13 Temmuz 2020, Pazartesi
Son Dakika

Süleyman Gündüz ile Kudüs’ün dünü, bugünü ve yarını üzerine…

12.05.2020

‘Pandemi günleri’nde eğitimler, seminerler online platformlara taşındı. Pek çok kurum ve STK eğitim ve seminerlerini online mecralar üzerinden hedef kitlelerine arz ediyor. Bu bağlamda hizmetinde bulunduğumuz Boğaziçi Yöneticiler Vakfı (BYV) da Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine, mezunlarına ve iş dünyasına ekranlar üzerinden ulaşıyor.

BYV, 9 Mayıs Cumartesi günü Süleyman Gündüz Üstad ile “Kudüs: Dünü, Bugünü ve Yarını” konulu bir hasbihâl gerçekleştirdi. Vakıf mensuplarından, Seyir Defteri’nin müessesi Seyit Ali Demirer yönetiminde gerçekleştirilen velûd hasbihâl Kudüs’ü tekrar gündemimize taşıdı.

Süleyman Gündüz nev’i şahsına münhasır, çok yönlü bir zat. Mütefekkir, diş hekimi, yazar, fotoğraf sanatçısı, aktivist, STK gönüllüsü, belgesel yapımcısı, rehber, Bosna ve Kudüs hamisi entelektüel bir kişilik.

İbrahim Ethem Gören, Süleyman Gündüz ile Kudüs-ü Şerif'te

Kudüs âşığı…

Kudüs’ü birlikte ziyaret etme imkânı bulduğumuz Süleyman Gündüz kelimenin tam anlamıyla Kudüs âşığı. Yılda en az birkaç kez Kudüs’ü ziyaret etmeyi kendine vazife bilen Süleyman Gündüz kutlu kente her gittiğinde bir yandan hüzünleniyor diğer yandan da Müslümanların birliğine dair umutlarını tazelemeye çalışıyor.

Üstad Gündüz, vakit namazlarının akabinde Mescid-i Aksa’nın avlusunu besmeleyle adımlarken her bir kutlu emanette renk, ışık, hayat ve ses arıyor “Ruhu’l-Kudüs’e dair. Bu arayış ona direnç kazandırıyor. Güvercinlerin kanatlarında, Kubbetü’s-Sahra’nın nakışlarında, yeryüzünün göğe en yakın avlusunun mermerlerinin damarlarında mütemadiyen yankılanmakta olan tekbir seslerini işitiyor.

Kubbetüs Sahra. Fotoğraf: Süleyman Gündüz

Şüphesiz insan Allah’ın halifesidir.

Süleyman Gündüz’ün yaptığı insani bir çaba; sorumluluğunu yerine getirme mücadelesi. Şüphesiz insan Allah’ın halifesidir ve mesuliyet bilinciyle yeryüzünü şenlendirir. Ve dahi herkesin fani olan dünya hayatında bir görevi vardır. Görevi her neyse onu arar ve bulur. Bu meyanda Gündüz’ün görevi de mazlum ve mustazafların yanında yer almak, sözcülüğünü ve savunuculuğunu yapmak. Onun hayatında mazlum coğrafyaların mahzun insanlarının hüznüne genişçe bir yer; Kudüs için açılmış büyük bir parantez var. Bu yazıda söz konusu parantezi teşrih masasına yatırıyoruz.

Metin deşifreleri için BYV Hamilik Okulu Komisyonunun değerli mensuplarından Esra Öz’e, Merve Kılıç’a, Eslem Fide’ye ve Zehra Betül Meriç’e teşekkür ederken sözü Seyit Ali Demirer’e bırakıyorum.

