18 Eylül 2021, Cumartesi
Son Dakika

Topkapı Sarayı Harem Dairesi

11.09.2021

Topkapı Sarayı’nda Harem ikinci ve üçüncü avluların sol tarafında (Haliç’e bakan yönde) yer alan ayrı bir mekândır. Yapılanması ve genişlemesi büyük ölçüde Kanûnî Sultan Süleyman’ın uzun saltanat yıllarına dayanır.

Topkapı Sarayı Harem Dairesi, gezdirdiğim misafirlerimin en çok ilgisini çeken yerlerin başında gelir. Harem padişah, valide sultan, padişah kadınları, çocukları, kız ve erkek kardeşleri ile hizmetli cariyelerin ve Harem’in koruyucusu Kara Ağaların yaşam alanıydı.

Büyüklü küçüklü yaklaşık 400 odanın yer aldığı harem, burada yaşayanların sayısı padişah ve validelerinin isteğine göre, 16. yüzyıldan 19. yüzyılın sonuna kadar sarayın bulunduğu tepeden Sarayburnu sahiline doğru yeni bölümler eklenmesiyle genişledi.

Bu bölümleri kısaca anlatayım:

Kara Ağalar ve Kara Ağalar Taşlığı

Kara Ağalar Taşlığı Adını, başlıca görevi Harem’in kapılarında nöbet tutmak, girişçıkışları kontrol etmek ve dışarıdan içeriye kimseyi sokmamak olan Kara Ağalar’dan alan Taşlık’ın çevresinde; Hazinedar Dairesi, Musahipler Dairesi, Enderun Avlusu’ndaki koğuşlar gibi bir eğitim yeri niteliği taşıyan Kara Ağalar Koğuşu ve Şehzadeler Mektebi yer alır. Padişahın, taşlığın ortasında boydan boya uzanan podima taşlı yoldan at üzerinde geçtiği bilinmektedir.

Harem Ağaları ve Kara Ağalar Saraylarda kadınlara ait olan kısımların hadımlar tarafından korunması, kökeni Asurlulara dayanan çok eski bir Mezopotamya geleneğidir ve Çin’den Roma İmparatorluğu saraylarına kadar pek çok sarayda benimsenmiştir. Bu geleneğe Osmanlı padişahlarının hareminde de uyulmuştur. Cariyeleri koruma görevi 16. yüzyıl sonlarına doğru tamamen hadım Kara Ağalara geçmiş ve Kara Ağalar, saltanatın sonuna kadar yetki ve nüfuzlarını arttırarak bu görevlerini icra etmişlerdir. İmparatorluğun Orta Afrika kesiminden gelen ve genellikle de Habeş eyaleti kökenli olan zenci çocukların arasından Kara Ağa olmak üzere seçilenler, Eski Saray ve Topkapı Sarayı Haremi’ne alınarak sıkı bir disiplinle yetiştirilirlerdi.

Valide Sultan Dairesi

Sultan III. Murad’ın annesi Nurbanu Sultan için yaptırdığı ve 18. yüzyılın sonlarına doğru Sultan III. Selim’in, annesi ve kendisi için ikinci bir kat eklettirdiği Valide Sultan Dairesi, düzenli ve ayrıntılı planıyla padişah dairesini andırır. Valide Sultan Dairesi’nin ana girişi, 18. yüzyılda iç kemerleri baroklaştırılan geniş koridorla bütünlük içerisindedir. Daire, yoğun rokoko dekorlu ve manzara resimlidir. Kat seviyesinde çinili duvarlar ile birer ocak ve çeşmeye sahip olan Valide Sultan Dairesi’nde bitki bezemeleri de yer almaktadır.

Dairenin alt katında valide sultanın gününün büyük bir kısmını geçirdiği bir salonla, yatak odası ve dua odası bulunurdu. Yemekten sonra dansçı ve şarkıcı cariyelerle eğlenen, okuyucu kalfa tarafından okunan Kur’an-ı Kerim veya tarih kitabını dinleyen valide sultanı, gözdelerin bu dairede ziyaret ettikleri kaydedilmektedir. Valide Sultan Dairesi’nin; hamam, tuvalet ve yaşam alanlarıyla birlikte, neredeyse kendi kendine yeterli olarak nitelenmesi olanaklı bir yapısı vardı. Valide Sultan Dairesi’nin, Harem’in en büyük ve gösterişli bölümlerinden olması, Osmanlı padişahlarının annelerine karşı duydukları hürmetin mimariye yansımış olan bir göstergesidir. Sultanlar, Harem’de padişahın baş kadınından daha ön plana çıktığı görülen ve Harem’in gerçek lideri konumunda olan annelerine saygılarını sunmak ve günlük kararlarını bildirmek için her sabah Valide Sultan Dairesi’ne giderlerdi.

