DOLAR
5,9249
%0,14
EURO
6,5470
%0,26
ALTIN
282,76
%0,37
BİST100
95.258
%1,36

Türkçe giderse Türkiye de gider

11.07.2019 00:00

Yazılı edebî Türkçe konusunu devamlı olarak gündemde tutmamız, lisan konusunda çok iyi düşünmemiz, çok hassas olmamız gerekir. Yazılı edebî Türkçe giderse Türkiye yıkılır. Üç beş yüz kelimelik sokak çarşı pazar Türkçesi yeterli değildir. İlle de on binlerce kelime ve terim içeren zengin Türkçemizin olması ve kullanılması icab eder. Eğitim sistemimiz, liselerimiz genç nesillere bu zengin Türkçeyi kazandıramıyor. Zengin edebî lisanı kaybettiğimiz için derin düşünemiyoruz, kültürlü olamıyoruz. İnsanı kaliteli yapan matematik cebir geometri fizik kimya değildir; edebiyat, tarih, felsefe, sanat kültürüdür. Lisan yozlaşınca, güdükleşince her şey yozlaşır, güdükleşir... Acaba derdimi anlatabildim mi?

***

Fransa’da da kültür, lisan, edebiyat düşüyor, seviye kaybediyor ama orada düşme paraşütle oluyor. Biz de ise paraşütsüz...

***

Aile Türk toplumunun temelidir. Aile sarsılır, bozulur, çökerse Türkiye çöker. Müslüman ve milliyetçi kesim bu konuyu niçin müzakere etmiyor, olumlu şekilde tartışmıyor? (Değerli hukukçu Cahit Polat beyin bu konudaki sorularıma verdiği cevapları yakında yayınlayacağım.)

***

Sütçü atlarının, araba beygirlerinin tayları ile yüksek vasıflı, süper kadrolar kuramayız. Okuyabilecek bütün tayları okutalım ama devlete, vatana, millete hizmet edecek çok vasıflı, çok üstün, çok güçlü elemanlar yetiştirmek, kadrolar kurmak istiyorsak, yarış atlarının cins taylarına yatırım yapalım. Sütçü beygirlerinin, araba atlarının tayları yarışlarda önde koşamaz.

***

Yüzde yüz yerli ve millî otomobiller... Nerede bunlar?

***

Camilerde kadınlara ait özel yerler var. İsteyen kadınlar gelip ibadet edebiliyor... Camiler kadınlarla dolacak... İslam’da böyle bir şey yok. Bu konuda ayet yok, hadis yok.

***

Zamanımızda hiç kullanılmayan iki kelime ve kavram: Hayâ ve iffet. Birileri hayâ ve iffet şişelerini taşa vurup kırdı.

***

Ülkesini unuttum, bir yerde bilge bir diktatör varmış. Yediği yemekler en yakındaki kışladan geliyormuş, asker karavanası yiyormuş...

***

Ona yakın ülkenin sultanı Selahaddin öldüğü vakit, şahsî terekesinden cenaze masraflarını karşılayacak yeterli para çıkmamış, masrafların bir kısmını dostları ödemiş.

***

Bendenizin, onların nezdinde köpek kadar itibarım olmadığını biliyorum ama umurumda bile değil... İtibarlı veya itibarsız, vazifeyi yaparım.

***

Uçağın business lüks ve pahalı kısmında yer kalmamış, normal kısımda yolculuk yapmak zorunda kalan Kodaman bey kahrolmuş... (Beter olsun!)

***

İmkân ve yol bulsam da, az da olsa, Bangladeş kamplarında sürünen Arakan Müslümanlarına, nezdimdeki zekât ve yardım parasından bir kısmını ulaştırabilsem. Birine vereceğim, o da vekilim olarak bizzat, temlik etmek suretiyle onlardan birkaç kişiye ulaştıracak. Havuza zekât parası vermem.

***

Lüks, ağır, pahalı yemekler bendenizi hasta ediyor. Akşamleyin böyle yemekler yiyince zor bir gece geçiriyorum.

