Müslümanlar aslında Kudüs’le ilgili bölümü her daim bütün tarih süreci içinde ıskalamışlardır. Kudüs, hafızalarda alınıp yönetilmesi gereken bir yer olarak aslında duruyor. Hayır.

Kudüs bir ideal, ülküdür.

Kudüs aslında bir idealdir. Kudüs aslında bir ülküdür. Kudüs, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin ilk yayınlandığı yerdir. Buradan baktığımız zaman Müslümanlar Kudüs üzerinden bu çağa bir cevap olarak verebilir. Kudüs örneğini gösterebilir. Bunun için Kudüs son derece önemlidir.

Az önce, Hz. Ömer’in Kıyame(t) Kilisesi’ne geldiğinde öğle ezanının okunduğundan söz etmiştik. Hz. Ömer, Sofyanus’a soruyor: “Nerede namaz kılabiliriz?” Patrik Sofyanus Hz. Ömer’e diyor ki: “Ey Müslümanların Emiri! Burası da Allah adına ibadet edilen bir mabettir. Burada da namazınızı kılabilirsiniz.” Hz Ömer diyor ki : “Eğer biz burada namazımızı eda edersek benden sonra Müslümanlar kiliselerde ibadet etmeye başlarlar ve sizin ibadet özgürlüğünüzü daraltabilirler.” Dolayısıyla Hz. Ömer eline bir taş alıyor bir taş adımlık mesafede büyük bir bahçede, Golgota Tepesi’nin oradaki bahçede namazını kılıyor. Daha sonra oraya Selahaddin Eyyubi, Ömer Camii’ni inşa ediyor.

Bugün orada Selahattin Eyyübi tarafından yapılmış olan Ömer Camii yerli yerinde duruyor.

Hz. Ömer ve beraberindekiler namazı orada kılıyor ve daha sonra Hz. Peygamber’in (sav) İsra ve Miraç hadisesinin gerçekleştiği mekânı, Mescid-i Aksa'yı soruyor. Ve onun üzerine Patrik Sofyanus bir şehir çöplüğüne dönüşmüş olan bir alana Hz. Ömer’i götürmüş oluyor.

O alanda sadece bir tane mabed var o da Ayasofya'nın banisi Justinianus tarafından yapılan… Yani Ayasofya ikinci kez yapılıyor. İlkinde depremde etkilenip yıkılıyor ve ikinci kez yapılıyor Ayasofya. İkincisini, bugünkü Ayasofya'yı inşa etmiş olan şahsiyet olan Justinianus’un yaptığı Meryem Bazilikası var orada. Fakat Justinianus özellikle Ortodoks Hıristiyan anlayışına göre çok saygın bir devlet adamı değil, her ne kadar Ayasofya’yı yapmışsa da… Çünkü Ortodoks Hıristiyan anlayışında Kral, şüphesiz dininde ölçüsüdür onun, mutlak anlamda asil bir kadınla evlenmiş olması gerekiyor. Fakat Justinianus pazarcının kızına âşık olduğu için bu asalette sınıfta kalmıştı. Dolayısıyla onun İstanbul'un dışında yaptığı birçok mabet çok itibar görmemiştir. Mescid-i Aksa alanındaki Meryem Bazilikası da bunlardan bir tanesidir. Seyit Ali biz bunun örneklerini nerede görmüştük?

Seyit Ali Demirer

Ürdün'ün Madaba şehrindeki bir kilisede.

Süleyman Gündüz

Evet, Ürdün'de Madaba şehrinde 500’lü yıllarda yapılmış olan o kilisede... Arkadaşlar bunu çok önemsiyorum. Şundan dolayı önemsiyorum; hem o haritayı bulduğumuz, yani Ürdün'deki Madaba şehrinde haritayı görüşümüz, hem de orada bir ibadethane olması itibariyle bunu önemsiyorum. Çünkü İsra ve Miraç hadisesi Müslümanlar arasında çok ciddi bir şeydir. Müslüman âlimler arasında çok ciddiye alınmış olan bir konudur ve bunun üzerine birçok şey söylenmiştir. Şundan dolayı, nihai olarak MS.70 tarihinde Kudüs yeniden yerle bir edildiğinde Mescid-i Aksa alanında Herod’un inşa ettiği mabet de yıkılmıştır, temellerine kadar. Temellerinde hiçbir şey kalmamışçasına yerle bir edilmiştir.