Seyit Ali Demirer

Boğaziçi Yöneticiler Vakfı’nın Kıymetli Hamilik Okulu’nun projesi kapsamında bugün bu programı yapıyoruz. Arkadaşlar başlığı “Kudüs: Dünü, Bugünü ve Yarını” koymuşlar. Ben kısaca Süleyman Gündüz Üstad’dan bahsedeyim 1961 Trabzon Çaykara doğumlu Süleyman Hoca. Çaykara’nın da bir hikâyesi var hocam. 1982’de Erzurum Atatürk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden mezun olmuşlar. Uzunca bir süre diş hekimliği yapıyor, 1989’da da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Fotoğrafçılık okuyor. Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Sosyoloji yüksek lisansı yapıyor. 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a Balkanlar konusunda danışmanlık yapıyor. Dayanışma Vakfı’nın ve Bosna Hersekliler Kültür Dayanışma Derneği’nin hem kurucusu, hem de başkanlığını yapıyor. 22. Dönem Sakarya milletvekili. Kafkas İslam Ordusu 1918 belgeselinin yapım ve yönetmenliğini yaptı. Aynı zamanda Kut’ü’l-Amare Kardeşlik Cephesi’nin de yapımcısı… Küresel Isınma ve İklim Değişikliği İzleme Komitesi Başkanı. Bir dönem Yeryüzü Doktorları’nın sözcülüğü yapmış. Yeni Şafak Gazetesi’nde yazılar yazmış. Pek çok fotoğraf sergisi açmış. Süleyman Bey’in oldukça uzan bir özgeçmişi var. Bu kadarıyla iktifa edeli ve sözü Süleyman Gündüz’e bırakarak “Kudüs” diyeli…

Süleyman Gündüz

Çok teşekkür ediyorum ben de Boğaziçi Yöneticiler Vakfı Hamilik Okulu’nun organizatörlerine çok teşekkür ediyorum. Boğaziçi Yöneticiler Vakfı ile birlikte birkaç kez Kudüs'e ve Balkanlara beraberce gittik. Ayrıca bir de ben Hamilik Okulu Vakfı’nın özellikle Afrika’da yaptığı organizasyonları yerinde görmüş ve yerinde tespit etmiş biriyim. Ayrıca Boğaziçi Yöneticiler Vakfı Hamilik Okulu Komisyonu öğrencileri ile beraber bir Balkan ziyaretimiz oldu, İbrahim Ethem Beyin riyasetinde. Ben buradan Bahattin Bey’e ve İbrahim Ethem kardeşimize çok teşekkür ediyorum.

Şabat günü Kudüs’ü konuşmak önemli!

Böyle bir günde de Kudüs’ü konuşmak “Şabat vakti günü’ Kudüs’ü konuşmak önemli bir şeydir, bugün nihai olarak Eski Ahit’e göre, yani dünyanın yaratılış süreci ile ilgili olan bir bayram günüdür. Ve dahi Kudüs bugün bütün insanlığın kendisine yöneldiği ve yine bütün insanlığın dikkatini yönelttiği en önemli merkezlerden biridir.

Sadece Müslümanlara, Hristiyanlara ve Yahudilere özgü değil, yeryüzünde hak ve egemenlik iddiası içinde olmuş olan bütün toplumlar bu bölgeyi ele geçirmek için olağanüstü çaba sarf ettiler, mücadele ettiler. Nitekim dünyanın farklı bölgelerinden ordular bu bölgeyi ele geçirmek için yola çıkmıştır ve Kudüs'ün surlarında iktidarları devrilmiş ve onların o iktidarları yerine yenileri kurulmuştur. Bundan dolayıdır ki Kudüs iki kez yerle bir edilmiş, tamamen yıkılmış, 23 kez saldırıya uğramış, 53 kez işgal edilmiş ve 44 kez de işgal edilmiş ve geri alınmıştır. 

Hemen hemen bütün şairlerin, romancıların, öykücülerin ve sanatkârların Kudüs’le ilgili imgesel olarak ortaya koydukları anlayış şudur: Kudüs daha çok göklerde inşa edilmiş ve oradan yeryüzüne indirilmiş bir şehirdir. Şair, yazar ve entelektüel zatların Kudüs imgesi böyledir. Bundan dolayıdır ki şair Sezai Karakoç bir şiirinde şöyle der: “Kudüs Tanrı şehri bütün insanlığın şehri/Gökyüzünde inşa edilip yeryüzüne indirilen şehir”.  

Yeryüzünde insanlığı Kudüs kadar etkileyen çok az şehir vardır.