***

On sene önce, o henüz bir üniversite talebesi iken, Osmanlıca öğrenmesini sıkı sıkı tavsiye etmiştim. Hayata atılmış, memur olmuş ama hâlâ öğrenmemiş. Okuma yazma bilmeden nasıl üniversite bitirmiş, bürokrat olmuş? Onu Londrada her yıl yeni baskısı yayınlanan Rekorlar Kitabına resmi ile birlikte koymak lazım.

***

Politika tiyatrosunun sahnesinde oyunlar oynanıyor, gidenler görüyor, seyrediyor. Kulislerde olup bitenlerden hemen hemen kimsenin haberi yok.

***

İstanbul’u bu perişan ve berbat hale nasıl getirdik?

***

Eskiden şiir yazmak çok zormuş, güçlü bir kültür istiyormuş. Aruz, edebî sanatlar, lisana hâkimiyet, Arapça Farsça... Bu devirde şiir yazmak çok kolay ama edebî kıymeti olan doğru dürüst nesir yazmak çok zor.

***

Biz Fatih’in torunlarıyız edebiyatı yapanlara kızıyorum. Fatih nerede, onlar nerede.

***

Cennetmekân Kanunî Sultan Süleyman Hana salak diyen profesör, bir tv programında ben kendi dışkımı yedim demiş... İntak-ı hak olmuş.

***

O Atatürkçü tarihçiye, New York’ta yayınlanan TheForward gazetesindeki malum ve mahut yazıyı sormak isterim. O yazıdaki iddiaları niçin çürütmeye, cerh ve ibtal etmeye çalışmıyor? Madem ki, Paşayı seviyor, bir tarihçi olarak onu savunmak mecburiyetinde değil midir?

Çöpe atılan hediye kitap

Büyük bir vilayetimize mensup bir grup Müslüman iş adamı, bir hayır ve kültür vakfı kurmuşlar, hemşehri üniversite gençlerine burs veriyorlar. Bazen bursla birlikte bir de faydalı kitap hediye ediyorlar. Kitap verildiği gün, binanın yakınındaki çöp kutularına, bunların birkaçı atılıyor. Hepsi atılmıyor tabiî ama bir tanesinin bile atılmış olması çok vahim, çok düşündürücü, çok ayıp bir hadisedir. Hediye kitabı çöpe atanların burs almaya hakkı yoktur. Onlardan yarar gelmez. Hediye kitabı çöpe atan adam olmaz.

***

Yüksek bir bürokrat uçak yolculuğu yaparken, VIP salonundan geçmiyor, halkın arasında, onlarla birlikte kuyruğa girerek, biraz sıkıntı çekerek uçağa biniyormuş. Bu zatı tebrik ediyorum.

***

Bazı öldürücü şehvetler:

Para şehveti, dini imanı para olmak, para için her haltı yemek.

Riyaset, makam mevki şehveti. (Cinsel şehvetten 360 derece fazla imiş.)

Alkış ün tantana şehveti.

Nefs-i emmâresini putlaştırma, kendine tapma şehveti.

Devamlı olarak aşırı yeme, tıkınma, oburluk şehveti.

Gıybet şehveti.

Holiganlık şehvetleri.

***

Beklenen büyük İstanbul ve Marmara depremine karşı hiçbir tedbir alınmıyor, hiçbir hazırlık yapılmıyor. Yahu be mübarekler, büyük sayıdaki ölü için mezar yerleri hazırlayın, mezar kazdırın bari. Ölmeyenler ne yiyecek, ne içecek, nasıl barınacak, yaralılar nerede nasıl tedavi edilecek?

***

Dinin ve tasavvufun içi boşaltılırsa ne olur? Sosyal, kültürel, siyasî, iktisadî manzaraya bakınız, işte öyle olur.

***

Fıkhın babası, müctehidlerin imamı Ebu Hanife hazretlerinin bile mürşid-i kâmili, şeyhi vardı. Ona intisablı olduğu iki seneyi kasd ederek, “Bu iki sene olmasaydı Numan helak olurdu” buyurmuşlardır.

***

Vatandaşın biri, devlete topluma ülkeye büyük bir bağışta bulunmuş, Kendisine küçük bir teşekkür mektubu bile göndermemişler. Vah vah!..

***

İsraflı bir sofrada fırında kızartılmış kuzu kebabı yemektense, Kasımpaşa’da Cami-i Kebir karşısındaki Beyoğlu lokantasında 15-20 liralık mütevazı bir yemeği tercih ederim.

