1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu ile Atatürk`ten sonra kadınlar lehine en önemli hükümlerin getirildiğini görmekteyiz.   

4721 Sayılı yasa ile

Eski kanunda aile reisliği kurumu vardı ve aile reisi kocadır. Yeni Medeni Yasada aile reisliği kaldırılmış ve eşlerin evlilik birliğini beraberce yönetecekleri düzenlenmiştir.

Eski kanunda evlilik birliğini temsil yetkisi (bazı hususlarda karının da temsil yetkisi vardır) kocaya aittir. Yeni Yasada temsil yetkisi eşlerin her ikisine birlikte verilmiştir.

Evin seçimini kocanın yapacağı hükmü değiştirilerek, eşlerin oturacakları evi birlikte seçecekleri hükmü getirilmiştir.

Kadına, 'önceki' soyadını kocasının soyadından önce gelmek üzere kullanabilme hakkı veren ve daha önceden yapılmış olan (1997 yılında) değişiklik yeni yasada aynen benimsenmiştir. 

Eski Medeni Kanuna göre eşlerin velayeti birlikte kullanacağı, anlaşmazlık halinde ise babanın reyinin üstün olacağı hükmü değiştirilerek eşlerin velayeti birlikte kullanacakları düzenlenmiştir. Anlaşmazlık halinde ise hâkim karar verecektir. 

Yeni Medeni Yasada eşlerden birinin meslek ve iş seçiminde diğerinin iznini almak zorunda olmadığı hükmü getirilmiştir. Bu düzenlemeyle eşler mesleklerini diğer eşten izin almadan sürdürebilecektir. (Zaten, Eski Medeni Kanunun 159. maddesinde yer alan kadının meslek ve iş yapabilmesi için kocasının iznini alacağı şeklindeki hüküm 1990 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.) 

Eski Medeni Kanuna göre diğer rejimlerden biri seçilmemişse geçerli olan kanuni mal rejimi 'mal ayrılığı' iken Yeni Yasada 'edinilmiş mallara katılma' rejimi getirilmiştir. Her eşin kendi adına kayıtlı olan mallara sahip olmaya devam etmesi denilen mal ayrılığı yerine, yeni rejime göre yine eşler evlenirken başka bir rejim seçmemişlerse evlilik birliğinin kurulmasından sonra her eşin karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleri (edinilmiş mallar) evliliğin sona ermesiyle eşit olarak paylaşılır. Kişisel mallar ise sahiplerinde kalır. 

Eski Medeni Kanuna göre evin ve çocukların geçimi kocaya ait iken Yeni Medeni Yasada, eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıklarıyla katılırlar şeklinde düzenleme yapılmıştır.

Yeni Yasa ile evlenme yaşı kadın ve erkek için eşitlenerek yükseltilmiştir. Aile izni ile evlenme halinde 17 yaşını doldurmak, mahkeme kararıyla evlenme durumunda 16 yaşını doldurmak şartı getirilmiştir. (Eski Kanuna göre aile izniyle evlenmede erkek 17, kadın ise 15 yaşını doldurmuş olmalı, mahkeme kararıyla evlenmede erkek 15, kadın ise 14 yaşını doldurmuş olmalıdır.)

Daha önce evlenmek için müracaat yeri, erkeğin oturduğu yer evlendirme memurluğu iken Yeni Yasada kadın veya erkeğin oturduğu yer evlendirme memurluğu olarak düzenlenmiştir.

Genel hükümlere göre boşanmadan sonra nafaka davalarının açılma yeri davalının ikametgâhı yer mahkemesidir. Yeni Yasada ise davacının ikametgâhı yer mahkemesi yetkili kılınmıştır.

Yeni Medeni Kanunda evlat edinme konularında da önemli yenilikler getirilmiştir. 30 yaşını dolduranlar evlat edinebilirler, evlat edineceklerin çocuğunun olmaması şartı kaldırılmıştır.

Sonuç:

Türk kadınının statüsünü ele aldığımız bu çalışmamızda en önemli kazanımların Atatürk döneminde elde edildiği görülmektedir. Çağdaş Türkiye`nin kadın ve erkeğin birlikte omuzları üzerinde yükseleceğine inancı tam olan Atatürk, Türk kadınının çağdaşlaşması için her türlü çabayı göstermiştir. Eğitim, hukuk, siyaset ve toplumsal alanda kadın ve erkeği eşit hale getirmiştir. Kadın konusuna her türlü ideolojik ve faydacı anlayışların ötesinde 'insan hakları' bağlamında yaklaşmıştır.

Atatürk`ten sonra bu konuda 1960`lara kadar duraklama evresine girilmiştir.1960 sonrasında ise daha çok dıştan gelen baskılarla kadın konusunda atılımlar yapılmıştır. Türkiye nin 1986 yılından bu yana taraf olduğu Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin (CEDAW) 18.maddesi uyarınca taraf devlet olarak, her dört yılda bir kadınlara ilişkin sağladıkları ilerleme ve karşılaşılan engelleri CEDAW Komitesine sunma yükümlülüğü de bunu göstermektedir. Nitekim Türkiye en sonuncusu 2008`de olmak üzere şu ana kadar altı rapor hazırlayıp Birleşmiş Milletler CEDAW Komitesine sunmuştur.

2000`li yıllarla birlikte özellikle 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu ile başlayan dönemde de kadınlar önemli kazanımlar elde etmeye başlamıştır.

8 Mart 2012 tarihli 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesi Kanunu ile İstanbul sözleşmesi olarak ta bilinen 'Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi'  de kadınlar lehine çok özel ve imtiyazlı aynı zamanda doğru bulduğumuz düzenlemelerdir.