Yahudiler beyhude bir arayış içerisindedir.

Yani bugün Yahudilerin Mescid-i Aksa'nın arsasında/altında Herod’un inşa ettiği mabedin temellerini araması beyhude bir şeydir. Nasıl? Orada Hz. Süleyman'ın inşa ettiği, Allah adına ibadet edilmesi için temellerini yükselttiği mabetten hiçbir şey geride kalmamış olduğu gibi… Herod’un inşa ettiği o mabetten de geriye hiçbir şey kalmamış olduğunu yazar tarihçiler. En küçük bir taş parçası dâhildir buna. Onun için Mescid-i Aksa'nın altında aslında bununla ilgili, yani Herod’un inşa ettiği, önce Süleyman Peygamber'in temellerini yükselttiği, sonra Herod'un yeniden inşa ettiği muhabbetin temellerinin aranması beyhude bir uğraştır.

Kubbet'üs-Sahra

Şimdi geçiyorum… Hz Ömer, Mescid-i Aksa alanına gelir, bakar ki Mescid-i Aksa alanı çöplüğe döndürülmüştür. Takdir edersiniz ki Hz. Ömer'in ehemmiyet arz ettiği şeyler çok azdır, yani o konuda inanılmaz bir seçiciliği vardır. Hz. Ömer kendi abasını çıkartır ve yere yayar. Bugünkü Hacer-i Muallak/Kubbet'üs-Sahra'nın inşa edildiği alandan söz ediyorum. Buradaki çöpleri bizzat kendi elleriyle temizler ve orada bir mescid inşa edilmesini; ibadet edilecek daha büyük bir mescidin inşa edilmesinin gerektiğini söyler.

Kubbetüs Sahra. Fotoğraf: Seyit Ali Demirer.

Hz. Ömer: Yâ Resulallah! Kudüs, kardeşleri Mekke ve Medine’ye kavuşmuştur.

Ve ikindi vakti orada namazını kılar. Oradaki namazın müezzini Hazreti Peygamber (sav) vefât ettikten sonra bir daha ezan okumamış olan Bilal-i Habeşi’dir. Hz Ömer'in orada söylediği söz son derece anlamlı ve önemlidir ve tarihi bir sürecin devamına ilişkin bir sözdür. Der ki; atıfta bulunarak “Ya Resulallah! Kudüs kardeşleri Mekke ve Medine'ye kavuşmuştur.”  

Takdir edersiniz ki Müslümanlar Hicret’ten sonra 16 ay daha Kudüs'e yönelerek namazlarını kılmışlardır. Müslümanların ilk kıblesidir. İsra ve Miraç hadisesinin yaşandığı yerdir. Dolayısı ile Müslümanlar için son derece önemli bir yerdir. İslam âlimlerinin bir kısmı şunu iddia ederler. Derler ki; “Hazreti Peygamber (sav)’e atfen Yahudiler kendisine Medine'de Kudüs’ü sordukları zaman Cebrail, Kudüs’ü Hazreti Peygamber (sav)’in gözlerinin önüne getirir ve tanımlar. Ama aslında buradaki tereddüt o tanımladığı yerde aslında bir mabed yok.

Seyit Ali Demirer

Çünkü Mescid-i Aksa aslında orada.

Süleyman Gündüz

Fakat orada bir mabed va, Hz. Meryem’e atfen Justinianus’un yaptığı Meryem Bazilikası var. Yani Mescid-i Aksa, o Meryem Bazilikası’dır aslında.