Dolayısıyla Kudüs’ün simgesel karşılığı budur, yeryüzünde insanlığı bu kadar çok etkileyen başka bir şehir yoktur. Şüphesiz Müslümanlar için, bizim sınıflama dışı olarak tuttuğumuz iki şehir var. Bunları çokça anladığımız zaman, ‘insanlar niye bunları anlıyorsunuz?’ diye zaman zaman eleştiri yaparlar, onlar bir sınıflamanın dışındadır. Kategorik olarak onları bir şeye ekleyemeyiz. Mesela dün akşam seyahat kültürü üzerinden yaptığım bir konuşma vardı orada bu konu dile getirildi, Mekke ve Medine’ye seyahat yapılmaz. Mekke ve Medine ibadet maksadıyla ziyaret edilir. Seyahat yapmak ayrı bir şeydir, ibadet edip ziyaret etmek ayrı bir şeydir.

Kudüs hem seyahat hem de ziyaret mahallidir.

Kudüs hem seyahat edilebilecek hem de ziyaret edilmesi gereken hangi anlayışa sahiptir.

Bundan dolayıdır ki biz Kudüs’e seyahat etmeyiz, Kudüs’ü ziyaret ederiz.

Seyit Ali Demirer

Kudüs bir haremdir değil mi hocam

Süleyman Gündüz

Evet, yeryüzünde Allah'ın mübarek kıldığı üç şehir var. Bir tanesi hiç şüphesiz Harem-i Şerif’in olduğu Mekke’dir, diğeri Mescid-i Nebevi’nin olduğu Medine’dir, bir üçüncüsü de Mescid-i Aksa'nın olduğu Kudüs’tür. Hazır bundan bahsederken Müslümanların gündemine Kudüs iki vaka üzerinden girmiştir. Bir tanesi şüphesiz İsra, yani gece yürüyüşü, diğeri ise Miraç hadisesi yani yükseliş. Bundan dolayıdır ki İsra Suresi birinci ayette Kudüs’le ilgili şöyle buyurulmaktadır: Bir gece, kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten her şeyi işitmekte ve görmektedir.”

Mescid-i Aksa. Fotoğraf: Seyit Ali Demirer

Ayet-i celilede Kudüs’le ilgili çok önemli bir vurgu vardır. İsra Suresi’nin ilk ayetinde “İsra” gece yürüyüşü olarak nitelendirilir, ayette böyle buyuruyor aziz Kuran’da şanı yüce Rabbimiz.

Aziz peygamberimize ait de Kudüs’le ilgili birçok hadis-i şerifler var. Hemen hepsi etkileyicidir. Birini arz edelim: “Ey Kudüs! Allah'ın seçtiği toprak ve onun kullarının vatanı, senin duvarlarında dünya dünya oldu ey Kudüs, sana doğru inen çiğ taneleri bütün hastalıkları iyi ediyor. Çünkü geldiği yer cennet bahçeleridir.”

Kudüs şairlere ilham kaynağı olmuştur.

Kudüs şairlere de ilham kaynağı olmuştur. Nitekim Nizar Kabbani Kudüs’ü tanımlarken onu ‘yerlerin göklere en yakın avlusu’ olarak tanımlar. Az önce arz ettiğim hadis-i cennet metaforu üzerinden derlenmiş olan şey nihai olarak budur.

Ebû Zer el-Gifârî (ra), Hz. Peygamber efendimize –sallallahüaleyhivesellem- bir soru yöneltir: “Ya Rasulallah Allah’a ibadet etmek için yeryüzünde inşa edilmiş ilk mabet hangisidir?” Allah resulü cevap verir: “İlk mabet Mescid-i Haram’dır yani Kâbe’dir.” Mükâleme şöyle devam eder: “Peki ondan sonra hangisidir?” “Ondan 40 yıl sonra inşa edilen Mescid-i Aksa’dır”  

Tüm bunları anlatışımın aslında bir gayesi var. Biraz sonra tarihsel sürece geçtiğim zaman imdadıma koşmuş olacaklar. Sadece aziz Kuran’da ve Hz. Peygamberimizin (sav) hadislerinde yer almıyor Kudüs, nihai olarak Eski Ahit’te de Yeni Ahit’te de Kudüs’ün bir karşılığı var. Eski Ahit’te özellikle Kudüs’le ilgili Babil sürgününe gitmiş olan Yahudi çocuklarının okuduğu bir ilahi vardır. O ilahi şöyle başlar:Eğer seni unutursam, ey Yeruşalim, Sağ elim hünerini unutsun. Eğer seni anmazsam. Eğer Yeruşalimi baş sevincimden üstün tutmazsam, Dilim damağıma yapışsın. " Eski Ahit, Mezmur 137.

