16 Temmuz 2020, Perşembe
Son Dakika

Süleyman Gündüz ile Kudüs’ün dünü, bugünü ve yarını üzerine-III

14.05.2020

Üstad Süleyman Gündüz ile Boğaziçi Yöneticiler Vakfı’nda düzenlediğimiz Kudüs: Dünü, Bugünü ve Yarını hasbihâlinin üçüncü ve son bölümününü değerli okuyucularımızın irfanına arz ediyoruz.

Süleyman Gündüz: Kudüs bütün insanlığın şehridir.

Evet, Kudüs Tanrı şehridir ve bütün insanlığın şehridir. Kudüs şimdi mahzun... Neden? Çünkü ismiyle örtüşmesi gerekiyor. Buna bütün insanlığın karar vermesi gerekiyor.

Hepimiz bir ağızdan haykırmalıyız. Kudüs benim şehrimdir!

Bu bütün insanlığın karar vermesi gereken bir şeydir. Çünkü Kudüs bütün insanlığa aittir. Zeytin Dağı’ndan Kudüs’e baktığınız zaman Kudüs’ün kimliğine kayıt olursunuz. Kudüs hiç kimseye ait olamaz. Kudüs sizin şehrinizdir. Yani burada bizi dinleyen bütün dostlarımızın şehridir Kudüs. Yani artık siz envanterine kayıtlısınız. Kudüs hiç kimseye ait olamaz, Kudüs sadece benim şehrimdir. Bundan dolayıdır ki yeryüzüne bu kadar kıskançlık uyandırabilecek tek şehir Kudüs’tür. Aslında Korona günlerinde, karantina altında olduğumuz için Ramazan’ı zaten bir itikâf içinde geçiriyoruz.

Kubbetüs Sahra. Fotoğraf: İbrahim Ethem Gören.

İmam-ı Şafi Hazretleri Ramazan münasebetiyle diyor ki; “Ben Ramazan aylarında itikâfa en fazla Kudüs’te girmekten haz alıyorum.” Kendi öğrencileri bu sözüyle mahzun olurlar ve derler ki: “Ey büyük imam! Sen Mescid-i Nebevi’de itikâfa girmekten haz almıyor musun?” Bunun üzerine İmam Şafi Hazretleri öğrencilerine der ki: “Ben itikâfa Mescid-i Nebevi’de de girmekten büyük haz alıyorum. Ben Mescid-i Nebevi ’de sadece bir peygamberin kokusunu alıyorum ama Kudüs’te bütün peygamberlerin…” Bundan dolayıdır ki Kudüs kadar insanlığı etkileyen başka bir şehir yoktur. Hepimiz bir ağızdan haykırmalıyız. Kudüs benim şehrimdir! Hiç kimseye ait değildir.

Seyit Ali Demirer

Yani Kudüs tüm insanlığa aittir.

Süleyman Gündüz

Hiç kimse ait olmamak... Benim şehrimdir Kudüs. Biz, İbrahim Ethem’le bunu yaşadık, Kudüs'te Zeytin Dağı’nda. Fahri Yetim’i de görüyorum burada, Fahri ile de yaşadık. Yani inşallah yeniden bunu yaşamış olacağız. Unutmamak gerekiyor ki; Kudüs bütün inançların bir arada harmanlandığı bir yerdir. Cuma günleri sokağa çıktığınız zaman Vadi Caddesi'nden geçerken bir bakarsınız ki Via Dolorosa’den elinde tıpkı Hristiyan inancına göre Hz. İsa nasıl çarmıhı taşıdıysa o motivasyon içinde koşan Hristiyan hacıları görürsünüz. Ayrıca her Cuma günü akşamı Şabat başlayacağı için yani dünyanın yaratılışındaki 7. Gün olarak kabul edilen gün Şabat günü olacağı için o lüleli ve hasidik kostümleri içinde Ağlama Duvarı’na doğru koşturan Yahudileri görürsünüz. Bir taraftan öğleyin Cuma namazına yetişmek için Mescid-i Aksa tarafına koşan Filistinli ve dünyanın birçok bölgesinden gelmiş olan Müslümanların görürsünüz.

Mescid-i Aksa haziresindeki minberlerden biri.