Aziz Peygamberimiz de (sav) o Meryem Bazilikası‘nı tanımlar. Oradaki insanların bugünkü Meryem Bazilikası’nın bulunduğu alan Kıble Mescidi yani Mescid-i Aksa diye adlandırılan alanın bulunduğu yerdir esas itibarla. Tabii orası da dönüştürülür. Çünkü orada çok fazla bağlısı olan ve çok fazla ibadet edilen bir mekân olamadığı için Justinianus’un konumundan dolayı esas orada ana ibadet edilen yer Kıyamet Kilisesi’dir.

Kudüs Emannamesi ve Ahidnamesi, Magra Karta’dan 6 asır önceye tarihlenir.

Ve Hz. Ömer böylece şehrin ilk defa İslam kimliği ile bütünleşmesini temin eder ve şehrin yönetimini devralır. Ve orada, o şehirde bulunmuş olan Hristiyan ve Yahudilerle bir anlaşma imzalar, tarihi 638’dir. Magna Karta 1200’lü yıllardadır. Magna Karta’dan tam 6 asır önce… Yani, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin temeli aslında Magna Carta gibi görülür. Oysa Kudüs’te 638 yılında “Kudüs Emannamesi ve Ahidnamesi” imzalanır. Sanıyorum 16 maddelik bir ahidnamedir. O ahidnamede şöyle denilmektedir: “Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler ortak bir geleceği beraber inşa edecekler. Hiçbir Müslüman, Yahudilerin ve Hıristiyanların ibadetlerine müdahale etmeyecek. Hristiyanlar ve Yahudiler ibadet mekânlarında özgürce ibadet edebilecekler. Hristiyanlar ve Yahudiler, Müslümanların hâkim oldukları topraklar üzerinde ticaretlerini, ziraatlarını özgürce yapabilecekler ve özgürce seyahat edebileceklerdir.”

Amin Maalouf: Müslümanların sicili temizdir.

Bugün bile insanlığın henüz bu çerçeve içinde ulaşabildiği bir özgürlük beyannamesi henüz yoktur. Bu konuda arkadaşlarımıza, genç arkadaşlarımıza Amin Maalouf’un Ölümcül Kimlikler kitabının girişini tavsiye edebilirim. Onu okumalarını, yani Hristiyanlarla ve Müslümanlarla olan kıyas yaptığı zaman, yani bu insan hakları sicili ile ilgili kıyas yaptığı zaman Müslümanların sicilinin Hristiyanlardan daha düzgün olduğunu söyler.

Şimdi bu şehrin yönetimi ile ilgili kanaatlerimizi söyleyelim. Sonra yavaş yavaş Kudüs’ün ruhaniyetine girelim. Çünkü artık hep böyle tarihsel anlatımlar yapıyoruz. Kudüs’ün heyecanını yaşayabileceğiniz bir zemine yavaş yavaş taşınmış olalım. Yahudiler bu şehri yönettiği zaman Yahudi mezhepleri arasında çatışmaların yaşandığını nihai olarak takdir edersiniz. Ki Babil Kralı 2. Nebukadnezar geldi ve bu şehri yerle bir etti. Öncesinde de Asurlular, arkasından Babilliler geldiler Kudüs şehrini yerle bir ettiler. Arkasından, yine yani Hz. İsa’nın nübüvvetiyle ile birlikte Yahudiler Hristiyanlarda zulmettiler.  Kudüs’te Hazreti İsa'ya inanmış olanlara baskı yaptılar. Bu baskılardan dolayı Hristiyanlar Kudüs’te rahatlıkla ibadet edemediler ve bu şehirden kaçmak zorunda kaldılar. Bununla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de Ashab-ı Kehf hadisesi de bir örnek teşkil eder ve nihai olarak Ürgüp'ten Hatay'a kadar birçok coğrafyada bu bölgeden kaçmış olan Hristiyanların oluşturdukları mabetlerle ile ilgili öykülere sahibiz.

Kudüs’te üç dinin mensupları Müslümanların yönetimi altında özgürleştiler.

Ne zaman burada her üç dinin inananları özgür olmuşlardır?  Müslümanların yönetimi altında.