***

Yakın tarihimizde çok vakıf malı yok edildi. Akar vakıflarının bir kısmı satıldı. Hayrat vakıflarının bir kısmı, (satılabilmesi, yağmalanması için) akar vakfına çevrildi. Eski tarihî kabristanlar imara açıldı... Bunları yapanlar büyük vebal altındadır. Vakıf mallarına uzanan eller onmaz. Ağır tokatlar yiyeceklerdir.

***

Bilgisayar masamın kenarında büyük bir hastahane, büyük bir eczahane bulunuyor. Yüz mililitrelik çörek otu yağı şişesi. Büyük hastahane ve eczahane olduğuna yemin etsem başım ağrımaz. Ölümden başka her hastalığın ilacı.

***

Doların fırlamasından sonra, islamî yayınevlerimizin yüzde yetmişi batma tehlikesi geçiriyor. Yerli kâğıt fabrikalarımız battal edildi, dışarıdan dolarla kâğıt ithal ediyoruz. Bunun böyle olacağı belliydi.

***

Mütevazı olmazsak, kanaatli yaşamazsak, israftan ve lüksten vazgeçmezsek, bugün olduğu gibi saçıp savurursak ne kriz önlenebilir, ne de enflasyon düşer.

***

Devlet ve belediyeler başta resmî otomobil saltanatı olmak üzere her türlü israfa ve şatafata derhal son vermelidir. Akıl, sağduyu, bilgelik, insaf, vicdan, ahlak, vatanseverlik böyle diyor.

***

Boğazda, halen hapishanede olan birine ait kaçak köşk yıkılmış. Bu köşkün kaçak olduğunu bilmiyorlar mıydı? Yıllarca önceden, ta yapıldığı zamandan beri biliyorlardı ama... (Bu ama’dan sonrasını yazmayacağım.)

***

Günümüzde çok az kullanılan, belki de bir kesim tarafından hiç kullanılmayan bazı kavram ve değerler: MÜRÜVVET... Kadınlarla ilgili HİCAB... FAZİLET... HİKMET=BİLGELİK... FÜTÜVVET... HURMET-İ MUSAHHARE.

***

Türkçe giderse Türkiye de gider

 

Yazılı edebî Türkçe konusunu devamlı olarak gündemde tutmamız, lisan konusunda çok iyi düşünmemiz, çok hassas olmamız gerekir. Yazılı edebî Türkçe giderse Türkiye yıkılır. Üç beş yüz kelimelik sokak çarşı pazar Türkçesi yeterli değildir. İlle de on binlerce kelime ve terim içeren zengin Türkçemizin olması ve kullanılması icab eder. Eğitim sistemimiz, liselerimiz genç nesillere bu zengin Türkçeyi kazandıramıyor. Zengin edebî lisanı kaybettiğimiz için derin düşünemiyoruz, kültürlü olamıyoruz. İnsanı kaliteli yapan matematik cebir geometri fizik kimya değildir; edebiyat, tarih, felsefe, sanat kültürüdür. Lisan yozlaşınca, güdükleşince her şey yozlaşır, güdükleşir... Acaba derdimi anlatabildim mi?

***

Fransa’da da kültür, lisan, edebiyat düşüyor, seviye kaybediyor ama orada düşme paraşütle oluyor. Biz de ise paraşütsüz...

***

Aile Türk toplumunun temelidir. Aile sarsılır, bozulur, çökerse Türkiye çöker. Müslüman ve milliyetçi kesim bu konuyu niçin müzakere etmiyor, olumlu şekilde tartışmıyor? (Değerli hukukçu Cahit Polat beyin bu konudaki sorularıma verdiği cevapları yakında yayınlayacağım.)

***

Sütçü atlarının, araba beygirlerinin tayları ile yüksek vasıflı, süper kadrolar kuramayız. Okuyabilecek bütün tayları okutalım ama devlete, vatana, millete hizmet edecek çok vasıflı, çok üstün, çok güçlü elemanlar yetiştirmek, kadrolar kurmak istiyorsak, yarış atlarının cins taylarına yatırım yapalım. Sütçü beygirlerinin, araba atlarının tayları yarışlarda önde koşamaz.

***

Yüzde yüz yerli ve millî otomobiller... Nerede bunlar?