Aynı şekilde yeryüzünün birçok bölgesinden gelmiş olan Hristiyanlar, yani siyahı, çekik gözlüsü, efendim sarışını ve yerli olanları dâhil olmak üzere... Kudüs’te bir mabedin istinat duvarı başka bir inancın ibadet yeridir. Kudüs’te bir binanın üst katı bir inanca, alt katı başka bir inanca aittir. Kudüs’te bir mabedin dörtte üçlük bölümü bir dine, dörtte birlik bölümü başka bir dine aittir. Kudüs’te zeytin dağında – ki yerini vermiş olayım- Yükseliş Kilisesi’nin olduğu yerin girişi bir camiidir ve bir minaresi vardır, yani başka bir dine aittir.

Seyit Ali Demirer

Hatta bir tekke orası baktığınızda.

Süleyman Gündüz: Kudüs insanların geleceğe olan umududur.

Evet. Kudüs’te hayat böylece iç içe geçmiştir. Etle tırnak gibidir. Kudüs, insanlığın geleceğe dair olan umududur. Bu umudunun korunması gerekiyor. Yani farklı inançların, farklı anlayışların, farklı etnik yapıların yani bütün farklılıklarımızla bir arada özgürce yaşayabileceğimize dair olan inancın adı Kudüs’tür.

Kudüs’ü Müslümanların yönetmesi gerekiyor.

Bu isimle örtüşebilmesi için Kudüs’ü Müslümanların yönetmesi gerekiyor. Tek Müslümanlar, farklı inanç mensuplarına ancak özgürlük tanıyabilirler. Gerçi bugünlerde Müslümanların kendilerinin de özgürlüğe çok ihtiyaçları var, özgür anlayışlara çok ihtiyaçları var. Müslümanların, Hz. Ömer’in Kudüs’te verdiği o emannameyi kendi yurtlarında ihya etmelerine çok fazla ihtiyaçları var. Ama ben inanıyorum ki bugün yaşadığımız süreçler geçtiği zaman bütün insanlar o ruhu yeniden keşfedecekler.  Farklılıklarını bir zenginlik olarak görüp yeniden birlikte yaşayabilecekleri o temel vasatı yeniden kurabilecekler, bunun ismi de Ruh’ül-Kudüs’tür,  yani Kudüs’ün Ruhu’ur.

Seyyit Ali Demirer

Herhâlde erişmemiz gereken ruh bu bahsettiğiniz ‘Kudüs Ruhu’dur hocam.

Süleyman Gündüz

Eyvallah. Şimdi sorularımızı alabiliriz arkadaşlar hep ben anlattım siz dinlediniz.

Seyit Ali Demirer: Arkadaşlar mikrofonlarınızı açıp soru sorabilirsiniz arzu ederseniz veya yazabilirsiniz. Tekrar söyleyeyim.

İbrahim Ethem Gören

Süleyman Hocam öncelikle teşekkür ediyorum. Velûd sohbetinizde Kudüs’ün dününü anlattınız. Biraz da bugününden ve yarınından bahseder misiniz?

İbrahim Ethem Gören, Kubbet'üs-Sahra'da.

Süleyman Gündüz: İsrail bir travma devleti.

Şimdi İbrahim Ethem kardeşim dedi ki Kudüs’ün dününü anlattınız. Aslında bugünü ve yarınına dair konuşabiliriz. Bugün Kudüs işgal altında. İsrail bir travma devleti. Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler bu bölgede ortak bir geleceği beraber kurmalıdırlar, tıpkı Hz. Ömer’in verdiği emanname gibi… Yani o ahidleşmede, o sözleşmede olduğu gibi… Yeniden, birlikte, bir anlayışın egemenliği ve baskısı altında değil, birlikte, ortak, eşitler olarak...

Bütün insanlık Kudüs’teki işgali kaldırmakla sorumludur.

Bugün Kudüs işgal altında ve yeryüzündeki bütün insanlık bu işgali kaldırmak sorumluluğundadır. Geleceğe yönelik düşündüğümüzde şunu söyleyebilirim- şimdi Seyit Ali bey sözümün başında bana söylemişti, Çaykaralı olduğumu, ben buradan başlayayım-

2002 yılında İsrail Ramallah’a saldırdığı zaman ben o zaman Filistin devlet başkanı Yaser Arafat’a destek vermek ve Filistin ile İsrail arasında bir barış süreci oluşturabilmek için, bir İstanbul Barış Süreci oluşturabilmek için bölgeye gitmiştim, Nisan 2002 tarihinde. Ve o zaman İsrail Dış İşleri Bakanı Şimon Peres’i ziyaret etmiştim. Ve Şimon Peres’e söylediklerimi aynen burada söylüyorum ve halen aynı kanaate sahip olduğumu söylemeliyim.