Hünkâr Sofası

Hünkâr Sofası Yazılı kaynaklardan ve panoramik resimlerden, III. Murad Has Odası’ndan sonra, 1580-1590 yıllarında inşa edildiği anlaşılan ve III. Murad Has Odası’yla hamamların arasında bulunan Hünkâr Sofası, Harem’in en büyük kubbeli mekânıdır. Yapı bugünkü durumuyla yüzyıllar boyunca geçirdiği onarım ve değişiklikleri sergiler. Duvarları boyunca uzanan ve üzerinde yazıtlar bulunan seramikler 1665 yangınından sonra, mavi-beyaz Hollanda seramikleri ise 18. yüzyılın ortalarında yerleştirilmiştir. Hünkâr Sofası, Harem’de padişahların bayramlaşma mekânı, sohbet salonu, düğün, merasim ve kabul salonu olarak kullanılmıştır. Buraya Muayede (Bayramlaşma) Sofası da denilmektedir.

III. Murad Has Odası

III. Murad Has Odası Harem’in olduğu kadar Osmanlı mimarisinin de en önemli yapılarından birisi olan III. Murad Has Odası, Padişah’ın isteği üzerine 1579 yılında, devrin baş mimarı olan Mimar Sinan tarafından tasarlanmış ve inşa edilmiştir. Padişah’ın resmî ve özel dairesi olarak kullanılan bu odanın duvarları 16. yüzyıl İznik çinileriyle kaplıdır ve duvarlarından birine mavi üzerine beyaz yazıyla “Ayete’l-Kürsi” işlenmiştir. Odanın alt katında 17. yüzyılda Sultan I. Ahmed zamanında yaptırılan bir cumba ve 1579 tarihli bir havuz bulunmaktadır. III. Murad Has Odası, aynı çatı altında hem yazlık hem de kışlık köşklerin olması açısından Saray’daki tek örnektir.

Çifte Kasırlar / Veliahd Dairesi

Çifte Kasırlar / Şehzade Dairesi III. Murad Has Odası’nın girişinin Mabeyn Taşlığı tarafında, 17. yüzyılda kademeli olarak inşa edilen Çifte Kasırlar iki odadan oluşur. Bu odalar, 18. yüzyılın başından itibaren Şehzade Daireleri olarak kullanılmıştır. Oda duvarları 17. yüzyıl İznik çinileriyle süslüdür ve ahşap kubbedeki altın süslemeler orijinaldir. 17. yüzyılda Saray’da moda hâline gelen, pencere içindeki çeşmeler Çifte Kasırlar’da da görülür. Bu çeşmeler, mekânda hoş bir su sesi duyulması için yapılmıştır.

Altınyol

Altın Yol Harem’in en uzun, eski ve önemli geçidi olan Altın Yol, Harem’i Enderun Avlusu’ndan ayıran duvar boyunca uzanan tonozlu bir yoldur. Altın Yol koridorunun en özel bölümü, Harem’de Hünkâr Dairesi içinden, Mabeyn Taşlığı ve Harem bahçesini sınırlayarak geçen revaklı bölümüdür. Sultanların, 19. yüzyılda bu ismi almadan önce Uzun Yol, Rah-ı Padişahî, Sokak-ı Hazret-i Padişahî olarak adlandırılan bu koridoru, genellikle Harem’deki dairelere kestirmeden ulaşmak amacıyla kullandıkları bilinmektedir. Duvarları sıvalı, taş döşeli, sade bir yol olan bu yola Altın Yol adının verilmesi konusunda çeşitli rivayetler bulunmakla birlikte, bu adın tam olarak nereden geldiği bilinmemektedir. Şehzadelerin Cülûs Töreni’ne giderken bu yolda Harem halkına altın saçtığı ve bayram günlerinde padişahın Harem halkına iki kese altın dağıtarak bu yoldan geçtiği rivayet edilir. Bu, yaklaşık kırk beş metrelik yol, yer yer iki ila dört metre arasında genişliğe sahiptir ve duvarları çini ile kaplıdır.

Gözdeler Dairesi ve Mabeyn Taşlığı

Mabeyn Taşlığı ve Gözde Daireleri Diğer avlulardan farklı olarak Mabeyn Taşlığı’nın dört bir yanı kapalı değildir: bir yanı açıktır. Üç yanını çeşitli yapılar çevreler; bir yanı ise, Harem’in havuzuna bakar. Ayrıca, Valide Sultan Taşlığı yönünde, Cinlerin Meşveret Yeri denilen revak bulunur. Bu revağın üst katı Şehzadegân Dairesi’dir. 18. yüzyıl ortalarında Gözde Daireleri, Mabeyn Taşlığı’nda inşa edildiğinde, kadınların yaşam alanları ilk kez padişahın yaşam alanıyla birleştirilmiştir. Terasa bakan sıralanmış odalar, çıkmalar yardımıyla birbirine bağlanmıştır. Sultan I. Abdülhamid’in, köşkün alt katında bulunan dairesinin daha önceleri I. Selim Kulesi olarak anıldığı yaygın bir kanıdır. Tecrit edilmiş olan kule ve hamam, önceleri şehzadeler tarafından kullanılırken, Gözde Daireleri’nin eklenmesinden sonra, Sultan I. Abdülhamid’in ailesiyle birlikte yaşadığı bir mekân hâline gelmiştir. Ayrıca, I. Selim Kulesi’ndeki bronz kapılı taştan hazine odası ve aynalı bir oda bu birimin diğer mekânlarıdır.

 


Yorum Ekle