***

Camilerde kadınlara ait özel yerler var. İsteyen kadınlar gelip ibadet edebiliyor... Camiler kadınlarla dolacak... İslam’da böyle bir şey yok. Bu konuda ayet yok, hadis yok.

***

Zamanımızda hiç kullanılmayan iki kelime ve kavram: Hayâ ve iffet. Birileri hayâ ve iffet şişelerini taşa vurup kırdı.

***

Ülkesini unuttum, bir yerde bilge bir diktatör varmış. Yediği yemekler en yakındaki kışladan geliyormuş, asker karavanası yiyormuş...

***

Ona yakın ülkenin sultanı Selahaddin öldüğü vakit, şahsî terekesinden cenaze masraflarını karşılayacak yeterli para çıkmamış, masrafların bir kısmını dostları ödemiş.

***

Bendenizin, onların nezdinde köpek kadar itibarım olmadığını biliyorum ama umurumda bile değil... İtibarlı veya itibarsız, vazifeyi yaparım.

***

Uçağın business lüks ve pahalı kısmında yer kalmamış, normal kısımda yolculuk yapmak zorunda kalan Kodaman bey kahrolmuş... (Beter olsun!)

***

İmkân ve yol bulsam da, az da olsa, Bangladeş kamplarında sürünen Arakan Müslümanlarına, nezdimdeki zekât ve yardım parasından bir kısmını ulaştırabilsem. Birine vereceğim, o da vekilim olarak bizzat, temlik etmek suretiyle onlardan birkaç kişiye ulaştıracak. Havuza zekât parası vermem.

***

Lüks, ağır, pahalı yemekler bendenizi hasta ediyor. Akşamleyin böyle yemekler yiyince zor bir gece geçiriyorum.

***

On sene önce, o henüz bir üniversite talebesi iken, Osmanlıca öğrenmesini sıkı sıkı tavsiye etmiştim. Hayata atılmış, memur olmuş ama hâlâ öğrenmemiş. Okuma yazma bilmeden nasıl üniversite bitirmiş, bürokrat olmuş? Onu Londrada her yıl yeni baskısı yayınlanan Rekorlar Kitabına resmi ile birlikte koymak lazım.

***

Politika tiyatrosunun sahnesinde oyunlar oynanıyor, gidenler görüyor, seyrediyor. Kulislerde olup bitenlerden hemen hemen kimsenin haberi yok.

***

İstanbul’u bu perişan ve berbat hale nasıl getirdik?

***

Eskiden şiir yazmak çok zormuş, güçlü bir kültür istiyormuş. Aruz, edebî sanatlar, lisana hâkimiyet, Arapça Farsça... Bu devirde şiir yazmak çok kolay ama edebî kıymeti olan doğru dürüst nesir yazmak çok zor.

***

Biz Fatih’in torunlarıyız edebiyatı yapanlara kızıyorum. Fatih nerede, onlar nerede.

***

Cennetmekân Kanunî Sultan Süleyman Hana salak diyen profesör, bir tv programında ben kendi dışkımı yedim demiş... İntak-ı hak olmuş.

***

O Atatürkçü tarihçiye, New York’ta yayınlanan TheForward gazetesindeki malum ve mahut yazıyı sormak isterim. O yazıdaki iddiaları niçin çürütmeye, cerh ve ibtal etmeye çalışmıyor? Madem ki, Paşayı seviyor, bir tarihçi olarak onu savunmak mecburiyetinde değil midir?

Çöpe atılan hediye kitap

Büyük bir vilayetimize mensup bir grup Müslüman iş adamı, bir hayır ve kültür vakfı kurmuşlar, hemşehri üniversite gençlerine burs veriyorlar. Bazen bursla birlikte bir de faydalı kitap hediye ediyorlar. Kitap verildiği gün, binanın yakınındaki çöp kutularına, bunların birkaçı atılıyor. Hepsi atılmıyor tabiî ama bir tanesinin bile atılmış olması çok vahim, çok düşündürücü, çok ayıp bir hadisedir. Hediye kitabı çöpe atanların burs almaya hakkı yoktur. Onlardan yarar gelmez. Hediye kitabı çöpe atan adam olmaz.