Siz Yahudiler bu bölgede kalıcı değilsiniz.

Şimon Peres’e dedim ki:  “Siz Yahudiler bu bölgede kalıcı değilsiniz. Müslümanların sizinle hiçbir kutsal savaşı yok. Müslümanların bütün savaşları genellikle Hristiyanlarla olan savaşlardır: Endülüs’te, Afrika’da, Anadolu’da, Rumeli’de… Nereye bakarsanız bakın genellikle Müslümanlarla Hristiyanlar arasında bir çatışma ortaya çıkmıştır. Yahudiler en özgür oldukları dönemlerini Müslümanların hâkim oldukları topraklar üzerinde yaşamışlardır. İşte bu Endülüs ve Anadolu ve Rumeli bunların en önemli örnekleridir.”

1992 tarihinde Bosna’da savaş çıktığı zaman Yahudi filozof Bernard Henri Levy Sarayevo’ya geldiği zaman Aliya onu Sarayevo’da Başçarşı’da gezdirirken -ki benimle birlikte Bosna’ya gelmiş olan arkadaşlar bilirler- Storz Mayerova’daki katedralin önüne geldikleri zaman Aliya ona şöyle diyor, “bak” diyor “Bu Katolik katedral, bu hemen alt taraftaki Ortodoks kilisesi, Ferhadiye Camii ve hemen Katolik katedralin arka tarafında da bir havra var. Bir dönüm alan içinde bir katedral Katolik kilisesi, bir Ortodoks kilisesi, bir Yahudi havrası ve bir Müslüman camii var. Bu dört ibadet yeri tarih dönemlerinde sadece Müslümanların hâkimiyetinde bir dönüm arsa, alan içinde olabilmiştir.”

Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’in emirlerinin dışına çıkamazlar.

İşte bunun en büyük örneği Kudüs’tür. Dolayısıyla Müslümanlar her zaman için farklı inanç mensuplarına himaye göstermişlerdir çünkü bu kitabın emridir, aziz Kur’an’ın emridir. Müslümanlar aziz Kur’an’ın emrinin dışına çıkamazlar. Aynı şekilde de Aliya, Bernard Henri Levy’ye bu örneği veriyor. Diyor ki “Bu bizden dolayı değil, inancımızdan dolayıdır” diyor.

Bende o gün aynı şekilde İsrail Dış İşleri Bakanı Şimon Perez’e şunları söyledim: “Sizler burada kalıcı değilsiniz. Eğer sizler burada kalıcı olsaydınız, Müslümanlarla ve burada yaşayan Hristiyanlarla empati yapmak zorundaydınız. Yani kalkıp da Müslümanları sürekli şiddetle, zorbalıkla, baskıyla, savaşla, katletmekle, ölüm tehditleriyle sindirmeye çalışmazdınız. Onlarla birlikte yaşamanın zeminini arardınız. Onlarla birlikte yönetmenin zeminini arardınız. Niye kalmayacaksınız? Şunun için! Bugün İslam dünyası dağıldı, doğru. 1000’li yıllardan hatta 900’lü yıllardan 1300’lü yıllara kadar İslam dünyası paramparçaydı. Sadece Afrika’da kurulan 129 tane kabile devleti vardı, 900’lü yıllardan 1200’lü yıllara kadar.  120 tane kabile devleti... Sonra Müslümanlar ne yaptılar? Yeniden birliğini oluşturdular. Bu birlik oluşmayacak diye bir şey yok. Eğer birlik oluşursa bakın Kuzey’de Müslümanlar, Doğu’da Müslümanlar, Güney’de Müslümanlar, arkanızda da deniz. Eğer Müslümanlara yönelik bu şiddeti artırırsanız, Müslümanların size karşı olan merhamet ve tolerans duygusunu da ortadan kaldırırsınız. Sadece Müslümanların ittifakına bakar bu şey.

Dünyada hiçbir zaman zulüm payidar olamamıştır.

