31 Ekim 2020, Cumartesi
Son Dakika

Unutulan bir medeniyet umdemiz: Komşuluk.

15.10.2020

İstanbul'da şimdiki zamanda etrafı yüksek duvarlarla çevrilmiş, duvarların üzerine jiletli teller döşenmiş, çok katlı binaların arasına çitlerle mesafeler konulmuş bulunan site arazilerinin aslî sahipleri durumundaki ahşap konakların, cumbalı meskenlerin, eski İstanbul evlerinin kapıları kilitli değildi. 

İstanbul'da bir asır öncesine kadar çat kapı misafirliğe gidilir, sokakta, çarşıda, pazarda, camide, medresede karşılaşan ahbaplar birbirlerine “Bir maniniz yoksa akşama bizim eve bekleriz” derdi. Eski İstanbul’a bariyersiz, teklifsiz komşuluk ilişkileriyle birlikte samimi bir mahalle kültürü, huzurlu bir semt yaşayışı hâkimdi.

İş ve üretim süreçlerini Ahilik kültürü ve fütüvvet ahlâkı belirlerdi. 

Komşuların birbirlerinin küllerine muhtaç olduğu yılların İstanbul’unun alış veriş merkezlerinde, çarşı ve pazarlarında, ticarethanelerinde piyasayı, iş ve üretim süreçlerini Ahilik kültürü ve fütüvvet ahlâkı belirlerdi. Cebinde parası olmayan insanların esnaf nezdinde her zaman “hatırı” vardı. Mahallelerde herkesin sevip sayarak hürmet ettiği simalar, hacı annelere, hacı babalara, müderrislere, imamlara, hafızlara ve Ahilere aitti. Çocuklar ise bu ortamın baş kahramanları olarak her zaman el üzerinde tutulurdu. 

Ev alma, komşu al!

Eski İstanbul’da “ev alma, komşu al” deyimi ayne’l-yakîn yaşanırdı. Yardımlaşma, dayanışma, sohbet, imece, rızâ, îsar, ülfet, ahbaplık, karşılıksız sevmek, ferâgat, birlik ve huzur, eski İstanbul mahallelerinin, dolayısıyla seviyeli komşuluk ilişkilerinin sürüp gittiği semt sakinlerinin anahtar kelimeleriydi. 

Hüzünler paylaşıldıkça azalırdı. 

Komşular arasında dargınlıkların bir mendil kuruyuncaya kadar yahut da üç günden fazla sürmediği zamanlarda bir evde pişen yemek, diğer evde demlenen çay, kuzine sobaların üzerinde patlatılan mısırlar, kestaneler, ocaklarda pişirilen ekmek aşları, bahçelerde yetişen ürünler, dallara duran meyveler bölüşülür, mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır, hüzünler paylaşıldıkça azalırdı. 

Komşu kapısı…

Ahalinin, mahalledekilerin neyle meşgul olduğundan, neler yaptığından haberdar olduğu yıllarda hangi evde kimlerin yaşadığı bilinir, yaşlılar ve hastalar ziyaret edilir, kimsesizler gözetilir, yetimlerin başları okşanır, engellilerin ihtiyaçları karşılanır, böylelikle anahtarları her daim üzerlerinde bulunan kapılar kelimenin tam manasıyla komşu kapısı yapılırdı.

Tarhana, salça vb. kışlık hazırlıklar yakın komşular arasında ortaklaşa yapılır, evlenecek kızı olanların çehiz hazırlamalarına yardım edilir, lohusa kadınlar yalnız bırakılmaz, düğün hanelerine kap kacak yardımı yapılır, vefât eden komşuların yemekleri pişirilirdi. 

Evlerde biten ekmeğin, eksilen tuzun, baharatın mahalle bakkalından ziyade, kapı komşudan tedarik edildiği yıllarda birinin sorunu herkesin meselesiydi, dertlere hep birlikte devâ aranır, bireysel yaşanmaz, komşuya dolu giden tabaklar birkaç gün içinde yine dolu olarak kapıda belirirdi. 

 


Yorum Ekle
Sedat Kılıç
19.10.2020 10.52.31

Yüreğinize, kaleminize sağlık. Yine yok olma eğiliminde hatta yok olmuş safhasına gelmiş bir konuya değinmişsiniz.

Mehmet Esen
18.10.2020 11.58.08

Başka ne denir “Nerede o eski günler bir daha geri dönmemek üzere gtti...gitti.” Bizden sonra bugünler ancak ermişlerin hayali olabilir.

Mehmet Esen
18.10.2020 11.58.07

Başka ne denir “Nerede o eski günler bir daha geri dönmemek üzere gtti...gitti.” Bizden sonra bugünler ancak ermişlerin hayali olabilir.