Hristiyanlar şehre hâkim oldukları zaman Yahudileri şehre sokmadılar. 1099 tarihindeki Haçlı istilası ile birlikte. Sözün bu yerinde Raimundus Aguilers’ın Haçlılar Kudüs’te kitabından bahisler okumak isterim.

Raimundus Aguilers isimli bir rahibin, bir papazın gözünden ilk Haçlı Seferleri... Ve şöyle anlatır bu kitapta, der ki: “Haçlı orduları Kudüs'e girdikleri zaman bir hafta boyunca atların dizlerine kadar bütün sokaklar kan doluydu. Müslümanların ve Yahudilerin kanları akıtılmıştır. Hatta batıdan gelen Katolik Hristiyanlar, Ortodoks ve Süryani’leri de Hristiyan kabul etmemiş ve onları da katletmişlerdir.”

Küdüs 1917’de Darüsselâm olmaktan çıkmıştır.

Ne zaman bu şehir tekrar barış ve esenlik şehrine haline geldi? 1198 tarihinde Selahattin Eyyubi bu şehrin yönetimini tekrar devralıp, Hz. Ömer’in ahitnamesine sadık kalacağını beyan ettiği zamana kadar... Bu şekilde nereye kadar sürmüştür? 9 Aralık 1917 tarihinde şehir Osmanlı yönetiminden çıkıp İngiliz manda yönetiminde geçtiği zamana kadar. 1917’den itibaren Kudüs ‘Darüsselâm” olmaktan çıkmıştır.

Kudüs etkileyici bir şehirdir.

Kudüs etkileyici bir şehirdir. Sendrom oluşturacak kadar etkileyici bir şehirdir Kudüs. Çünkü Kudüs'ün inşaatçıları peygamberlerdir. Peygamberler Kudüs’ü bir işçi gibi çalışarak inşa etmişlerdir.

Kudüs sokakları. Fotoğraf: İbrahim Ethem Gören

Kudüs’ün inşacıları peygamberlerdir.

Kudüs'ün dar sokaklarında Peygamberler ve onun bağlıları dolaşır. Her peygamberin getirdiği mesajlar Kudüs'ün dar ve dolambaçlı sokaklarında onların bağlıları tarafından yüksek sesle terennüm edilir ve ilahiler okunur. Hangi mabede girerseniz girin orada mutlaka o bağlı oldukları peygamberin getirdiği o mesajları izah edilir. İster bir camiye, ister bir kiliseye isterse bir havraya girin,  nereye girerseniz girin... Bundan dolayıdır ki Kudüs'ün inşacıları peygamberlerdir. Kudüs’te elinizi nereye atsanız bir peygamberin eline, adımınızı nereye atsanız bir peygamberin ayak izine basarsınız. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed (sav)’e kadar bütün peygamberler ya bu şehre gelmişler ya bu şehre gelmek için yola çıkmışlar veya gelip bu şehirden geçmişlerdir. Dolayısıyla Kudüs -yani ilk sözümün başında söylediğim gibi- ilk insanın mayasını vermiş olduğu, mayalandığı şehrin adıdır. Onun için özellikle Eski Ahid’te Kudüs'le ilgili Hz Âdem’in vefatında Kudüs'te olduğu söylenir. Kudüs’te Kıyamet Kilisesi'nin hemen yakınında Golgota tepesinde Hz. İsa'nın Hristiyan inancına göre çarmıha gerildiği yerin hemen alt tarafında Hz. Âdem’in mezarının var olduğu kabul edilir. Evliya Çelebi de Seyahatnamesi’nde aslında Âdem Aleyhisselâm’ın kabrinin bizatihi El Halil şehrinde, Halilür Rahman Cami’inde İbrahim (a.s) ile birlikte olduğu, yani diğer peygamberler ile birlikte olduğu rivayet edilir ve sağlam rivayet aslında budur. Dolayısıyla Kudüs bir anlamda ödünç alınan toprağın da iade edildiği şehirdir. Hz. Peygamber Efendimiz (sav) Kudüs’ü mahşer şehri olarak, yani toparlanma ve insanların hesaba çekileceği şehir olarak nitelendirir. Hz. Meymûne’nin, Hz. Peygamberden (sav) rivayet ettiği bir hadis-i şerife göre.