Onun için birçok bilge şahsiyetin İsrail’le ilgili söyledikleri şey şudur: Müslümanların birbirleriyle olan çatışmasından dolayı Yahudiler burada bulunuyor. Ben bir anlamda Yahudilerin bölgede bulunmasını, özellikle batı dünyasının yed-i emini olarak orada olduklarını düşünüyorum. Yani Yahudilikle ilgili çok daha fazla şey söyleyebilirim. Ben Yahudilerden de vicdan sahibi olanların bu konuda benimle aynı kanaate sahip olduklarını ve o insanlarla bir diyalog geliştirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ve Kudüs’ü hep beraber, hep birlikte, bütün inançların özgür olabilecekleri ortam içinde yönetmesi gerektiğini söylüyorum. Bunu da sağlayabilecek olanlar sadece Müslümanlardır. Tarih bunun örnekleriyle doludur.” Bunları aynı şekilde Şimon Peres’e anlatmıştım. Yani dünyada zulüm hiçbir zaman payidar olmamıştır. Mutlak anlamda barış yani selâm ve adalet egemen olacaktır.

Seyit Ali Demirer

Bu konuyla bağlantılı olarak Fahri Yetim’in bir sorusu var hocam. Tarihte diyor ki “Yahudiler aslen Hristiyanlardan zulüm görmüşler, yani Romalılardan tutun, İkinci Dünya Savaşı’na kadar... Müslümanlarla da bir şekilde iyi ilişkiler içerisinde olmuşlar genel itibarıyla. Günümüzde ise Hristiyanlar ve Yahudiler sanki Müslümanları tek bir düşman olarak görüyorlar. Bu neden olmuş olabilir ve bu şekilde devam edecek mi? Etmesini bekliyor musunuz?

Süleyman Gündüz

Şimdi şöyle... Takdir edersiniz ki sanayi devrimiyle birlikte ortaya çıkmış olan batılı modern anlayışında özellikle sanayi devriminde ortaya çıkan ihtiyaçlarla, yani kaynaklara ulaşma konusunda dünyanın geri kalan bölgesini ya moderniteyi transfer edip onları bir etki alanına almak veyahut da köleleştirmek üzerine kurulu bir diyalektik söz konusu olmuştur. Bundan dolayıdır ki İslam dünyasında, aslında İslam dünyasının kaynaklarına ulaşabilmek için direkt çatışmadan çıkıp dolaylı çatışmaya yani başka bir zemini düşman olarak göstermek gerekiyor. Fahri Bey doğru söylüyor, sadece Pagan Roma anlayışı ve arkasından gelen Hristiyanlık, Yahudilerle en büyük sorunlarını yaşamışlardır. Çünkü nihai olarak fıkralara da konu olmuş, öykülere de çok konu olmuştur bunlar. Mel Gibson’ın bir filminde de çok önemli bir karşılık bulmuştur. Hz. İsa’nın bizatihi Yahudiler tarafından çarmıha gerilmiş olması, yani öldürülmüş olması bu son derece anlamlıdır. Bu Hristiyanlık idealinin, inancının temelini oluşturur. Bu İslam’a göre böyle değildir, çünkü aziz Kur’an bize Hz. İsa’nın çarmıhta ölmediğini belirtir. Ama Hristiyanlığın en temel motivasyonu aslında budur. Şimdi Hristiyanların Yahudilere yaptıklarına bakınız.

1200’lü yıllarda en büyük hadiselerden biri yaşanır kadim şehir Kudüs’te. Citus o tarihlerde bütün Yahudileri dünyanın dört bir yanına sürgüne gönderdiği zaman Yahudilerin gittikleri bölgelerde oluşturdukları kolonilerde nasıl süründüklerine bir bakın!

1200’lü yıllarda Yahudiler İngiltere’den kıta Avrupa’sına yani İspanya’ya sürüldüler. O tarihte İspanya Müslümanların egemenliği altında. İspanya, Müslümanların egemenliğinden çıktığı zaman ilk sürgüne gönderilenler yine Yahudiler oldu. Nereye gitti Yahudiler? Bir kısmı Rumeli’ye. Osmanlılar Yahudileri Anadolu’ya, Rumeli’ye ve İstanbul’a taşıdılar. İşte bu Sefaradlar diye nitelendirilen Yahudilerin bir kısmı Fas’a geçerek burada şehirler kurmuşlardır. Yani onlardan hiç kimse Ortadoğu’ya geri dönmemiş, İslam yurtlarında barındırılmıştır. Çünkü onlar, İslam inancının farklı inançlara müdahale etmemesi gerektiğinin ve barışık olarak yaşanması idrakinin bilincindeydiler.

Avrupalılar Veba salgınında faturayı Yahudilere kesmiştir!