Kudüs’ün ikinci kez yerle bir edileceğine işaret olarak görülmüş olan bir vaka var, o da şüphesiz gerek Matta’da, Luka’da ve de gerekse Yuhanna’da ve Markos’ta geçen, Hz. İsa’ya atfen söylenmiş olan Hristiyan inancına göre İncil’de bir söz… Yani Yeni Ahit’te bir söz var. O da çok vecizdir aslında. Çünkü bu sözden aşağı yukarı 40 yıl sonra Kudüs 70 tarihinde Titus tarafından yerle bir ediliyor. Söz, Hz. İsa’nın son kez Kudüs’e girdiğinde Zeytin Dağı’ndan aşağı doğru inişinde, -onun Kudüs’ü son kez seyrettiği yerde- bu sözleri ifade ettiği yer olarak kabul edilen zeminde dominis vefit, yani Gözyaşı Şapeli oluşturulmuş. Hz. Hristiyan inanışına göre HZ. İsa’nın oradan Kudüs’e bakarak şöyle söylediği riyavet edilir:

 “Ey Yeruşalim peygamberlerini öldüren ve kendisine gönderilenleri taşlayan Yeruşalim. Tavuk yavrularını kanatları altına nasıl toplarsa ben de senin çocuklarını öyle toplamak istedim ve siz istemediniz. İşte eviniz size ıssız bırakılacak çünkü size diyorum Rabbin ismiyle gelen mübarek olsun deyinceye kadar artık beni bir daha göremeyeceksiniz.” (Matta 24. Bağ 38-39 bölümler)

Mescid-i Aksa haziresinde namaz kılan bir Filistinli. Fotoğraf: Süleyman Gündüz

Üç dine göre kutlu şehir: Kudüs.

Dolayısıyla böylece üç dinin de kutsadığı bir yerdir. Şimdi üç din denince burada şöyle bir parantez açmalıyım. Aslında bize göre tarih, Hz. Peygamberden (sav) önceki İslam tarihi ve Hz. Peygamberden (sav) sonraki İslam tarihi olarak ikiye ayrılır. Önce zihinlerimize bunu yerleştirmiş olmamız gerekiyor.

Kudüs’le ilgili o kadar çok öykü var ki, o kadar çok anlatılar var ki… Bunların bir kısmı kutsalı oluşturma konusunda temel oluşturmuş. Mesela bunlardan bir tanesi insanın yaratılışı ile ilgilidir. Bu konuda özellikle Eski Ahit’te yani Tevrat’ta insan yaratılışıyla ilgili, Hz. Âdem ile ilgili Hz. Âdem Kudüs toprağından yaratıldığı belirtilir.  Dolayısıyla Eski Ahit’te Kudüs’ün mübarekliğine, kudsiyetinin kaynağınına dair bir atıf vardır. İkincisi Nuh tufanı… Nuh tufanı ile ilgili iki farklı kanaat var, bunlardan bir tanesi bölgesel olduğuyla ilgili, diğeri küresel olduğuyla ilgili… Bölgesel olduğuyla ilgili kanaatler daha güçlü. Nuh tufanında sular çekilmeye başlayınca, bunu bir nevi test etmek için barışı simgeleyen güvercin gönderilir.

Güvercin bir zeytin dalı ile geri gelir. Ve bu zeytin dalını Zeytin Dağı’ndan aldığını söylerler.

İlahi kitaplar insanlığın serüveninin Kudüs bölgesinden başlatır.

Hepimiz biliriz ki ilahi kitaplar insanlığın yeryüzü serüvenini bu bölgeden başlatır. Yani Hz. Âdem’in yeryüzüne inişi ve insanlığın yeryüzünde başladığı serüven aslında bu bölge ile ilgilidir. Şimdi burada iki farklı anlayış var. Birincisi, modern tarih yazıcıları insanlığın başlangıcını daha çok Afrika’ya doğru yani homosaphiensin başlangıcını, o modernleşmiş insanın başlangıcını biraz Afrika’ya doğru yönlendirir.

Modern tarih kitapları seküler bir mantıkla yazılmıştır.

