25 Eylül 2021, Cumartesi
Son Dakika

Ülkü Olcay’ın şiir kitabı ‘Düş Ertesi’çıktı

Eğitimci-çevirmen Ülkü Olcay’ın ilk şiir kitabı “Düş Ertesi” raflarda yerini aldı. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları arasında çıkan 96 sayfalık kitapta şairin, hece ve serbest olmak üzere 94 şiiri yer alıyor.
12.09.2021 19.06.33

ELİF ŞAHİN

Yaklaşık 3 yıldır yurt içi ve yurt dışı organizasyonlarla elde ettiği yardımları Adana'da bulunan özellikle yetim çocuklara ulaştırmayı kendine borç bilen Ülkü Olcay, daha fazla çocuğun yüzü gülsün diye uzun zamandır emek verdiği kitabının gelirini Türkmen çocuklara adadı. Kitabı temin etmek isteyenlerin aynı zamanda yardım yapmış olacağını hatırlatan Olcay, talep edilen miktarda kitabın, kargo ile ulaştırılacağını kaydetti. Hediyesi 20 TL olan “Düş Ertesi”nden edinmek isteyenler, Ülkü Olcay ile +90 507 942 29 44 numaralı WhatsApp hattından veya [email protected] email adresinden temas kurarak taleplerini iletebilecekler.

Ülkü Olcay kimdir?
Adana’da doğan Ülkü Olcay, ilk ve orta öğrenimini Adana’da tamamladı. 100. Yıl Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olan Olcay, öğretmenliğe başladı.
2015 yılından bu yana edebi çeviriler de yapan şairin çeviri ve telif eserleri yurtdışındaki çeşitli gazete ve dergilerde, Türkiye’de ise Telmih, Kurgan ve Ayarsız dergilerinde yayımlanmaktadır. “Düş Ertesi” Ülkü Olcay’ın ilk şiir kitabıdır.
“Düş Ertesi”  Kitabı hakkında
Editör, Şair ve Yazar İmdat Avşar, Ülkü Olcay’ın şiirleri ve “Düş Ertesi”ni, kitabın önsözünde şöyle yorumluyor: “Ülkü Olcay bu ilk şiir kitabıyla bizi, aşkın her an görülebilen bir “düş” şiirin ise gerçeğin kavranmasından sonraki “düş ertesi”nin terennümü olduğuna inandırmaya çalışıyor. Haksız da sayılmaz. Çünkü aşk, aklın aşmaya izin vermediği sınırları, yüreğinin kavrayışıyla düşe döndürerek aşmak aynı zamanda aklın inanmadığı o düşe gönüllü olarak inanmaktır. Akıl insanı geri çekse de yürek her daim o düşün büyüsünü yaşamak için deli bir çırpınış içindedir. Böylece aşkın hükmettiği insanın hayatında da hayal ile gerçek bir sarmal gibi birbirine dolanır.

Aslında bu durum, tam da bir düş iklimi olan şiiri tetikler, şair gönülleri şiirin derin sularında yüzdürmeye başlar ve o düş iklimine özgü dizeler dökülüverir şairin söz bohçasından. Çünkü şair yüreği, Olcay’ın da ifade ettiği gibi “içinden şiirsiz geçilemeyecek kadar derin gözlerin” esiridir…
Şair o iklimde sevgilinin “gözlerinin değdiği şiirleri” de okur elbette ve korkularını şiir okumasını arzu ettiği cananın “sesine gömmeyi” de… Eğer o düş aleminde “şehrin kara bahtını aklayan akasyalar” varsa, hayal de gerçeği aşacaktır. Olcay da bu iklimde söze tutunup bir seraba doğru inançla yürüyor...
Olcay, aklın sesinden azat olup gönlün sesini beyaz kâğıda dökmeye başladığında “mavera göklerinden” derlediği ve gökyüzünde “asi yılkılar” gibi koşuşturduğu bulutları da söz damlalarına dönüşerek aralıksız yağdırmaya başlıyor. Bir düş ertesi’ne rastlayan bu söz yağışında birbirine karışan ayrılık, sitem, şikâyet, hüzün, bekleyiş, ümit, hasret, yalnızlık dereleri, onun sevgi vadisinde bütün duyguları önüne katıp sürükleyen bir şiir seline karışıyor. Gönüllerdeki kadim sızıyı uyandırıp yaraların kabuğunu yeniden kavlatıyor şair, sözün cazibesine kapılan her yüreği de içe dokunan mısralarına çarpa çarpa ufalayıp aşkın ummanına döküveriyor. Bu sele direnmek, o düşü görüp gerçek olduğuna inanmış yaralı yüreklerin haddine değil. Çünkü Olcay’ın gönlünde bu duygu selini daha da coşturan ve “ummana dökülmek için hazır bekleyen bir aşk yağmuru” daha var…
“Bir dem tutsan nefesin kainat boşa döner” mısraı ile aşkı inanmış bir yüreğin sesiyle terennüm eden, coşkulu bir ruh hâliyle düş vadisine yürüyen Olcay aslında her şair gibi gördüğünün düş olduğunu geç de olsa fark ediyor ve “Acılar tahtına çıkaran aşktır…” hükmünü giydiriyor yüreğe… Tabi olarak mısra mısra bir uyanış başlıyor sonrasında. Olcay’ın şiirinde, gerçeğin soğuk yüzüne hafif bir dokunuş bu: “Derken titredi zaman hakikati görünce/ Bir rüyaydı uyandım paramparçaydı gece…”

Olcay’ın şiirlerindeki bu poetik bütünlük, düş kırıklıklarını “canı tende kurutan” sevdaya siteme dönüştürüyor ve elbette can yakan sevdadan şikâyete: “Dermanı yok küllerin hâlimin beyanına…”
Eğer sevda yangınında kanatları kül olan bir âşık yürek varsa, bir pişmanlık da olacaktır. Ama Olcay’ın poetikasında pişmanlığı anlayan da o aldanışı yaşayan şairden başkası değil:
“Nedamet zehrini yutsam kim anlar…”
Taşa değen aşkın düş kırıklıkları elbette gönül yaralarının sağaltılmasını ve ruhun bir denge hâlinde tutulmasını gerektirir. “Fikir kan ter içinde duygular yerçekimsiz” kaldığında, sevmeyi ibadet bilen şair de sanki şu gerçeği çarpıyor okuyucunun yüzüne: “Canana ram oluş kula ibadet değil.” Ancak Olcay’ın şiirlerindeki nedamet, sözde bir pişmanlık. Yanmaktan haz alan şair yüreğindeki sevda odu, hafif bir rüzgârda yeniden közermeye başlıyor sanki. İşte söze sığınan yürekler için bu yeni bir sevginin, yeni bir ateşin de başlangıcıdır. Şair de bu pişmanlığı, yılgınlığı kabul etmiyor ve aşkın “yangınına bağrını açanlara aşk olsun” diye sesleniyor…
Sözü, çok da uzatmadan asıl sahibine, şaire teslim ederken, Ülkü Olcay’a, “sancılı dolunay” demlerinde yürek sızısıyla kat edilen şiir yolunda uğurlar arzuluyorum.”



Yorum Ekle
Orhan Yılmaz
12.09.2021 19.20.20

Tebrik ederim