Aynı şekilde 1700’lü yıllarda Paris’teki o büyük veba salgınında Yahudiler büyük sıkıntılar çekmiştir. Albert Camus’un Veba romanı da buradan neş’et etmiştir. O romanın kurgusu buradan geliyor. Veba salgınında ilk faturanın kesildiği insanlar Yahudiler olmuştur ve Yahudiler Paris’te sürgün edilmişlerdir. Aynı şekilde 2. Dünya Savaşı’nda Avrupa’dan sürgün edilmişledir. Bütün Avrupa’nın elleri kirlidir bu konuda. Yani fatura büyük ölçüde Hitler’e kesilmiştir ama Fransızlar ve İngilizler de bu faturanın paydaşlarıdır. İtalyanlar, Fransızlar ve İngilizler de bu kıyımın bir parçasıdırlar, aynı şekilde İspanyollar da...

Hristiyanlarla Yahudiler arasında her zaman çatışma ortaya çıkmıştır.

Yani her zaman için Hristiyanlar ile Yahudiler arasında bir çatışma ortaya çıkmıştır, Hristiyan teleolojisiyle Yahudi teolojisi Kitâb-ı Mukaddes’te bir arada olmuş olmasına rağmen…

Şimdi son dönemlerde bu hususta en çok konuşulan meselelerden biri Evanjelizm’dir. Doğru değil mi? Evanjelistler Yahudilerin işte himayesinde olduğu, onların işte özellikle bu Trump’ın ve onun yardımcısının yaptığı davranışlar…

Bir kez Yahudi inancındaki Mesih’le Hristiyan inancındaki Mesih aynı şahsiyetler değil. Hristiyan inancındaki Mesih daha çok kalbe, insanın ruhuna ve öteki dünyaya yönelen Mesih. Yani öteki dünyada adaleti temsil edecek ve Tanrı’nın yeryüzündeki bir anlamda şekillenmiş hali. Yahudilik anlayışındaki Mesih öyle değil. Adaleti bu dünyada, savaş ve adalet kavramını yerine getireceğine inanılan Mesih. Dolayısıyla sadece zımnen arada bir kıyamet sahnesi üzerinden oluşmuş bir ittifak var. Değilse normal temel teoloji ile baktığımız zaman bunları yan yana getirebilmek mümkün değildir deyip noktayı koydum.

Ben soruları okuyamıyorum arkadaşlar bunları Seyit Ali okuyor herhâlde.

Seyit Ali Demirer

Hatice Özkaya’dan bir soru var hocam. Mevcut durum karanlık görülse de diyor, Müslüman dünyanın yakın gelecekte uyanması ve kendilerine ait meselelerde ittifak kurup söz sahibi olması mümkün mü? Bu konudaki gözlemleriniz umut verici midir?

Süleyman Gündüz

Şimdi şunu söyleyebilirim. Buradaki Hamilik Okulu öğrencilerine, Boğaziçi Yöneticiler Vakfı’na ben teşekkür ediyorum. Şunu söyleyebilirim. Ben şu anda İslam dünyasının içinden geçmekte olduğu süreçte birbirleriyle ilişkilerini gördüğüm zaman büyük bir dehşete ve ümitsizliğe kapılıyorum.  Kur’an-ı Kerîm hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamamızı bizlere emrediyor.

İslam zamanın ruhudur.

Şimdi bu Pandemi sürecinde İslam dünyasındaki tartışmaları ve batı dünyasındaki tartışmaları takip ediyorum. Ve görüyorum ki İslam zamanın ruhudur. Müslümanlar İbn-i Vakt, yani zamanın oğludur. Dolayısıyla bugün tarih insanın önüne çok fazlaca fırsatlar sunmaz. Bugün ise insanlığın önüne yeni bir fırsat geldi. Bu fırsatı Müslümanlar değerlendirmelidir, bütün insanlık adına, bütün insanlığın barışı ve esenliği, özgürlüğü, eşitliği adına değerlendirmelidir. Ama bugün mevcut İslam dünyasındaki siyasi anlayışlar, bu tür dini anlayışlar devam ettiği sürece İslam dünyası mevcut acılardan daha fazlasına dûçâr olacaktır.

İslam dünyasının farklı bir dil kurmaya ihtiyacı var.

İslam dünyasını yeniden Müslüman olmaya ve Sevgili Peygamberimizin (sav) getirdiği o anlayışı yeniden ihya etmeye ihtiyacı var. İslam dünyasının farklı bir dil kurmaya ihtiyacı var. Bunu sadece kendisi için değil bütün insanlık için yapmak zorunda. Neden? Çünkü Müslümanlar buna mecbur.