İlahi kitaplar ise insanlığın başlangıcını Ortadoğu coğrafyasında yani Yemen’den Kudüs’e kadar olan bir coğrafyada başlatırlar. Modern tarih yazıcıları ile ilahi kitapların tarih izahları birbirleriyle çok çelişir. Çünkü modern tarih yazımı 18. yüzyıldan sonra gerçekleşmiştir ve seküler bir mantıkla yazılmıştır. Dolayısıyla ilahi kitapların ortaya koyduğu tarih izahları ile çelişmesi son derece normaldir.

İlk defa Kudüs terminolojisi yani ‘orşilumun’ adı ilk defa orta dönem Mısır Krallığında yani MÖ 5000 yıllarına ait olan metinlerde görüyoruz. Orta Dönem Mısır Krallığında Kral Abdi Heba’nın Tell Amarna mektuplarında ‘urkilimin’ olarak geçiyor. Kelimenin etimolojisine baktığımız zaman urşilum, yeruşalmi, yerşelayim, jerusalem ve darüsselam bütün kelimeler aslında Darüsselam’a gelip bütünleşiyor, Kudüs böylelikle bir nevi barış ve esenlik şehri adını almış oluyor.

Kudüs barış ve esenlik şehridir.

Hatta ironiktir, yani bu şehir barış ve esenlik şehridir. Bu şehirde hayat, savaş ve barış, zulüm ve adalet terazisinde tartılır. Kudüs’te eğer barış ve adalet egemen ise yeryüzünün her tarafında barış ve adalet egemen olur. Eğer Küdüs’te bir çatışma, gerilim, şiddet yani savaş ve zulüm varsa yeryüzünün her tarafında gerilim, kaos ve şiddet vardır. Dolayısıyla biraz hikmet ve irfanı öncelemiş olan tarihçilerin söyledikleri ve dahi siyasilerin söyledikleri şey şudur: Eğer dünyada şiddet gerilim ve kaos artmışsa mutlaka Kudüs’ün gözlerine bakınız, çünkü orada barış ve şenlik bozulmuş demektir. Zaten işin ironik tarafı da şudur: Yeryüzünde insanlar burada barışı ve esenliği, yani barışı ve adaleti sağlamak için çok fazla kan döktüler ve hâlâ kan dökmeye devam ediyorlar. Bu çerçeve içinde baktığımız zaman Kudüs’ün kendi ismiyle örtüştüğü ana kadar insanlık, bütün bir insanlık ailesi huzur içinde olmayacak, dolayısıyla şüphesiz yaşadıkları coğrafyada gerilim ve kaos olmayabilir ama bununla birlikte Kudüs’te olan kaos ve gerilim onları da şüphesiz etkilemiş olacaktır.

Dinler açısından baktığımız zaman Kudüs dediğim gibi hem Müslümanlar için,  hem Yahudiler için hem de Hristiyanlar için son derece önemlidir.

“Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır.”

Az önce değinmiştim. Biz tarihi ikiye ayırıyoruz. Ne diyoruz? Hz. Peygamberden (sav) önceki İslam tarihi ve Hz. Peygamberden (sav) sonraki İslam tarihi. Yani şunu bilmemiz gerekiyor ki Allah yeryüzüne sadece bir din gönderdi o da İslam dinidir.  Hz. Âdemden, Hz. Muhammed sallallahüaleyhiveselleme kadar yeryüzüne gelmiş olan sadece bir din vardır, o da İslam dinidir. "İnne-ddîne ‘inda(A)llâhi-l-islâm/Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır.” Âli İmran Suresi-19)

Hadiseye bu noktadan yaklaştığımız zaman Kudüs, Mekke’den sonra Müslümanların en önemli ve en kutsal olan mekânlarından bir tanesidir.

Seyit Ali Bey başta dedi ki “haremdir burası.” Evet, Kudüs’ün en önemli özelliği şudur. Hani ne demiştik Sezai Karakoç’un şiiriyle başlarken “Tanrı şehri, bütün insanlığın şehri, gökyüzünde inşa edilip yeryüzüne indirilen şehir.”

Kudüs isyancı bir şehirdir!

Tanrı şehri olması itibariyle Kudüs tek Tanrı anlayışına sahip isyancı bir şehridir. Çok Tanrılı şehir panteonunu yerle bir etmiş tek şehir Kudüs’tür.