Müslümanlar üç şehri ziyaret ederek hac yaparlar.

Müslümanlar üç şehri ziyaret ederek hac yaparlar. Bunlar şüphesiz; Mekke, Medine ve Mescid-i Aksa yani Kudüs, yani Harem-i Şerif’tir.

Kudüs ancak ve ancak bir çağrı sonucunda ziyaret edilebilir. Kudüs’ü birçok kez ziyaret etmek için hesap yaparsınız ama asla bunu gerçekleştiremezsiniz.

Mescid-i Aksa'da Cuma namazı.

Seyit Ali Demirer

Ben son ikisinde gidemedim hocam.

Ağlama Duvarı. Fotoğraf: İbrahim Ethem Gören

Süleyman Gündüz

Kudüs ancak bir çağrının sonucu ziyaret edilebilir. Bu keyfiyet hac konusunda da böyledir. Dolayısıyla ziyaret etmiş olanların, Kudüs'e ait olabilmeleri için Kudüs’ü Zeytin Dağı’ndan görmüş olmaları gerekiyor. Yani Nuh (as)’a getirilmiş olan o zeytin dalının neşet ettiği, yani alındığı yere gitmiş olmaları gerekiyor ve oradan şehre bakmaları gerekiyor, Kudüs'e ait olabilmeleri için.

Süleyman Gündüz Zeytin Dağı'nda. Fotoğraf Seyit Ali Demirer.

Zeytin Dağı’ndan Kudüs’e baktığınız zaman kadim şehre ait olursunuz.

Zeytin Dağı’ndan Kudüs’e baktığınız zaman siz Kudüs’e ait olursunuz, Kudüs de size ait olur. Kudüs’ü ziyaret etmiş olanlar Kudüs’ün kimliğine kazınmışlardır. Kudüs’ün duvarlarını dinlediğinizde, Hz. Âdem’den Hz. Peygamber (sav)’e kadar tüm peygamberlerin getirdiği mesajları anlayabilmek ve öğrenebilmek mümkündür. Taş plakları dinlememiz misali! Malum olduğu üzere sesler atmosferde kaybolmaz. Almanlar duvarlardan bu tür sesleri alabilecek bir aygıt gerçekleştirmişlerdir. Bundan dolayıdır ki Kudüs sokaklarında Hz. Âdem’den Hz Peygamber’e (sav) kadar gelmiş olan İslam anlayışının bütün sesleri kaydedilmiştir. Ve siz Kudüs’e gittiğiniz zaman sizin de sesleriniz o sesler arasında bir kayıt oluyor. Ve dolayısıyla siz Kudüs'e kayıt olmuş oluyorsunuz. Yani Kudüs sakinlerine dönüşüyorsunuz.

Kudüs etkileyici bir şehirdir.

Kudüs etkileyici bir şehirdir. Çok kısa sürede insanları kendisine dönüştüren, hem yerel kıyafetleri itibariyle, hem davranışları itibariyle kendisine benzeştiren bir şehirdir.

Yeryüzünde insanı Kudüs’ten daha fazla etkileyen bir şehir yoktur. Bundan dolayı teologlar, mütevazı hacılar, seyyahlar, romancılar, öykücüler, deneme yazarları, şairler bu şehre gelmek için yola çıkmışlar ve bu şehirden gelip ilham almışlardır.

Mesela, Hz. İsa ile ilgili İsmet Özel'in yazdığı bir şiir vardır:

“…İsa Golgota'ya çıkarken tökezlemeden önce

Önü sıra sendeleyip ayağı burkulan bendim

Yar idim dulda saydı beni açmak isteyen gonca

Dert oldum Hira'ya beni teskine geldi Efendim…”

Yarın: Kudüs bütün insanlığın şehridir.

 


Yorum Ekle