Şimdi. İbrahim Ethem kardeşim bana bakıyor ve diyor ki “Bütün Müslümanların iddiaları güçlü. Kendilerini en sonun inananları, en sonun bağlıları olarak yani ümmeti olarak görüyorlar. Mademki en sonuz o zaman bütün insanlığın kurtuluşuna dair olan düşünceyi, anlayışı ve uygulamayı bizim ortaya çıkarmış olmamız gerekmiyor mu?”

Elbette gerekiyor. Yeryüzünün neresinde olursa olsun zulme uğrayan her insandan Müslüman sorumludur. Yeryüzünün neresinde olursa olsun açlık ve yoksulluk çeken her insandan Müslüman sorumludur. Ama bugünkü anlayışa bakılırsa daha gideceğimiz çok mesafe var. Ama ben şundan eminim ve Hamilik Okulu’na özellikle teşekkür ediyorum. Hamilik Okulu Vakfı’yla birlikte Afrika’da özellikle Sierra Lione’de, Dibia bölgesinde yaptıklarını gördükten sonra yavaş yavaş ümitleniyorum. Bosna Hersek’te Aliya İzzetbegoviç’in verdiği mücadele de öyle… Eğer o mücadeleye aynı şekilde, aynı anlayış üzerinden devam edilebilir ve Aliya’nın gönül dili bütün İslam dünyasını ve bütün insanlığı kuşatabilecek bir merhamet iklimine dönüştürülebilirse ben insanlıktan ümitliyim. Pandemi, bütün insanlığı yeniden sarstı ve insanları muhasebeye, sîgaya çekti! Ama bu Pandemi sonrasında insanlar yeniden eski alışkanlıklarına dönecekse, yeniden eski husumetlerini, yeniden ihtiraslarını, yeniden aynı şekilde kuşanacaksa bütün insanlık adına üzülmek gerekiyor. Sadece Müslümanlar adına değil. Tarih boyunca Müslümanlar bunu gösterdiler.

Seyit Ali Demirer

Umulur ki bu yaşadıklarımız vesile olsun e bahsettiğiniz bu uyanışa diyeyim.

Süleyman Gündüz

İnşallah.

Seyit Ali Demirer

Evet, arkadaşlar, yaklaşık bir buçuk saat oldu program başlayalı. Sanırım bir buçuk saat gibi planlanmıştı, katkılarınız veya sorularınız varsa dinleyelim. Yoksa müsaade isteyelim.

Süleyman Gündüz

Müsaade isteyelim daha sonra bir program daha yaparız inşallah İbrahim Ethem kardeşim.

İbrahim Ethem Gören

İnşallah efendim.

Süleyman Gündüz

Şimdi ben sizi kutluyorum. İlahi bağışıklıkta olasınız, Ramazan-ı şerifinizi tebrik ediyorum. Gelecekteki bayramınızı kutluyorum. Lütfen kurallara uyalım. Bütün insanlığın size ihtiyacı var. Dolayısıyla kurallara uyalı,  yani “bir şey olmaz” demeyelim. Kendimize bir şey olmaz ama biz bir başkasına bir şey olmasına vesile olabiliriz. Dolayısıyla bütününden kendimiz sakınalım.

Şüphesiz, ölüm Allah’ın emri. Fransız Marksist sosyolog Bacardi’nin dediği gibi “ilk defa insanlığın dünyasına ölüm bu kadar dâhil oluyor”. Oysa her Müslüman şunu bilir. Hz. Peygamberin (sav), aziz peygamberin sözünü: “Ölmeden önce ölünüz.” Biz kendimiz için neyi düşünüyorsak bütün insanlık için de aynı şeyi düşüneceğiz. Rabbim hakikatin birliğini kavramış olanları ayakları üzerinde sabit kılsın. Hakikat arayışı içinde olmuş olanları da Rabbim o hakikate eriştirmiş olsun. Efendim, tekrar hepinizin Ramazan-ı şerifini tebrik ediyorum. Hepinizi Allah’a emanet ediyorum.

İbrahim Ethem Gören

Âmin çok teşekkür ediyoruz, var olunuz.

Seyit Ali Demirer

Hocam çok teşekkür ediyoruz, arkadaşlar çok teşekkür ediyoruz. Allah’a emanet olunuz. Görüşmek üzere en yakın zamanda.

BİTTİ.


Yorum Ekle