Kudüs’te zaman zaman tarih sürecine baktığımız zaman bütün bir tarihine baktığımız zaman Kudüs'ün orta dönem Mısır Uygarlığı, arkasından gelen Persler, Asurlular, Babiller, Sasaniler, Yunanlar, Makedonlar, Romalılar ve Doğu Romalılar gelir… Yani Kudüs, gördüğünüz gibi pagan döneme ait birçok devletin gelip ya istila ettiği ya yerle bir ettiği büyük bir hükümranlık kurduğu bir şehir olmasına rağmen bütün o pagan anlayışına sahip çok Tanrılı bir kültüre sahip medeniyetlerin Kudüs’te yaptıkları, inşa ettikleri her şey yerle bir olmuştur. Çünkü Kudüs tek Tanrı anlayışına sahip isyankâr bir şehirdir. Kadim şehir Kudüs sadece tek Tanrı anlayışına sahip olarak ancak hayatiyetini sürdürür. Geri kalan bütün medeniyetlerin Kudüs’te yaptıkları eserler, ortaya koydukları her şey bir anlamda su üzerine yazı yazmak gibi olmuştur.

Kudüs’te Roma döneminde en uzun dönemlerden bir tanesidir. ‘İsyancı şehir’de Roma dönemi MÖ 70’li yıllarda başlar ve MS takdir edersiniz ki 638’e kadar sürer. Müslümanların şehrin yönetimini devralmaya geldikleri zamana kadar sürer Roma dönemi. O döneme ait Hristiyanlık dönemini dışarıda tutarsak, yani 327 tarihine kadar Roma dönemine ait yapılmış olan hiçbir şeyden iz yoktur Kudüs’te. Sadece büyük madenlerde kullanılmış olan bazı sütun başları vardır. Onlar da tek Tanrı anlayışına sahip mabetlerin inşasında kullanılmıştır. Dolayısıyla bu şehirde başka çok Tanrılı medeniyetlere ait hiçbir şeyi bulabilmek mümkün değildir. Bu açıdan bakıldığı zaman Kudüs’ün etkileyiciliği, daha fazla insanı etkileyen yönü fazladır. Dolayısıyla insanlığın yeryüzü serüveninde insanoğlunun gelip yerleştiği alan bu havzadır.

İlk tarım Kudüs havzasında yapılmıştır.

İlk tarımın yapıldığı alan burasıdır. En fazla çiftlik hayvanının evcilleştirildiği yer burasıdır. Yeryüzünde hak ve egemenlik iddiası içinde olmuş olan bütün toplumlar bu şehri ele geçirmek için hareket etmişlerdir. Neden? Çünkü yeryüzünün bir anlamda merkezi konumundadır. Şöyle ki 1492’de Amerika’nın keşfini dışarıda tutarsak, yani modern tarih yazıcıları Amerika’nın keşfini 1492 olarak belirttikleri için, bunu dışarıda tutarsak, üç kıtanın gelip kesiştiği nokta burasıdır. Avrupa’dan Afrika’ya, Asya’dan Afrika’ya, Afrika’dan Asya’ya ve Avrupa’ya gidebilmeniz için gelip geçeceğiniz yol Kudüs’te kesişir. Kudüs bir nevi merkezdir. Bundan dolayıdır ki yeryüzünde egemenlik iddiası içinde olmuş olan her yönetimi derinden etkilemiştir ve bu bölgeyi ele geçirmek için kendi ülkelerini terk edip bu ülkenin-bu şehrin surlarına kadar gelip dayanmışlardır.

Buna en son örnek de İngilizleri söyleyebiliriz. Osmanlı’dan da İngilizler devralmıştır en nihayetinde. Yani tarihin en eski medeniyetlerinden en yeni medeniyetlerine kadar herkesin bir hak iddiası var, hak isteği var Kudüs üzerinde.

Kudüs ilahi metinlerde ilk defa Hz. İbrahim ile anılır.