***

Yüksek bir bürokrat uçak yolculuğu yaparken, VIP salonundan geçmiyor, halkın arasında, onlarla birlikte kuyruğa girerek, biraz sıkıntı çekerek uçağa biniyormuş. Bu zatı tebrik ediyorum.

***

Bazı öldürücü şehvetler:

  1. Para şehveti, dini imanı para olmak, para için her haltı yemek.
  2. Riyaset, makam mevki şehveti. (Cinsel şehvetten 360 derece fazla imiş.)
  3. Alkış ün tantana şehveti.
  4. Nefs-i emmâresini putlaştırma, kendine tapma şehveti.
  5. Devamlı olarak aşırı yeme, tıkınma, oburluk şehveti.
  6. Gıybet şehveti.
  7. Holiganlık şehvetleri.

***

Beklenen büyük İstanbul ve Marmara depremine karşı hiçbir tedbir alınmıyor, hiçbir hazırlık yapılmıyor. Yahu be mübarekler, büyük sayıdaki ölü için mezar yerleri hazırlayın, mezar kazdırın bari. Ölmeyenler ne yiyecek, ne içecek, nasıl barınacak, yaralılar nerede nasıl tedavi edilecek?

***

Dinin ve tasavvufun içi boşaltılırsa ne olur? Sosyal, kültürel, siyasî, iktisadî manzaraya bakınız, işte öyle olur.

***

Fıkhın babası, müctehidlerin imamı Ebu Hanife hazretlerinin bile mürşid-i kâmili, şeyhi vardı. Ona intisablı olduğu iki seneyi kasd ederek, “Bu iki sene olmasaydı Numan helak olurdu” buyurmuşlardır.

***

Vatandaşın biri, devlete topluma ülkeye büyük bir bağışta bulunmuş, Kendisine küçük bir teşekkür mektubu bile göndermemişler. Vah vah!..

***

İsraflı bir sofrada fırında kızartılmış kuzu kebabı yemektense, Kasımpaşa’da Cami-i Kebir karşısındaki Beyoğlu lokantasında 15-20 liralık mütevazı bir yemeği tercih ederim.

***

Yakın tarihimizde çok vakıf malı yok edildi. Akar vakıflarının bir kısmı satıldı. Hayrat vakıflarının bir kısmı, (satılabilmesi, yağmalanması için) akar vakfına çevrildi. Eski tarihî kabristanlar imara açıldı... Bunları yapanlar büyük vebal altındadır. Vakıf mallarına uzanan eller onmaz. Ağır tokatlar yiyeceklerdir.

***

Bilgisayar masamın kenarında büyük bir hastahane, büyük bir eczahane bulunuyor. Yüz mililitrelik çörek otu yağı şişesi. Büyük hastahane ve eczahane olduğuna yemin etsem başım ağrımaz. Ölümden başka her hastalığın ilacı.

***

Doların fırlamasından sonra, islamî yayınevlerimizin yüzde yetmişi batma tehlikesi geçiriyor. Yerli kâğıt fabrikalarımız battal edildi, dışarıdan dolarla kâğıt ithal ediyoruz. Bunun böyle olacağı belliydi.

***

Mütevazı olmazsak, kanaatli yaşamazsak, israftan ve lüksten vazgeçmezsek, bugün olduğu gibi saçıp savurursak ne kriz önlenebilir, ne de enflasyon düşer.

***

Devlet ve belediyeler başta resmî otomobil saltanatı olmak üzere her türlü israfa ve şatafata derhal son vermelidir. Akıl, sağduyu, bilgelik, insaf, vicdan, ahlak, vatanseverlik böyle diyor.

***

Boğazda, halen hapishanede olan birine ait kaçak köşk yıkılmış. Bu köşkün kaçak olduğunu bilmiyorlar mıydı? Yıllarca önceden, ta yapıldığı zamandan beri biliyorlardı ama... (Bu ama’dan sonrasını yazmayacağım.)

***

Günümüzde çok az kullanılan, belki de bir kesim tarafından hiç kullanılmayan bazı kavram ve değerler: MÜRÜVVET... Kadınlarla ilgili HİCAB... FAZİLET... HİKMET=BİLGELİK... FÜTÜVVET... HURMET-İ MUSAHHARE.

***

 


Yorum Ekle