Kudüs ilahi metinlerde ilk defa Hazreti İbrahim ile anılır. Fakat esas itibariyle Kudüs Davut Aleyhisselâm ile birlikte, Davut (as)’nın kurduğu devletin başkentliğini yapar. Ve, Davut Aleyhisselâm’dan sonra gelmiş olan Süleyman peygamber (as) orada Hazreti Âdem’in (as) temellerini attığı ve inşa ettiği mabedin temellerini yükseltir. Dolayısıyla, aslında normalde insanların zihinlerinde oluşmuş olan iki tane olgu var. Bunlardan bir tanesi şudur: Mesela “Kâbe’nin ilk inşaacısı kimdir?” dediğimizde genellikle hafızalarımıza Kâbe’nin inşaacısının Hazreti İbrahim ve Hazreti İsmail olduğu konusunda bir anlayışa belirir. Ama Kâbe’nin ilk inşaacısı Hazreti Âdem Aleyhisselâm’dır. İnsanın yeryüzü serüveninde Allah’a ibadet etmek maksadıyla kurulmuş olan ilk yer orasıdır. İkinci olarak “Mescid’ül-Aksa’dır” diyor Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem. Mescid-i Aksa, Beytullah’tan kırk yıl sonra yine Hazreti Âdem döneminde tesis edilmiştir. Ve Hazreti Süleyman Aleyhisselam da oradaki mabedin temellerini yükseltmiştir. Hazreti Süleyman’dan sonra insanlar, yani her iki dönemde Davut Aleyhisselâm ve Hazreti Süleyman Aleyhisselâm dönemlerinde orada şehrin ismiyle örtüşecek şekilde büyük bir adalet medeniyeti kurulmuştur. Büyük bir İslam medeniyeti ve adalet medeniyeti kurulmuştur. Daha sonra Yahudilerin birbirleri aralarında fırkalara ayrılıp birbirlerine zulüm yapmasıyla birlikte Süleyman Aleyhisselâm’dan çok sonra, aşağı yukarı 300-400 yıl sonra, 3-4 asır sonra Babil Kralı 2. Nabukatnezar gelip şehrin ahalisini alıp, Babil’e sürgüne götürür ve şehri yerle bir eder. Şehrin ilk yıkımı bu andır. Babil Kralı 2. Nabukatnezar 587 tarihinde gelir şehri alır ve e şehrin ahalisini Babil sürgününe götürür ve kadim şehir Kudüs’ü yerle bir eder. Daha sonra Babil sürgünü, Sasani İmparatoru Kiros tarafından kaldırılır ve Kiros,  Yahudilerin tekrar bölgeye göçüne izin verir. Hatta mabedin üçüncü kez inşaasını sağlar.

Kudüs’ün önemine dinler açısından baktığımızda şöyle diyebiliriz: Kudüs eski ahit sandığının yani Hazreti Musa’nın Kızıldeniz tabletlerinde, Hazreti Musa’ya ait olan eşyaların, Hazreti Davut Aleyhisselâm’a ait olan eşyaların saklandığı şehir, özellikle Mescid-i Aksa alanı saklandığı yer olarak son derece önemlidir.

Kudüs Davut Aleyhisselâm’ın mahkemesinin kurulduğu yerdir.

Kudüs ayrıca Davut Aleyhisselam’ın mahkemesinin kurulduğu yerdir. Yani, adaletin tecelligâhı olarak kabul edilir, Kudüs’teki özellikle Mescid-i Aksa alanı.

Kudüs, Hristiyanlar için ise Hazreti İsa’nın annesi (Hz. Meryem’in) doğduğu yerdir. Kudüs, Hazreti İsa’nın çocukluğunun geçtiği yerdir ve Hazreti İsa kendisine gelen İslam şeriatını tebliğ etmek için geldiği bir mekândır, bir şehirdir Kudüs. Hatta bir kısım tarihçiler Kudüs’ün o dönemdeki sosyolojisini anlatırlar, yani ihanetlerin, dinin ticaretinin yapılıyor olması, 2. Herot’un inşaa ettiği ikinci mabedin tamamen ruhban sınıfına ait bir gelir getireceği yer olması vb. Hatta Hazreti İsa birkaç kez mabede giderek, o mabetteki ticari şeyleri dağıtmıştır. Yine Hazreti İsa’nın kurulmuş olan pazarları dağıttığı söylenir. Hazreti İsa’nın da ayrıca İslam inancına göre son ziyaretini gerçekleştirdiği yer yine Kudüs’tür. Kudüs, Hz. İsa’nın Hristiyan inancında çarmıha gerildiği son derece önemli bir yerdir.

İslam inancında ise dediğim gibi İsra ve Miraç burada gerçekleşmiştir. Kudüs Müslümanların ilk kıblesi olması itibariyle de son derece anlamlıdır. Ve Müslümanlar Kudüs’ü 636/637 tarihinde devralırlar. Hazreti Ömer 638 tarihinde Kudüs’ün yönetimini devralmak için bu şehre gelir.

Şimdi biraz Kudüs’ün İslam döneminden bahsedelim isterseniz. Hazreti Ömer’in şehre gelişi ile ilgili bir bölüm açalım evvelemirde. Ki bu, belki bugün İslam dünyasındaki siyasilerin hangi düşünce ve davranış içinde olmaları konusunda son derece büyük ehemmiyet arz edecek bir nitelik taşımaktadır, Hazreti Ömer’in şehre gelişi ve şehri devralması…

Kudüs fethedilmez, yönetimi devralınır.

Öncelikle şunu belirtmeliyim. Kudüs fethedilmez. Kudüs’ün yönetimi devralınır. Kudüs yönetilir. Bunun altını çizmek gerekiyor. Fetih ayrı bir kavramdır, yönetmek ayrı bir kavram... Kudüs yönetilir. Kudüs fethedilmez. Kaldı ki Kudüs sadece bir inanca değil, bütün insanlığa aittir. Yani bütün insanlığın yöneldiği bir alandır Kudüs. Dolayısıyla Müslümanlar için zaten bu güvenceyi ve özgürlüğü sağlamak Müslümanların üzerindeki birincil ödevdir.

Hz. Ömer’in Kudüs’ün yönetimini devralması heyecan verici bir hadisedir.

Şimdi Hazreti Ömer’in Kudüs’ün yönetimini devralması meselesine gelelim. Bu çok heyecan verici bir şeydir. Hazreti Ömer’in hazırladığı ordu; Hz. Ebu Ubeyde b. Cerrah’ın komutasındaki ordu Kudüs’ü 636 tarihinde kuşatır, o dönemdeki Kudüs’ün yöneticisi Patrik Sofyanus’tur, Patrik Sofyanus, Ebu Ubeyde b. Cerrah’a der ki: “Ey İslam ordularının komutanı! Bu şehir kutsal bir şehirdir. Eğer bu şehre askerler girerse bu şehrin kutsiyetine halel gelir. Dolayısıyla geliniz, sizin yöneticiniz kimse bu şehri o devralsın.” Bunun üzerine Ebu Ubeyde b. Cerrah, İslam halifesi Hazreti Ömer’e bir mektup gönderir. (Bir parantez daha açıp bir şey daha söylemeliyim. İslam tarihi yani Hazreti Peygamber’den sonraki İslam tarihinde Müslümanların yetiştirdiği en önemli komutan -İlber Ortaylı’nın diliyle mareşal- şüphesiz Hazreti Ömer’dir. 

Hazreti Ömer’den daha büyük mareşal yoktur.

Hazreti Ömer’den daha büyük mareşal yoktur. Çünkü Hazreti Ömer döneminde İslam orduları Maveraünnehir’den neredeyse Afrika boylarına kadar, yani Atlas Okyanusu’na kadar olan bir coğrafyayı fethetmişlerdir. Makedonların yani Yunanlıların, arkasından gelen Roma’nın, arkasından gelen Doğu Roma’nın ve Bizans’ın ortadan kaldıramadığı Pers ve Sasani dönemini üç yılda ortadan kaldırmış olan büyük bir mareşaldir Hazreti Ömer.

Hz. Ebu Ubeyde b. Cerrah, Hazreti Ömer’e mektup yazar ve der ki: “Buranın yöneticisi, buranın sizler tarafından yönetiminin devralmasını ister.” Mektubunda gerekçesini de detaylıca açıklar. Mektubu alan Hazreti Ömer kendi meclisine döner ve bu konuyu meclisiyle müzakere eder. Der ki: “Ne dersiniz? Ben gidip Kudüs’ün anahtarını teslim alayım mı? Yoksa İslam ordularını girsinler ve Kudüs’ü teslim alsınlar mı?” Bunun üzerine bir kişi hariç bütün mecliste bulunanlar derler ki: “Ya Ömer! Yollar güvenli değil. Sen gitme!” Bir kişi itiraz eder.

Hz. Ali (ra): “Ya Ömer! Git Kudüs’ün yönetimi devral.”


Yorum Ekle